Antalya Bölge Adliye Mahkemesi, işletme devri sözleşmesinin yazılı ispat edilememesi nedeniyle itirazın iptali davasının reddedilmesini içeren ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesini yapıyor.
Özet: Bu hukuki evrak, davacının davalıyla iddia ettiği işletme devri sözleşmesinin gerçekleşmemesi üzerine ödenen bedelin iadesi için başlattığı icra takibine yapılan itirazın iptali davasında verilen, davacının ticari işletme devri sözleşmesini yazılı delille ispatlayamadığı ve ödeme dekontlarının tek başına yeterli olmadığı gerekçesiyle davanın reddine dair ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesidir; davacı vekili istinaf başvurusunda, müvekkilinin ödemelerinin dekontlarla sabit olduğunu, davalının kötü niyetle hareket ederek kalan bedeli iade etmediğini ve kendi imzası olmayan bir sözleşmenin delil olarak değerlendirilemeyeceğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmektedir.

T.C.
ANTALYABÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ16. HUKUK DAİRESİKARAR TARİHİ
:15/12/2025T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AB Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ
:Antalya 1. Asliye Ticaret MahkemesiKARAR TARİHİ
:10/07/2023DAVANIN KONUSU
:İtirazın İptaliGEREKÇELİ KARARYAZIM TARİHİ
:15/12/2025İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.Üye hakimin görüşü değerlendirildi.GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ
:Davacı vekili, davalı ile aralarında iş yeri devrine ilişkin bir anlaşma olduğunu, devir bedeli olarak banka aracılığıyla paralar gönderildiğini ancak devrin gerçekleşmediğini, devrin gerçekleşmemesi üzerine davalının paraların bir kısmını iade edip bir kısmını iade etmediğini beyan ederek, iade edilmeyen kısım için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptalini talep ve dava etmiştir.DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ
:Davalı vekili, bahsi geçen devir sözleşmesinin tarafının davacı olmadığını, davacının asıl devralan ...'ın çalışanı olduğunu, devralan ...'ın burayı 6 ay kadar işlettiğini ancak belediyeden ruhsat almak için gerekli işlemleri yapmadığını, müvekkilinin belediye işlemlerinde yardımcı olmasına karşın devralanın daha sonra devirden vazgeçtiğini, bu sebeple müvekkilinin uğraşmamak adına devir bedellerini ... ve davacının dayısı ...'e gönderdiğini beyan ederek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
:İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda;"...Bir sözleşmenin varlığının varlığını ispat yükü buna dayanarak hak talep eden tarafa düşer. Davacı taraf devir sözleşmesinin yerine getirilmediği iddiasına dayandığından öncelikle taraflar arasında bir işletme devir sözleşmesi yapıldığının davacı tarafından ispat edilmesi gerekir. TTK'nın 11/3. maddesi gereği ticari işletme devri sözleşmeleri için "yazılılık" bir geçerlilik şartıdır. Buna karşı yazılı delil başlangıcı bulunması halinde tanık anlatımlarıyla da bu husus ispat olunabilir. Davacı taraf herhangi bir devir sözleşmesi sunmamış sadece ödeme yaptığı dekontlara ve buradaki açıklamalara dayanmıştır. Para havalesine ilişkin ödeme dekontları kural olarak bir borcun ödendiğini gösterir; bir sözleşmenin varlığını ispata tek başına yeterli değildir. Ödeme dekontları yazılı delil başlangıcı da sayılamaz; zira yazılı delil başlangıcı kanunun aradığı ispat şartı için yeterli olmayan ancak "davalı elinden" çıkmış belgeyi ifade eder. İlgili dekontlarda davalının bir dahli olmadığı gibi gönderilen paranın açıklamasına yazılan hususlar üzerinde bir tasarrufu da yoktur. Diğer taraftan davalı yan işletme devrine ilişkin sözleşme ve ödeme belgeleri sunmuştur. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde davacı tarafın davalı ile aralarında bir ticari işletme devri sözleşmesi yapıldığını ispatlayamadığı" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
:Karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin toplamda davalıya bu işletmenin devir bedeli olarak 199.500,00 TL ödeme yaptığını, davalının ise söz konusu işletmeyi devretmediğini, müvekkilini oyaladığını, para iade ve cariye istinaden şeklinde açıklamalarla müvekkiline toplam 39.000,00 TL para iadesi gerçekleştirdiğini, kalan 160.500,00 TL'yi müvekkiline iade etmediğini, davalı tarafın cevap dilekçesi ekinde sunduğu müvekkilinin imzası ve dahli olmayan sözleşmenin devir sözleşmesi olarak değerlendirildiğini, müvekkilinin davalıya yapmış olduğu olduğu ödemelerin dekontlar ile sabit olduğunu, davaya konu ticari işletmenin 2019 yılından beri davalı tarafından işletildiğinin belgeler ile sabit olduğunu, davalının kötüniyetli olduğunu beyan ederek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE
:Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.Mahkemece, yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.28/07/2020 tarih ve 31199 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanun ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun basit yargılama usulüne ilişkin 4. maddesi gereğince uyuşmazlık basit yargılama usulüne tabidir.Hemen bu noktada uyuşmazlığın çözümü için basit yargılama usulünün özellikleri üzerinde durulmasında yarar vardır:6100 sayılı HMK’da iki temel yargılama usulü düzenlenmiştir. Bunlar; yazılı (m. 118- 186) ve basit (m. 316-322) yargılama usulleridir. Davanın açıldığı mahkemeye veya uyuşmazlığın niteliğine göre uygulanacak yargılama usulü farklılık göstermektedir. Örneğin asliye hukuk mahkemelerinde kural olarak yazılı yargılama usulü uygulanırken, sulh hukuk mahkemelerinde basit yargılama usulü uygulanır.6100 sayılı HMK’nın “Basit yargılama usulüne tabi dava ve işler” başlıklı 316. maddesinin (g) bendi düzenlemesi uyarınca; “Diğer kanunlarda yer alan ve yazılı yargılama usulü dışındaki yargılama usullerinin uygulanacağı belirtilen dava ve işler” basit yargılama usulüne tabidir.6100 sayılı HMK’da yazılı yargılama usulü ayrıntılı olarak düzenlenmiş, basit yargılama usulü ise temel özellikleri ve farklı noktalarıyla belirtilmiş olup, hüküm bulunmayan hallerde yazılı yargılama usulüne ilişkin hükümlerin uygulanacağı ifade edilmiştir (m. 322/1).Basit yargılama usulü, daha çabuk sonuçlandırılması gereken, daha kısa bir incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile sonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş daha basit, daha seri bir yargılama usulüdür.Basit yargılama usulünde, dava ve davaya cevap verilmesi yazılı yargılama usulünde olduğu gibi dilekçe ile olur (m. 317/1). Ancak dava ve cevap dilekçeleri, yönetmelikte belirlenecek formun doldurulması suretiyle de verilebilir (m. 317/4). Burada amaç, basit işlerde avukat tutamayanlara kolaylık ve böyle bir durumda dahi dava ve cevap dilekçelerinin bir düzen içinde mahkemeye verilmesini sağlamak, ayrıca hak kayıplarının önüne geçmektir.Basit yargılama usulünde cevap süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır. Ancak, mahkeme duruma göre, bu sürede cevap dilekçesi verilmesi zor ise, bu süre içinde başvurulmak kaydıyla bir defaya mahsus olarak ve iki haftayı geçmeyecek ek bir süre verebilir (m. 317/2).6100 sayılı HMK'nın 317. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, basit yargılama usulünde, dava ve cevap dilekçesi dışında cevaba cevap (replik) ve ikinci cevap (düplik) dilekçesi verilemez. Bu çerçevede, taraflar dilekçeleriyle birlikte, tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek, ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de, bunların bulunabilmesini sağlayacak bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorundadırlar. Dilekçe sayısı, bu usulde görülecek işlerin basit olması ve kısa sürede karara bağlanmasını sağlamak amacıyla sınırlandırıldığından, birer defa dilekçe vermek durumunda olan tarafların daha dikkatli davranmaları gerekmektedir.Basit yargılama usulünde iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı, yazılı yargılama usulünden farklı olarak dava açılmasıyla ve cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlar (m. 319).6100 sayılı HMK’nın basit yargılama usulünde “Ön inceleme ve tahkikat” başlıklı 320. maddesi uyarınca; “Mahkeme, mümkün olan hallerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir. Daha önce karar verilemeyen hallerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder.” Görüldüğü üzere, basit yargılama usulünde, yazılı yargılama usulünden farklı olarak ön inceleme ve tahkikat işlemleri de basitleştirilmiştir. Bu kapsamda eğer, dosya üzerinden karar verilmesi mümkünse (örneğin, geçici hukuki korumalarda), taraflar duruşmaya çağrılmadan sadece dilekçe ve delilleri dikkate alınarak karar verilebilir.Buna göre; HMK’nın 320. maddesinin açık düzenlemesi karşısında mahkeme, basit yargılama usulüne tabi dava ve işlerde, dava şartları yoksa davayı usulden reddedebilir; ilk itirazlar hakkında ya da dilekçelere eklenen deliller yeterli görülürse davanın esası hakkında karar da verebilir. Dilekçeler aşamasının tamamlanmasından sonra, tarafların dilekçelerine ekledikleri ya da ilgili yerlerden getirtilmesini istedikleri delillerin toplanması ile mahkemece tarafların iddia ve savunmaları ile delilleri incelenmiş olacaktır. Bu nedenle ön inceleme duruşması yapılmadan dosya üzerinden, mevcut deliller ile dava şartları ve ilk itirazlardan başka, davanın esası hakkında da karar verilmesi mümkündür. Bu şekilde dosya üzerinden karar verildiğinde, taraflara dava ve cevap dilekçesinin tebliği ile bu dilekçelerinde bildirdikleri deliller toplanmış olacağından, hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğinden de söz edilemeyecektir.Yukarıda açıklandığı üzere, dosya üzerinden karar verilemiyorsa, bu durumda mahkeme ön inceleme yapar. Burada da, mahkeme dava şartları ve ilk itirazların varlığını inceleyerek, hak düşürücü süreler ve zamanaşımı süreleri hakkında tarafları dinler. Bundan sonra hakim, tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit ederek, tarafları sulhe teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları; sulh olmamışlarsa anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır ve tutanak hazır bulunanlarca imzalanır. Tahkikat bu tutanağa göre yürütülür (m. 320/2).Yukarıda belirtilen ön incelemeden sonra mahkeme, tarafların dinlenmesi, delillerin incelenmesi ve tahkikatın yürütülmesi için en fazla iki duruşmada yargılamayı tamamlamak zorundadır ve duruşmaların arası da en fazla bir ay olmalıdır (m. 320/3-c.1).Basit yargılama usulünde tahkikat tamamlandıktan sonra sözlü yargılama için ayrı bir kesit öngörülmemiştir. Hakim tahkikatın tamamlandığı duruşmada, tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini belirterek hükmünü tefhim eder (m. 321/1). Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26/03/2014 tarihli ve ... Esas, ... Karar; 26/06/2013 tarihli ve ... Esas, ... Karar; 30/04/2014 tarihli ve ... Esas, ... Karar sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.Bu düzenlemeler yanında savunma hakkı aslen Anayasa ile de güvence altına alınmış haklardandır. Buna göre herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia, savunma ve adil yargılanma hakkına sahiptir (1982 Anayasası m. 36).Karar tarihinde yürürlükte bulunan HMK'nın 27. maddesi hükmüne göre, davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. Bu hak; tarafların yargılama konusunda tam bilgi sahibi olmalarını, açıklama ve ispat hakkını eşit olarak kullanabilmelerini, yargı organlarının tarafların açıklamalarını dikkate alarak gereği gibi değerlendirme yapıp karar vermelerini zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda hakim, tarafları dinlemeden, açıklama ve ispat hakkını kullanmaları için onları kanuna uygun biçimde duruşmaya davet etmeden karar veremez (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2009/52 Esas - 2009/105 Karar sayılı ilamı).Somut uyuşmazlığın incelenmesine gelince; ön inceleme duruşması yapılmadan duruşma günü tayin edilerek, davanın esasına yönelik karar verildiği, bu şekilde tarafların hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiği anlaşılmaktadır.Hal böyle olunca mahkemece; dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşaması tamamlandıktan sonra, öncelikle dosya üzerinden dava şartları ve ilk itirazların incelenerek olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi; dosya üzerinden karar verilemeyen dava şartları ile ilk itirazlar hakkında karar verilmek ve diğer ön inceleme işlemlerini yapmak üzere tarafların ön inceleme duruşmasına davet edilmesi, ön inceleme duruşmasında gerekli usul işlemleri yapıldıktan sonra gerekli görülmesi halinde tahkikat duruşmasına geçilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, tüm bu hususlar göz ardı edilmek suretiyle tarafların hukuki dinlenilme hakkı ihlal edilerek ve ön inceleme duruşması yapılmadan yazılı şekilde talebin esasına yönelik karar verilmesi de usul ve yasaya aykırı görülmüştür.Bunun yanında uyuşmazlığın esasına ilişkin mahkemece yapılan değerlendirme hatalıdır.Davacı taraf, davalı ile aralarında iş yeri devrine ilişkin bir anlaşma olduğunu, devir bedeli olarak banka aracılığıyla paralar gönderildiğini ancak devrin gerçekleşmediğini, devrin gerçekleşmemesi üzerine davalının paraların bir kısmını iade edip bir kısmını iade etmediğini beyan ederek, iade edilmeyen kısım için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptalini talep ve dava etmiş, davalı taraf ise bahsi geçen devir sözleşmesinin tarafının davacı olmadığını, davacının asıl devralan ...'ın çalışanı olduğunu, davacının yaptığı dava konusu ödemelerin ... adına yapıldığını, devrin dava dışı ...'ın kusuruyla gerçekleşmediğini, devir için verilen paraların iade edildiğini iddia etmiştir. Mahkeme ise ispat yükünün davacıya düştüğü, sözleşme ilişkisinin davacı tarafça ispat edilememesi nedeniyle davanın reddine karar vermiştir.Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle ispat yükü konusuna değinilmelidir.Özel hukuka ilişkin bir davada, hâkim kural olarak doğduğu iddia edilen bir hukuki sonucun, gerçekten doğup doğmadığını belirleyebilmek için, o hukuki sonucu öngören hukuk kuralındaki şartların (unsur vakıaların, öğe olayların), somut olarak ortaya çıkıp çıkmadıklarını kendiliğinden araştıramaz. O hukuki sonucun doğduğunu iddia eden taraf, gerçekleşmesi gereken şartların, unsur ve vakıaların somut olarak gerçekleştiğini ispat etmelidir. Bu çerçevede ispat, bir davada ileri sürülen hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların gerçekten mevcut olup olmadıkları konusunda, birtakım araçlarla mahkemeye kanaat verme işlemi olarak tanımlanabilir.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)'nun 6. maddesi:“Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. ” hükmünü içermektedir.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinde de;“(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” şeklinde düzenleme mevcuttur.Yukarıda belirtilen maddenin birinci fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü üzerinde taşıyacaktır. İkinci fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir.Bu noktada ispatla ilgili karine oluşturan hâllerden biri ve somut uyuşmazlıkta da tartışılması gereken asıl nokta olan “havale” ile ilgili açıklamada bulunmak yerinde olacaktır.Eldeki davaya konu havalenin gönderildiği tarihte yürürlükte bulunan Türk Borçlar Kanunu’nun 555 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olan havale, hukuksal niteliği itibariyle bir ödeme vasıtasıdır. Başka bir anlatımla, havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda yasal karine mevcuttur. Bu yasal karinenin tersini (havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını) ileri süren havaleci (muhil), bu iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12/03/2003 tarihli, 2003/3-118 Esas, 2003/158 Karar sayılı kararı).Havalenin gönderiliş amacı, işlemin gerçekleştirilmesi anında düşülecek bir kayıtla (açıklamayla) yahut karşı tarafça inkar edilecek olursa sonradan ispat vasıtaları kullanılarak da ortaya konulabilir.Somut uyuşmazlıkta davacı tarafından gönderilen havalede “...” açıklaması bulunmaktadır. Bu açıklama, iş yeri devri amacıyla kullanılmak üzere paranın gönderildiğini ifade etmektedir. Davalı bu havaleyle gönderilen parayı kabul etmiş ve kullanmıştır. Ancak savunmasında paranın, davacının dava dışı ...'ın iş yeri devir borcunun ödenmesi amacıyla gönderildiğini ileri sürmüş ve dava dışı ...'la akdedilen iş yeri devir sözleşmesini dosyaya sunmuştur. Davacı davalının iddialarını reddetmiş, yaptığı ödemelerin 3. kişi adına ifa olduğunu kabul etmemiştir. Hâl böyle olunca somut olayda paranın, davacının dava dışı ...'ın iş yeri devir borcunun ödenmesi amacıyla gönderildiğini savunan davalı ispat yükünü üzerine almış olup, havalenin davacının üçüncü kişi adına iş yeri devri bedelinin ifası amacıyla gönderildiğini ispatlamalıdır.Mahkemece ispat yükünün davalıya düştüğü hususu dikkate alınarak tarafların usulüne uygun bildirdikleri deliller toplanarak karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve eksik araştırmayla yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuştur.Sonuç olarak, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.HÜKÜM
:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davacı vekilinin ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN KABULÜNE,2-6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 10/07/2023 tarih ve ... Esas - ... Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,3-6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,4-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince peşin olarak yatırılan istinaf karar harcının ilk derece mahkemesince talebi halinde davacıya İADESİNE,5-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesinde yapılacak yargılama sonunda dikkate ALINMASINA,6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,7-6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince peşin alınan ve harcanmayan istinaf gider avansının ilk derece mahkemesince ilgiliye İADESİNE,8-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE,Dair, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle ve HMK'nın 353/1-a maddesince kesin olarak karar verildi....