Antalya Bölge Adliye Mahkemesinin kooperatif aidat borcundan kaynaklanan fazla ödeme nedeniyle başlatılan icra takibine itirazın iptali ve istirdat talebinin zaman aşımı değerlendirmesi kararı.
Özet: Bu istinaf incelemesinde, davacı bir kooperatif ortağının, önceki bir menfi tespit davasındaki bilirkişi raporuyla tespit edilen 36.610,00 TLlik fazla ödenen aidat borcunun tahsili için başlattığı icra takibine yapılan itirazın iptali talebi değerlendirilmektedir; davacı, icra takibine konu bu fazla aidatın iadesini ve yasal faizini talep ederken, davalı kooperatif, davacının önceki istirdat taleplerinin reddedildiğini ve kesinleştiğini, ayrıca istirdat davasının bir yıllık hak düşürücü süreye tabi olduğunu ve davacının talebinin zamanaşımına uğradığını savunmaktadır; davalı ayrıca, bilirkişi raporunun dayandığı tek imzalı belgelerin kooperatif için bağlayıcı olmadığını ve davacının aslında kooperatife borçlu olabileceğini belirtmektedir.

T.C.

ANTALYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
16. HUKUK DAİRESİ
KARAR TARİHİ
:21/04/2025
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
:ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ
:15/04/2021
DAVANIN KONUSU
:İtirazın İptali (Kooperatif Aidat Borcundan Kaynaklanan)
GEREKÇELİ KARAR
YAZIM TARİHİ
:21/04/2025
İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.
Üye hakimin görüşü değerlendirildi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ
:
Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin davalı kooperatifin uzun yıllardır ortağı olduğunu, davalı kooperatifte uzun yıllardır genel kurulda alman kararlar uyarınca aidat toplandığını, davalı kooperatifin davacıdan diğer ortaklardan toplanığı aidatların çok üstünde aidat topladığını, bu hususun Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas Sayılı Menfi Tespit davası ile ortaya çıktığını, Yargıtay bozma ilamı kararı neticesinin Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas, ... Karar sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporu ile davalı kooperatifin davacıdan diğer ortaklardan aldığı tutardan 36.610.00 TL fazla aidat aldığının ortaya çıktığını, bu tutarın ödenmesi gereken aidatlardan mahsup edilmesinin istendiğini ancak görüşmeler neticesinde bir mesafe alınamadığını, bunun üzerine davalı aleyhine Antalya 4. İcra Müdürlüğünün ... Esas Sayılı icra takibi başlatıldığını, davalının borçlu olmadığını, dosyaya "borçlu olmadıkları, mahkemece istirdat taleplerinin de reddedildiği" yönünde itirazda bulunduğundan takibin durduğunu, tespit edilen fazla ödeme ile ilgili istirdat talep edilmiş ise de davalının fazla ödemesinin istirdadı için usulünce harcı yatırılarak açılmış dava bulunmadığından kabul edilmediğinin açıklandığını, böyle bir alacak bulunmadığı için reddinin söz konusu olmadığını, kararın 21/11/2018 tarihinde kesinleştiğini, İcra takibinde bilirkişi raporunda yazılı fazla ödemelerin talep edildiğini ve ödeme tarihlerinden itibaren yasal faiz işletilerek 36.610,00TL asıl alacak ve 33.256,28 TL işlemiş faiz olmak üzere 69.856,28 TL talep edildiğini bu sebeplerle, davanın kabulü ile, yapılan itirazın iptalini, , takip konusu alacağın % 20 sinden az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ
:
Davalı vekili cevap dilekçesinde, davacının davalı kooperatife birikmiş aidat borcu olmadığı için Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinde Menfi Tespit davasının dava sürecinde istirdat davasına dönüştüğünü, dava soncunda istirdat talebinin reddine karar verildiğini, Yargıtay bozma ilamı neticesinde Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas ve ... Karar Sayılı kararıyla yine istirdat davasının reddine karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini, geri alma (istirdat) davasının ödeme tarihinden itibaren 1 yıllık süre içinde açılması gerektiğini, bu sebeple davanın süresinde açılıp açılmadığının araştırılmasını, bu sürenin hak düşürücü süre olduğunu, Dava konusu olan Antalya 4. İcra Müdürlüğünün ... sayılı icra takibine dayalı itirazın iptalinin, Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasında reddedilen ve kesinleşen istirdat talebine dayandığını, eğer istirdat talebinin mahkemece kabul edilseydi davacının ilamlı icra takibi yapacağını ve itirazın takibinin durmayacağını, iddia edilen borcun 2008 yılında herhangi bir icra takibi olmadan rizaen kooperatife ödendiği iddia edilen fotokopi şeklinde ve tek imzalı belgelere dayanan aidatlarla ilgili olduğunu, eğer davacı fazla ödediğine inanıyorsa "menfî tespit ve istirdat" davası açarak fazla ödediğini belirttiği paranın geri verilmesini talep edebileceğini, ancak sadece menfi tespit talebinde bulunduğunu ve istirdat talebinin zaman aşımına uğradığını belirtilerek, Davalının davacıya borcunun bulunmadığı, tam tersine davalının davacıdan birikmiş aidat alacağı olduğunu, ... Esas Sayılı dosyasındaki bilirkişi raporunda fotokopinin tek imzalı belgelere dayanan çek fotokopilerine dayandığını, kooperatif başkanı ...'ın tek imzası ile verilen tahsilat makbuzlarının kooperatif açısından bağlayıcı olmadığını, menfi tespit davasında bilirkişinin "tek imzalı belgeler ödeme belgesi olarak kabul edilirse kooperatifin ...'e 36.601,00 TL fazla ödemesinin bulunduğu" şeklinde değerlendirme yapıldığını, raporda tek imzalı tahsilat makbuzlarının kooperatifi bağlayıcı olmayacağına karar verirse ...'in kooperatife 29.760,00 TL borçlu olacağı şeklinde değerlendirmede bulunduğunu, 02.02.2008 tarihli genel kurul toplantısında eski başkan ...'ın usulsüzlük yaptığını, zimmetine para geçirdiğinin tespit edildiğini, hesapların ibra edilmediğini, hesap tetkik komisyonu kurulduğunu, genel kurulda 02/02/2008 tarihinden sonraki aidatların kooperatif banka hesabına gönderilmesi şeklinde karar alındığını, davacının menfi tespit davasına konu bilirkişi raporuna sunduğu 45.000,00 TL tutarındaki çek ve tek imzalı makbuzların 02/02.2008 tarihli genel kurul kararına aykırı olarak 12 gün sonra ...'la ticari ilişkiye girdiğini gösterdiğini, davacının davalı kooperatif adına eski Başkan ...'a yaptığı bazı ödemelerin kooperatif hesabına yansıtmadığının tespit edildiğini, davacının Ocak 2008 itibariyle listede daha önce yatırdığı 63.500 TL nin banka hesaplarına girmediğini, bu ödemelerin davalı kooperatifçe iyi niyetli olarak ödenmiş olarak kabul edildiğini, davacının bu parayı kooperatife verdiğini ispat etmesi gerektiğini, bilirkişi hesaplamalarında bu paranında ödendiğinin kabul edildiğini, 06/06/2009 tarihli genel kurul toplantısına kadar geçen süre içinde davacının yatırması gereken paradan 43.360 TL eksik ödeme yaptığının tespit edildiğini, bu hesaplamada 63.500,00 TL nin kooperatif adına eski yönetici ...'a verildiğinin kabul edildiği belirtilerek, davanın reddine karar verilmesi ve davacının davalı kooperatife 43.340,00 TL borçlu olduğunun tespitini ve yasal faiziyle tahsili ile davacının % 20 den aşağı olmamak kaydıyla tazminata mahkum edilmesi talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
:
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda özetle; "...Tüm dosya kapsamı, mahkememizin yukarıdaki kabulü ve son alınan bilirkişi raporu bir arada değerlendirildiğinde; davacının, dava tarihi itibariyle; davalı kooperatife aidat borcunun 171.400,00TL olduğu, davacının davalı kooperatife 186.610,00TL ödeme yaptığı, (35.000,00TL'lik çeklerin ve 10.000,00TL'lik makbuzun ödeme olarak kabul edilmiş haliyle) davacının davalı kooperatiften 186.610,00TL-171.400,00TL= 15.210,00TL asıl alacağı olduğu, davacının, davalı kooperatiften alacağı olan 15.210,00TL asıl alacağa temerrüt tarihi (menfî tespit dava tarihi) olan 29.05.2009 tarihinden itibaren icra takip tarihi olan 20/012018 tarihine kadar işlemiş 12.983,92 TL yasal faizi alacağı olduğu kanaatine varılmakla.." şeklindeki gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
:
Karara karşı, davacı vekili ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme tarafından yapılması gerekenin açılan icra takibinde faiz hesabının doğru olup olmadığını kontrol etmek iken iki kez Yargıtay denetiminden geçmiş ve 10 yıla yakın yargılaması yapılarak kesinleşen davada varılan sonucu görmezden gelerek yeniden yargılama yapıldığını ve müvekkilinin ne kadar aidat borcu olduğunu hesaplatmaya çalışıldığını, kesinleşen menfi tespit davasında alınan ödemelere ve çeklerin nereye verildiği, kooperatif işlerine kullanılıp kullanılmadığı, diğer tüm üyelerin nasıl ödeme yaptıkları ve her bir üyeden toplanan aidat tutarları ile müvekkilden istenen aidatın eşit olup olmadığı gibi çok farklı araştırma yapılarak müvekkilinin fazla ödediği tutarın ortaya çıktığını ve karar kesinleşmişken mahkemece bunlar yokmuş gibi değerlendirildiğini, müvekkilinin 36.610,00 TL fazla ödeme yaptığını beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin hükme esas aldığı bilirkişi raporunu kabul etmediklerini, Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin ...E Yargıtay bozma kararından sonra ... E, ... K sayılı dosyasından verilen ve 22/11/2018 tarihinde kesinleşen davanın hükmünde, "davacının istirdat talebinin reddine" şeklinde maddi anlamda kesin hüküm bulunduğunu, kesin hüküm nedeniyle ... E sayılı davanın dava şartı yokluğundan reddinin gerektiğini, hak düşürücü sürenin ve zaman aşımının geçtiğini, hukukçu bilirkişiden rapor aldırılmasının yerinde olmadığını, davacı lehine inkar tazminatına hükmedilmesinin yerinde olmadığını, davanın reddinin gerektiğini beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE
:
Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.
Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas, ... Karar sayılı, davacısı iş bu dosyanın davacısı olan ..., davalının iş bu davanın davalısı olan ... olan menfi tespit istemli davada davanın kabulüne karar verildiği, istirdat talebinin reddine karar verildiği ancak bu reddin gerekçesinin bu yönde usulünce açılmış bir davanın olmamasına dayandığı anlaşılmaktadır.
Davacı vekili, Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas, ... Karar sayılı dosyasındaki bilirkişi raporuna dayanarak, müvekkilinin 36.610,00 TL fazla ödeme yaptığını ileri sürerek, mahkeme kararının hatalı olduğunu belirtmiştir. İlgili dosyanın gerekçesinde, davacının 36.610,00 TL'lik bir fazla ödeme yaptığına ilişkin bir tespit yoktur. Kararın gerekçesinde, "..bozma öncesi bilirkişi raporu ile 33.190,00 TL, bozmadan sonra alınan bilirkişi rapor ve ek raporu ile 36.610,00 TL olarak tespit edilen fazla ödemesi ile ilgili usulünce harcı yatırılarak açılmış bir dava bulunmadığından..." şeklinde bir belirleme ile davacının iddiası sadece açıklanmıştır. Davacı vekilinin, Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas, ... Karar sayılı dosyasında fazla ödenen miktarın kesinleştiği anlamına gelen istinaf sebepleri yerinde değildir.
Yine, söylemek gerekir ki; kooperatif ortaklarından her biri ortaklık amacı çerçevesinde borç ve yükümlülük altına girerler. Kooperatifler Kanunu’nun 23. maddesine göre ortaklar hak ve vecibelerde eşittirler (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2023/6-671 Esas, 2025/10 Karar; Coşkun, Mahmut, Kooperatifler Hukuku, 3. Baskı, Seçkin yayınları, s. 434 vd.) İlk derece mahkemesince, bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, kooperatif kayıtlarına dayanılarak aidat borcunun hesaplanması sonucu bulunan rakama hükmedilmesi, eşitlik ilkesinin de gereği olduğundan yerinde bulunmuştur. Davacının bu hususta mahkemece inceleme yapılmasının hatalı olduğuna yönelik istinaf sebepleri de yerinde bulunmamıştır.
Davalı vekili, Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas, ... Karar sayılı dosyasında istirdat talebinin reddine karar verildiği gerekçesiyle, bu hükmün kesin hüküm halini aldığını ileri sürerek, dava şartı yokluğundan davanın reddedilmesi gerektiğini belirtmektedir.
6100 sayılı HMK’nun 303/1. maddesi de “Bir davaya ait seklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir.” şeklinde benzer bir tanımı içermektedir.
Kesin hükmün ilk koşulu, her iki davanın taraflarının aynı kişiler olması; ikinci koşulu, müddeabihin aynılığı; üçüncü koşulu ise, dava sebebinin aynı olmasıdır.
Kesin hükmün ikinci koşulu olan müddeabih, dava konusu yapılmış olan hak, yani dava ile elde edilmek istenilen sonuçtur. Önceki dava ile yeni davanın müddeabihlerinin (konularının) aynı olup olmadığını anlamak için hakimin, eski davada verilen kararın hüküm fıkrası ile yeni davada ileri sürülen talep sonucunu karşılaştırması gerekir. Eski ve yeni davanın konusu olan maddi şeyler fiziki bakımdan aynı olsa bile, bu şeyler üzerinde talep olunan haklar değişikse, müddeabihler aynı değil demektir.
Kesin hükmün üçüncü koşulu ise dava sebebinin aynı olmasıdır. Dava sebebi, hukuki sebep olmayıp, davacının davasını dayandırdığı vakıalardır. Öyle ise; her iki davanın da dayandığı maddi vakıalar (olaylar) aynı ise, diğer iki koşulun da bulunması halinde kesin hükmün bulunduğundan söz edilebilir.
Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulu’nun 05.02.2003 gün ve ... E. ... K.; 23.02.2005 gün ve ... E. ... K.; 03.03.2010 gün ve ... E. ... K.; 08.12.2010 gün ve ... E. ... K. sayılı ilamlarında da benimsenmiştir.
Kesin hüküm, ilk önce (hükmü veren mahkeme de dahil diğer bütün) mahkemeleri bağlar. Yani mahkemeler, aynı konuda, aynı dava sebebine dayanarak, aynı taraflar hakkında verilmiş olan bir kesin hüküm ile bağlıdırlar; aynı davayı bir daha (yeniden) inceleyemezler (kesin hüküm itirazı) ve aynı konuya ilişkin yeni bir davada, önceki davada verilmiş olan kesin hüküm ile bağlıdırlar (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, yıl: 2001, C. V, s. 5051- 5053).
Somut uyuşmazlıkta, istirdat talebinin reddinin gerekçesinden de açıkça anlaşılacağı üzere, istirdat talebi hakkında usulünce açılmış bir dava olmadığından, talebin reddine karar verilmiştir. Bir başka deyişle, istirdat değerlendirmesine konu olabilecek bir yargılama, hüküm söz konusu değildir. Bu nedenlerle, davalının kesin hüküm dava şartı yokluğuna ilişkin itirazları yerinde değildir.
Davalı vekili, hukukçu bilirkişiden rapor aldırılmasının hatalı olduğunu ileri sürmektedir.
HMK m. 266 gereği; Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez.
6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu m. 10/4 hükmü de, HMK'nın anılan hükmüne paralel olarak, hukuk öğrenimi görmüş kişilerin, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu ve kanunun birinci fıkrasındaki şartları taşıdığını belgelendirmedikleri takdirde, bilirkişilik siciline ve listesine kaydedilemeyeceğini belirtmektedir.
Somut uyuşmazlıkta, itiraza konu bilirkişinin, Antalya Bilirkişilik Bölge Kurulu Bilirkişi Listesinde, "Kooperatifler Mevzuatından Kaynaklı Nitelikli Hesaplamalar" alt başlığında bilirkişi olarak kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. Bir başka deyişle, bilirkişi hukuk alanında uzman olarak değil, kooperatifler mevzuatından kaynaklı nitelikli hesaplama konusunda uzman olarak dosyada görev almıştır. Bu nedenle, davalının, bu yöne isabet eden istinaf sebepleri yerinde değildir.
Davacının talebine konu alacak tarihlerine bakıldığında da, davacının menfi tespit davasını açması, akabinde icra takibi başlatması ve sonrasında da iş bu itirazın iptali davası açması durumları göz önüne alındığında, bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, zaman aşımı TBK m. 154/2 hükmü dikkate alınarak kesildiğinden, davalının zaman aşımı def-i ve hak düşürücü sürenin geçmiş olduğuna ilişkin itirazları yerinde değildir.
Davalı vekili, davacı lehine inkar tazminatına hükmedilmesinin hatalı olduğunu istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür.
Alacaklının icra dairesine yapacağı takip talebi ile başlayan, takibin durması için borçlunun itirazının yeterli olduğu ve cebri icraya devam edilebilmesi için alacaklının harekete geçmesinin gerekli olduğu ilamsız icra usulunde; gerek alacaklının haksız ve kötüniyetli takipte ve gerekse borçlunun haksız itirazda bulunmasını önlemek amacıyla icra tazminatına hükmolunması esası kabul edilmiştir. Borçlu hakkında tazminatına hükmedilmesi için, onun ödeme emrine “kötüniyet”le itiraz etmiş olması şart değildir. Borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmiş olmalıdır. Alacaklının bir zarar görmüş olması da şart değildir.
İcra inkar tazminatının şartları şunlardır:
a)Geçerli ilamsız icra takibi yapılmış olmalı,
b)Borçlu süresi içinde ödeme emrine itiraz etmiş olmalı,
c)Süresi içinde açılmış bir itirazın iptali davası olmalı,
d)Talep olmalı,
e)Borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmelidir.
Somut uyuşmazlıkta, anılan şartların var olduğu, alacağın likit olduğu anlaşılarak, davacı lehine inkar tazminatına hükmedilmesi yerinde olmakla, davalının bu yöne isabet eden istinaf sebepleri yerinde değildir.
Tüm açıklamalar ışığında, HMK'nın 359/3 maddesi uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, HMK'nın 355/1 maddesi gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM
:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı vekilinin ve davalı vekilinin ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 615,40 TL istinaf karar harcından peşin olarak yatırılan 807,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL istinaf karar harcının davacı taraftan tahsili ile Hazine'ye GELİR KAYDINA, harç tahsil müzekkeresinin ilk derece mahkemesince YAZILMASINA,
3-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 1.925,86 TL istinaf karar harcından peşin olarak yatırılan 562,17 TL harcın mahsubu ile bakiye 1.363,69 TL istinaf karar harcının davalı taraftan tahsili ile Hazine'ye GELİR KAYDINA, harç tahsil müzekkeresinin ilk derece mahkemesince YAZILMASINA,
4-Davacının ve davalının istinaf başvurusu nedeniyle yaptığı yargılama masraflarının kendi üzerlerinde BIRAKILMASINA,
5-Kullanılmayan istinaf gider avansının 6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince ilgilisine İADESİNE,
6-İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
7-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara TEBLİĞİNE,
Dair, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle ve 6100 sayılı HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince dava değerinin 544.000,00 TL'nin altında olması nedeniyle kesin olarak karar verildi.
...