Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, sendika üyeliği nedeniyle haksız fesih iddiasıyla açılan kıdem ve diğer işçilik alacakları davasında zamanaşımı defi prensiplerini incelemiştir.
Özet: Bu Yargıtay kararı, sendika üyeliği gerekçesiyle haksız feshedildiğini iddia eden işçinin kıdem, ihbar, fazla mesai, yıllık izin, hafta tatili ve resmi tatil ücreti alacakları talepli davasında, yerel mahkemenin zamanaşımı definin süresinde ileri sürülmediği gerekçesiyle bu hususu dikkate almamasını hukuka uygun bulmayarak, zamanaşımının alacak hakkını dava edilebilme niteliğinden yoksun bıraktığını ve usulüne uygun şekilde ileri sürüldüğünde mahkemece esaslı bir şekilde incelenmesi gerektiğini vurgulamıştır.
9. Hukuk Dairesi         2010/24167 E.  ,  2012/37716 K.
    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ

    DAVA
    :Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai ücreti, yıllık izin ücreti, hafta tatili ücreti ile resmi tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
    Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
    Hüküm süresi içinde davalılardan ... ... İnş. Mak. San. A.Ş. avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
    Y A R G I T A Y K A R A R I
    A) Davacı İsteminin Özeti
    :
    Davacı vekili, müvekkilinin 01.09.1999 tarihi itibariyle eski adı ... Makine, yeni adı ... Metal olan işyerinde taşlamacı ustası olarak istihdam edildiğini, işi yavaşlatma gerekçesiyle iş akdinin 21.07.2003 tarihinde feshedildiğini, asıl gerekçenin iş akdinin feshinden 20 gün kadar önce birleşik metal iş sendikasına üye olması olduğunu, ... Metal şirketinin diğer davalının taşeronu olduğunu iddia ederek, kıdem, ihbar tazminatı, fazla mesai, resmi tatil, yıllık izin ve hafta tatili ücretlerinin faiziyle davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
    B) Davalı Cevabının Özeti
    :
    Davalı ... İnşaat şirketi vekili, husumet itirazında bulunarak, diğer davalı ile aralarında asıl işveren alt işveren ilişkisi bulunmadığını, asıl-alt işveren ilişkisinin varlığı bir an için kabul edilse bile, anılan sözleşmenin 27.12.2001 tarihinde imzalandığını, davacının davalılar arasında sözleşme yapılmadan önce diğer davalı şirket işyerinde çalışmaya başladığını savunarak davanın husumet ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
    Davalı ... Metal vekili, davacının 29.12.1999 tarihinde çalışmaya başladığını, eskiden çalıştığını iddia ettiği ... Makine ile müvekkilinin ilgisinin bulunmadığını, davacının iş akdinin işi yavaşlatması nedeniyle feshedildiğini, işi yavaşlattığının mahkeme değişik iş dosyası ile tespit edildiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
    C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti
    :
    Mahkemece, davacının iş akdinin sendikaya üye olması nedeniyle işveren tarafından haksız ve yasal bildirim sürelerine uyulmaksızın feshedildiği, davalı işverenler tarafından davacının iş yavaşlatma eylemine katıldığı savunulmuş ise de bu hususun ispatlanamadığı, aralarında alt - üst işveren ilişkisi bulunan davalı şirketlerin hüküm altına alınan alacaklardan müştereken ve müteselsil olarak sorumlu olduğu, davalı tarafın esasa cevap süresi içerisinde veya ıslah dilekçesinin tebliğinden sonra zamanaşımı definde bulunmadığı için bu hususun hükümde nazara alınmadığı gerekçesiyle kıdem, ihbar tazminatı, fazla mesai, hafta tatili, genel tatil, izin ücreti alacaklarının tahsiline karar verilmiştir.
    D) Temyiz
    :
    Kararı davalı ... vekili temyiz etmiştir.
    E) Gerekçe
    :
    1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı yasal gerektirici nedenlere göre davalı ... A.Ş.'nin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
    2-Taraflar arasında, işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
    Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu "eksik bir borç" haline dönüştürür ve "alacağın dava edilebilme özelliği"ni ortadan kaldırır.
    Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
    Sözleşmeden doğan alacaklarda, zamanaşımı alacağın muaccel olduğu tarihten başlar. (BK. m. 128). Borçlar Kanununun 101 inci maddesi uyarınca, borcun muaccel olması, ifa zamanının gelmiş olmasını ifade eder. Borcun ifası henüz istenemiyorsa muaccel bir borçtan da söz edilemez.
    818 Sayılı Borçlar Kanununun 128 inci maddesinde zamanaşımının nasıl hesaplanacağı belirtilmiştir. Bu maddenin birinci fıkrası, zamanaşımının alacağın muaccel olduğu anda başlayacağı kuralını getirmiştir. Aynı yönde düzenleme 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 151 inci maddesinde yer almaktadır.
    Borçlar Kanunun 131 inci maddesi gereğince, asıl alacak zaman aşımına uğradığında faiz ve diğer ek haklar da zamanaşımına, uğrar. Diğer bir deyişle faiz alacağı asıl alacağın tabi olduğu zamanaşımına tabi olur. Türk Borçlar Kanunu’nun 152 inci maddesi de aynı doğrultudadır.
    Borçlar Kanununun 133/2 maddesi (6098 Sayılı TBK 154) uyarınca, alacaklının dava açmasıyla zamanaşımı kesilir. Ancak zaman aşımının kesilmesi sadece dava konusu alacak için söz konusudur.
    Uygulamada, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, dava açma tekniği bakımından, tümü ihlal ya da inkâr olunan hakkın ancak bir bölümünün dava edilmesi, diğer bölümüne ait dava ve talep hakkının bazı nedenlerle geleceğe bırakılması anlamına gelir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmez, zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktar için kesilir.
    Zamanaşımı, dava devam ederken iki tarafın yargılamaya ilişkin her işleminden ve hâkimin her emir ve hükmünden itibaren yeniden işlemeye başlar ve kesilmeden itibaren yeni bir süre işler.
    Borçlar Kanunun 134 üncü maddesi hükmü, "Müruruzaman müteselsilen borçlu olanlardan veya taksimi kabil olmayan bir borcun müşterek borçlularından birine karşı kat edilmiş olunca diğerlerine karşı da katedilmiş olur" kuralını içermektedir. Bu maddeye göre, müteselsil borçlulardan birine karşı zamanaşımının kesilmesi diğer müteselsil borçlulara karşı da zamanaşımını keser. Benzer bir düzenleme 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren Türk Borçlar Kanunu’nun 155 inci maddesinde yer almaktadır.
    5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7 nci maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447 inci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir.
    Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def'i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319 uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı defi cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı definin iler sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir.
    Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir.
    Cevap dilekçesinde zamanaşımı defi ileri sürülmemiş ya da süresi içince cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141/2 maddesi uyarınca zamanaşımı defi davacının açık muvafakati ile yapılabilir.
    1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı defi geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz.
    Zamanaşımı definin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür (Yargıtay HGK. 04.06.20 11... / 9-629 E. 2011/ 70. K.).
    Somut olayda, davalı vekili cevap süresinden sonra 19.01.2010 havale tarihli dilekçesinin 5 numaralı bendinde “zamanaşımına uğramış bölüme muvafakat etmiyoruz” diyerek davaya karşı gecikmiş zamanaşımı itirazında bulunmuştur.
    Davalı vekilinin ıslah dilekçesine karşı beyan dilekçesinde ıslaha karşı açıkça zamanaşımı itirazı yoktur.
    Davalı vekilinin 19.01.2010 tarihli dilekçesindeki zamanaşımı itirazı davaya yönelik gecikmiş itiraz olmakla, mahkemece bu dilekçe davacı vekiline tebliğ edilerek buna karşı diyecekleri saptanıp gecikmiş itirazın yerinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekirken zamanaşımı itirazının yazılı gerekçe ile reddi bozmayı gerektirmiştir.
    F) Sonuç
    :
    Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 14.11.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.