Yargıtay 2. Ceza Dairesi, hırsızlık davasında bölge adliye mahkemesinin CMK 280/1(e)-(f) dışı nedenlerle duruşmasız bozma kararlarının ağır hukuka aykırılık oluşturduğunu vurguladı.
Özet: Yüksek mahkeme, bölge adliye mahkemesinin sanığa zorunlu müdafii atanmaması, suç vasfının yanlış belirlenmesi ve gözaltı süresinin mahsup edilmemesi gibi usul ve esasa ilişkin hataları 5271 sayılı kanunun sınırlı bozma halleri dışına çıkarak dosya üzerinden düzeltme yoluna gitmesini hatalı bulmuş; bu tür hukuka aykırılıkların savunma hakkını ilgilendirmesi nedeniyle bölge adliye mahkemesince duruşma açılarak giderilmesi gerektiğini, aksi durumda verilen bozma kararları ile bunlara istinaden ilk derece mahkemesince kurulan hükümlerin görevsiz mahkeme tarafından verilmiş gibi hukuka açık ve ağır aykırılık teşkil ettiğini vurgulamıştır.

MAHKEMESİ
:Ceza DairesiSAYISI
: 2023/1822 E., 2023/1617 K.SUÇ
: HırsızlıkHÜKÜM
: İstinaf başvurusunun esastan reddineTEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ
: Onamaİlk Derece Mahkemesince sanık hakkında kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 5271 sayılı Kanun'un 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı, yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:5271 sayılı Kanun’un 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'' ve aynı Kanun'un 294. maddesinin ise; ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek; sanık ve müdafiinin temyiz istemlerinin, mahkûmiyete yeterli delillerin olmadığına, eksik incelemeye, hata hükümlerinin uygulanması gerektiğine, kararın usul ve yasalara aykırı olup bozulması gerektiğine yönelik olduğu belirlenerek yapılan incelemede;5271 sayılı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde bölge adliye mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 18.12.2020 tarihli ve 16.04.2021 tarihli iddianameleriyle sanık hakkındı iki farklı tarihte, aynı askeri lokal binasında çeşitli malzemelerin çalınması eylemleri nedeniyle 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu 131/1. maddeleri ve 5237 sayılı TCK'nın 332/1. maddeleri ile dava açıldığı ve birleştirme kararı verilerek Balıkesir 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.06.2021 tarihli, 2021/236 Esas, 2021/471 Karar sayılı kararıyla TCK'nın 142/2-h ve 43/1. maddeleri ile hüküm kurulduğu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 43. maddesinin cezayı artıran hallerden olmayıp bu madde kapsamında değerlendirilecek eylemlerde sanığa daha az ceza verilmesini temin amacıyla getirilmiş bir müessese olduğu gözetilmeden artıran hallerden gibi kabul edilerek, zorunlu müdafii gerektiren bir durumun söz konusu olmadığı eylem sebebiyle 5271 sayılı Kanun'un 150/3. maddesi kapsamında bozma yoluna gidilerek, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin 19.04.2022 tarihli ve 2021/2188 Esas, 2022/945 Karar sayılı kararı ile "suçun gerektirdiği cezanın alt sınırının 5 yıl üzerine çıkması dikkate alınarak, 5271 sayılı CMK'nın 150/3. maddesi uyarınca sanığa zorunlu müdafii atanıp savunmasının müdafii eşliğinde alınması gerektiğinin gözetilmemesi, hükümde suç tarihinin yanlış yazılması ve sanığın gözaltında geçirdiği sürenin mahsubuna kara verilmemesi" nedeniyle hükmün bozulmasına karar verildiği, bu kararın da sanık müdafiince istinafı üzerine yapılan inceleme neticesinde, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin 20.12.2022 tarihli ve 2022/3896 Esas, 2022/2646 Karar sayılı kararı ile “..önceki bozma ilamında vasfa yönelik bozma nedeni olmadığı halde suç vasfında yanılgıya düşülerek, sanığın TCK'nın 142/2-h maddesi yerine 1632 sayılı ASCK'nın 131/1. maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verilmesi ve sanığın gözaltında geçirdiği sürenin mahsubuna karar verilmemesi” nedenleriyle ikici kez hükmün bozulmasına karar verildiği, ancak bozma kararlarında belirtilen hukuka aykırılıkların aynı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği, hukuka kesin aykırılık hâllerini düzenleyen yine aynı Kanun’un 289. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinde yer alan “hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması” kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gözetilerek Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmek suretiyle yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı verilmesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı,Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 30.04.2025 tarihli ve 2024/6-490 Esas, 2025/197 Karar sayılı kararında “…bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları gerektiğinin…” kabul edildiği, keza Anayasa Mahkemesinin 12.06.2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 09.01.2025 tarihli ve 2023/33667 sayılı kararı ile de “İstinaf Dairesi kanunda açıkça öngörülmüş hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermiş, bunun sonucunda başvurucunun temyiz kanun yoluna başvurma hakkının elinden alınmasına yol açmıştır. Böylelikle istinaf kanun yolu incelemesine ilişkin kuralların İstinaf Dairesince yapılan yorumun kişilerce öngörülebilecek belirlilikte olmadığı ve kanunun lafzıyla çeliştiği görülmüştür. Diğer bir ifadeyle İstinaf Dairesinin bu kararıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına kanuni dayanağı bulunmayan bir müdahalede bulunulmuştur. Açıklanan gerekçelerle İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir sebeple bozma kararı vermesiyle gerçekleşen müdahalenin kanuni dayanağının olmaması nedeniyle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine..." hükmedilmekle yukarıda anılan şekilde verilen bozma kararlarının “hukuka açık ve ağır aykırılıkla malûl” olduğunun teyit edildiği dikkate alınmak suretiyle;Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin 19.04.2022 tarihli ve 2021/2188 Esas, 2022/945 Karar sayılı kararının; bozma üzerine Balıkesir 3. Asliye Ceza Mahkemesinin14.06.2022 tarihli, 2022/476 Esas, 2022/589 Karar sayılı kararının; bu karara ilişkin yapılan istinaf incelemesi sonucunda verilen Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin 20.12.2022 tarihli ve 2022/3896 Esas, 2022/2646 Karar sayılı bozma kararının ve bu ikinci bozma kararı üzerine verilen Balıkesir 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, 02.03.2023 tarihli ve 2023/144 Esas, 2023/216 Karar sayılı kararının hukukî değerden yoksun olduğu belirlenerek yapılan incelemede;5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi uyarınca davanın yeniden görülmesine karar verilerek, duruşma açılıp, taraflar çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince giderilmesi sonucunda yeniden hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi,Bozmayı gerektirmiş, sanık ve müdafiinin temyiz nedenleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün açıklanan nedenlerle, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, aynı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.