Yargıtay 11. Ceza Dairesinin, kendisini kamu görevlisi gibi tanıtarak nitelikli dolandırıcılık suçunda zorunlu müdafi, istinabe yasağı ve ek savunma hakkı ihlallerine yönelik kanun yararına bozma istemini, içtihat değişimlerini de gözeterek incelediği kararı.
Özet: Yüksek mahkeme, nitelikli dolandırıcılık suçundan mahkûmiyet kararının kanun yararına bozulması istemini inceleyerek, sanığa zorunlu müdafi atanmaması, istinabe yasağına aykırı olarak savunma alınması ve ek savunma hakkı tanınmaması gibi usul ihlallerine odaklanmıştır; kararda, özellikle cezanın alt sınırının zorunlu müdafi ve istinabe yasağı açısından nitelikli hal dikkate alınarak belirlenmesi gerektiği yönündeki Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihatlarındaki değişim ele alınmış ancak bu tür içtihat değişimlerinin olağanüstü kanun yolu başvurusuna doğrudan gerekçe oluşturmayacağı vurgulanmıştır.

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI
: 2019/521 E., 2021/359 K.SUÇ
:Kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta, kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurumlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılıkKARAR
: MahkûmiyetTEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ
: İlgili kararın kanun yararına bozulmasıİzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesinin, 07.10.2021 tarihli ve 2019/521 Esas, 2021/359 Karar sayılı kararı ile sanık ...'un, kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta, kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurumlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 158/1-l-son, 158/3, 52... . maddeleri uyarınca mahkumiyetine ilişkin hükümlere yönelik, Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309/1. maddesi uyarınca, 04.12.2025 tarihli ve 2024/35707 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 18.12.2025 tarihli ve KYB-2025/145756 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:I. İSTEMYargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 18.12.2025 tarihli ve KYB-2025/145756 sayılı kanun yararına bozma isteminin;"Dosya kapsamına göre,1-5237 sayılı Kanun'un 158/1-l ve 158/3. maddelerinde öngörülen nitelikli dolandırıcılık suçunun gerektirdiği cezanın alt sınırı dikkate alınarak, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 150/3. maddesi uyarınca sanığa zorunlu müdafii atanması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde,2--5237 sayılı Kanun'un 158/1-l ve 158/3. maddelerinde öngörülen nitelikli dolandırıcılık suçuna ilişkin cezanın alt sınırının beş yıldan fazla hapis olması nedeni ile 5271 sayılı Kanun'un 196/2. maddesi gereğince istinabe yasağı bulunduğu halde, sanığın bu yasağa uyulmaksızın talimat yoluyla savunmasının alınıp yargılamaya devam edilerek 5271 sayılı Kanun'un 289/1-e maddesine muhalefet edilmesinde,3-Sanık hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 22.11.2019 tarihli iddianamede, 5237 sayılı Kanun'un 158/3. maddesinin uygulanması talep edilmediği hâlde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 226. maddesi uyarınca sanığa ek savunma hakkı tanınmadan, 5237 sayılı Kanun'un 158/3. maddesinin uygulanmasında,İsabet görülmemiştir."Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.II. GEREKÇE1. Dairemizin 12.01.2026 tarihli ve 2025/6026 Esas, 2026/365 Karar sayılı kararı ile; 5237 sayılı Kanun 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (l) bendinde; " Dolandırıcılık suçunun, kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle işlenmesi halinde, üç yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur." ve aynı fıkranın son cümlesinde; "Ancak, (e), (f), (j), (k) ve (l) bentlerinde sayılan hâllerde hapis cezasının alt sınırı dört yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz." hükümleri yer almakta olup, aynı Kanun'un 158 inci maddesinin üçüncü fıkrasında ise; bu suçun üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde verilecek cezanın yarı oranında artırılacağının belirtildiği, İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesinin, 07.10.2021 tarihli ve 2019/521 Esas, 2021/359 Karar sayılı kararı ile sanık ...'un, 5237 sayılı Kanun'un 158/1-l-son, 158/3, 52... . maddeleri uyarınca mahkumiyetine hükmedildiği, bununla birlikte; Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun, 22.11.2016 tarihli ve 2016/17-950 Esas, 2016/436 Karar sayılı ilamında, "... 5271 sayılı CMK'nun 150/3. maddesinde alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada şüpheli veya sanığa müdafi görevlendirilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlandığından, şüpheli veya sanığa zorunlu müdafi görevlendirilmesinde temel cezanın gözetilmesi gerekli olup, hapis cezasının belirli bir oranda artırılmasını öngören nitelikli haller dikkate alınmayacaktır..." şeklindeki açıklamalara yer verildiği, her ne kadar Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun, 14.10.2021 tarihli ve 2021/2-35 Esas, 2021/473 Karar ve yine Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun, 10.05.2022 tarihli ve 2022/2-155 Esas, 2022/321 Karar sayılı ilamlarında; "... aynı suç sayılan bir suçun nitelikli hâlinin ve benzer şekilde fiilin ağırlaştırıcı neden altında işlenen şeklinin, 5271 sayılı CMK'nın 150. maddesinin üçüncü fıkrasında belirlenen ve zorunlu müdafi atanması için gerekli olan beş yıllık sürenin belirlenmesinde esas alınması gerektiği, savunma hakkının etkin kullanılmasını sağlama yönündeki bu yorum değişikliğinin, hukuk devleti ilkesine daha uygun olduğuna..." karar verilmiş ise de bahse konu ilamlarda; "...mahkeme içtihatlarındaki değişimlerin olağanüstü kanun yollarına başvurma hakkı tanımadığının da..." belirtildiği, yargılama ve hüküm tarihi itibarıyla Yargıtay Ceza Genel Kurulunca suçun temel şekli bakımından öngörülen hapis cezasının alt sınırının gözetilmesi gerektiğinin kabul edildiği ve yargılamaya konu suçun temel şeklinin alt sınırının 4 yıl hapis olduğu, 5271 sayılı Kanun'un 150/3. maddesinde "...alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlar..." ve aynı Kanun'un 196/2. maddesinde de "...alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar.." ibarelerinin kullanıldığı, bu nedenle kanun yararına bozma talebinde belirtilen (1) ve (2) numaralı istemlerin, olağanüstü kanun yolu olan kanun yararına bozma talebinde ileri sürülemeyeceği, (3) numaralı istem yönünden ise; incelenen dosya içeriğine göre, 25.02.2021 tarihli dördüncü celsede; "...sanık ...'a... katılanlar ..., ... ve ...'e yönelik üç veya daha fazla kişiyle birlikte kişinin kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta, kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurumlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle zincirleme biçimde dolandırıcılık suçlarından 5237 sayılı TCK'nun 158/1-L-son, 158/3, 43/1, 58. maddelerinin 3 kez uygulanma olasılığına göre 5271 sayılı CMK'nun 226. maddesi uyarınca ek savunma hakkı verildi, sanık ... ek savunmasında, süre istemiyorum, önceki savunmalarımı tekrar ederim..." şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmakla; kanun yararına bozma istemindeki düşünceler yerinde görülmediğinden reddine karar verilmiştir.2. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 10.03.2026 tarihli ve KYB-2025/145756 sayılı itiraz başvurusunda; "...Nitelikli dolandırıcılık suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, katılanlar ... , ... ve ...'e yönelik eylemleri nedeniyle sanık ...'un, TCK'nın 158/1-l, 158/3, 62, 53 maddeleri uyarınca üç ayrı kez mahkûmiyetine karar verilen dosya kapsamında, her ne kadar kanun yararına bozma istemi reddedilmiş ise de; sanığın yargılama aşamasında kendisinin seçtiği bir müdafii olmadığı gibi CMK'nın 156. maddesi gereğince Mahkemece de resen bir müdafi tayin edilmediği, sanığa isnat edilen nitelikli dolandırıcılık suçu bakımından TCK'nın 158/1-l maddesi uyarınca dört yıldan on yıla kadar hapis cezası öngörüldüğü, suçun üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi nedeniyle aynı Kanun'un 158/3. maddesine göre herhangi bir takdir hakkı kullanılmaksızın yarı oranda artırım yapılmasının zorunlu olduğu, bu hâliyle üç veya daha fazla kişi ile birlikte işlenen nitelikli dolandırıcılık suçu bakımından Kanun'da öngörülen cezanın alt sınırının beş yıldan fazla olması nazara alınarak adil ve etkin yargılanma hakkı kapsamında, istemi olup olmadığına bakılmaksızın CMK'nın 150. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca sanığa müdafi atanmasında zorunluluk bulunduğu, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 27-297 sayılı kararındaki tespitlerin de bu yönde olduğu ve Genel Kurul'un 25.06.2025 tarihli ve 2023/11-247 esas, 2025/298 sayılı kararında, içtihat değişikliğine ilişkin esas alınan başlangıç tarihin 22.06.2021 olduğunun anlaşıldığı, yargısal içtihat değişikliklerinin kural olarak olarak geriye yürümeyeceği, yorum farklılığı sebebiyle içtihadın değişmiş olmasının, kesinleşmiş yargısal kararlar üzerinde geriye dönük bir etkisinin bulunmadığı bir gerçek ise de, kanun yararına bozma konusu yapılan mahkeme kararı 07/10/2021 tarihli olup, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 27-297 sayılı kararından sonra verildiği, hüküm tarihi itibariyle suç isnadı altında olan bir birey için önemli olan hususun; hakkında istenen hapis cezasının alt veya üst sınırının uzunluğu olması olup bu alt ve üst sınırın uzunluğunun ister cezanın temel şeklinden kaynaklansın isterse suçun nitelikli hâli veya ağırlaştırıcı nedeninden kaynaklansın belirtilen sonucun değişmeyeceği, aksi durumun kabulü yani, CMK'nın 150/3. maddesinde düzenlenen beş yıllık sınırın belirlenmesinde, ağırlaştırıcı neden veya nitelikli hâl uygulanması sebebiyle alt sınırın beş yılın üstüne çıkması durumunda zorunlu müdafi atanmasının gerekmediğini kabul etmenin sanığın savunma hakkını kısıtlayacağı ve bunun sonucunda adil yargılanma hakkından mahrum edeceği, bunun da adalete erişim hakkını sınırlayacağı apaçık ortadadır, tespitini yapan Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 27-297 sayılı kararının bulunduğu nazara alındığında, zorunlu müdafii atanması gerektiğine ilişkin kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmesi Kanuna aykırı görüldüğünden, 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesi uyarınca olağanüstü itiraz kanun yoluna başvurulmuştur. Yukarıda açıklanan nedenlerle; itirazımızın kabulü ile, Yüksek Dairenizin, 12/01/2026 tarihli ve 2025/6026 esas, 2026/365 karar sayılı ilamının, (1) numaralı kanun yararına bozma isteminin reddine ilişkin kısmının kaldırılması, İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 07/10/2021 tarihli ve 2019/521 esas, 2021/359 karar sayılı kararına yönelik, zorunlu müdafii atanması gerektiğine ilişkin Adalet Bakanlığının haklı nedene dayanan (1) numaralı kanun yararına bozma isteminin kabulüne karar verilmesi, itirazımız yerinde görülmediği takdirde, 5271 sayılı Kanun’un 308/3. maddesi uyarınca bir karar verilmek üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi..." talep olunmuştur.3. Bu kapsamda inceleme konusu dava dosyası değerlendirildiğinde; sanık ...'un yargılama aşamasında kendisinin seçtiği bir müdafinin bulunmadığı, 5271 sayılı Kanun'un 156. maddesi gereğince Mahkeme tarafından da sanığa re'sen bir müdafi tayin edilmediği; sanığa isnat edilen, kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta, kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurumlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılık suçu bakımından, 5237 sayılı Kanun'un 158/1-l-son maddesi uyarınca dört yıldan on yıla kadar hapis cezasının öngörüldüğü, suçun üç veya daha fazla kişi ile birlikte işlenmesi nedeniyle aynı Kanun’un 158/3. maddesine göre herhangi bir takdir hakkı kullanılmaksızın yarı oranda artırım yapılmasının zorunlu olduğu, bu kapsamda, üç veya daha fazla kişi ile birlikte nitelikli dolandırıcılık suçu bakımından Kanun'da öngörülen cezanın alt sınırının beş yıldan fazla olduğu ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 2021/16-27 Esas, 2021/297 Karar sayılı ilamı da dikkate alındığında, adil ve etkin yargılanma hakkı kapsamında, istemi olup olmadığına bakılmaksızın 5271 sayılı Kanun'un 150/3. maddesi uyarınca sanığa müdafi atanmasında zorunluluk bulunduğunun gözetilmemesi Kanun’a aykırı olup Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olduğu sonucuna varılmıştır.III. KARAR1. Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ KABULÜNE,2. 5271 sayılı Kanun’un 308/2-3. maddeleri gereği Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 12.01.2026 tarihli ve 2025/6026 Esas, 2026/365 Karar sayılı kanun yararına bozma isteminin reddine ilişkin ilâmının, sanık ...'a zorunlu müdafii atanması gerektiğine ilişkin (1) numaralı kanun yararına bozma istemi yönünden KALDIRILMASINA,3. İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesinin, 07.10.2021 tarihli ve 2019/521 Esas, 2021/359 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy çokluğuyla KANUN YARARINA BOZULMASINA,4. Sanık ... hakkındaki infazın durdurulmasına, başka suçtan tutuklu ya da hükümlü değilse derhal TAHLİYESİNE,5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (b) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,20.04.2026 tarihinde karar verildi.K A R Ş I O YUYUŞMAZLIK KONUSU
: Zorunlu müdafi tayininde 5271 sayılı ceza muhakemesi usul kanununun 150/3. maddesinde belirtilen 5 yıldan fazla hapis cezası gerektiren suçlarda 5 yıllık sınırın tayininde ağırlaştırıcı nedenlerin dikkate alınıp alınmayacağına ilişkindir.ÇOĞUNLUK GÖRÜŞÜ
: Atılı suçun niteliği, sevk maddeleri ve uygulamaya göre kendilerini vekille temsil ettirmeyen sanık/sanıklara istemleri aranmaksızın zorunlu müdafii atanmamasının hukuka kesin aykırılık oluşturduğu yönündedir.İLGİLİ YASAL MEVZUAT
:Dolandırıcılık suçunun basit şekli 5237 sayılı TCK'nın 157. maddesinde;"Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin giine kadar adlî para cezası verilir." şeklinde düzenlenmiştir.Aynı Kanun'un 158. maddesinde ise;"(1) Dolandırıcılık suçunun;l) Kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigortaya da kredi kurumlanılın çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle,İşlenmesi halinde, üç yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Ancak, (e), (f), (j), (k) ve (l) bentlerinde sayılan hâllerde hapis cezasının alt sınırı dört yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.(2) ...." şeklinde dolandırıcılık suçunun nitelikli hâlleri sayılmış ve söz konusu 158. maddeye 02.12.2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile de;"Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçların, üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında; suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde verilecek ceza bir kat artırılır." şeklinde üçüncü fıkra eklenmiştir.5271 sayılı CMK’nın müdafi görevlendirilmesi başlıklı 150. maddesi"(1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir.(2) Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.(3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır.(4) Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." şeklindedir.KONUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ VE SONUÇ
:Bir karar veya hükme ilişkin kanun yolunun belirlenmesi sırasında öncelikle kanunun sistematiği ve normları dikkate alınacak, bu belirleme yapılırken kıyas ve yorum yoluna başvurulabilecektir. Ceza muhakemesinde kıyas ve her türlü yorum mümkün olmakla birlikte, temel hak ve özgürlükleri daraltan normlar ile istisnai normlarda kıyas yasağı mevcuttur. Kanun koyucunun düzenlediğinin aksine sonuçlara ulaşmaya izin verecek şekilde, kıyas veya yorum yoluyla temel hak ve özgürlüklere ilişkin normları daraltıcı, istisnai normları genişletici şekilde hareket etmek mümkün değildir.(Yargıtay ceza Genel Kurulunun 08/11/2022 tarihli 2022/11-436 esas,2022/705 karar sayılı karan)TCK'nın 66. maddesinin 3. Fıkrasındaki; "Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurulur." düzenlemesinde “nitelikli hâller” tabiri kullanılırken, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un "Mahkemenin görevinin belirlenmesi" başlıklı 14. maddesi ise; "Mahkemelerin görevlerinin belirlenmesinde ağırlaştırıcı veya hafifletici nedenler gözetilmeksizin kanunda yer alan suçun cezasının üst sınırı göz önünde bulundurulur." şeklinde düzenlenmiştir. Kanun koyucu burada bilinçli bir şekilde “ağırlaştırıcı veya hafifletici nedenler” tabirini kullanmıştır.TCK'nın 158/3. maddesi iki durumda uygulanabilmektedir. İki durumda da artırım oranlan birbirinden farklıdır. Buna göre verilecek ceza, birinci olarak dolandırıcılık suçlarının üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde yarı oranında, ikinci olarak ise suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde bir kat artınlacaktır. TCK’nın 158 Maddesinin 3 fıkrası, 157. ve 158. maddelerinin ortak arttırım nedenidir. Sanık hakkında düzenlenen iddianamede nitelikli dolandırıcılık suçuna ilişkin sevk maddeleri arasında TCK’nın 158/3. maddesinin olması suçun niteliğini değiştirmemektedir. Basit veya nitelikli dolandırıcılık suçunu işleyen kişiler dikkate alınarak cezada arttırım öngörülmüştür. Dolayısıyla nitelikli hal olarak değil ağırlaştırıcı neden olarak kabul etmek gerekir.Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Kanun'un 150 nci maddesinin üçüncü fıkrasında 06.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Kanun'un 21 inci maddesi ile yapılan değişiklik ile "Üst sının en az beş yıl hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hiikmii uygulanır, "şeklinde getirilen düzenleme ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.11.2016 tarihli ve 950-436; 06.12.2016 tarihli ve 939-465 sayılı, 03.12.2020 tarih ve 2018/16-270 Esas, 2020/498 Karar, 05.11.2020 tarihli ve 2018/16-53 Esas, 2020/446 Karar, 19.11.2020 tarihli ve 2018/16-441 Esas ve 2020/468 Karar sayılı “zorunlu müdafi görevlendirilmesinde yalnızca temel cezanın dikkate alınacağı” yönündeki 2021 yılına kadar istikrarla devam eden kararları dikkate alındığında şüpheli veya sanık için zorunlu müdafi görevlendirilmesinin, temel ceza yönünden alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmalarla sınırlandırılması, suçun daha ağır cezayı gerektiren ağırlaştırıcı nedenlerin zorunlu müdafılik tesisinde esas alınacağı yönünden açık bir yasal düzenlemenin de bulunmaması, sanığa atılı suçun temel cezasının 5 yıldan az olması, buna göre sanığa zorunlu müdafi tayini gerekmediğinden sanığın savunma haklarının kısıtlanmadığı, bu nedenle sanık hakkında istinaf edilmeksizin kesinleşen ve infazına başlanan hükümlere yönelik Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmesi gerekirken, "sanığa zorunlu müdafi atanmadığından savunma hakkının kısıtlandığı" gerekçesiyle itiraz kabul edilerek hükmün bozulması yönündeki çoğunluk görüşünün yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.