Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde görülen marka hükümsüzlüğü, YİDK kararı iptali ve sicilden terkin talepli davada karıştırılma ihtimali değerlendiriliyor.
Özet: Bu hukuki evrak, davacının tescilli ... markası ile davalının başvurusu olan ... markası arasında görsel, işitsel ve kavramsal açılardan yüksek benzerlik bulunduğunu, bu durumun tüketicilerde karıştırılma ihtimali yarattığını, haksız rekabete yol açtığını ve markanın davacının serisinin bir uzantısı gibi algılanmasına neden olduğunu iddia ederek, davalı markasının hükümsüzlüğü ve sicilden terkinini talep eden bir davayı sunarken; davalı taraf ise markaların bütünüyle farklı olduğunu, aralarındaki tek harf değişikliği ve sınıf farklılıklarının karıştırılma ihtimalini ortadan kaldırdığını, kendi markasının ayırt edici nitelikte olduğunu savunmaktadır.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/165 Esas - 2025/508

T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No
: 2025/165
Karar No
: 2025/508
....
Dava
: Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin
Dava Tarihi
: 18/04/2025
Karar Tarihi
: 17/12/2025
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih
: 25/12/2025
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
DAVA
:
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; görsel yönden yapılan değerlendirmede; davacı müvekkilinin markasına ait görselde ".... ibaresini kare soldan yaprak modeli şeklinde katlayarak oluşturmuşken, davalının tescil girişiminde bulunduğu marka logosunda da yaprak modelini kullanmış olduğunu, ayrıca davalı şirket marka logosunu yeşil taban üzerine "...." ibaresini yazarak tasarlamış, bu yönden de benzerliği artırmış olduğunu, işitsel yönden yapılan değerlendirmede; müvekkiline ait "..." markası ile davalının tescil girişiminde bulunduğu "..." markası arasındaki tek harf değişikliği sonucunda iki marka arasındaki telaffuz yönünden ayniyet derecesindeki benzerliğin açıkça ortaya çıktığını, kavramsal yönden yapılan değerlendirmede; davalının tescil girişiminde bulunduğu "..." kelimesinin ... nezdinde herhangi bir anlama gelmediğini, yaygın olan bir kelimeyi ihtiva etmediğini ve müvekkiline ait "..." markası ile kelime bütünü içerisindeki tek bir harfte farklılaşma gösterdiğini, ancak bunun da farklı anlama gelmemesi itibariyle Türkiye çapında yaygın kullanıma sahip müvekkiline ait marka ile kavramsal yönden ayniyet derecesinde benzerlik içerdiğini, davalının, daha önceden müvekkili şirketin tescil ettirmiş olduğu sınıflara ilişkin mal ve hizmetlerde "..." ibareli markayı kullanması halinde, çoğu kez aynı veya birbirlerine yakın satış noktalarında, belki de aynı raflarda, ürünlerin pazarlanma ihtimalinin bulunduğunu, bu durumda aynı tür ürünleri üreten ve pazarlayan markalar arasında daha önce tescil yaptırmış olan ... markasının, ortada yer alan v harfinin t harfi ile değiştirilmesi neticesinde oluşturulan "..." markasının haksız rekabetinden korunması gerektiğini, markalar arasındaki bu çok yakın görsel ve işitsel benzerlikten dolayı, her iki işareti yan yana görme imkanı olmayan ortalama dikkate sahip bir tüketici açısından markaların "karıştırılma ihtimali"nin bulunduğunu, ayrıca tescili istenen "..." ibareli markanın, müvekkilinin tescilli markaları ile irtibatlı olduğu izlenimini uyandırdığını ve tescilli markanın bir uzantısı veya serisi gibi algı oluşturarak özellikle seri marka ya da konsept marka imajını da oluşturduğunu ifade ederek, .... sayılı ve "..." ibareli marka başvurusu tescil edilmişse hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
:
Davalı .... vekili cevaplarında özetle; somut olayda davalının dava konusu markası ile davacının itiraz konusu markalarının birbirinden tamamen farklı markalar olduğunu, davalının dava konusu markasının "...+..." unsurundan oluştuğunu, söz konusu markaların ne görsel, ne sesçil ne de anlamsal olarak birbirine benzemediğini, dava konusu markanın okunuşunun ... olduğu ancak davacının itiraz mesnedi markalarının okunuşunun ... baharat, ... baharat lezzet aşkına vb. olduğunu, üstelik dava konusu markada davacının itiraz mesnedi markalarında yer alan ... kelimesindeki v harfi yerine t harfinin kullanıldığı bu haliyle markaların "de" hecesi ve "a" harfi dışında ihtiva ettiği diğer unsurlar ve sınıfları bakımından bütünüyle bir benzerlik taşımaması gibi hususlar da birlikte göz önüne alındığında, sadece "de" hecesi ve "a" harfinin ortak olmasının markalar arasında karıştırılma ihtimaline yol açmayacağını, aksinin kabulünün markalar hukukunda geçerli olan bütünsellik ilkesiyle de bağdaşmayacağını, diğer unsurlar arasındaki belirgin farklılıkların somut olayda karıştırılma ihtimalini ortadan kaldırmaya yeterli olduğunu, bir bütün olarak okunup algılanacak davalı markası ile davacı markaları arasında, ilgili tüketicilerin ilişki kurmasının da mümkün olmadığını, zira markalarda bütünüyle sınıfsal benzerlik de mevcut olmadığından ortalama dikkat düzeyine sahip tüketicilerin dahi söz konusu markaları karıştırma ihtimallerinin bulunmadığını, markalarla karşı karşıya kalan ilgili tüketicilerin satın alma süresi içerisinde markaların farklı üreticilere ait markalar olduklarını anlayabilecekleri ve üreticileri arasında idari veya ekonomik bir bağ kurmayacaklarının da ortada olduğunu, davalı tarafından yapılan marka tescil başvurusu incelendiğinde tescili talep edilen mal veya hizmet sınıflarında markanın kendine özgü ve ayırt edici bir algı oluşturduğunu; kullanılan harflerin, kelimelerin, renklerin, yazı stilinin ve şekil unsurunun farklı olduğunu; davalı markasının tescili talep edilen sınıflara ilişkin markanın ayırt edici fonksiyonunun yerine getirildiğini, davaya konu marka ile itiraza gerekçe olarak gösterilen markanın farklı olduğu ve markalar arasında SMK 6/1 anlamında karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkmayacağının sabit olduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirkete usulüne göre tebligat yapılmasına karşın, yargılamaya bir katılımı olmadığından cevabına rastlanmamıştır.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE
:
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, ... kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının .... sayılı "..." ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır.
Davaya konu .....Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, başvurunun ilanına karar verildiği, söz konusu ilana karşı (dava dışı şirketin ve) davacının .... sayılı ve "... şekil", "... selection şekil", "... baharat lezzet aşkına şekil", "... derman", "... baharat lezzet aşkına...", "... baharat" ibareli markalarına dayanarak itirazda bulunduğu, Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (dava dışı şirketin itirazını 35. Sınıftaki hizmetler bakımından kabul etmiş,) davacının bu itirazının da .... sayılı kararı ile nihai olarak reddine karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Davalıya ait dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu 29. ve 30. sınıflardaki malların davacının redde gerekçe markalarının kapsamında aynı/aynı tür olarak yer aldığı,
Öte yandan, dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu 35. sınıftaki hizmetlerin davacının redde gerekçe markalarının tamamının kapsamında ilişkili olarak yer aldığı; ilişkili olma durumunu açıklamak gerekirse, söz konusu redde gerekçe markaların kapsamındaki 29. ve 30. sınıftaki mallar ile dava konusu markanın kapsamında yer alan 35. Sınıftaki 29. ve 30. sınıflarda yer alan malların satışı hizmetleri ilişkili olduğu anlaşılmıştır. Zira bir malın üretilmesinin doğal sonucu o malın pazarlanması olup, satışa konu ürün söz konusu olmadıkça bu ürünün pazarlanması hizmetinden de söz edilemeyeceği, bu nedenle dava konusu 29. ve 30. sınıflardaki malların pazarlanması hizmetleri ile bu mallar arasında birbirini tamamlayıcı ilişkinin bulunduğu değerlendirilmiştir. Nitekim Yargıtay bir kararında, ilk derece mahkemesi tarafından "…mal üreten işletmenin karineten o malı sattığı da kabul edildiğinden doğal olarak dava konusu markanın tescil edilmek istenildiği 35. sınıf 06 emtia grubunun da 1-34. sınıfta yer alan emtialarla doğrudan ilişkilendirilmeye müsait olduğu, dolayısıyla doktrin görüşleri ve yargı kararları ile de benimsendiği üzere 1-34 emtia gruplarında yer alan mallar ile 35. sınıf 06. Alt grubunda özel olarak sınırlandırılmış malların benzerlik göstermesi halinde her iki sınıfın birbiri ile benzer olarak kabul edilmesi gerektiği…"(....) şeklinde kurulan hükmü onaylamıştır.
Mal ve hizmetlerin benzerliği değerlendirilirken de çekişme konusu mal ve hizmetlerin ortalama tüketici kitlesi, doğal yapısı, kullanım amacı, fiyatı, alım sıklığı, üretim dağıtım ve satış kanalları ile yerleri, rekabet, ikame veya tamamlama ilişkisi olup olmadığı gibi bütün faktörler dikkate alınmalıdır.
Tüketicinin dikkat ve bilinç seviyesi, markalar arasındaki iltibas riskini etkileyecek bir unsurdur. Dikkati düşük olan tüketici kitlesine yönelik emtiaların tescillendiği markalarda iltibas riskinin daha yüksek olacağı açıktır. Diğer yandan, tüketicinin bilinç ve dikkat seviyesi tek başına iltibas riskini oluşturan unsurlardan değildir. Marka işaretlerinin ne derece ayırt edici olduğu, markanın ne derece iltibas riski taşıdığı, markaların korunma düzeyinin ne aşamada değerlendirileceği de iltibas riskinin tespitinde önem taşımaktadır.
Somut olayda benzer bulunan 29. ve 30. sınıflara giren mallar ile bu malların satışı hizmetleri yani gıda maddeleri ve gıda maddelerinin satışı hizmetlerinin hitap ettiği nihai tüketici kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesi açısından somut olaya bakıldığında; bu emtiaların hepsi, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerdendir ve hitap ettikleri tüketicilerin markaları aynı anda incelemeye tabi tutmaması, küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde incelememesi, sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalışması nitelikleri de gözetildiğinde, bu emtiaların hitap ettiği hedef kitlenin, bu gıda ürünlerini satın alırken sahip olduğu seçicilik/algı/dikkat/özen/bilinç seviyesinin ortalama/makul düzeyde olduğu değerlendirilmiştir.
Markalar arasında benzerlik değerlendirmesinde temel ilke, her iki markanın ortalama tüketici üzerinde bıraktığı genel intibaa göre tüm faktörler bir arada gözetilerek "global değerlendirme" yapılması gerekmektedir. Global değerlendirme gereği, markaların unsurları bölünerek, unsurlarına göre ayrı değerlendirme yapılması hatalı olacaktır. Bununla birlikte, inceleme sırasında markayı oluşturan jenerik, tanımlayıcı unsurların değerlendirme dışı bırakılmasına engel değildir. Dolayısıyla aslolan markaların bir bütün halinde bıraktıkları genel intibaa göre değerlendirme yapılmasıdır.
... kararlarından da izlenebileceği gibi, karıştırma olasılığının değerlendirmesi, aslında ileriye dönük bir tetkiktir. Bu tetkikte; "Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları" ve "davanın koşullarıyla ilgili tüm faktörleri dikkate alarak, global olarak yapılmalıdır".
Bununla birlikte markalar esas ve yardımcı unsur olmak üzere iki unsurdan meydana geldiği asla göz ardı edilmemelidir. Markayı benzerlerinden ayırt etmeye yarayan markada diğer unsurlara göre daha ön planda olan unsur esas unsur iken; esas unsura göre nispeten arka planda olan, malın ve hizmetin temel özelliklerini veya sair özelliklerini belirten ve esas unsura bağlı ve onunla ilişki içinde bulunanlar yardımcı unsurdur. Markaları benzerlerinden ayıran en önemli unsur esas unsurlardır. Markanın ayırt ediciliği ve iltibasa sebebiyet verip vermediği gibi hususlar esas unsur nazara alınarak tespit edilir.
Dava konusu marka, koyu yeşil zemin üzerine, beyaz renkte, kalın, italik harflerle, ilk üç harfi küçük olmak üzere "..." ibaresi ile bu ibarenin üzerinde yaprak ve güneş figürünün yer aldığı karma bir markadır. Marka hukukunda "söz görünümden yüksek sesle konuşur" ilkesi gereğince, ayrıca işarette yer alan şekil unsurlarının ayırt edici niteliğinin zayıf olması nedeniyle dava konusu markanın esas unsurunun "..." ibaresi olduğu değerlendirilmiştir.
Davacıya ait markalar, aynı şekil unsuru kullanılarak, beyaz renkte, ilk harfi büyük, münhasıran "..." ibaresi veya bu ibare ile birlikte, "selection, baharat, lezzet aşkına, derman" ibarelerinin yer aldığı karma markalardır. Marka hukukunda "söz görünümden yüksek sesle konuşur" ilkesi gereğince, ayrıca marka işaretlerinde yer alan "..." ibaresinin diğer kelime unsurlarına kıyasla daha ön planda olduğu dikkate alındığında davacı markalarının esas unsurunun "..." ibaresi olduğu değerlendirilmiştir.
Dava konusu markanın esas unsuru konumundaki "..." ibaresinin herhangi bir anlamının bulunmadığı, davacı markalarının esas unsuru konumundaki "..." ibaresinin "çare" (www.tdk.gov.tr) anlamına geldiği anlaşılmıştır. Dolayısıyla dava konusu marka ile davacı markaları arasında kavramsal benzerlik bulunmamaktadır.
Bu kapsamında; markalar görsel, işitsel ve kavramsal olarak değerlendirildiğinde; dava konusu marka ile davacı markalarında ilk iki ve son harflerinin aynı olduğu, markalar arasındaki farklılığın üçüncü harflerinden ("t" ve "v") kaynaklandığı, tek fark değişikliğinin markalar arasında karıştırılma ihtimaline yol açabileceği düşünülse de bunun her somut olayın özelinde değerlendirilmesi gerektiği, kısa ibarelerde tek harf değişikliğinin marka işaretlerini farklılaştırabileceği, somut uyuşmazlıkta ibarelerin kısa olduğu, ibarelerdeki farklılığı meydana getiren "t" ve "v" harflerinin marka işaretlerini işitsel, görsel ve kavramsal olarak farklılaştırmaya yeterli olduğu, bu farklılığın görsel, işitsel ve kavramsal bakımından dava konusu markanın üzerinde kullanılacağı emtianın ortalama tüketicileri nezdinde iltibası önleyici mahiyette olduğu, dolayısıyla işletmeler arasında bir farklılığa yol açacağı değerlendirilmiş, dava konusu marka ile davacı markaları arasında marka işaretleri bakımından işitsel, görsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Güncel mevzuat gereğince iltibastan söz edilebilmesi için işaret aynılığı / benzerliği ile mal veya hizmet aynılığı / benzerliği bir arada bulunmak zorundadır. Bunun yanı sıra halk (ilgili tüketici kitlesi) tarafından markaların karıştırılma ihtimali ve karıştırılma ihtimalinin markalar arasında ilişki olduğu ihtimalini kapsaması gerekmektedir. Halkın, değerlendirilen taraf işaretler arasında herhangi bir şekilde "bağlantı" kurabilmesi, karıştırılma ihtimali bulunduğunu kabul etmek için yeterli olacaktır.
"Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurmasıdır. Burada işitsel veya görsel bir benzerlik ve hatta çağrıştırması dahi karıştırılma ihtimali için yeterli bir ölçü olarak kabul edilmelidir."
Elbette bu değerlendirme yapılırken markaların tescilli oldukları sınıflar da göz önünde bulundurulmalıdır. Markaları oluşturan işaretler arasındaki benzerlik, alıcıları satın almayı düşündükleri mal ve hizmet yerine, bir başka mal ve hizmeti almak durumunda bırakması kadar, alıcıların iki farklı mal veya hizmet karşısında olduklarını bilmelerine rağmen bu markaların aynı kişiye ait olduğunu sanmaları ya da bu malları üreten işletmeler arasındaki idari - ekonomik anlamda bir bağlılığın bulunduğu düşüncesine kapılmaları da iltibas tehlikeleri içinde ele alınmalıdır.
Doktrinde kabul edildiği üzere iki marka arasında karıştırılma ihtimali, iki şekilde ortaya çıkabilecektir. Bunlardan birincisi, tescil talebine konu markanın tescilli veya tescili için daha önce başvurulmuş markaya benzerliği nedeniyle önceki markanın aynısı ya da benzeri marka zannedilmesi ve bu sebeple satın alınmak istenen ürün dışında bir ürünün satın alınmasına sebebiyet verilmesidir.
İkinci ihtimal ise, tüketicinin iki marka arasındaki farklılıklar nedeniyle her iki markanın aynı marka olmadığını anlamasına rağmen, iki markanın aynı işletmeye, başka bir ifadeyle aynı iktisadi – idari kaynağa ait olduğunu sanmasına sebebiyet verilmesidir. Bu durumda da tüketici, gerçekte almak istemeyebileceği bir ürünü, salt güvendiği önceki markayla irtibatlı sandığı için sonraki markayı alabilecektir. Böylece, önceki tescilli veya tescil talebine konu edilmiş markayı taşıyan ürünler için tüketici nezdinde tesis edilen güvenden haksız olarak yararlanma sonucu doğabileceğinden, karıştırılma ihtimali gerçekleşmiş olacaktır. Nitekim tüketiciler daha önce gördükleri, satın aldıkları mal veya hizmetin markasının, göz ve kulağında kalan izine, hatırlayabildikleri kadarıyla hafızalarında kalan özelliklerine dayanarak sonraki alışverişlerinde aynı veya benzer markayı taşıyan ürünü/hizmeti satın almayı tercih ederler. Dolayısıyla, benzer işareti gören ve duyan tüketiciler daha önce tanıdıkları markaların bıraktığı intibaı hatırlayarak, yeni markanın daha önce görmüş oldukları markanın bir başka versiyonu, serisi, uzantısı olduğunu veyahut da bildikleri marka sahibi tarafından verilmiş bir lisans ile söz konusu ürünün üretildiğini düşünürler. Marka hukuku anlamında "imaj transferi" kavramının karşılığı olan bu durum sonraki markanın, önceki markanın ticaret sahasında sahip olduğu avantajdan yararlanması sonucunu da beraberinde getirmektedir.
Bunun yanı sıra markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin değerlendirmesinde kural olarak orta seviyedeki tüketiciler dikkate alınacak olup; doktrinde kabul edilen kritere göre malın hitap ettiği ortalama bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. .... ihtimalinin belirlenmesinde, ortalama tüketici testinin uygulanmasını isteyerek değerlendirmeye konu ürünün ortalama tüketicisini de makul düzeyde bilgili, dikkatli ve tedbirli olarak tanımlamıştır. Yine .... kararlarında belirtildiği üzere; "ortalama alıcılar/kişiler", çabuk aldanabilen kişiler olmadığı gibi aptal ya da budala da değildir. Mal/hizmetin alıcısı olarak dikkate alınacak olan bu kişiler; orta düzeyde zekâ ve dikkate sahip olan, işareti/markayı anımsaması da sıradan olan kişilerdir.
Netice itibariyle de, her ne kadar dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu mallar/hizmetler redde gerekçe markaların kapsamında aynı/aynı tür/ilişkili olarak yer alsa da, dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında işitsel, görsel ve kavramsal olarak iltibas oluşturacak düzeyde benzerlik bulunmaması nedeniyle bilinç düzeyi düşük olan tüketici kitlesinde bile dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında dava konusu mallar/hizmetler bakımından karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığı kanaatine varılmıştır.
Neticede, bilirkişi raporu, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından;
Dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu mallar/hizmetlerin redde gerekçe markaların kapsamında aynı/aynı tür/ilişkili olarak yer aldığı, dava konusu marka ile davacı markaları arasında işitsel, görsel ve kavramsal benzerlik bulunmadığı, dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, .... kararlarının yerinde olduğu ve iptali koşullarının oluşmadığı, hükümsüzlük ile terkin koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M
:
Davanın Reddine,
Alınması gereken harç peşin alındığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
Davalı kurum kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalı kuruma verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, davacı ve davalı kurum vekillerinin yüzlerine karşı, davalı şirketin yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.17/12/2025
Kâtip ....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır