Ankara Bölge Adliye Mahkemesinin, marka hakkına tecavüzden kaynaklanan işlemiş ticari temerrüt faizi talebinin belirsiz alacak davası olarak açılmasında hukuki yarar bulunmadığına ilişkin kararı.
Özet: Bu hukuki belge, davacının, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet nedeniyle daha önce hükmedilen maddi ve manevi tazminat alacaklarına ilişkin olarak, asıl dava tarihinden itibaren işleyen ticari temerrüt faizinin tahsili amacıyla açtığı bir davaya ilişkindir; ancak ilk derece mahkemesi, faiz türü, oranı ve hesaplama yöntemine dair uyuşmazlık bulunsa dahi alacağın belirlenebilir nitelikte olduğu ve bu nedenle belirsiz alacak davası olarak açılmasında hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiş olup, bu karar davacı tarafından istinaf edilmiştir.

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/1899 - 2026/1513

T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO
: 2026/1899
KARAR NO
: 2026/1513
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: ANKARA 5. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ
: 27/03/2026
NUMARASI
: 2025/512 E. - 2026/164 K
DAVANIN KONUSU
: Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan)
Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 27/03/2026 tarih ve 2025/512 E. - 2026/164 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, taraflar arasında Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi nezdinde 2017/437 Esas numarası ile görülen marka hakkına tecavüzün tespiti, men’i, ref’i ve tazminat davasının 01.02.2024 tarihinde karara bağlandığını, söz konusu mahkeme kararı ile davalı yanın eylemlerinin, müvekkiline ait 2006/05401 numaralı "..." ibareli markaya tecavüz ve TTK hükümleri uyarınca haksız rekabet teşkil ettiğine, 4.518.409,00 TL maddi tazminatın ve 50.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya ödenmesine hükmedilmiş olduğunu, anılan tazminat miktarlarına, asıl dava tarihi olan 04.12.2017 tarihinden itibaren ticari temerrüt faizinin hesaplanarak davalıdan tahsilinin gerektiğini, davalı yanın yargılama süreci boyunca tazminat ödemesi yapmadığını ve müvekkilinin parayı kullanma imkanından mahrum kalmasına sebebiyet verdiğini, bu zararın giderilmesi amacıyla asıl alacağa bağlı olarak işleyen faizin tahsili için işbu davayı açma zorunluluğunun doğduğunu, dava konusu faiz alacağının türüne, oranına ve hesap yöntemine ilişkin uyuşmazlığın bulunduğunu, davalı tarafın dahi hangi faiz türünün uygulanacağı konusunda tereddüt yaşadığı somut olayda, belirlenebilir bir alacaktan söz edilmesinin mümkün olmadığını ve bu nedenle huzurdaki davanın belirsiz alacak davası olarak ikame edilmesinde hukuki yararın bulunduğunu ileri sürerek, Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2017/437 E. ve 2024/8 K. sayılı ilamı ile hüküm altına alınan 4.518.409,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminat alacaklarına ilişkin olarak; asıl dava tarihi olan 04.12.2017 tarihinden, işbu davanın açıldığı tarihe kadar işlemiş olan ticari temerrüt faizinin, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla belirsiz alacak olarak şimdilik 10.000,00 TL'sinin, davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, Ankara 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nce verilen kararın istinaf yoluna taşındığını, işbu davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında davacı yanın hukuki yararının bulunmadığını, eldeki davada talep edilen faize ilişkin alacağın belirlenebilir olduğunu, haksız fiile dayalı uyuşmazlıklarda yasal faizin uygulanması gerektiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
: Mahkemece, taraflar arasında daha önce Ankara 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 01/02/2024 tarih 2017/437 Esas 2024/8 Karar sayılı kararı ile 4.518.409,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminata hükmedildiği, söz konusu dosyada talep edilmeyen işlemiş ticari temerrüt faizinin, belirsiz alacak olarak eldeki davada talep edildiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesi uyarınca, belirsiz alacak davası açılabilmesi için davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafca belirlenememesinin gerektiği, belirleyememe halinin de davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkansızlığa dayanmasının gerektiği, madde gerekçesinde "Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkansız olmalıdır. Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü, her davada arandığı gibi, burada da hukuki yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukuki yararın bulunduğundan söz edilemez." şeklindeki açıklamayla alacağın belirli veya belirlenebilir nitelikte olması durumunda, belirsiz alacak davası açılarak, bu davanın sağladığı imkanlardan yararlanmanın mümkün olmadığına işaret edildiği, sırf taraflar arasında alacak miktarı bakımından uyuşmazlık bulunmasının, talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmeyeceği, şartları bulunmadığı halde dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı durumda, davacıya herhangi bir süre verilmeden hukuki yarar yokluğundan davanın reddi yoluna gidilmesinin gerektiği, çünkü alacağın belirlenebilmesi mümkün iken, böyle bir davanın açılmasına Kanunun izin vermediği, zira burada talebin açık olduğu, bu sebeple 6100 sayılı Kanunun 119/1-ğ maddesinin uygulanarak süre verilmesinin mümkün bulunmadığı, buradaki hukuki yararın, sonradan tamamlanacak nitelikte bir hukuki yarar olmadığı, eldeki davanın konusu edilen faiz alacağının, gerçekte ve objektif olarak işbu dava tarihi itibariyle belirlenebilir olduğu, zira davacı yanın eldeki davada faiz işlemesini talep ettiği asıl alacak miktarını (4.518.409,00 TL maddi tazminat ve 50.000,00 TL manevi tazminat alacakları) ve faizin türünü (ticari temerrüt faizi olarak) açıkça belirttiği, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun hükmünde atıfta bulunan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranlarının kamuya ilan edildiği, bu nedenle davacı yanın söz konusu faiz oranlarına objektif olarak erişme imkânının bulunduğu, yine davacı yanın işlemesini istediği faizin tarih aralığını da dava dilekçesinde açıkça belirttiği (04/12/2017 ile 10/12/2025 arası), buna göre davacı yanın eldeki uyuşmazlıkta belirsiz alacak olarak talep ettiği faiz bedelinin objektif olarak dava tarihi itibariyle belirlenebilir bir alacak olup, davacı yanın belirsiz alacak olarak eldeki davayı açmasında hukuki yarar dava şartının bulunmadığı gerekçesiyle 6100 sayılı HMK m.114/1-h ve m.115/2 hükümleri uyarınca davanın usulden reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, huzurdaki davanın belirsiz alacak davası olarak ikame edilmesinde hukuki yararın bulunduğunu, zira kanun koyucunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. maddesi ile özellikle uzman hesaplamasını gerektiren, teknik bilgiye dayanan ve yargılama sürecinde gerçekleştirilecek uzman incelemeleri olmadan netleşebilmesi mümkün olmayan alacaklar bakımından, davacıya bu imkânı tanımayı hedeflediğini, bu suretle hak arama özgürlüğünün etkin şekilde kullanılmasını ve salt teknik belirsizlikler nedeniyle davacının dava açma hakkından mahrum bırakılmamasını amaçladığını, müvekkilinin huzurdaki davaya konu faiz alacağının da, Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2017/437 E. ve 2024/8 K. sayılı ilamı ile hüküm altına alınan, ancak henüz kesinleşmemiş maddi ve manevi tazminat alacaklarına uygulanacak faizin türü, başlangıç ve bitiş tarihi, oranı bakımından önceden belirlenebilmesinin beklenemeyeceği derecede belirsizlik içerdiğini, huzurdaki davaya dayanak olan asıl alacağa ilişkin davanın henüz kesinleşmediğini, buna bağlı olarak faiz alacağının da belirsiz ve değişken nitelikte olduğunu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin 16.02.2023 tarihli, E. 2022/2283, K. 2023/279 sayılı emsal kararının da bu yönde bulunduğunu, uyuşmazlığa konu faiz alacağının kapsamı ve niteliği itibariyle teknik inceleme gerektirmesi nedeniyle bilirkişi marifeti olmaksızın belirli hale gelmesinin mümkün olmadığını, bu nedenle dava konusu alacağın, dava tarihi itibarıyla tam ve kesin şekilde tespit edilmesi objektif olarak mümkün olmayıp, ancak yargılama sürecinde yapılacak incelemeler sonucunda belirli hale gelebileceğinin açık olduğunu, bu kapsamda müvekkilinden dava açarken alacağının miktarını kesin ve tam olarak belirlemesinin beklenmesinin, HMK m.107’nin amacı ve ruhu ile bağdaşmayacağını, davalı tarafın dahi hangi faiz türünün uygulanacağı konusunda tereddüt yaşadığı somut olayda, belirlenebilir bir alacaktan söz edilmesinin mümkün olmadığını, öte yandan kabul anlamına gelmemek kaydıyla; bir an için alacağın belirli olduğu yönündeki değerlendirmenin doğru kabul edilmesi halinde dahi, davanın doğrudan usulden reddine karar verilmesinin, usul hukuku hükümlerine açıkça aykırı bulunduğunu, HMK sistematiği uyarınca davanın niteliğinin değerlendirilmesinin ve mümkünse davanın kısmi dava olarak görülerek yargılamaya devam edilmesinin gerektiğini, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2016/5234, K. 2016/7127, T. 13.06.2016 kararının da bu yönde olduğunu, ayrıca HMK m.115/2 hükmü uyarınca dava şartı noksanlığının tamamlanabilir nitelikte olduğu hâllerde, mahkemece davacı tarafa eksikliğin giderilmesi için kesin süre verilmesinin zorunlu olduğunu, bu imkan tanınmadan doğrudan usulden ret kararı verilmesinin usul hukukuna aykırılık teşkil ettiğini, yine mahkemece verilen kararın hak arama hürriyetine ve HMK'nun 107. maddesinin amacına aykırı bulunduğunu, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin E. 2016/11799, K. 2020/719 ve E. 2015/5933, K. 2016/21782 sayılı kararlarının da bu yönde olduğunu ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE
: Dava, marka hakkına tecavüzden kaynaklanan ve taraflar arasında görülen önceki davada talep edilmeyen faiz alacağının tahsili istemine ilişkin olup, taraflar arasındaki uyuşmazlık, taraflar arasında daha önce Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2017/437 Esas sayılı dosyası üzerinden görülen marka hakkına tecavüz davasında hükmolunan 4.518.409,90 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminatın fer'isi niteliğindeki temerrüt faizi alacağının, işbu davada davalıdan talep edilip edilemeyeceği, davacının belirsiz alacak davası açmasında hukuki yararının bulunup bulunmadığı hususlarına ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davacı yanın eldeki uyuşmazlıkta belirsiz alacak davası olarak talep ettiği, faiz bedelinin objektif olarak dava tarihi itibariyle belirlenebilir bir alacak olup, davacı yanın belirsiz alacak olarak eldeki davayı açmasında hukuki yarar dava şartının bulunmadığı gerekçesiyle 6100 sayılı HMK m.114/1-h ve m.115/2 hükümleri uyarınca davanın usulden reddine karar verilmiştir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Öncelikle belirsiz alacak davası 16.07.2026 tarih ve 7589 SK.19. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ise de aynı Yasanın Geçici 10. maddesindeki, "6100 SK'nın yürürlükten kaldırılan 107.maddesinin, yürürlükten kaldırma tarihinden önce açılan davalar bakımından uygulanmaya devam olunur" hükmü uyarınca, eldeki davanın açılış tarihinin de 10.12.2025 olduğu nazara alındığında, somut uyuşmazlıkta belirsiz alacak davası ile ilgili hükümlerin uygulanacağının tespiti yapılmalıdır.
Bir davanın belirsiz alacak davası olarak açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Bu belirleyememe hâli, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen, miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır. Anılan kriterler, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin davacının kendisinden beklenememesi, bunun olanaksız olması ve açıkça karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı ve değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olması olarak belirtilmektedir. Bir talep konusunun belirli olup olmadığının her somut olayın özelliğine göre değerlendirilmesi ve sonuca gidilmesi daha doğru olacaktır. (Yargıtay HGK'nın 17.11.2020 tarih ve 2019/17-853 E.- 2020/907 K.)
Sırf taraflar arasında alacak miktarı bakımından uyuşmazlık bulunması, talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmez. Önemli olan objektif olarak talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olmasıdır (H. Pekcanıtez, Belirsiz Alacak Davası, Ankara 2011, s. 45; H. Pekcanıtez/O. Atalay/M. Özekes, Medeni Usul Hukuku, 14. Bası, Ankara 2013, s. 448).
Somut uyuşmazlıkta da safahatı yukarıda özetlenen dava, her ne kadar belirsiz alacak davası olarak açılmış ise de, davacı yanın eldeki davada faiz işlemesini talep ettiği asıl alacak miktarını (4.518.409,00 TL maddi tazminat ve 50.000,00 TL manevi tazminat alacakları), faizin türünü (ticari temerrüt faizi) ve işlemesini istediği faizin tarih aralığını (04/12/2017 ile 10/12/2025 arası) dava dilekçesinde açıkça belirttiği, dolayısıyla alacağın davacı bakımından belirlenebilir nitelikte olduğu ve somut olayda belirsiz alacak davası koşullarının bulunmadığı anlaşılmaktadır. İlk Derece Mahkemesince de aynı kabulden hareket edilmiş, ancak koşulları oluşmadığı halde davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında hukuki yararın bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Oysa alacak belirli olmasına rağmen belirsiz alacak davasına konu edilmesi durumunda ne yapılması gerektiği hususunda; talep edilecek alacak miktarının davanın açıldığı anda tam ve kesin bir biçimde belirlenmesinin mümkün olmasına rağmen, belirsiz alacak davası şeklinde açılan dava, hukukî yarar, yani dava şartı yokluğu nedeni ile usulden hemen reddedilmemelidir. Zira bir miktar belirtilmek sureti ile açılan belirsiz alacak davası da alacak ister belirli ister belirsiz olsun bir eda davasıdır ve eda davalarında hukukî yarar var kabul edilir. Öte yandan davacının dava açmaktan başka bir yolla alacağına kavuşması mümkün olmayıp, bir mahkeme kararına muhtaç ise dava açmakta hukukî yararının bulunduğu tartışmasızdır. Başka bir anlatımla alacağın belirli veya belirsiz olması, başlangıçta var olan hukukî yararı ortadan kaldırmaz. Bu durumda dava dilekçesinde talep edilen asgari tutar, somut olayın özelliklerine göre talep edilebilecek alacak tutarı konumunda olup, kısmi davanın koşulları yoksa davacının tam eda davası açtığı kabul edilmelidir. Ancak dava dilekçesinde talep edilen asgari tutar somut olayın özelliklerine göre talep edilebilecek toplam alacak miktarı kadar değilse ve kısmi davanın koşulları da bulunmuyorsa, bu durumda mahkemece alacak miktarını netleştirmesi ve bildireceği dava değerine göre eksik harcı tamamlaması için davacıya HMK'nın 119. maddesinin 2. fıkrası uyarınca bir haftalık kesin süre verilmeli ve verilen kesin süre içinde belirtilen eksikliğin tamamlanması hâlinde davaya tam eda davası olarak devam edilmeli, aksi durumda ise davanın usulden reddine karar verilmelidir. Buna karşılık, dava dilekçesinde asgari bir tutar gösterilmiş olup bunun, alacağın belirli bir kesimi olduğu anlaşılmakla birlikte, açılan davanın belirsiz alacak davası mı; yoksa kısmi dava mı olduğu hususunda açıklık bulunmuyorsa hâkim, taleple bağlı olduğu için (HMK m. 26) öncelikle HMK'nın 119. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, davacı tarafa bir haftalık kesin bir süre vermeli ve onun beyanı doğrultusunda açılmış olan davanın belirsiz alacak davası mı, yoksa kısmi dava mı olduğunu belirlemelidir. Bu da esasen hâkimin davayı aydınlatma ödevi kapsamındadır. Davacı verilen bir haftalık kesin süre içinde davanın belirsiz alacak davası olduğunu beyan etmiş ve belirsiz alacak davası açılabilmesi için gerekli koşullar mevcut ise, dava belirsiz alacak davası olarak görülüp sonuçlandırılmalıdır. Belirsiz alacak davası açılabilmesi için gerekli şartlar bulunmakla birlikte davacı açmış olduğu davanın kısmi dava olduğunu belirtmiş ise, bu hâlde mahkeme davayı, kısmi dava olarak kabul edip yargılamayı sürdürmelidir. Üçüncü bir ihtimal olarak davacı davasının belirsiz alacak davası olduğunu mahkemeye bildirmiş olmakla birlikte belirsiz alacak davasının koşulları bulunmuyor ve fakat kısmi dava açılabilmesi mümkün ise, bu durumda mahkemece, açılmış olan dava, kısmi dava olarak nitelendirilmek suretiyle görülüp karara bağlanmalıdır (Yargıtay HGK'nın 16.05.2019 tarih ve 2016/22-1166 E.- 2019/576 K., 24.03.2022 tarih ve 2019/11-220 E.- 2022/376 K.).
HGK’nın anılan kararlarında, çeşitli ihtimallere göre nasıl işlem tesis edilmesi gerektiği açıklanmış olup, davacının davasını belirsiz alacak davası olarak nitelendirdiği, ancak belirsiz alacak davası koşullarının bulunmadığı ihtimalde, kısmi dava koşulları bulunuyorsa, başka bir deyişle davanın kısmi dava olarak açılabilmesi mümkün ise, mahkemenin açılmış olan davayı doğrudan bir ara kararıyla kısmi dava olarak görüp karara bağlaması gerektiği belirtilmiştir. Yargıtay 11. HD'nin emsal uygulaması da bu yöndedir (Yargıtay 11. HD'nin 27.12.2022 tarih ve 2021/5368 E.- 2022/9506 K., 21.06.2022 tarih ve 2021/4318 E.- 2022/5118 K., 12.05.2022 tarih ve 2020/8201 E.- 2022/3819 K. sayılı ilamları).
O halde somut olayda kısmi dava koşullarının bulunup bulunmadığı tartışılmalıdır. Yukarıda da ifade edildiği üzere, davaya konu alacak davacı bakımından belirlenebilir nitelikte olup, dava dilekçesindeki açıklamalardan, davacının alacağının bir kısmını dava ettiği anlaşılmaktadır. Alacağın belirli olduğu hallerde kısmi dava açılmasına cevaz vermeyen 6100 sayılı HMK'nın 109'uncu maddesinin ikinci fıkrasının yürürlükten kaldırılmasıyla birlikte, artık belirli olan alacaklar için de kısmi dava açılması mümkün hale geldiğine göre, somut olayda kısmi dava koşulları bulunmaktadır. Bu itibarla mahkemece davanın dava dilekçesiyle talep edilen tutar bakımından kısmi dava olarak açıldığı kabul edilip, kısmi dava olarak görülüp karara bağlanması gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi doğru olmamıştır.
Bu durum karşısında mahkemece, yukarıda açıklanan hususlar gözden kaçırılarak, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, Dairemizce davacı vekilinin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın niteliğine göre davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 27/03/2026 gün ve 2025/512 E. - 2026/164 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA;
2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE,
3-Davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,
4-Davacı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 732,00-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davacıya iadesine,
5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine,
7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 11/09/2026 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH
: 11/09/2026
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.