Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, tanınmış otomotiv markasının iltibas riskine karşı YIDK kararının iptali, benzer markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkin davasını inceledi.
Özet: Davacının, otomotiv sektöründe küresel çapta tanınmış "..." markasının hak sahibi olarak, davalı tarafından tescil başvurusu yapılan "... ..." ibareli markanın kendi tanınmış markasıyla görsel, işitsel ve kavramsal açıdan karıştırılma ihtimali yaratacak derecede benzer olduğunu, ayrıca hedef alınan mal ve hizmetlerin de davacının kayıtlı motorlu taşıtlar ve parçalarıyla yüksek derecede benzerlik taşıdığını, davalının tanınmış markadan haksız menfaat sağlamak amacıyla hareket ettiğini ileri sürerek, YIDK kararının kısmen iptalini ve söz konusu marka tescil başvurusunun sicilden terkinini talep etmektedir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/227 Esas - 2026/64
T.C.ANKARA2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİKARAR TÜRK MİLLETİ ADINAEsas No
: 2024/227Karar No
: 2026/64.....Dava
: Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden TerkinDava Tarihi
: 14/05/2024Karar Tarihi
: 05/02/2026Gerekçeli KararınYazıldığı Tarih
: 05/02/2026Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:DAVA
:Davacı vekili dilekçelerinde özetle; davacının 1974 yılından beri üretilen ve dünya çapında yüksek bilinirlik, yoğun kullanım ve çok sayıda tescil ile desteklenen “...” markalı araçları sayesinde otomotiv sektöründe güçlü ve tanınmış bir markaya sahip olduğunu, bu modelin yalnızca Avrupa ve dünya pazarlarında değil Türkiye’de de uzun yıllardır en çok tercih edilen binek araçlardan biri olduğunu, davacının “...” markalarının dünyanın önde gelen ülkelerinde çok sayıda tescile konu olduğunu ve ... sayılı “... ...” ibareli marka başvurusuna karşı davacının SMK m. 6/1, 6/3, 6/4, 6/5 ve 6/9 hükümlerine dayalı itirazlarının diğer davalı ... tarafından kısmen reddedilmiş olmasının haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira karşılaştırılan işaretlerin görsel, işitsel ve kavramsal açılardan iltibasa yol açacak derecede benzer olduğunu, özellikle “...” ibaresinin dava konusu edilen markanın başında yer alması nedeniyle tüketici algısında esas ve baskın öğe olarak algılanacağını, İngilizce “...” ibaresinin de anlamının herkes tarafından bilindiğini, dolayısıyla bu ibarenin markasal hüviyette ayırt ediciliğinin zayıf olduğunu, ayrıca dava konusu markanın kapsamına alınmak istenilen ve 35. Sınıf altında yer alan “araç tekerlekleri için metal takozlar; taşıtlar için metalden mamul profil çıtalar; kara taşıtlarının yağ, yakıt, hava filtreleri, egzoz parçaları, pistonlar, silindir başları, karbüratörler, enjektörler, pompalar, valfler, marşlar, dinamolar, bujiler; rulmanlar; lastik sökme-takma makineleri; araç yıkama makineleri; taşıt göstergeleri; sinyalizasyon cihazları; taşıtlara özgü aydınlatma armatürleri; bisiklet ve bisiklet parçaları; taşıtlarda kullanılan bükülebilir borular ve hortumlar; taşıtlar için sentetik profil çıtalar” gibi malların satış hizmetlerinin davacının “...” markasının tescilli olduğu “motorlu taşıtlar ve bunların parçaları”yla aynı veya yüksek derecede benzer olduğu için açık bir karıştırılma ihtimaline yol açtığını, ..... işaret benzerliğine ilişkin değerlendirmesinin doğru olmakla birlikte mal/hizmet benzerliği yönünden hatalı olduğunu ve bu hatanın .... tarafından da sürdürüldüğünü, oysa davacının uzun yıllardır markasal hüviyette kullandığı “...” ibaresi bakımından gerçek hak sahipliğinin de bulunduğunu, bu markanın dünya çapındaki çok sayıdaki tescili, yüksek satış rakamları, yaygın reklam ve tanıtım faaliyetleri, Türkiye’deki yoğun bilinirliği ve 50 yılı aşan üretim geçmişi nedeniyle .... Sözleşmesi 1 mükerrer 6 ve SMK m. 6/4 ile m. 6/5 kapsamında tanınmış marka korumasından yararlanması gerektiğini, tanınmış markanın bu başvuru sebebiyle itibarından haksız yarar elde edilmesi, ayırt edici karakterinin zedelenmesi ve marka imajının zarar görmesi ihtimallerinin bulunduğunu, davalının dünya çapında son derece tanınmış bir marka olan “...” ibaresini tesadüfen seçmesinin hayatın olağan akışına aykırı bulunduğunu, davalı şirketin basiretli tacir gibi davranması gerekirken davacının tanınmış markasından bilinçli şekilde yararlanma amacıyla başvuruda bulunduğunun açık olduğunu ifade ederek, .... sayılı kararının “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için; “Araç tekerlekleri için metal takozlar. Taşıtlar için metalden mamul profil çıtalar (dekorasyon amaçlı). kara taşıtlarında kullanılan ve bu sınıfta yer alan parçalar: taşıtlar için yağ, yakıt ve hava filtreleri, egzozlar, egzoz manifoldları, silindirler, silindir başları, pistonlar, karbüratörler, yakıt dönüşüm cihazları, enjektörler, yakıt tasarruf cihazları, pompalar, valfler, marşlar, dinamolar, bujiler. Rulmanlar, bilyalı veya masuralı yataklar. Lastik sökme ve takma makineleri. Araç yıkama makineleri. Taşıt göstergeleri. Trafikte kullanım amaçlı sinyalizasyon, işaretle bildirme cihazları ve araçları. Aydınlatma cihazları (taşıtlar, iç ve dış mekanlar için aydınlatma armatürleri). Bisikletler ve bunların gövdeleri, gidonları, çamurlukları. Lastikten, plastikten veya kauçuktan mamul bükülebilir borular, hortumlar (taşıtlar için kullanılanlar dahil), Taşıtlar için sentetik malzemelerden mamul profil çıtalar (dekorasyon amaçlı)” emtialarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” hizmetleri yönünden kısmen iptaline, .... sayılı ve "... ..." ibareli marka başvurusu tescil edilmişse aynı hizmetler yönünden kısmen hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP
:Davalı ..... vekili cevaplarında özetle; dava konusu .... başvuru sayılı “... ...” ibareli markanın 09 ve 35. sınıflarda yer alan mal ve hizmetler bakımından değerlendirmeye alındığını, davacı tarafından yinelenen itirazlara konu edilen mal ve hizmetlerden yalnızca bir kısmının (özellikle 35. sınıfta davacının itirazında belirtilen araç parçaları, aksesuarları ve taşıtlara özgü teknik ekipmanların satışına ilişkin hizmetlerin) Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından benzer kabul edilerek başvurudan çıkarıldığını, ancak başvuru kapsamında kalan mal ve hizmetler yönünden taraf markaları arasında görsel, işitsel ve anlamsal benzerlik bulunmadığını, bu nedenle karıştırılma ihtimalinin gerçekleşmediğini, zira kalan mallar ve hizmetlerin niteliği ile markaların bütünsel algısının birlikte değerlendirildiğinde tüketicinin iki markayı farklı ticari kaynaklara ait bağımsız işaretler olarak algılayacağını, davacı markası “...” ile dava konusu “.... ...” ibareleri arasında kalan emtialarda seri algısı, bağlantı etkisi veya ticari bağ izlenimi yaratacak bir yakınlık bulunmadığını, aksine markaların bıraktıkları bütünsel etkinin farklı olduğunu, kalan emtialarda ortalama tüketicinin markaları ayırt edebileceğini ve bu nedenle SMK m. 6/1 kapsamında çifte benzerlik şartının oluşmadığını, ayrıca davacı tarafın SMK m. 6/3, 6/4, 6/5 ve 6/9 hükümlerinin uygulanmasını gerektiren koşulların somut olayda gerçekleştiğini de ispatlayamadığını, ....’in hem .... hem de .... nezdinde yaptığı değerlendirmenin yerleşik Yargıtay içtihatlarıyla uyumlu olduğunu, kalan emtialar yönünden markalar arasında iltibas ihtimali bulunmadığının açık olduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Davalı şirket vekili cevaplarında özetle; davalı firmanın uzun yıllardır lityum akü üretimi yapan, ürünlerini kamu kurumları ve özel sektör dahil geniş bir müşteri kitlesine tedarik eden, forklift, transpalet...sistemleri ve hizmet araçlarında kullanılan lityum aküleri başta olmak üzere çok çeşitli güç ve özellikte aküler üreten bir şirket olduğunu, “... ...” ibaresinin de davalının faaliyet alanı içinde yer alan ... sporunda kullanılan hizmet araçlarına (... arabaları) yönelik lityum aküler için seçilmiş olduğunu, dolayısıyla davacının ileri sürdüğünün aksine davalı şirketin otomobil üretimiyle hiçbir ilgisinin bulunmadığını, internet sitesinde yer alan görselde de yalnızca ... sporunda kullanılan hizmet araçlarına akü sağlandığının görülebileceğini, marka başvurusuna ilişkin süreçte davacı tarafından yapılan ilk itiraz üzerine .... Başkanlığı tarafından 35. sınıfta yer alan bazı emtiaların başvuru kapsamından çıkarıldığını, ancak kalan mal ve hizmetler yönünden yapılan inceleme neticesinde davacının SMK m. 6/3, 6/4, 6/5 ve 6/9 kapsamındaki itirazlarının haksız bulunarak reddedilmesinin isabetli olduğunu, özellikle davalının akü üretimi ile davacının otomotiv üretimi arasında teknik, ticari ve sektörel hiçbir bağlantı bulunmadığı için karıştırılma ihtimalinden söz edilemeyeceğini, davalının ürettiği akülerin davacının otomobilleriyle uyumlu olmayan, tamamen farklı teknik özelliklerde ürünler olduğunu, bu nedenle davacının ... markasının davalı tarafından kullanılmak istenen alana herhangi bir tecavüz teşkil etmediğini, “...” kelimesinin 14. yüzyıla uzanan tarihi olan, ... sporunu ifade eden ve toplumda yaygın kullanılan bir kelime olması sebebiyle ayırt ediciliği zayıf bir işaret olduğunu, bu nedenle davacının bu ibare üzerinde tekelleşme talep etmesinin hukuken mümkün olmadığını, nitekim TÜRKPATENT kayıtlarında “...” ibaresini içeren yaklaşık 700’den fazla marka bulunduğunu ve davacının bunların hiçbirine karşı dava açmamış olmasının TMK m. 2 hükmü anlamında sessiz kalma suretiyle rıza niteliğinde değerlendirilmesi gerektiğini, bu hususun davacı açısından kötüye hak kullanımı oluşturduğunu, ayrıca doktrinde ve Yargıtay kararlarında yaygın kullanılan kelimelerin oluşturduğu markaların “zayıf marka” kabul edildiğini ve koruma kapsamlarının dar olduğunun açıkça ifade edildiğini, bu nedenle davacının SMK m. 6/5 kapsamında ileri sürdüğü tanınmış markadan haksız yararlanma, itibar zedelenmesi veya ayırt ediciliği azaltma iddialarının da somut olayda gerçekleşmesinin mümkün olmadığını, davalının “... ...” ibaresini seçmesinin tamamen hayatın olağan akışına uygun olduğunu ve davacı markasının tanınmışlığından haksız yararlanma kastı taşımadığını, kaldı ki davacının kötü niyet iddiasını da ispat edemediğini, tüm bu nedenlerle hem usulden (yetkisizlik, süre-aşımı, sessiz kalma) hem de esastan davanın tamamen haksız olduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.GEREKÇE
:Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, YİDK kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının tanınmışlık, kötü niyet ve 6769 sayılı kanunun 6/3 kapsamındaki itirazlarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının ..... sayılı "... ..." ibareli marka için davalı tarafından 25/05/2022 tarihinde 09/35.Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, başvurunun ilanına karar verildiği, söz konusu ilana karşı davacının ..... sayılı ve "..." ibareli markalarına ve 6769 sayılı SMK m. 6/1, m. 6/3, m. 6/4, m. 6/5 ve m. 6/9 hükümlerine dayanak itirazda bulunduğu, Markalar Dairesi Başkanlığı’nın 01.09.2023 tarihli ve .... sayılı kararı ile, davacının itirazlarını SMK m. 6/1 hükmü kapsamında kısmen kabul edilerek dava konusu edilen markanın kapsamından, 35. Sınıfa giren; “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Motorlu kara taşıtları (motosikletler, mobilet dahil) ve bu taşıtlar için motorlar, kavramalar ve transmisyon bağlantıları, transmisyon kayışları ve zincirleri, dişliler, frenler, fren disk ve balataları, şasiler, kaportalar, süspansiyonlar, darbe emiciler, şanzımanlar, direksiyonlar, jantlar. Taşıt kasaları, damperli kasalar, traktör römorkları, frigorifik kasalar, römork bağlantıları. Taşıt koltukları, koltuklar için baş dayanakları, emniyetli çocuk koltukları, koltuk kılıfları, araç örtüleri (aracın şeklini almış), güneşlikler. Sinyaller ve yön sinyalleri için kollar, taşıt camları için silecekler, silecek kolları. Taşıtlar için iç ve dış lastikler, tubles lastikler, lastik tamir takımları, taşıt lastikleri için yamalar, kaynak yamalar, taşıt lastikleri için supaplar. Taşıt camları, emniyetli taşıt camları, taşıtlar için dikiz aynaları ve yan aynalar. Patinaj zincirleri. Taşıtlar için portbagajlar, bisiklet ve kayak taşıyıcıları, seleler. Lastik şişirme pompaları. Taşıtlar için hırsız alarmları, kornalar. Yolcular için emniyet kemerleri, havalı yastıklar. Raylı taşıtlar: Lokomotifler, trenler, tramvaylar, vagonlar, teleferikler, telesiyejler. Deniz taşıtları ve parçaları (motorları hariç). Hava taşıtları ve parçaları (motorları hariç). mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” emtialarının çıkartılmasına karar verdiği, bunun dışında kalan mal ve hizmetler bakımından davacının itirazının 6/3, 6/4, 6/5 ve 6/9 kapsamında yerinde görülmeyerek reddedildiği, itirazı kısmen reddedilen davacının bu karara aynı gerekçelerle ve aynı markaya dayalı olarak tekrar itiraz ettiği, ancak bu itirazın da, .... sayılı kararı ile nihai olarak reddine karar verdiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.Toplanan delillere, benimsenen 05/12/2025 tarihli bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;Taraf markaları, renk ve şekil unsurlarından yoksun kelime markalarıdır; işaretlerde siyah renkli düz yazım karakterindeki harflerle “...”, “... ....” ve “... ...” ibareleri tek(er) unsur olarak kullanılmıştır. Taraf markalarında geçen, İngilizce kökenli “move” ve “...” ibareleri, Türkçe’de sırayla “hareket” ve “yıldız” anlamlarını haizlerdir ve bu kelimeler, ülkemizdeki konuşma dilinde ve ticari hayatta da sıklıkla kullanılan kelimeler olduklarından, tasviri/tanımlayıcı anlamlarının, İngilizce’ye hâkim olmayan tüketici kesiminde dahi yaygın olarak bilinebileceği değerlendirildiğinden, bu kelimelerin, işaretlerin markasal hüviyetteki ayırt ediciliklerine katkısının düşük olduğu değerlendirilmiştir. Her ne kadar davacı markalarında kullanılmış olan “...” kelimesinin de, “çimenlerle kaplı, açık, geniş bir alanda, ufak bir topu özel sopalarla ilerleterek belli bir deliğe sokma amaçlı oynanan oyun” yerleşik anlamı itibariyle markasal hüviyette soyut ayırt ediciliğinin düşüklüğünden bahsedilebilse de; somut uyuşmazlığa konu edilen, kara taşıtları ile ilintili mal ve hizmetler yönünden bu ibarenin markasal hüviyette somut ayırt ediciliğinin, başka herhangi bir kelimeden düşük olmadığı, bu emtialar ile doğrudan ilintili olmayan bu ibarenin anlamından ve tüketici zihninde uyandırdığı ilk algıdan uzaklaşıldığı, diğer bir ifadeyle, “...” ibaresinin, kara taşıtları ile ilintili mal ve hizmetlerde markasal hüviyette kullanılması durumunun, yeterli ölçüde “orijinallik/ayırt edicilik” ihtiva ettiği ve herkesin ilk anda aklına gelebilecek bir tercih olmadığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla; ayırt edici niteliği zayıf olan ibareleri marka olarak seçen kişilerin bunun sonuçlarına katlanmak yani o tanıtma işaretinin bazı tedbirler alınmak ve ilaveler yapılmak suretiyle hafifçe değiştirilmiş şeklinin başkaları tarafından kullanılmasına tahammül etmek zorunda olduğu, böyle ibareleri içeren markalarda ayırt ediciliği düşük olan örtüşen bileşenlerden ziyade diğer unsurlara yönelmek gerektiği yönünde doktrinde ve Yargıtay Kararları’nda yerleşmiş olan görüşün somut uyuşmazlıkla örtüşmediği ve taraf markalarının esas unsurunun “...” ibaresi olduğu kanaatine varılmıştır.Uyuşmazlık konusu olan emtialar açısından, markasal hüviyette somut ayırt ediciliği yeterince yüksek olan “...” ibaresinin, farklı iki firma tarafından markalarının esas unsuru olarak kullanılması halinde, potansiyel müşterilerin daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak tekrar marka tercihi yaptıkları ve bu nedenle de markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacakları gerçeği de gözetildiğinde, markaların tüketiciler tarafından benzer/ilintili bulunmasının ve karıştırılmasının ihtimal dahilinde olduğu değerlendirilmiştir. Bu nedenle; davalının dava konusu edilen “... ...”lı markasının, davacının “...”lü markalarının serisinin bir devamı olarak algılanabilecek nitelikte bir türemeye sahip olduğu ve alt marka algısı yaratmaya uygun nitelikte olduğu değerlendirilmiştir. Dava konusu edilen markada “...” ibaresinin de kullanılmış olmasının, ortak “...” ibaresinin yarattığı yakınlaşmayı ortadan kaldıramayacak nitelikte ufak bir ayrıntı olarak kaldığı değerlendirilmiştir.Görsel açıdan ortaya çıkan bu benzerlik, duyusal/işitsel/fonetik açıdan bakıldığında da net bir sonuç vermektedir; dava konusu edilen markalardaki kelime unsurlarının baş kısmında yer alan “...” ibaresinin birebir aynı olması markaların okunuşlarını, kulakta bıraktıkları “tını”larını benzer kılmaktadır. İşaretlerin kavramsal açıdan değerlendirilmesi neticesinde de, yukarıda yazıldığı üzere, “...” ibaresinin yaygın olarak bilinen ve Türkçe’de yerleşik bir anlamı olduğundan, taraf işaretlerin kavramsal açıdan da farklı olmadıkları, tüketicinin zihninde farklı birer algı oluşturmadıkları değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, somut olayda taraf markaları arasında görsel, işitsel ve anlamsal/kavramsal açılardan benzerlik olduğu kanaatine varılmıştır.“Aynı mal veya hizmet” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir.Ortalama tüketici, markaları aynı anda incelemeye tabi tutmadığı gibi küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde inceleyemez. Sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalışır. Ortalama alıcı kitlesinin tamamı karıştırma tehlikesine maruz kalmasa bile bir kısmının bu risk altında bulunması dahi karıştırılma ihtimalinin gerçekleştiğinin kabulü için yeterlidir.Ancak; ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır. Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir. Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder.Somut olay açısından; davalının markasının kapsamına alınmak istenilen ve dava konusu edilen, 35. sınıf altında satışa konu edilen emtiaların hitap ettiği ortalama tüketici/alıcı kitlesinin bilinç/dikkat/özen/seçicilik seviyesine bakıldığında; bunların tüketicinin/ alıcının gündelik (her anının, rutininin) ihtiyaçlarını karşılamadığı, sık satın alınan emtialar olmadığı, dolayısıyla bu alıcıların, söz konusu ürünleri satın alma kararını verdikleri süreçte daha uzun vakit geçirdiği, muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak/makul süreli bir araştırma yaparak yanlış/eksik/kalitesiz ürün alma riskini azaltmaya çalıştığı, yani bir süre düşünüp değerlendirerek daha çok zahmete ve gayrete katlanarak satın alma kararını verdiği anlaşılmış olup, bu alıcıların dikkat/özen/seçicilik/bilinç seviyelerinin düşük olmadığı değerlendirilmiştir.Davacının markalarının kapsamına giren emtialar; “Motorlu kara taşıtları ve bunların motorları dahil parçaları”, “Motorlu kara taşıtlarının ve parçalarının çeşitli yöntemlerle toptan/perakende satışı hizmetleri” ve “Motorlu kara taşıtlarının ve parçalarının bakımı, onarımı, servisi hizmetleri” olarak özetlenebilir. Davalının markasının kapsamına giren ve dava konusu edilen, 35. Sınıf altındaki satış hizmetlerine konu edilen emtialarının da, motorlu kara taşıtlarının parçaları, donanımları, aksamları veya motorsuz kara taşıtı olduğu fiili gerçeği gözetildiğinde, bu emtiaların 35. Sınıf altında satışı hizmetleri özelinde, somut olayda emtia benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği değerlendirilmiştir. Zira; sayılan emtialar, 12. Sınıf altında yer almasa bile, davacının markalarının tescili kapsamına giren “motorlu kara taşıtlarının parçaları, aksamları, mekanizmaları” olarak nitelendirilen emtiaların açılımı kapsamına girmektedir. Bir takım emtiaların toptan/perakende satış hizmetlerine konu olması durumunda bu hizmetlerin aynı emtialar ile bağlantılı ve/veya benzer emtia sayılması gerektiği, doktrinde ve Yargıtay içtihatlarında kabul edilmektedir; “Praktiker” kararında da belirtildiği üzere, “somut bir malı satmak için verilen bu hizmet tabiatıyla bu mal olmadan bir mana ifade etmeyecektir.” Ayrıca; davacının ....sayılı markası, motorlu taşıtların parçalarının/ aksamlarının satışı hizmetleri yönünden de tescillidir.Dolayısıyla, dava konusu edilen emtiaların tamamı yönünden somut uyuşmazlıkta emtia benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği değerlendirilmiştir.Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olay açısından bakıldığında; taraf markalarında esas unsur olarak kullanılmış olan “...” ibaresinin ortaklığından hareketle, değerlendirilen taraf markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olduğu, davalının dava konusu edilen markasının, davacının markalarının serisinin bir devamı olarak algılanabilecek nitelikte bir türemeye sahip olduğu ve alt marka algısı yaratmaya uygun nitelikte olduğu değerlendirilmiştir. Davalının markasındaki, anlamı herkes tarafından bilinen ve dolayısıyla da markasal hüviyette ayırt ediciliği düşük olan “...” ibaresinin varlığının, bu benzerliğin aşılması için yeterli bir farklılık/ayırt edici nitelik olarak değerlendirilememektedir. Zira, potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından, markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacaklardır. Davacının “...” markasını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının “... ...” ibaresini ihtiva eden markasıyla karşılaştığında bu markaları “benzer bulması ve karıştırması” ihtimal dahilindedir. Ayrıca, davalının markasının kapsamına giren ve dava konusu edilen emtiaların, davacının gerek .... kararının iptali, gerekse hükümsüzlük talepli davalarına mesnet aldığı markalarının tescilli olduğu emtialar ile benzer/türdeş olduğu, bu emtiaların hitap ettiği ortalama tüketici/alıcı kitlesinin bilgi/bilinç/ dikkat/özen/algı seviyeleri düşük olmasa da, bu emtialarda “...” ve “... ...”lı işaretlerin/tanıtma vasıtalarının markasal hüviyette farklı kişi ve kuruluşlar tarafından kullanılması halinde alıcıların/tüketicilerin söz konusu emtiaların aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesinin ve karıştırma ihtimalinin mevcut olduğu, alıcıların iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlamaları halinde bile, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu veya ortak bir çalışma/iş yapıldığını düşünebilecekleri, davalının markasının, dava konusu edilen tüm emtialar özelinde, davacının hedef pazarındaki tüketici/müşteri kitlesi nezdinde karışıklık yaratabileceği değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, somut olayda değerlendirilen taraf markaları arasında, dava konusu edilen tüm emtialar yönünden iltibas tehlikesinin/ karıştırılma ihtimalinin bulunduğu kanaatine varılmıştır.DAVACININ GERÇEK HAK SAHİPLİĞİ İDDİASI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:6769 sayılı SMK’nın “marka tescilinde nispi ret nedenleri”nin düzenlendiği 6. maddesinin 3. fıkrasında; “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.” denilmektedir.Bu hüküm markanın gerçek sahibinin eskiye dayalı kullanımını tescilden üstün tutarak gerçek hak sahibinin korunmasını sağlamaktadır. Bu madde hükmünde yer alan itirazın kabul edilebilmesi için itiraz sahibinin o işaret üzerinde başvuru tarihinden önce hak sahibi olması veya rüçhan hakkını elde etmesi ve bunları ispat etmesi gerekmektedir.Tescil, bir markanın daha özel hükümlerle korunmasını sağlar. SMK, istisnai olarak, marka hakkının tescile dayanmadan ilk kullanım yoluyla da elde edilebileceğini ve korunabileceğini de kabul etmiştir. Ancak, bu hakkın ne zaman ve nasıl oluşabileceğinin kriterlerini düzenlememiştir. 6769 sayılı SMK’nın “Marka Tescilinde Nispi Ret Nedenleri” başlıklı 6. maddesinde, marka olarak tescil ettirilmek istenen işaret üzerinde tescil başvurusundan önce hak kazanmış kişilerin hukukunu korumaya yönelik hükümler bulunmaktadır. Söz konusu maddenin 3. fıkrasına göre bir işaret üzerinde, bu işaretin –üçüncü bir kişi tarafından-marka olarak tescili amacıyla başvurusu yapılan tarihten veya başvuru tarihinde belirtilen rüçhan tarihinden önce, bir hak elde edilmiş ise, bu hakka sahip kişi, söz konusu işaretin tesciline itirazda bulunabilir. Bu hüküm, işaret üzerinde ilk kullanma yoluyla haksız rekabet hükümlerine göre kazanılan hakkı üstün tutmayı amaçlamıştır. Bu bağlamda hak sahibinin işaretin sonradan bir başkası tarafından kullanılmasını yasaklaması TTK 57/5 ve 58/I, b’den kaynaklanmaktadır.İtiraz hakkının varlığı tescilsiz işaretin ticaret sırasında kullanılmış olmasını (SMK 6/3) gerekli kılar. “Ticaret sırasında kullanma” ile marka hukukuna özgü kullanma kastedilmektedir. Markasal kullanım, öğretide işareti taşıyan mal ve/veya hizmetlerin köken itibariyle diğer mal ve/veya hizmetlerden ayırt edilmesini sağlamaya yönelik olduğunun alıcılar tarafından anlaşılmasını mümkün kılacak şekilde kullanılması biçiminde tanımlanmaktadır. Ancak markaların kaynak gösterme fonksiyonu dışında reklam, iletişim, kalite, yatırım ve garanti fonksiyonlarının da bulunduğu göz ardı edilmemelidir. Madde metninde bahsedilen tescil edilmeden kullanılan bir marka veya ticarette kullanılan ticaret unvanı, işletme adı, alan adı gibi işaretlerdir. İtiraz veya dava hakkının varlığı tescilsiz işaretin ticaret sırasında kullanılmış olmasıdır. Ticaret sırasında kullanma ile marka hukukuna özgü kullanma kastedilmektedir. Ancak SMK’da “piyasada maruf hale getirme” şartından söz edilmese de bu şartın “zımnen” 6/3 maddesi hükmünde yer aldığını kabul etmek gerekir. Buna göre tescilsiz bir işaret üzerinde bir hakkın doğması ve korunması için, o işarete kullanım yoluyla hukuken korunması gereken bir ekonomik değer kazandırmak gerekir. Bu ise işaretin “asgari bilinirlik düzeyi”ne ulaşması ile mümkündür. Asgari bilinirlikten anlaşılması gereken, işaretin kullanım sonucunda belirli bir yer, bölge veya piyasada bilinir hale gelmesidir. Aksinin kabulü, piyasada işareti “ilk” kullanan kişiye korunma sağlanacağı anlamına gelir ki, bu “SMK hükümleri uyarınca sağlanan korunmanın tescil ile elde edileceği” ilkesini anlamsız hale getireceği gibi hakkaniyet ile de bağdaşmaz.Somut olayda davacı taraf; dava konusu edilen “... ...” kelime öbeğinin, davalının markasının tescili kapsamına alınmak istenilen ve dava konusu edilen 35. Sınıfa giren satış hizmetlerinde, kendisi tarafından uzun yıllardır ciddi ve yoğun bir biçimde, Türkiye genelinde kullanıldığını ve bu şekilde gerçek hak sahipliğinin doğduğunu tevsik eden herhangi bir delili, dava/marka işlem dosyasına sunmuş değildir. Ayrıca da; davacının huzurdaki davasına mesnet aldığı markaları tescillidir; halbuki, SMK m. 6/3 hükmü, tescilsiz marka kullanımlarına ilişkin bir düzenlemedir. Bu nedenle de; somut olayda, davacının önceki kullanıma dayalı gerçek hak sahipliği iddiasının, davalının markasının kapsamına giren emtialarda tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı kanaatine varılmıştır.DAVACININ TANINMIŞLIK İDDİASI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:Davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı markalara ciddi yatırımlar yapıldığına, bu markaların uzun yıllardır ilgili sektörde tanıtıldığına ve dahi tanındığına dair dava/.... işlem dosyalarına yeterli nitelikte, nicelikte ve içerikte delil sunulmadığı halde, “...” markasının otomotiv sektöründe tanınmışlığı, dosya içeriğinde yeterli delil olmasa dahi, herkes tarafından bilinen fiili bir olgu olduğundan, bu tanınmışlık göz ardı edilerek somut uyuşmazlığın ele alınamayacağı anlaşılmıştır. Bu halde ve dahi somut uyuşmazlıkta değerlendirilen taraf markaların benzer olması nedeniyle, davalının söz konusu ibareyi, davacının markasının tanınmış olduğu sektörle, yani kara taşıtları ile ilintili emtialar olduğu değerlendirilen, dava konusu edilen emtiaların satışı hizmetlerinde kullanması halinde, haksız bir yararın sağlanması, tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi veya tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi şartlarının gerçekleşebileceği ihtimalinin söz konusu olabileceği değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, davacının tanınmışlıkla ilgili iddiasının, davalının markasının, kapsamına alınmak istenilen ve dava konusu edilen tüm emtialar yönünden tesciline/hükmüne engel olabileceği kanaatine varılmıştır.DAVACININ KÖTÜ NİYET İDDİASI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:Hukukumuzda “kötü niyet” tanımlanmamıştır. Buna karşın kavramı izah için özellikle de sübjektif olgunun tespiti için iyi niyete başvurulmaktadır. İyi niyete sadece bir hüküm olarak değil, özel hukuka yön veren bir ilke anlamında Medeni Kanun m. 3’te yer verilmiştir. Bu hüküm uyarınca, Kanunun iyi niyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyi niyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz. İyi niyet ve kötü niyet bir madalyonun iki yüzü gibi olduğundan kötü niyetin tanımını yapabilmek için öncelikle iyi niyetin ortaya konması yararlı olacaktır. İyi niyet, bir hakkın geçerli surette kazanılmasını önleyen herhangi bir hususun hakkı kazanacak olan kimse tarafından bilinmemesi demektir. O halde kötü niyeti, bir bakıma “iyi niyetli olmama hali”, yani “bir hakkın geçerli surette kazanılmasını önleyen hususu bilmesine rağmen hareket etmek veya susmak suretiyle başkalarına zarar vermek” şeklinde tanımlamak mümkündür.Somut olayda; davalının “... ...” işaretini kendisine marka olarak seçerken spekülasyon, yedekleme, şantaj vs. gibi amaçlarla veya davacının markaları ve faaliyetleriyle haksız rekabet doğuracak eylemlere giriştiği hususlarında dava/itiraz dosyalarına herhangi bir delil sunulmamış olduğundan ve davalının “...” ibareli bir markayı tercih etme sebebi hayatın olağan akışına uygun bir şekilde gerekçelendirilebildiğinden, dava konusu edilen marka başvurusunun kötü niyetli yapıldığının ispat olunamadığı kanaatine varılmıştır.Neticede, 05/12/2025 tarihli bilirkişi raporu, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından;Taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olduğu, davalının markasının kapsamına giren ve dava konusu edilen tüm emtialar açısından, somut uyuşmazlıkta emtia benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği, dava konusu edilen emtiaların satışı hizmetlerinin hitap ettiği tüketicilerin bilgi/bilinç/dikkat/özen/algı seviyelerinin düşük olmadığı, taraf markaları arasında, dava konusu edilen tüm emtialar yönünden karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin bulunduğu, davacının “önceki kullanıma dayalı gerçek hak” iddiasının davalının markasının tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı, davacının “tanınmışlık” iddiasının da, davalının markasının kapsamına giren ve dava konusu edilen tüm emtialar yönünden tesciline/hükmüne engel olabileceği, davacının kötü niyet iddialarının yerinde olmadığı, .... kararının yerinde olmadığı ve iptali şartlarının oluştuğu, davalı markasının hükümsüzlük şartlarının oluştuğu anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda, davanın kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.H Ü K Ü M
:Davanın Kabulüne,.... sayılı kararının dava konusu edilen tüm mal ve hizmetler yönünden iptaline,Davaya konu markanın tüm mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine,6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 51/4.maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip resen ....’e gönderilmesine,Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 304,40.-TL harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,Davacının kendisini vekil ile temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,Davacının yapmış olduğu ve aşağıda dökümü yazılı 26.318,10.-TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde.... Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.05/02/2026Kâtip Hâkim ....✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdırMASRAF DÖKÜMÜİlk Masraf
: 916,00.-TLTedbir Harçları
: 1.132,10.-TLBilirkişi Ücreti
:24.000,00.-TLP.M.
: 270,00.-TLTOPLAM
:26.318,10.-TL