Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin "audio" ibareli marka başvurusunun reddine dair YİDK kararının iptali talebiyle açılan davaya ilişkin gerekçeli kararı.
Özet: Davacının "AUDIO" ibaresini içeren marka başvurusunun, davalı firmanın "..." markasına dayanılarak Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi tarafından reddedilmesi üzerine açılan bu davada; davacı, "AUDIO"nun tanımlayıcı bir kelime olduğunu, kendi müktesep haklarının göz ardı edildiğini ve davalı firmanın Türkiyede yeterli ticari kullanım ispatlayamadığını ileri sürerek kararın iptalini talep ederken, davalılar ise "..." ibaresinin kendi ticaret unvanlarının önemli bir parçası olduğunu, Türkiyede ve yurt dışında yaygın kullanıma sahip olduğunu, davacının kötü niyetle benzer marka seçtiğini ve davacının müktesep hak iddia ettiği markanın hükmünün çekişmeli olduğunu savunmaktadır.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2016/52 Esas - 2026/17

TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
ANKARA
2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO
: 2016/52
KARAR NO
: 2026/17
...
DAVA
: Marka YİDK kararının İptali
DAVA TARİHİ
: 15/02/2016
KARAR TARİHİ
: 14/01/2026
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH
: 14/01/2026
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
DAVA
:
Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, davacının 1985 yılından beri elektrik ve elektronik ses iletimi alanlarında faaliyet gösteren köklü bir firma olduğunu, davacının 02.07.2013 tarihinde 09 ila 11. Sınıflara giren emtialarda tescil ettirmek üzere yaptığı ... başvuru sayılı “... tarafından 556 s. KHK’nın m. 8/3 ve m. 35/1 hükümleri kapsamında bütünüyle ve nihai olarak reddedilmesinin haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira davalı firmanın davacının markasının reddedilmesini gerektirecek, .... markasının serisinin bir devamı olduğunu, dolayısıyla davalı firmanın “...” ibaresi üzerinde gerçek hak sahibi de olmadığını, dava konusu edilen markada geçen “audio” ibaresinin “işitsel” anlamına gelen, markasal hüviyette ayırt ediciliği bulunmayan bir ibare olduğunu, dolayısıyla davacının huzurdaki davaya konu edilen markası ile .... sayılı markasının birebir aynı esas unsuru ihtiva ettiğini, ayrıca her iki markanın da aynı emtialar yönünden tescilli olacağını, yani davacının bahsi geçen markasının müktesep hak kriterlerini karşıladığını, ayrıca her ne kadar davacının .... sayılı markasının hükümsüzlüğü talebiyle açılmış olan bir davanın ... Esas no.lu dosyası kapsamında yargılaması sürmekte ise de, davacının bu markası halen hüküm ifade etmekte olduğundan davacının bu markasına dayalı müktesep hak iddialarının göz ardı edildiği .... kararının hatalı olduğunu, davalı firmanın KHK m. 8/3 hükmü kapsamında gerçek hak sahipliğinin marka işlem dosyası kapsamında yeterli delil ile ispat da edilmediğini, nitekim her ne kadar davalı firmanın .... uzantılı alan adı davalıya 05.03.1999 tarihinden muteber olmak üzere tahsisli ise de, davalının bu site üzerinde Türkiye’de “...” markası ile herhangi bir ticari/iktisadi/unvansal kullanım gerçekleştirmediğini, nitekim davalının da Türkiye özelindeki ticari faaliyetlerini.... sitesi üzerinden gerçekleştirdiğini ikrar ettiğini, dava dışı “....” adına düzenlenmiş olan fatura ve sipariş formlarının da 2009, 2010 ve 2012 yıllarına ait olduğunu, davacının ise bu belgelerin düzenlenme tarihinden önceki bir tarihte .... sayılı markasını tescil ettirmiş olduğunu, yani davacının markasının tescilinin daha önceki bir tarihe tekabül ettiğini, “...” markasının davalı adına yurt dışında tescil edilmiş olmasının da davalıya Türkiye’de herhangi bir hak kazandırmayacağını, zaten de toplamda 75.431,31 ABD Doları değerindeki işlemin gerçek hak sahipliğini doğurmasının mümkün olmadığını, davacının 05.10.2013 tarihinde Çin’deki bir firmaya “...” markasının hak sahibinin kendisi olduğuna ilişkin bir yazı göndermiş olmasının da, davacının .... sayılı markası göz önüne alındığında fiili durumla çelişkili olmadığını, davalı firmanın davacının .... sayılı markasının tesciline karşı 9 yıl boyunca sessiz kaldıktan sonra huzurdaki davaya konu edilen markanın tesciline itiraz etmesinin hakkın kötüye kullanılması anlamına geldiğini iddia ederek, .... başvuru numaralı markanın tescil işlemlerinin devamını talep ve dava etmiştir.
CEVAP
:
Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı firmanın ticaret unvanının ayırıcı unsuru olan “...” ibaresinin davalı tarafından Türkiye’de ürün satışı yapılan faturalarda 09. Sınıfa giren “ses sistemleri ve bunların parçaları”nda kullanıldığının .... işlem dosyası kapsamında ispat edilebilmiş olduğunu, ayrıca bu markanın davalı firma adına yurt dışında çok sayıda ülkede tescilli olduğunu, davacının müktesep hak iddialarına mesnet aldığı ....sayılı markasının hükmünün yargıya intikal etmiş olan uyuşmazlıklar kapsamında çekişmeli olduğunu, dolayısıyla davacının bu markasına dayalı olarak somut uyuşmazlıkta bir hak iddia edemeyeceğini, davacının sınırsız sayıda seçenek özgürlüğü varken, davalının ticari hayatta uzun yıllardır kullandığı “...” ibaresinin birebir aynısını kendisine marka olarak seçmiş olmasının davacının kötü niyetini gösterdiğini, zira davalı ile aynı sektörde faaliyet gösteren davacının davalı firmanın markasından haberdar olmamasının mümkün olmadığını, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddinin gerektiğini savunmuştur.
Davalı firma dilekçelerinde özetle; ABD’de yerleşik davalının 1999 yılından günümüze kadar sürdürdüğü ticari faaliyetleri kapsamında “...” markasını yüksek kalitede araba ve ev ses sistemlerinde kullandığını ve tanıttığını, davalının bu markasının dünyanın önde gelen ülkelerinde davalı adına uzun yıllardır tescilli olarak korunduğunu, ayrıca bu ibarenin davalının ticaret unvanının ayırıcı unsuru olarak da uzun yıllardır kullanıldığını ve korunduğunu, nitekim.... uzantılı alan adının da davalıya 1999 yılından beri tahsis edilmiş olduğunu, davalının “...” ibareli ilk marka tescilinin de 1999 yılında ABD’de gerçekleştiğini, bu markanın davalı adına halihazırda ABD, Hindistan, Almanya, Brezilya, Avustralya, Kore, Çin ve Avrupa Birliği’nde tescilli olduğunu, hal bu iken davacının dava konusu edilen markayı kendi adına tescil ettirmek istemesinin davacının kötü niyetinin açık bir tezahürü olduğunu, nitekim davacının kendisini davalının Türkiye’deki yetkili satıcısıymış gibi göstererek girişimlerde bulunduğunu, ayrıca www.massiveaudio.com.tr uzantılı alan adını da kullandığını, davacının hükmü.... sayılı markasına dayalı olarak somut uyuşmazlıkta müktesep hak iddiasında da bulunamayacağını, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddinin gerektiğini savunmuştur.
Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE
:
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında .... Kararının iptali koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
İşlem dosyasının tetkikinde, davacının 02.07.2013 tarihinde 09 ila 11. Sınıflara giren emtialarda kullanılmak üzere marka başvurusunda bulunduğu, başvurunun ilanı üzerine, davalı firmanın 556 s. KHK’nın m. 8/3 ve m. 35/1 dayalı olarak itiraz ettiği, davalının itirazının önce markalar dairesince reddedildiği, davalının markalar dairesi kararına da itirazda bulunduğu ve itirazının nihai olarak .... sayılı kararı ile KHK m. 35/1 hükmü kapsamında nihai olarak kabul edildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir.
DEĞERLENDİRMELER;
DAVALI TARAFIN KÖTÜ NİYETE İLİŞKİN İDDİASININ DAVACININ .... BAŞVURU SAYILI MARKASININ TESCİLİNE ENGELİ :
Kötü niyet, 556 sayılı KHK’nin 35/1 maddesinde başlı başına bir itiraz sebebi olarak düzenlenmiş olup, markanın hükümsüzlüğünü düzenleyen 42. maddesinde bağımsız bir hükümsüzlük nedeni olarak sayılmasa da, MK md. 2 ve 556 sayılı KHK md. 35 hükümlerinden hareketle hükümsüzlük nedeni olarak da kabul edilmektedir.
Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır. Buna karşılık başvuru sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi sübjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmamalıdır. Zaten kişinin içsel durumunu ifade eden sübjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de değildir. Ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden bilme, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabilir.
Bu değerlendirmede, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesi halinde marka tescil başvurusunda bulunulması, markanın köken gösterme amacı dışında bir amaçla tescil edilmesi, örneğin esasen kullanılması planlanmayan bir markanın sırf bir başka işletmenin piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil ettirilmesi ya da tescil başvurusunda bulunanın rakipleri ile haksız rekabete girişme amacı gibi kriterler dikkate alınabilir.
Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir. Nitekim .... kararında da, “Başvuru sahibinin, bir markanın aynısı veya benzerinin, aynı veya benzer mal ve / veya hizmetlerde kullanılmakta olduğunu bildiği halde, o markayla karıştırılabilecek bir markayı tescil ettirmek istemesi ve söz konusu işaretin asıl sahibinin markayı kullanmasını önlemek amacıyla marka tescil ettirmesi” gibi unsurların, kötü niyetin varlığına karar vermeye yarayacak işaretler olduğu ifade edilmiştir. Adalet Divanı diğer kararlarıyla kötü niyet kavramının uygulama alanı hakkında daha net bir çerçeve çizmeye çalışmıştır. Buna göre; “Başvuru sahibinin, başvurusu yapılan markayla karıştırılması olası bir markanın yurtdışında üçüncü bir kişi tarafından kullanıldığını bilmesi veya bilmesi gerekliliği hususu, tek başına, başvuru sahibinin ilgili hüküm kapsamında, kötü niyetle hareket ettiği sonucuna varılması için yeterli değildir.” ve “İnceleme konusu işaretlerin aynı olması, diğer faktörlerden hiçbirisi mevcut değilken kötü niyetin varlığını ortaya çıkarmaz.”
Hukukumuzda “kötü niyet” tanımlanmamıştır. Buna karşın kavramı izah için özellikle de subjektif olgunun tespiti için iyi niyete başvurulmaktadır. İyi niyete sadece bir hüküm olarak değil, özel hukuka yön veren bir ilke anlamında Medeni Kanun m. 3’te yer verilmiştir. Bu hüküm uyarınca, Kanunun iyi niyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyi niyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz. İyi niyet ve kötü niyet bir madalyonun iki yüzü gibi olduğundan kötü niyetin tanımını yapabilmek için öncelikle iyi niyetin ortaya konması yararlı olacaktır. İyi niyet, bir hakkın geçerli surette kazanılmasını önleyen herhangi bir hususun hakkı kazanacak olan kimse tarafından bilinmemesi demektir. O halde kötü niyeti, bir bakıma “iyi niyetli olmama hali”, yani “bir hakkın geçerli surette kazanılmasını önleyen hususu bilmesine rağmen hareket etmek veya susmak suretiyle başkalarına zarar vermek” şeklinde tanımlamak mümkündür.
Bütün bunlara göre; öncelikle; davalının marka işlem dosyasına sunmuş olmuş olduğu; dava dışı “...” adına düzenlenmiş olan 2009, 2010 ve 2012 yıllarına ait üç adet fatura ve sipariş formundan, davalının “...” markalı ses sistemlerinin Türkiye’de de satılıyor olduğu, bu satışların Türkiye’de .... gibi önde gelen bir e-alışveriş platformunda da gerçekleştiği, davalının 1999 yılından beri açık olan .... uzantılı web sitesine Türkiye’den de erişilebildiği anlaşılmakla; davalı ile aynı sektörde ve aynı ürün bazında faaliyet gösteren davacının, “...” markasından haberdar olmamasının, hayatın olağan akışına aykırı düştüğü değerlendirilmektedir. Ayrıca; her ne kadar uyuşmazlık konusu olan İngilizce “...” ibaresi, Türkçe’de “cüsseli” anlamına gelmekte ise de , bu kelimenin ülkemizdeki ticari hayata ve günlük konuşma diline yansımış bir kelime olmadığı, dolayısıyla bu anlamının ortalama tüketici tarafından bilinemeyeceği, yani “...” ibaresinin uyuşmazlık konusu olan emtialar yönünden markasal hüviyette ayırt ediciliğinin yüksek olduğu ve ilk anda herkesin aklına gelebilecek bir marka olmadığı,
Nitekim; davalının .... sayılı markasının hükümsüz kılındığı, .... dergisinde davacı ve ürünlerine ilişkin haber ve görsellerin yayınlandığı, tanıtımının yapıldığı anlaşılmıştır….27/04/2015 tarihli bilirkişi raporunda; davalının davaya konu ... nolu "..." isimli markanın tescil tarihi olan 28/06/2005 tarihinden dava tarihi olan 03/04/2014 tarihleri arasında yaptığı net satışların miktarı 32.501 adet, satış tutarının ise, 3.001.156,76 TL olduğunun bildirildiği anlaşılıyorsa da, sunulan faturalar ve bilirkişi raporundan, davalı marka kullanımının tamamının 2013-2014 yıllarına ait faturalara dayandığı, 2013 yılı öncesinde kullanımının bulunmadığı, davalının ... (davacının ticaret ünvanı olan ... .... markasının davalı adına tescili için yapılan başvuru) başvurusunun itiraz üzerine ...tarafından reddedildiği, dosyaya sunulan faturalara ve bilirkişi tespitlerine göre, davalı kullanımlarının da bu aşamadan sonra 2012 ve 2013 yılından sonra gerçekleştiği, davalının tescil ettirmek istediği ... ... markasının aynı zamanda davacının ticaret unvanını oluşturduğu, her iki firmanın da otomotiv ses sistemleri alanında faaliyet gösterdikleri dikkate alındığında, Türkiye'de de çeşitli dergilerde 2000 yılından itibaren tanıtımı yapılan, 1999 yılından beri yurtdışında tescilli ... ... markalarından davalının 2005 yılındaki tescil anında haberdar olmamasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı anlaşılmaktadır……. Davalının reiselektronik.com.tr isimli web sitesinde markasını tescil ettirdiği ... şeklinde kullanmasının yanı sıra davacıya ait .... ibaresini ve davacının markasını taşıyan ürün görsellerini de kullandığı, davalının bu kullanımının davacının yurtdışında tescilli olan markasına ve web sitesindeki kullanımlarına ayniyet derecesinde benzer olduğu, davalının internet sitesinde "Hakkımızda" kısmında, "... ... 2013 yılı itibarıyla 1985 yılında kurulan, .... yer alamaya başlamıştır." şeklinde kullanımının bulunduğu, .... alan adının davalı tarafından 05/07/2013 tarihinde satın alındığı ve dava tarihinden önce davacı markasını taşıyan logolu ürünlerin bu site üzerinden sergilenerek satıldığına dair dosyaya sunulan whois kayıtları, web sitesi görselleri vs. dikkate alındığında, davacının özgün kırmızı logolu ... markasının yanı sıra, ticaret unvanı olan ... ....markasını da web sitesinde aktif şekilde kullandığı, ses sistemleri alanında ayırt ediciliği yüksek olan ... markasının, seçenek özgürlüğü var iken davalı tarafından seçilmesi ve .... yılları arasında 8 yıl kullanılmaması, daha sonra yapılan yeni başvurulara itiraz edilerek başvuruların reddi üzerine kullanılmaya başlanmasının basiretli tacirden beklenen dürüstlük kuralına aykırı ve TMK 2. Madde de düzenlenen iyi niyetli bir yaklaşım olarak değerlendirilemeyeceği, yabancı menşeili davacı şirketin, davalının markasını uzunca bir süre kullanmadığı da göz önüne alınarak davalı markasını bildiği /bilmesi gerektiği halde sessiz kaldığından bahsedilemeyeceği kanaatine varılarak, ilk derece mahkemesince davacı yanın hükümsüzlük talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken, reddine karar verilmiş olması yerinde görülmemiştir.” hususlarının tespit olunduğu ve karara bağlandığı,
Her ne kadar; markaların benzer olmasının tek başına kötü niyeti tevsik eden bir husus olmadığı, yukarıda da yer verdiğimiz doktrin ve içtihatlar doğrultusunda sabit ise de; davalının “...” markasının birebir aynısının, davalının ürünleri ile aynı olan ürünlerde, davalı ile aynı sektörde faaliyet gösteren davacı tarafından, davalının markasının piyasaya girişinden sonraki tarihlerde, markasal hüviyette tercih edilmesinin tesadüf olmayacağı ve “dürüstlük kuralı”na, “basiretli tacir olma gereği”ne ve/veya “hayatın olağan akışına” aykırı düştüğü,
DAVACININ DAVA KONUSU EDİLEN MARKA ÜZERİNDE ÖNCEKİ TARİHLERDE TESCİL EDİLMİŞ MARKASINDAN KAYNAKLI MÜKTESEP HAK İDDİASI;
.... sayılı kararlarında kazanılmış hak teşkil eden önceki markaların tespiti yönünden bazı kıstaslar getirmiştir. Buna göre bir kazanılmış haktan söz edilebilmesi için;
Kazanılmış hak teşkil eden markanın tescilli olarak uzun süre kullanılması, bir başka deyişle kullanım ve tescilinin taraflar arasında artık çekişme konusu olmaktan çıkmış olması, kabullenilmesi,
Bu markaya dayalı olarak yapılan başvurunun da, kazanılmış hak teşkil eden markanın asli unsuru muhafaza edilerek, işletme ile bağlantısı ve tüketici nezdinde yarattığı izlenim korunmak suretiyle oluşturulması (‘zira, önceki markanın asli unsuru dahi değişmiş ise, bu artık yeni bir marka olacağından önceki markanın zaman içindeki değişikliklere uyarlanması için yapılmış bir başvuru olduğu gibi kabul edilemez’),
Son olarak da, sonraki başvurunun, önceki markanın kapsadığı mal/hizmet ile aynı veya aynı tür emtiaları/hizmetleri içermesi, kapsamını genişletme yoluna gitmemesi,
Şartlarının hepsi birden aranmaktadır. Ayrıca, müktesep hak iddialarına mesnet alınan markanın fiilen kullanılıyor olduğunun ispat edilmiş olması da, müktesep hak kriterlerine ilaveten incelenmesi ve değerlendirilmesi gereken bir husustur.
Somut olayımızda ise; davacının müktesep hak iddialarına mesnet aldığı .... sayılı dava konusu edilen markanın yakın benzer olduğu, her iki markanın da esas unsurunun “...” ibaresi olduğu, ayrıca bu markaların kapsamına giren/alınmak istenilen 09 ila 11. Sınıftaki emtiaların da aynı/benzer/türdeş olduğu ve dahi bu markanın 19.06.2006 olan tescil tarihi üzerinden, dava konusu edilen markanın 02.07.2013 olan başvuru tarihi itibariyle beş yıldan fazla bir sürenin geçmiş olduğu görülmekle birlikte; davacının bu markasının hükümsüz kılındığı,.... Karar sayılı 30.11.2023 tarihli “kaldırma kararı”ndan görülmekle, ayrıca da “...” markasının hak sahipliğinin, dava konusu edilen .... kararının verildiği tarihten önceki bir tarihte de taraflar arasında çekişme konusu olduğu ve derdest bir davaya yansıdığı görülmekle, bu durumun, yukarıda yer verilen “müktesep hak” kriterlerinden birincisi ile uyumlu olmadığı düşünüldüğünden, davacının.... sayılı Mahkeme kararı ile hükümsüz kılınmış markasından gelen ve somut uyuşmazlıkta korunması gereken müktesep bir hakkının bulunmadığı,
Netice itibariyle,
1) Dava konusu edilen markanın davacı tarafından seçiminin, hayatın olağan akışına ve ticari dürüstlük kurallarına aykırı düştüğü,
2) Davacının.... sayılı hükümsüz kılınmış markasından gelen ve somut uyuşmazlıkta korunması gereken müktesep bir hakkının bulunmadığı,
3) Dava konusu edilen 21.12.2015 tarihli ve .... kararının hukuka uygun olduğu sonuçlarına ulaşılmış aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
H Ü K Ü M
:
Davanın reddine,
Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 29,20.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 702,80.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
Davalı kurum ile şirket kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,
Davalı şirketin yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333),
Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, diğer davalının yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.
Kâtip Hâkim ....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır