Davacı tarafından, markalar arasında iltibas ve kötüniyet iddiasıyla açılan YIDK kararı iptali ile marka hükümsüzlüğü davasında esastan ret kararının temyiz incelemesi.
Özet: Davacı, kendi tescilli "..." seri markalarıyla iltibas düzeyinde benzerlik gösterdiğini, gıda sektöründe ortalama tüketici dikkat düzeyinin düşüklüğünü, kötü niyetli tescil ve itibar zedelenmesi iddialarını öne sürerek, "..." ibareli yeni marka başvurusunun iptalini ve hükümsüzlüğünü talep etmiştir; davalılar ise markalar arasında karıştırılma ihtimali olmadığını, kötü niyetin bulunmadığını ve yerel kullanımın önceliğini savunurken, ilk derece mahkemesi, "..." ve "..." ibareleri arasındaki "C" ve "A" harf farklılığının görsel, işitsel ve kavramsal olarak yeterli ayırt edicilik sağladığını ve kısa ibarelerdeki bu tür küçük farklılıkların genel izlenimi değiştirdiğini belirterek, ortalama tüketici nezdinde iltibas tehlikesi bulunmadığı gerekçesiyle davayı esastan reddetmiştir.
11. Hukuk Dairesi         2025/5498 E.  ,  2026/2416 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi

SAYISI
: 2023/954 Esas, 2025/1276 Karar
HÜKÜM
: Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ
: Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
SAYISI
: 2021/313 E., 2022/298 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; dava konusu 35. sınıfta ilan edilen 2020/27666 sayılı “...” markasının müvekkilinin önceki tarihli "..." ibareli markalarına iltibas düzeyinde benzeyen ve birebir ürünleri kapsayan başvuru olduğunu, gıda emtiasında ortalama tüketicilerin dikkat ve özen algısının diğer emtiaya oranla oldukça düşük bulunduğunu, müvekkilinin “...” markasının tescil edilen sınıflarda güçlü bir marka olduğunu, söz konusu markanın yıllarca kullanarak ayırt edicilik gücünün arttırıldığını, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6/3 hükmü uyarınca gerçek hak sahibi olduğunu, somut olayda davaya konu "..." markasının orta seviyede dikkat düzeyine sahip bir tüketici hafızasında müvekkiline ait tanınmış seri "..." marka ailesinin yeni bir parçası olduğu imajını uyandıracağını, zira davaya konu markanın “...” ibaresi dışından hiçbir ayırt edici unsur içermediğini, davalının müvekkiline ait markanın itibarından yararlanarak haksız kazanç elde edeceğini, ayrıca müvekkiline ait "..." ibareli markasının itibarına ciddi zararlar verilebileceğini, müvekkilinin dayanak markasına ayırt edilemeyecek ölçüde benzeyen, ilintili ve benzer hizmetler için tescil edilmek istenen başvurunun, SMK'nın 6/9. maddesi kapsamında, kötüniyet sebebiyle tümden reddedilmesi gerektiğini ileri sürerek Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu'nun (YİDK) 2021-M-7015 sayılı kararının iptaline, dava konusu 2020/27666 sayılı “...” ibareli markanın dava sonuçlanıncaya kadar tescil edilmesi durumunda, ayrıca hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde, dava konusu "..." ibareli başvuru markası ile davacının itiraz markalarının, genel görünümleri ve bir bütün olarak bakıldığında bıraktıkları intiba, karıştırılacak şekilde benzer olmadıklarını, başvuru kapsamında kalan mallar ya da benzerleri için ihtilafa konu markanın ya da benzerinin dava konusu markanın başvuru tarihinden önce davacı tarafından marka olarak ciddi biçimde kullanıldığını gösterir nitelikte yeterli bilgi ve belgeye rastlanılmadığını, dava konusu başvurunun tescilinin SMK'nın 6/4 ve 6/5 hükümlerinde belirtilen koşulların oluşmasına yol açmayacağını, davacı tarafın, kötüniyet iddiasını belgelendirmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde, "..." markası ile "..." markası arasında iltibas düzeyinde benzerlik bulunmadığını, müvekkilinin Şanlıurfa'da kebap yiyecek içecek sağlanması hizmetinde faaliyet gösteren bir restaurant işletmecisi olduğunu, davacı tarafın ise İstanbul ilinde faaliyet gösterdiğini, müvekkili şirketinin uzun yıllardır Şanlıurfa’da tanınan ve bilinen bir marka olduğunu, davalı adına tescilli markaların SMK'nın 6/1 ve 6/3 hükümleri gereğince hükümsüzlüğü koşullarının dava dosyasında mevcut olmadığı gibi markalarının kötüniyet gerekçesi ile hükümsüz kılınması koşullarının da mevcut bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu markanın, beyaz zemin üzerine, siyah renkte, büyük, kalın harflerle “...” ibaresi ile bu ibarenin hemen altında “ ...” ibaresinden oluştuğu, dava konusu markanın esas unsurunun tüketici tarafından “...” veya bütüncül olarak “...” ibareleri olarak algılanabileceği, davacı markalarının, büyük, kalın siyah harflerle “...” ibaresinden oluştuğu, markanın esas unsurunun “...” ibaresi olduğu, dava konusu markanın üç harfli ile davacı markalarının esas unsurlarının dört harfli olduğu ve her ne kadar dava konusu markada yer alan “...” ibaresi, davacı markalarının son üç harfinde aynen yer alsa da, “...” ile “...” ibaresinin kısa ibareler olması nedeniyle kısa işaretlerde küçük farklılıkların farklı bir genel izlenime yol açabileceği, özellikle davacı markasının ilk harfinin farklı olmasının işitsel, görsel ve kavramsal olarak markaları oldukça farklılaştırdığı, somut uyuşmazlıkta bu farklılıkların görsel, işitsel ve kavramsal bakımdan dava konusu markanın üzerinde kullanılacağı emtianın ortalama tüketicileri nezdinde iltibası önleyici mahiyette olduğu, markalardaki tek harf değişikliğinin iltibasa yol açacağı iddia edilse de, bu hususun her somut olayın özelliğine göre değerlendirilmesi gerekmekte olup, somut uyuşmazlıkta tek harf değişikliğinin görsel, işitsel, yazılış ve anlamsal bakımından dava konusu “...” ibaresini içeren markanın üzerinde kullanılacağı emtianın ortalama tüketicileri nezdinde iltibası önleyici mahiyette olduğu, dolayısıyla işletmeler arasında bir farklılığa yol açacağı, dava konusu markada yer alan “...” ibaresinin de varlığının markalar arasındaki farklılığı arttıracağı hususları birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu marka ile davacının markaları arasında marka işaretleri bakımından işitsel, görsel ve anlamsal olarak belirli düzeyde bir benzerlik bulunmadığı, her ne kadar dava konusu markanın kapsamında yer alan hizmetler redde gerekçe markaların kapsamında aynı/aynı tür/benzer/ilişkili olarak yer alsa da, dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında işitsel, görsel ve kavramsal olarak iltibas oluşturacak düzeyde benzerlik bulunmaması nedeniyle dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığı, davacı tarafından dava konusu ibare olan “...” ibaresini Türkiye’de uzun süredir dava konusu hizmetler bakımından kullanıldığına dair herhangi bir delil sunulmadığı, dolayısıyla davacının dava konusu marka üzerinde dava konusu hizmetler bakımından eskiye dayalı kullanımının bulunmadığı, dava konusu markanın davacı markalarının tanınmışlığından haksız yarar sağlama, tanınmış markanın itibarına zarar verme, tanınmış markanın ayırt edici karakterini zedeleme gibi hususların değerlendirilmesi için ilk şart dava konusu marka ile davacı markaları arasında aynılık/benzerlik olması gerektiği, yukarıdaki bölümlerde bahsedildiği gibi, somut olayda, dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, öte yandan, 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanabilmesi için bir markanın tanınmışlığının tek başına yeterli olmadığı, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunması şartının sağlanması gerektiği ancak bu şartın gerçekleşmediği, bu şart gerçekleşse dahi dava konusu edilen markanın tanınmış markanın ayırt edicilik karakterini zedelemesi, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi veya tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinden birinin gerçekleşmesinin gerekli olduğu, davalı başvurusunun davacıya ait “...” markasının sahip olduğu imaj ve prestijden faydalanma amacı taşıdığına yönelik somut bir kanaat oluşmadığı, sonuç olarak davalıya ait markanın tescilinin SMK'nın 6/5 hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açmayacağı ve dava konusu başvuru bakımından SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanamayacağı, davalının, davacının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmadığından kötüniyet iddialarının yerinde olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, YİDK iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
İlk Derece Mahkemesince davalının “...” ibareli marka başvurusu ile davacının itirazına mesnet "..." esas unsurlu markaları arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede SMK'nın 6/1. maddesi anlamında bir benzerlik bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince de davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
SMK'nın 6. maddesinin birinci fıkrası, "Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir." hükmünü amirdir.
Davacı markalarının büyük, kalın siyah harflerle “...” ibaresinden oluştuğu, markanın esas unsurunun “...” ibaresi olduğu, davalının dava konusu markası ise beyaz zemin üzerine, siyah renkte, büyük, kalın harflerle “...” ibaresi ile bu ibarenin hemen altında “ ...” ibaresinden oluştuğu, davalı markasının dikkat çeken ve esas unsurunu oluşturan "..." ifadesinin üç harfli olup davacı markası olan "..." kelimesinin içerisinde yer alıp tek bir harf eksikliği ile oluşturulduğu, davalı markasına bakıldığında ilk olarak tüketici nezdinde "..." ifadesinin dikkat çekeceği, "..." kelimesinin çok farklı anlamlarının olduğu ancak bilinen bir anlamının olmadığı, başvuru konusu marka ile davacının itiraza mesnet markaları arasında SMK'nın 6/1 hükmü anlamında ortalama alıcı nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktığı genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesi bulunduğu anlaşıldığından, davanın kabulü gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddi ve bu karara yönelik istinaf başvurusunun Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
VI. SONUÇ
: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 hükmü uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 28.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.