Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin, marka tescilinin hükümsüzlüğü ile YIDK kararının iptali istemli, SMK 6/1 kapsamında benzerlik ve iltibas iddialarını ele alan gerekçeli kararı.
Özet: Bu hukuki belge, davacının kendi tescilli markaları ile davalı tarafından yapılan marka başvurusu arasında Sınai Mülkiyet Kanununun 6/1 maddesi uyarınca benzerlik ve iltibas ihtimali bulunduğunu, özellikle baş harfleri dışında fonetik ve işitsel açıdan yüksek derecede benzerlik gösteren markaların ilgili tüketici kitlesi tarafından karıştırılma riski taşıdığını, davalının başvurusunun davacının tanınmış markalarının ayırt edici karakterini zedeleyerek haksız yarar sağladığını iddia ederek Türk Patent ve Marka Kurumunun ilgili kararının iptali ve davalı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ettiği; davalının ise kendi başvurusunun karma nitelikli olduğunu, davacı markalarıyla görsel ve anlamsal bütünsellik açısından yeterli farklılıklar içerdiğini, dolayısıyla karıştırılma ihtimali bulunmadığını ve davacının iddialarının soyut olduğunu savunarak davanın reddini istediği bir uyuşmazlığı özetlemektedir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/224 Esas - 2026/89

TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
ANKARA
2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO
: 2025/224
KARAR NO
: 2026/89
...
DAVA
: Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük
DAVA TARİHİ
: 22/05/2025
KARAR TARİHİ
: 19/02/2026
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH
: 19/02/2026
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka ....Kararının İptali ile Hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
DAVA
:
Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, 21.03.2023 tarihinde davalı tarafından ..." ibareli markanın 28. ve 35. Sınıflar açısından tescili talebiyle davalı Kuruma tescil başvurusunda bulunulduğunu, davalı şirketin marka tescil başvurusu 12.04.2023 tarih ve .... no'lu...." ibareli markalar mesnet gösterilerek 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (“SMK”) 6/1 maddesi uyarınca itiraz edildiğini, davalının ...." ibareli başvuru markası ile müvekkili şirketin itiraza mesnet markaları arasında, tescilli oldukları mal ve hizmet sınıfları da dikkate alındığında, benzerlik ve iltibas ihtimali olduğunu, müvekkiline ait itiraza mesnet.... esas unsurlu marka ile davalının "...." ibareli başvuru markasının ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğu ve mezkur hükmün ilk koşulunun sağlandığını, müvekkilinin itiraza mesnet diğer markaları ile de davalının başvurusu arasında ciddi benzerlikler bulunmakla birlikte özellikle ...." ibareli marka ile başvuru markası neredeyse ayniyet teşkil edecek oranda birbirlerine benzediğini, markaların, birbirleriyle ilişkili oldukları izlenimini uyandırdığını, markalar arasındaki yegane farkın, itiraz edilen başvuruda "t" harfinin yerine "r" harfinin yazılmış olduğunu, bu değişikliğin markalar arasında kayda değer bir farklılaşma sağlamadığı gibi, iltibasa engel olmasının mümkün olmadığını, .... ibareli markalar, işitsel ve fonetik açıdan yüksek derecede benzerlik gösterdiğini, her iki ibare de iki heceden oluştuğunu ve ikinci heceleri birebir aynı şekilde "..." şeklinde telaffuz edildiğini, İlk hecelerde yalnızca baş harf farkı bulunmakta; "..." kelimesi "t" sesiyle, "...." ise "r" sesiyle başladığını, ancak bu fark, özellikle hızlı konuşmalarda veya gürültülü ortamlarda kolaylıkla ayırt edilmesi mümkün olamayacak bir fark olduğunu, Türkçe'deki sesletim alışkanlıkları dikkate alındığında, “t” ve “r” sesleri belirgin olsa da, her iki kelimenin benzer ses yapısı ve ritmik düzeni bu ayrımı belirsiz hâle getireceğini, davalının başvurusu, müvekkili şirket markalarının ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle markanın bilinirliğinden haksız yararlanmasına, marka itibarına zarar vermesine neden olmakta ve müvekkil şirket markalarının ayırt edici karakterini zedelediğini, davalının kötüniyetli olduğunu ifade ederek .... sayılı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
:
Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davaya konu edilen marka başvurusu ile davacıya ait markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığını, dava konusu marka “....” kelime unsuru ile renk ve şekil unsurlarını ihtiva eden karma nitelikli bir marka olduğunu, davacının itiraza mesnet markaları da....” ortak ibaresi kullanılarak kiminde düz yazı, kimisinde ise şekil ve renk unsuruna ayrıca ek kelimelere yer verilerek oluşturulduğunu, davacıya ait markalar ile dava konusu başvuru markasını oluşturan kelimeler açısından yeterince görsel farklılık içinde olduğu açıkken ve dolayısıyla markalarda kullanılan esas unsurlar da farklı iken davacı tarafın ...” ibaresinin birbirine benzediğini ileri sürülerek karıştırılma ihtimalinin doğacağını iddia etmesinin soyut bir iddia olduğunu, kabulünün mümkün olmadığını, dava konusu “....” ibaresinin bütün olarak okunacağını, bu kelime davalı markasının esas unsuru konumunda olup, davacı markalarında bu ibarenin aynısı yer almadığını, davalı markasında bütünün bir parçası olarak farklı bir kelime olan “....” ibaresine yer verilmesinin iltibasa neden olmayacağı, zira her iki ibarenin ve markalardaki bütünsel kullanımın birbirinden tamamen farklı olduğunu, bu bakımdan davacının iddiasının aksine, ilgili tüketicilerin davalı .... ibaresini parçalara bölmesi ve davacının “...” ortak ibareli markaları ile ortak harfler içermesi nedeniyle işbu dava konusu başvurunun da davacı markalarından biri olduğunu düşünmesi makul olmadığı gibi beklenebilir olmadığını, işbu dava .... Kararının iptali talebi ile açılmış olup, mahkemesince yapılacak olan muhakemenin Kuruma itiraz aşamasında sunulan deliller ile sınırlı olarak yapılması gerektiğini, Mahkemece yapılacak yargısal denetim de ... kararının verildiği tarihteki hukuki durum ve şartlara göre yapılacak olduğundan davacının SMK 6/1 dışındaki “6/5, 6/9” gerekçeli taleplerinin işbu dava kapsamında değerlendirilmesi usulen mümkün olmadığını, muvafakatinin bulunmadığını, hiçbir suretle kabul anlamına gelmemekle birlikte, davacının 6/5 ve 6/9 gerekçeli itirazları usulen dinlenebilecek olsaydı dahi bu gerekçelere dayanan iddialarının da kanuni şartları somut olayda gerçekleşmediğinden itibar edilmesi mümkün olmayacağını, başvuru konusu marka, davacıya ait markayla benzer olmadığından, tanınmışlık huzurdaki davaya etkili olmadığını, karıştırılma tehlikesi olduğundan bahsedilmesi ya da tanınmışlık iddiasının ileri sürülmesi kötü niyetin ispatı için yeterli olmadığını, davacının bu husustaki iddiası soyut bir iddia olmanın ötesine geçemediğini ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Diğer davalıya usulüne uygun tebligat yapılmasına karşın, yargılamaya katılımı olmamıştır.
Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE
:
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, ..... Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
İşlem dosyasının tetkikinde, dava konusu .....” marka başvurusu 28 ve 35. Sınıflarda bulunan mal ve hizmetlerde tescil edilmesi için 21.03.2023 tarihinde yapıldığı, marka başvurusunun ilanı üzerine, davacı tarafından itirazda bulunulduğu, davalı firma tarafından itiraza karşı görüş sunulduğu ve markaların 28.sınıfta bulunan tüm mallar ve 35. Sınıfta bu malların satış hizmetlerinin kullanımının ispatlanmasının talep edildiği, davacı firma tarafından kullanım ispatına ilişkin deliller sunulduğu, yapılan itirazın .... sayılı kararı ile reddedildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir.
DEĞERLENDİRMELER
6769 SAYILI SMK’NIN 6/1 MADDESİ;
6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesi uyarınca, tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış marka ile aynı veya benzer ise ve tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer ise, tescil edilmiş ve tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali var ise ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini de kapsıyorsa, eski marka sahibinin itirazı üzerine yeni marka tescil olunamaz.
6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesi anlamında benzerlik değerlendirmesinin ilk koşulu markaların tescilli oldukları sınıfların birbirine benzerliğidir. Markaların tescilli oldukları veya tescili talep edilen mal ve hizmetlerin benzerliğine kanaat getirilmesi halinde, ikinci şart olan markaların benzerliğine geçilir. Eğer her iki koşul da gerçekleşmiş ise markalar arasında iltibas olduğuna karar verilecektir. Görüldüğü gibi markayı oluşturan ibareler arasındaki iltibas değerlendirmesi tamamen emtialardan bağımsız olarak yapılabilecek bir değerlendirme değildir. Bir başka anlatımla salt emtiaların benzer olması ve markaların ilişkili görülmesi iltibas olduğunu söylemek için yeterli olmayabilir. Markaların tescilli oldukları sınıflar veya hizmetler farklılaştıkça markalar arasındaki benzerliklerin iltibasa mahal vermeyeceğini söylemek mümkündür. Bir başka anlatımla markaların kapsadığı mal ve hizmetlerin farklılaşması neticesinde markayı oluşturan ibarelerin benzerliğine rağmen iltibas tehlikesi azalmakta ve eski-yeni marka arasında çok büyük farklar aramaya da gerek kalmamaktadır.
Emtiaların aynı veya benzer olup olmadığı:
Öncelikle taraf markalarının kapsamındaki mal veya hizmetlerin karşılaştırması yapılacaktır. Bu karşılaştırmada dikkate alınacak olan Türkiye’nin de taraf olduğu Nice Anlaşması’nın 2/1 maddesi; "sınıflandırma tescil edilen herhangi bir marka için temin edilen koruma sınırlarının değerlendirilmesi konusunda özellikle bağlayıcı olmayacaktır" hükmünü amirdir. Bu hüküm uyarınca; markalara ait mal ve hizmet listelerinde yer alan emtiaların "benzer" olup olmadığının değerlendirilmesinde, sınıflandırmaya ilişkin ulusal ve uluslararası düzenlemeler bağlayıcı kesin kurallar içermemektedirler. Bu nedenle; inceleme konusu markaların emtia listelerindeki sınıf numaralandırması ile bağlı kalınmaksızın, karşılaştırılan emtia listelerinin "aynı veya benzer" mal ve hizmetlerden oluşup oluşmadığı incelenmelidir. Bu hususta, doktrin ve uygulamada benimsendiği üzere; benzerlik ve karıştırılma ihtimalinin tespitinde, mal ve hizmetlerin;
benzer alıcı çevresine hitap edip etmedikleri,
benzer ihtiyaçları giderip gidermedikleri,
son kullanıcıları ve tüketici profilleri,
birbirleri yerine ikame edilip edilemeyecekleri ve
birinin diğerini tamamlama imkânının bulunup bulunmadığı,
rekabet etme olanakları,
kullanım amaçları,
dağıtım kanallarının ortak olup olmadığı, kullanım yöntemleri,
hedeflenen tüketici kesimi, dikkate alınmalı ve bu şekilde mal ve hizmetlerin benzer olup olmadığı tespit edilmelidir.
Dava konusu marka kapsamında 28.sınıfta bulunan “ Oyunlar ve oyuncaklar. Bu sınıfa dahil jimnastik ve spor aletleri; olta takımları, yapay balık yemleri, avcılık ve balıkçılık için tuzaklar. Suni yılbaşı ağaçları ve bunlar için süsler, suni karlar, çıngıraklar, parti ve benzeri eğlenceler için malzemeler, kağıttan parti şapkaları.” malları davacı markaları kapsamında birebir yer almaktadır. Davacı tarafa ait markalar 35. Sınıfta satış hizmetleri bakımından tescilli değildir. Ancak, dava konusu marka kapsamında bulunan 35. Sınıftaki bir kısım malların bu malların satış hizmetleri de 28.sınıfta belirtilen mallar ilişkilidir. Zira bir malın üretilmesinin doğal sonucu o malın pazarlanması olup, satışa konu ürün söz konusu olmadıkça bu ürünün pazarlanması hizmetinden de söz edilemeyeceği, bu nedenle dava konusu 28. Sınıfta yer alan malların satış hizmetleri ile bu mallar arasında birbirini tamamlayıcı ilişkinin bulunduğu değerlendirilmektedir. Nitekim Yargıtay bir kararında, ilk derece mahkemesi tarafından “…mal üreten işletmenin karineten o malı sattığı da kabul edildiğinden doğal olarak dava konusu markanın tescil edilmek istenildiği 35. sınıf 06 emtia grubunun da 1-34. sınıfta yer alan emtialarla doğrudan ilişkilendirilmeye müsait olduğu, dolayısıyla doktrin görüşleri ve yargı kararları ile de benimsendiği üzere 1-34 emtia gruplarında yer alan mallar ile 35. sınıf 06. Alt grubunda özel olarak sınırlandırılmış malların benzerlik göstermesi halinde her iki sınıfın birbiri ile benzer olarak kabul edilmesi gerektiği…”....) şeklinde kurulan hükmü onaylamıştır.
Tüketicinin dikkat ve bilinç seviyesi, markalar arasındaki iltibas riskini etkileyecek bir unsurdur. Dikkati düşük olan tüketici kitlesine yönelik emtiaların tescillendiği markalarda iltibas riskinin daha yüksek olacağı açıktır. Diğer yandan, tüketicinin bilinç ve dikkat seviyesi tek başına iltibas riskini oluşturan unsurlardan değildir. Marka işaretlerinin ne derece ayırt edici olduğu, markanın ne derece iltibas riski taşıdığı, markaların korunma düzeyinin ne aşamada değerlendirileceği de iltibas riskinin tespitinde önem taşımaktadır.
Mal ve hizmetlerin benzerliği değerlendirilirken de çekişme konusu mal ve hizmetlerin ortalama tüketici kitlesi, doğal yapısı, kullanım amacı, fiyatı, alım sıklığı, üretim dağıtım ve satış kanalları ile yerleri, rekabet, ikame veya tamamlama ilişkisi olup olmadığı gibi bütün faktörler dikkate alınmalıdır.
Somut uyuşmazlıkta benzerliği tespit olunan 28.sınıfa ait emtialar ve 35.sınıfta bu malların satış hizmetlerinin hitap ettiği tüketici kitlesinin, emtiaların günlük kullanıma tabi olmayan, nihai tüketicileri çocuklar olmasına rağmen ebeveynlerin çocukların sağlığına çok dikkat edecekleri ve söz konusu ürünleri almadan önce fiyatı, üretici firması, yapıldığı malzeme vs. konusunda araştırma yapacakları, bu nedenle ilgili tüketicinin dikkat seviyesi ve bilinç düzeyinin ortalamanın üstünde olacağı,
İşaretlerin benzer olup olmadığı
:
İki işaret arasında karıştırılma ihtimali, iki şekilde ortaya çıkabilecektir. Bunlardan birincisi, tescil talebine konu markanın tescilli veya tescili için daha önce başvurulmuş markaya benzerliği nedeniyle önceki markanın aynısı ya da benzeri marka zannedilmesi ve bu sebeple satın alınmak istenen ürün dışında bir ürünün satın alınmasına sebebiyet verilmesidir. İkinci ihtimal ise, tüketicinin iki marka arasındaki farklılıklar nedeniyle her iki markanın aynı marka olmadığını anlamasına rağmen, iki markanın aynı işletmeye, başka bir ifadeyle aynı iktisadi – idari kaynağa ait olduğunu sanmasına sebebiyet verilmesidir. Bu durumda da tüketici, gerçekte almak istemeyebileceği bir ürünü, salt güvendiği önceki markayla irtibatlı sandığı için sonraki markayı alabilecektir. Böylece, önceki tescilli veya tescil talebine konu edilmiş markayı taşıyan ürünler için tüketici nezdinde tesis edilen güvenden haksız olarak yararlanma sonucu doğabileceğinden, karıştırılma ihtimali gerçekleşmiş olacaktır. Nitekim tüketiciler daha önce gördükleri, satın aldıkları mal veya hizmetin markasının, göz ve kulağında kalan izine, hatırlayabildikleri kadarıyla hafızalarında kalan özelliklerine dayanarak sonraki alışverişlerinde aynı veya benzer markayı taşıyan malı/hizmeti satın almayı tercih ederler.
Doktrinde de yaygın olarak kabul edildiği üzere markalar arasındaki benzerlik ve iltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde, markaların sahip oldukları unsurların tamamı ile birlikte ve bir bütün olarak değerlendirilmesi, markaların bu bütünlük içerisinde muhtemel tüketici kitlesi üzerinde bırakacakları etki itibariyle markalar arasında ilişki kurma ihtimali bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu durumda, markalar arasındaki benzerliğin değerlendirilmesinde markaların ortak bazı unsurları ön plana çıkarılarak değerlendirmek ve bu ortak unsurlar üzerinde yoğunlaşmak yerine, markaların genel görünüm, telaffuz ve anlam itibariyle bir bütün olarak bıraktığı etki esas alınmalıdır. Markalarda yer alan ortak unsurlar ise markada asli ya da baskın unsur olarak yer alıp almadığına göre ve markanın genel görünümüne etkisi nispetinde değerlendirmeye alınmalıdır.
Bir markada esas unsur, potansiyel müşteriler için ilk anda göze çarpıp hafızada yer eden unsurdur . Markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesi görsel, duyusal ve kavramsal açıdan en önemlisi potansiyel müşterinin bakış açısından yapılacaktır. Ayrıca, bir markayı oluşturan unsur, o markanın başka markalardan ayırt edilebilmesini sağlayan kelime, harf, sayı vs.den oluşan şekil olup, marka birden ziyade unsuru ihtiva ediyorsa, asıl unsuru markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hakim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajda aramak lazımdır . Zira; potansiyel müşteriler somut olaydaki gibi kelime, şekil, renk gibi karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir . Ayrıca, potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacaklardır .
Markayı oluşturan işaret, ilgili mal/hizmete ne kadar yakınsa o kadar ayırt edicilik gücü düşer, işaret ilgili mal/hizmetten uzaklaştıkça da ayırt edici gücü artar.
... kelimesi İngilizcede oyuncak anlamına gelmektedir. Bu itibarla ayırt ediciliği düşük ve bir markada daha ziyade tali unsur olarak yer alabilecek kelimedir. Davacı markaları ... kelimesi ile oluşturulmuş ibareli markalardır. Davacı markalarında ... ibaresi ile birlikte davacı taraf ticaret unvanı olan Elvan ibaresi, E harfi kullanılmıştır. Markalardan biri de “oyuncak, yumurta” anlamına gelen ve bitişik yazılmış bir kelime markası da bulunmaktadır.
Davalı başvuru markası ise sarı zemin üzerinde bir oyuncak ayı figürü ve alt alta belli bir kaligrafi ile yazılmış ... ve ... ibarelerinden oluşmuştur. ... kelimesi İngilizcede özel isim, bir erkek ismidir. Ayrıca genellikle İskoçya ve Fransa’da soyadı olarak da kullanılmaktadır. Kelime tarihsel olarak soyluluk ile ilişkilendirilmektedir. Günlük İngilizcede başkaca bir anlam taşıyan bağımsız bir kelime olarak kullanılmadığı,
....kelimesi tanımlayıcılık vasfı bulunan-ayırt ediciliği zayıf bir kelimedir. Davalı başvuru markasının gerek markada yer alan oyuncak ayı figürü ve ... ibaresi ile birlikte davacı markalarından farklılaşmış olduğu düşünülmektedir. Bütünlük ilkesi bakımından da taraf markalarını oluşturan işaretlerin genel görünüm itibarıyla bir bütün olarak bıraktığı etki itibarıyla da karıştırılmayacağı,
.... kararında, yüksek ayırt ediciliğe sahip markaların düşük ayırt ediciliğe sahip markalara göre daha geniş bir koruma gördüğünü, ancak bu durumun karıştırılma ihtimalinin kendiliğinden (karine yoluyla) kabul edileceği anlamına gelmediğini de ek olarak belirtmiştir.
Sonuç olarak, her ne kadar dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu belirtilen mal ve hizmetler davacı markalarının kapsamında benzer ve/veya ilişkili olarak yer alsa da, dava konusu marka ile davacı markası arasında marka işaretleri bakımından benzerlik bulunmaması nedeniyle dava konusu marka ile itiraza gerekçe markalar arasında dava konusu mal ve hizmetler bakımından karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığı,
DAVACI MARKALARININ 6769 SAYILI SMK’NIN 6/5 MADDESİ KAPSAMI;
Davacı taraf bülten itiraz aşamasında tanınmışlık gerekçesine dayanarak itirazlarda bulunmadığı için tanınmışlık gerekçesi sadece hükümsüzlük talebi bakımından değerlendirmeye alınacaktır.
SMK m.6/5 hükmü “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir. şeklindedir. Önceki markanın tanınmış olması halinde aynı veya benzer mal ve hizmet gruplarının yanı sıra madde hükmünde belirtilen şartları varlığı halinde farklı mal ve hizmetlerde de korunabilir.
Markanın tanınmışlığı nedeniyle haksız yarar sağlanmasının esasen, tanınmış markanın sahip olduğu imajın devri suretiyle gerçekleşebileceği kabul edilmektedir. Bu şekilde imaj devrinden söz edilebilmesi için haksız yarar sağladığı iddia edilen marka ile tanınmış markanın tescil edildiği mal veya hizmetler arasında bir bağlantı kurulması ihtimali aranmaktadır. Markanın itibarına zarar verilmesi kavramı markanın tanınmışlığından haksız yararlanılması kavramı ile yakın bağlantılı olup bu iki şartın çoğu kez örtüştüğü kabul edilmektedir. Genel ayrım olarak, tanınmış markadan haksız yararlanmanın, kullanan açısından ekonomik yönden bir artışı ifade etmesine rağmen, itibarına zarar vermenin marka sahibinin ekonomik açıdan zarar görmesini ifade ettiği hususu vurgulanmaktadır. Markanın itibarına zarar verilmesi genellikle tanınmış markanın olumsuz imaj yükletilmesi tehlikesiyle karşılaştığı durumlara ilişkin olup bu hususun tanınmış marka sahibi tarafından ispatlanması gerekir.
Dosya kapsamında davacı tarafın marka kullanım ispatına ilişkin belgeler sunduğu, sunulan belgelerden davacı markalarının “çikolata” ürünlerinde kullanımını gösterse de sunulan belgelerin, markaların tanınmışlığını ispata yeterli olmadığı, davacıya ait markanın .... tanınmış marka sicilinde kayıtlı olmadığı, mahkememizce de ayrıca markaların tanınmış olduğuna dair bir kanaat oluşmadığı,
Yukarıda anlatılanlar doğrultusunda, dava konusu markanın davacı markasının tanınmışlığından haksız yarar sağlama, tanınmış markanın itibarına zarar verme, tanınmış markanın ayırt edici karakterini zedeleme gibi hususların değerlendirilmesi için ilk şart dava konusu marka ile davacı markası arasında aynılık/benzerlik olmasıdır. Yukarıdaki bölümlerde bahsedildiği gibi, somut olayda, dava konusu marka ile davacı markası arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı,
Öte yandan, 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanabilmesi için bir markanın tanınmışlığının tek başına yeterli olmadığı, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunması şartının sağlanması gerektiği ancak bu şartın gerçekleşmediği, bu şart gerçekleşse dahi dava konusu edilen markanın tanınmış markanın ayırt edicilik karakterini zedelemesi, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi veya tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinden birinin gerçekleşmesinin gerekli olduğu, bu tehlikelerden birisinin gerçekleşme ihtimalinin ve davalı başvurusunun davacıya ait “...” esas unsurlu markalarının sahip olduğu imaj ve prestijden faydalanma amacı taşıdığının davacı tarafından ispat edilemediği hususları birlikte değerlendirildiğinde, davalıya ait markanın tescilinin 6769 s. SMK'nın 6/5 hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açmayacağı ve dava konusu başvuru bakımından 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanamayacağı,
KÖTÜ NİYET İDDİALARI;
Davacı taraf bülten itiraz aşamasında kötüniyet gerekçesine dayanarak itirazlarda bulunmadığı için sadece hükümsüzlük talebi bakımından değerlendirmeye alınmıştır.
Kötü niyet, 6769 Sayılı SMK’nin 6/9 maddesinde başlı başına bir itiraz sebebi olarak düzenlenmiş olup, 6769 Sayılı SMK’nın markanın hükümsüzlüğünü düzenleyen 25. Maddesinde de bağımsız bir hükümsüzlük nedeni olarak düzenlenmiştir.
Bu değerlendirmede, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesi halinde marka tescil başvurusunda bulunulması, markanın köken gösterme amacı dışında bir amaçla tescil edilmesi, örneğin esasen kullanılması planlanmayan bir markanın sırf bir başka işletmenin piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil ettirilmesi ya da tescil başvurusunda bulunanın rakipleri ile haksız rekabete girişme amacı gibi kriterler dikkate alınabilir. Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir.
Nitekim ... kararında da, “Başvuru sahibinin, bir markanın aynısı veya benzerinin, aynı veya benzer mal ve / veya hizmetlerde kullanılmakta olduğunu bildiği halde, o markayla karıştırılabilecek bir markayı tescil ettirmek istemesi ve söz konusu işaretin asıl sahibinin markayı kullanmasını önlemek amacıyla marka tescil ettirmesi” gibi unsurların, kötü niyetin varlığına karar vermeye yarayacak işaretler olduğu ifade edilmiştir. Davacı yan, davalı markasının kendi markalarının itibarından yararlanmak üzere kötü niyetli olarak tescil edildiğini ileri sürmekle birlikte somut olayda, dava dosyasında davalının engelleme, baskı kurma, şantaj yapma gibi saiklerle hareket ettiğini gösteren deliller bulunmadığı,
Netice itibariyle,
Dava konusu marka kapsamında bulunan “sınıf 28: Oyunlar ve oyuncaklar. Bu sınıfa dahil jimnastik ve spor aletleri; olta takımları, yapay balık yemleri, avcılık ve balıkçılık için tuzaklar. Suni yılbaşı ağaçları ve bunlar için süsler, suni karlar, çıngıraklar, parti ve benzeri eğlenceler için malzemeler, kağıttan parti şapkaları”. Ve 35.sınıfta bulunan “ Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Oyunlar ve oyuncaklar. Bu sınıfa dahil jimnastik ve spor aletleri; olta takımları, yapay balık yemleri, avcılık ve balıkçılık için tuzaklar. Suni yılbaşı ağaçları ve bunlar için süsler, suni karlar, çıngıraklar, parti ve benzeri eğlenceler için malzemeler, kağıttan parti şapkaları. mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” mal ve hizmetlerinin davacı tarafa ait markaların kapsamında birebir aynı ve/veya benzer olduğunu,
Dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde işitsel, görsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı,
Buna göre taraf markaları kapsamında SMK 6/1 maddesine göre karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı,
Tanınmışlık gerekçeli itirazın yerinde olmadığı,
Kötü niyet iddialarının ispat edilemediği,
Kurumun kararının hukuka uygun olduğu sonuçlarına ulaşılmış, davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M
:
Davanın reddine,
Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 615,40.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 116,60.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
Davalı kurum kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalı kuruma verilmesine,
Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,
Davalı şirketin yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333),
Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, diğer davalının yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.
Kâtip Hâkim ...
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır