İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen, bankacılık alacaklarının devri sonrası ticari hizmet sözleşmesinden kaynaklanan borca itirazın iptali davasında kefilin zamanaşımı ve 10 yıllık sorumluluk süresi savunmaları.
Özet: Bankacılık sektöründeki alacakların devri ile ilgili faaliyet gösteren davacı şirket, davalının müşterek müteselsil borçlu ve kefil konumunda bulunduğu kredi sözleşmelerinden doğan borcun tahsili için başlattığı icra takibine davalının yaptığı haksız itirazın iptali talebiyle dava açmış; davalı ise savunmasında, itirazın iptali davası için öngörülen bir yıllık hak düşürücü sürenin dolduğunu ve ayrıca gerçek kişi kefaletinin on yıl sonunda kendiliğinden sona ereceğine dair Borçlar Kanunu hükmü uyarınca zamanaşımı/hak düşürücü süre itirazlarını ileri sürmüştür.

T.C.
İSTANBUL1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİESAS NO
: 2025/746 EsasKARAR NO
: 2026/773DAVA
: İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)DAVA TARİHİ
: 14/10/2025KARAR TARİHİ
: 18/09/2026Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ... A.Ş.'nin iştigal konusu, "Bankaların, katılım bankalarının ve diğer mali kurumların alacakları ile diğer varlıkların satın(devir) alınması ve satılması" faaliyeti olduğunu, ayrıca ...'nun iştiraki olduğunu, davaya konu alacak öncelikle ... T.A.Ş. tarafından 2003 yılında ...'ye devredildiğini, ... ise alacağı, 22.02.2006 tarihinde ...A.Ş'ye devretmiştir. ... A.Ş.'nin, 06.03.2017 tarihinde müvekkil şirket ... A.Ş. ile birleşmesine karar verildiğini, .. şubesi ile ... Ltd. Şti. Arasında tanzim olunan ekli kredi sözleşmeleri ile dava dışı borçluya krediler kullandırılmış olup davalı da işbu kredi sözleşmelerinde müşterek müteselsil borçlu ve kefil konumunda olduğunu, davalının sözleşmeden kaynaklanan borçlarını ifa etmemesi üzerine, kredi kullandıran banka tarafından kredi hesabı ... 15. Noterliği'nin... tarihli ihtarnamesi kat edilmiş olup böylelikle alacağın tamamı muaccel hale geldiğini, 25.06.2013 tarihinde davalı hakkında davaya konu icra takip dosyası ile genel haciz yoluyla takip başlatıldığını, bahse konu borçluya usulüne uygun olarak ödeme emri tebliğ edilmiş olup borçlunun haksız itirazları ile takibin durdurulmasına karar verildiğini, borçlunun itirazı üzerine 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'na eklenen 5/A maddesi uyarınca müvekkili şirket tarafından ... Arabuluculuk Bürosu'nun ... arabuluculuk numaralı dosyası ile arabuluculuk başvurusunda bulunulduğunu, arabuluculuk görüşmesi anlaşamama ile sonuçlandığını, açıklanan nedenlerle; müvekkilinin daha fazla zarar görmesini engellemek amacıyla işbu davanın ikamesi zorunluluğu doğduğunu, davalının itirazları haksız ve kötü niyetli olup takibi sürüncemede bırakma amaçlı olduğunu, müvekkili şirketin takip konusu bedelin alacaklısı olduğunu, dava dilekçesi ekinde sunulan genel kredi sözleşmeleri, ihtarname ve mahkememizce toplanacak deliller neticesinde görüleceğini, borçlunun itiraz dilekçesinde ileri sürdüğü zamanaşımı definin yerinde olmadığını, faize ve takibin ferilerine ilişkin taleplerinin hukuka uygun olduğunu, dava dilekçesinde ayrıntılı olarak açıklanan ve mahkememizce resen dikkate alınacak sebeplerle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, davalının ... 2. İcra Müdürlüğü'nün ...E. sayılı dosyasına yapmış olduğu borca ve tüm ferilere yönelik itirazın iptali ile takibin asıl alacak, BSMV ve asıl alacağa değişen oranlarda %27,5 oranından az olmamak üzere ticari temerrüt faizinin 2 katı oranında faiz oranı uygulanmak suretiyle devamına, davalı aleyhine alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; üç değişik nedene bağlı hak düşürücü süre/ zamanaşımı itirazları bulunduğunu, bunlardan her birindeki ayrı açıklama, diğerlerindeki iddialarının yokluğunu kabul anlamına gelmediğini, yapılan icra takibine itirazlarının 04.09.2015 tarihli olduğunu, buna karşın davacı tarafın açmış olduğu itirazlarının iptali davasının 14.10.2025 tarihli olduğunu, oysa itirazın iptali davasının açılma süresinin 1 (bir) yıl olduğunu, bu süre hak düşürücü süre olduğunu, bu nedenle itirazın iptali davası açma süresi çoktan geçmiş bulunduğunu, müvekkilinin bahse konu borcun kefili durum olduğunu, Borçlar Kanununun kanun gereğince başlık 598.maddesi "Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar. Kefalet, on yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir. Kefalet süresi, en erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce yapılmak kaydıyla, kefilin kefalet sözleşmesinin şekline uygun yazılı açıklamasıyla, azamî on yıllık yeni bir dönem için uzatılabilir." hükmünü içerdiğini, görüldüğü üzere; Borçlar Kanunumuz borca kaynaklık eden ilişkinin ne olduğuna bakmaksızın kefalet ilişkisinin de ona bağlı oluşacak alacakların da süresini 10 (on) yıl ile sınırlandırdığını, zamanaşımı süresini kesen herhangi bir olayın bulunması halinde bile yeni zamanaşımı süresi 10 yıl olacağını, diğer yandan zamanaşımı her kim hakkında işlem yapılmışsa onun hakkında geçerli olacağını, müvekkilinin hakkında icra takibi içerisinde yapılan son işlem 23.07.2015 tarihinde olduğunu, bu tarihte alacaklı vekili tarafından müvekkilinin Mernis adresine tebligat çıkarılması istendiğini, yapılan tebligat sonrasında tebliğ gerçekleştirildiğini ve taraflarınca süresinde itiraz edilerek takip durduğunu, her ne kadar sonrasında icra müdürlüğünün müvekkilinin hakkında yanlışlıkla haciz işlemleri yapılmışsa da bunlar itirazla durmuş takipte yapılan hacizler olduğundan yok hükmümde olduğunu, müvekkili hakkında icra takibi içerisinde yapılan son işlem ile işbu itirazın iptali açılmasına kadar geçen sürenin on yıldan fazla olması dolayısıyla, müvekkilinin aleyhine artık zamanaşımı bulunması dolayısıyla davanın reddi gerektiğini, davacı taraf ...'ye devir olunan alacaklarda 20 yıllık zamanaşımı süresinin bulunduğundan bahisle işbu davayı açtığını, oysa 4389 sayılı kanunu EK MADDE 3. "Bu Kanundan kaynaklanan Fon alacaklarına ve bu Kanuna göre Hazine alacağı sayılan alacaklara ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi yirmi yıldır. Fon alacakları ve bu Kanuna göre Hazine alacağı sayılan alacaklar bakımından bu sürenin başlangıcı Fon tarafından ödeme yapılmasına veya yapılacak olmasına sebebiyet veren kişilerin fiillerinin gerçekleştiği tarihten itibaren başlar." hükmünü içermekte olup bu kuralın Fon veya Hazine alacağı olması şartına bağlı olduğu geçerli olduğunu gösterdiğini, davacı taraf bir özel sektör firması olup alacağının bir kamu alacağı niteliği bulunduğundan bahsedilme imkanı bulunmadığını, bu nedenle davacı şirketin alacak zamanaşımı 20 yıl değil, borcun doğduğu iddia edilen tarih olan 1999 tarihinde geçerli olan 10 yıllık zamanaşımı süresi olduğunu, dolayısıyla müvekkilinin hakkında icra takibi içerisinde yapılan son işlem sonrasında on yıldan fazla süre işlem yapılmadığını, sürenin bitiminden sonra itirazın iptali davası açılmış olması nedeniyle de davanın reddi gerektiğini, davaya konu takip aslı alacak miktarı doğru olmadığını, zira söz konusu kredi alacağı karşılığında ödeme mahiyetinde olmak üzere müvekkilinin annesi olan ...'in sahip olduğu ... şehri içerisindeki taşınmazın alacaklı ... A.Ş.'ne verildiğini, ... tarafından bu ödeme hesaplara yansıtılmayarak alacak miktarı tekraren tahsil edilmeye çalışıldığını, bu nedenle söz konusu ödemenin de hesaplara dahil edilmesi gerektiğini, diğer yandan davacı tarafın uyguladığı faiz oranları da fahiş miktarda olduğunu, söz konusu rakamlar geçen dönemler içerisindeki değişen faiz oranlarındaki lehlerine olan durumların yansıtılmaması ile ortaya çıktığını, bu nedenle asıl alacak miktarını kabul anlamına gelmemek üzere, ayrıca uygulanan faiz miktarlarının da kabul edilme imkanı bulunmadığını, yukarıdaki beyanları da da açıkça ifade ettiği üzere davacı taraf işbu davayı haksız ve kötüniyetli olarak açtığını, bu nedenden dolayı %20'den az olmamak üzere lehimize tazminata hükmedilmesini, açıklanan nedenlerden dolayı; öncelikle davanın hak düşürücü süreler ve zamanaşımı sürelerinin geçmesi ve sonrasında alacak ile faiz kalemlerine yaptıkları itirazları nedeniyle reddine, haksız ve kötüniyetli davacının %20'den aşağı olmamak üzere lehimize tazminata hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.DELİLLER VE GEREKÇEDavacının davasının, itirazın iptali istemine ilişkindir.Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacı tarafından davalı aleyhine ... 2. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasında genel kredi sözleşmesinden doğan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine davalının yapmış olduğu itirazın haklı olup olmadığı varsa davacının talep edebileceği alacak miktarının ne kadar olduğu hususlarından kaynaklanmaktadır.Dava konusu icra takibine dayanak olarak dosyaya sunulan genel kredi sözleşmelerinin incelenmesinde, davacının dava dışı ... T.A.Ş. ile Dava dışı asıl borçlu “... Şti. Arasında; 08.05.1998 tarihli 15.750,00 TL limitli, 25.05.1998 tarihli 4.250,00 TL limitli ve 14.08.1998 tarihli 15.000,00 TL limitli olmak üzere 3 adet toplam 35.000,00 TL limitli Genel Kredi Sözleşmesi imzalandığı, sözleşmeleri davalı ...'in müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatı ile imzaladığı,Uyuşmazlığa ilişkin bankacı bilirkişi tarafından dosyaya sunulan 08.08.2026 havale tarihli bilirkişi raporunda özetle; dava dışı .. T.A.Ş. ile Dava dışı asıl borçlu “... Ltd. Şti. Arasında; 08.05.1998 tarihli 15.750,00 TL limitli, 25.05.1998 tarihli 4.250,00 TL limitli ve 14.08.1998 tarihli 15.000,00 TL limitli olmak üzere 3 adet toplam 35.000,00 TL limitli Genel Kredi Sözleşmesi imzalandığı, sözleşmeleri davalı ...'in müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatı ile imzaladığı, kefalet sözleşmelerinde 01.07.2012'yi esas aldığı, 6098 sayılı yasa hükümlerinin 01.07.2012 tarihinden sonra imzalanan sözleşmeler için geçerli olduğunu kabul ettiği 01.07.2012 tarihinden önce imzalanan kefalet sözleşmelerinde 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerini uyguladığının görüldüğü, ancak sözleşme 01.07.2012 tarihinden önce imzalanmış olsa da 818 sayılı yasanın kefalete ilişkin 484. Maddesinde “Kefaletin sıhhati, tahriri şekle riayet etmeğe ve kefilin mes'ul olacağı muayyen bir mikdar iradesine mütevakkıftır.” denildiğinden yazılı olması ve kefilin sorumlu olduğu kefalet miktarının gösterilmiş olmasının şart olduğu, her 3 sözleşme de incelendiğinde; sözleşmelerin kefil kısmında kefilin adı ve soyadının, adresinin, tarihin ve imzasının olduğu, kefil olunan miktarların yazılmadığı görülmüş olup, iş bu kefalet sözleşmelerinin geçersiz olduğu kanaatine varıldığı, 25.06.2013 tarihi itibarı ile; tarafımızca yapılan hesaplama sonucunda davacı firmanın davalı kefilden; Talep Edilebilecek Tutar: Asıl Alacak=17.991,65 TL+ İşlemiş faiz 196.321,28 TL= Toplam 214.312,93 TL olmak üzere toplam 214.312,93 TL talep edebileceği, davacı firmanın takip tarihi itibarı ile; 17.991,65 TL asıl alacak için takip tarihinden tamamen tahsiline kadar %27,50 temerrüt faizi (talep gibi) talep edebileceği, yönünde görüş bildirilmiştir.Bilirkişi raporunda sözleşmelerin kefil kısmında kefilin adı ve soyadının, adresinin, tarihin ve imzasının olduğu, kefil olunan miktarların yazılmadığı gerekçesi ile davalının kefaletinin geçerli olmadığı bildirilmiş ise de, genel kredi sözleşmesi incelendiğinde dava dışı asıl borçlu ile dava dışı ... arasında takibe dayanak 08.05.1998 tarihli 15.750,00 TL limitli, 25.05.1998 tarihli 4.250,00 TL limitli ve 14.08.1998 tarihli 15.000,00 TL limitli olmak üzere 3 adet toplam 35.000,00 TL limitli Genel Kredi Sözleşmesi imzalandığı, sözleşmeleri davalı ...'in müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatı ile imzaladığı, davalı kefil için ayrıca limit gösterilmediğinden sözleşme tutarının aynı zamanda kefilin sorumlu olduğu tutar olduğu, bu sebeple kefalet sözleşmesinin 818 sayılı Kanuna göre geçerli olduğu (Bknz.Yargıtay 11.H.D.'nin...E.- ...K. Sayılı ilamı), bu sebeple dava dışı banka ile davalı arasındaki kefalet sözleşmelerinin geçerli olduğu anlaşıldığından bilirkişinin aksi yöndeki görüşüne itibar edilmemiştir.Takibin dayanağı kredi sözleşmesi olup kural olarak borcun muaccel olduğu tarih itibariyle uygulanması gereken 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 125. maddesi (6098 sayılı TBK'nun 146 maddesi) uyarınca 10 yıllık zamanaşımı söz konusu ise de 5020 sayılı Kanun'un 27. maddesiyle 4389 sayılı Bankalar Kanunu'na eklenen ve 26/12/2003 tarihinde yürürlüğe giren ek 3. maddeyle fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi yirmi yıl olarak düzenlenmiştir. Aynı kural, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 141. maddesinde de benimsenmiş olup; anılan maddede "Bu kanundan kaynaklanan Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi 20 yıldır." hükmüne yer verilmiştir. 168/A maddesi hükmü ile, bu kanunun geçici maddelerindeki düzenlemeler hariç olmak üzere, 18.6.1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanunu ile ek ve değişiklikleri yürürlükten kaldırılmıştır. 5411 sayılı Kanun'un geçici 16. maddesinde ise; "Bu Kanun ile Fon alacağının tahsili bakımından yarar görülerek zamanaşımı ve diğer konularda Fon lehine getirilen hükümler makable şamildir." düzenlemesi yer almakta iken; anılan maddede yer alan ''zamanaşımı'' sözcüğü Anayasa Mahkemesi'nin 04.06.2014 tarih ve ...sayılı kararıyla iptal edilmiş ve söz konusu kararın, 12.09.2014 tarihinde 29117 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmasıyla iptal hükmü yürürlüğe girmiştir.Anayasa Mahkemesi'nin 04.06.2014 tarih ve ...Esas ...Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, 5411 sayılı Kanun'un 168. maddesiyle yürürlükten kaldırılan 18.06.1999 tarihli 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun ilk hâlinde ayrıksı bir hüküm öngörülmediğinden anılan Kanun'dan kaynaklanan Fon alacaklarında da zamanaşımı süresi on yıl olarak uygulanmıştır. Ancak 12.12.2003 tarih ve 5020 sayılı Kanun'un 27. maddesiyle 4389 sayılı Kanun'a eklenen Ek 3. maddeyle, söz konusu Kanun'dan kaynaklanan Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi yirmi yıl olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla, 4389 sayılı Kanun'dan kaynaklanan Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde on yıl olan zamanaşımı süresi, 4389 sayılı Kanun'a eklenen Ek 3. maddenin yürürlüğe girdiği 26.12.2003 tarihinden itibaren yirmi yıl olmuştur.01.11.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5411 sayılı Kanun'un 141. maddesinde de mülga 4389 sayılı Kanun'un Ek 3. maddesine benzer bir hükme yer verilmektedir. Buna göre, 5411 sayılı Kanun'dan kaynaklanan Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresinin yirmi yıl olması kurala bağlanmaktadır. Anayasa Mahkemesince iptal edilen 5411 sayılı Kanun'un Geçici 16. maddesinin yürürlüğe girdiği tarihte zamanaşımının dolup dolmadığı tespit edilirken mülga 4389 sayılı Kanun'a eklenen Ek 3. maddenin de göz önünde tutulması zorunludur. Zira Fon alacaklarında zamanaşımı süresinin yirmi yıl olduğu kuralı, ilk kez 01.11.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5411 sayılı Kanun'un 141. maddesiyle değil, mülga 4389 sayılı Kanun'a eklenen ve 26.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren ek 3. maddeyle getirilmiştir. Söz konusu maddenin yürürlüğe girdiği 26.12.2003 tarihinde henüz on yılını doldurmamış tüm Fon alacaklarına ilişkin zamanaşımı süresi yirmi yıla uzadığından, bu alacaklar yönünden zamanaşımı süresinin bitmiş olduğundan söz edilemez.Somut olayda ise davaya konu edilen alacak, kredi hesabının kat edildiği ... tarihinde yani ... sayılı yasanın yürürlük tarihinden önce muaccel hale gelmiş olup, muaccel olduğu tarihte ve ... sayılı kanunun yürürlüğe girdiği ilk halinde ayrık bir düzenleme bulunmadığından 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 125. maddesine göre 10 yıllık genel zaman aşımı süresine tabi iken ve henüz 10 yıllık zaman aşımı süresinin dolmadığı bir sırada yani 23.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren 5020 sayılı Kanun'un 27. maddesi ile 4389 sayılı Yasa ile eklenen Ek 3. madde ile zaman aşımı süresi uzatıldığından tabi olduğu zaman aşımı süresi 20 yıla çıkmıştır. 4389 sayılı Yasayı yürürlükten kaldıran 5411 sayılı Bankacılık Kanun'unda da zaman aşımı süresi 20 yıl olarak korunduğundan dava konusu olayda 20 yıllık zaman aşımının 2018 yılında dolacağı da açıktır. Bu itibarla 5411 sayılı Yasanın Geçici 16. maddesinde yeralan zaman aşımı süresini geçmişe yürüten Anayasa Mahkemesince iptal edilen hüküm, 23.12.2003 tarihinde 10 yıllık zaman aşımı süresini dolduran olaylara ilişkin olup iptal kararının somut olaya etkisi yoktur.Bu nedenle, takibe konu alacak fon alacağı olup takip tarihi itibarıyla 20 yıllık zaman aşımı süresi dolmadığından zaman aşımı itirazı yerinde değildir. ( Bkz. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ... Esas ... Karar sayılı ilamı)Yapılan yargılama, toplanan deliller, alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamında dava dışı banka tarafından dava dışı asıl borçluya kullandırılan genel kredi sözleşmesinde davalının kefil sıfatı ile imzasının bulunduğu, davacının kefaletinin geçerli olduğu, davacının alacağının fon alacağı olduğu, bu nedenle davalının hak düşürücü süre itirazının yerinde olmadığı, davacının talep edebileceği alacak miktarının toplam 214.312,93 TL olduğu anlaşılmakla davacının davasının kabulüne, itiraz haksız ve alacak likit olduğundan asıl alacağın takdiren %20'sine karşılık gelen 3.598,00 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.HÜKÜM/ Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;Davacının davasının KABULÜNEDavalının ... 2.İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı takip dosyasına yapmış olduğu itirazın iptalineTakibin kaldığı yerden devamınaİtiraz haksız ve alacak likit olduğundan asıl alacağın %20’sine karşılık gelen 3.598,00 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesineKarar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan 14.639,72-TL nispi karar harcının, 3.659,93-TL peşin harçtan mahsubu ile noksan kalan 10.979,79-TL harcın davalıdan alınarak hazineye irad kaydına,Davacı lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan 45.000,00-TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,Davacı tarafından yapılan toplam 7.417,90-TL yargılama gideri ile 3.659,93-TL peşin harç, 615,40-TL başvuru harcı toplamı 11.693,23-TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m.18/A gereğince Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 4.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, tahsilat ve gereği için Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğünce ilgili vergi dairesine müzekkere yazılmasına,Davacı tarafından yatırılan bakiye gider avansının kararın kesinleşmesi üzerine davacıya iadesine,Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 18/09/2026Katip¸e-imzalıdırHakim¸e-imzalıdır