Ceza Genel Kurulunun görevde yetkiyi kötüye kullanma suçundan yargılanan cumhuriyet savcıları hakkındaki kamu davasının dava zamanaşımı nedeniyle düşmesine ilişkin kararı.
Özet: Ceza Genel Kurulu, sanıklar hakkında açılan görevde yetkiyi kötüye kullanma suçundan kamu davasının, ilgili kanun maddeleri uyarınca dava zamanaşımının dolmuş olması nedeniyle düşmesine ilişkin ilk derece mahkemesi kararını onamıştır; Yargıtay, suçun niteliği ve dava zamanaşımı durma süreleri gözetilerek, yargılama sırasında dava zamanaşımının gerçekleştiğini ve derhal beraat kararı verilebilecek haller dışında zamanaşımı nedeniyle düşme kararının verilmesi gerektiğini belirten yerleşik içtihadı doğrultusunda, davaya konu eylemlerin zamanaşımı süresinin dolduğunu tespit etmiştir.
Ceza Genel Kurulu         2025/198 E.  ,  2026/176 K.
    "İçtihat Metni"

    KARARI VEREN
    YARGITAY DAİRESİ
    : Ceza Genel Kurulu
    MAHKEMESİ
    :Ceza Dairesi
    SAYISI
    : 13-1
    HÜKÜMLER
    : Sanıklar hakkında görevde yetkiyi kötüye kullanma suçundan açılan kamu davasının 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 66/1-e ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/8. maddeleri uyarınca dava zamanaşımının gerçekleşmesi nedeniyle ayrı ayrı düşmesine ilişkindir.
    I. HUKUKÎ SÜREÇ
    Sanıklar hakkında görevde yetkiyi kötüye kullanma suçundan açılan kamu davasının, dava zamanaşımının gerçekleşmesi nedeniyle TCK'nın 66/1-e ve CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca düşmesine ilişkin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince verilen 14.01.2025 tarihli ve 13-1 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının onama istemli 28.04.2025 tarihli ve 48661 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    II. TEMYİZ SEBEPLERİ
    Sanıklar müdafileri, sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle temyiz başvurusunda bulunmuşlardır.
    III. İNCELEME KAPSAMI VE KONUSU
    Temyizin kapsamına göre inceleme, sanıklar ... ve ... hakkında görevde yetkiyi kötüye kullanma suçundan kurulan düşme hükümlerinin isabetli olup olmadığıyla sınırlı ve ilgili olarak temyiz incelemesi yapılmıştır.
    IV. GEREKÇE
    Olay tarihinde Cumhuriyet savcısı olan sanıklara müsnet suçun niteliği itibarıyla, 2802 sayılı Kanun’da öngörülen soruşturma ve kovuşturma usul ve şartlarına da uyularak başlatılıp icra olunan hukuki süreçte, mahallinde hukuka uygun olarak ikame olunup silahların eşitliği ve yüzyüzelik ilkeleri çerçevesinde usulünce tartışılan delillere ve dosya kapsamına istinad eden kabule göre:
    İlk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Özel Dairece sanıkların katılana yönelik eylemi bakımından dava zamanaşımının dolması nedeniyle düşme hükümleri verildiği anlaşılan olayda;
    Sanıklara isnat edilen ve eylemlerine uyan görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunun yaptırımı TCK’nın 257/1. maddesinde 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası olarak öngörülmüş olup aynı Kanun'un 66/1-e maddesi gereğince bu suça ilişkin asli dava zamanaşımı sekiz yıldır.
    Suç tarihinde kamu görevlisi olan sanıkların katılana yönelik eylemi nedeniyle; soruşturma izni verilmesinin teklif edildiği 16.05.2017 ile soruşturma izninin verildiği 05.06.2017 ve dosyanın tevdi kararı ile gönderildiği 08.12.2017 ile kovuşturma izninin verildiği 18.06.2019 tarihleri arasında dava zamanaşımının toplam 1 yıl 6 ay 29 günlük süre için durduğu görülmektedir.
    İddianame ve gerekçeli kararın içeriğine göre daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve sanık ...'ın katılana yönelik 16.12.2010, sanık ...'nın katılana yönelik 16.05.2011 tarihlerinde gerçekleştirdikleri eylemlerle ilgili olarak durma süreleri de gözetildiğinde, on iki yıllık ilave dava zamanaşımı süresinin sanık ... için 15.07.2024, sanık ... için 15.12.2024 tarihinde Ceza Genel Kurulunun inceleme tarihinden önce dolduğu anlaşılmaktadır.
    Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 04.05.2023 tarihli ve 38-256 sayılı kararında da belirtildiği üzere; suçun işlendiği tarihten itibaren belli bir süre geçmesine rağmen, kamu davasının açılmaması veya açılan davanın sonuçlanmaması yahut da kurulan hükmün kesinleşmemesi hâlinde izlenen suç siyaseti gereğince artık devletin o suçtan dolayı cezalandırma yetkisinden vazgeçmesinin ifadesi olarak dava zamanaşımı kabul edilmiştir. Dava zamanaşımı kanun aksini kabul etmediği müddetçe bütün suçlar bakımından geçerli olup soruşturma ve kovuşturma makamlarınca resen gözetilip uygulanacaktır.
    CMK'nın 223/9. maddesinde, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 253/6. maddesine paralel bir şekilde; "derhal beraat kararı verilebilecek hallerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemeyeceği" hüküm altına alınmıştır. Anılan maddenin gerekçesinde de, "fiilin suç oluşturmaması veya yeni bir yasal düzenleme ile suç olmaktan çıkarılması gibi herhangi bir araştırmayı gerektirmeyen hallerde derhal beraat kararı verilebileceği" belirtilmiştir.
    Ceza Genel Kurulunun 23.11.2010 tarihli ve 136-229 sayılı kararı başta olmak üzere müstakar içtihatlarında; "derhal beraat kararı verilmesini gerektiren hâller hariç olmak üzere zamanaşımının gerçekleşmesi durumunda, öncelikle beraat değil zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi gerektiği" kabul edilegelmiştir.
    Ceza Genel Kurulunun süreklilik gösteren birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere, davaya konu suç için kanunda öngörülen zamanaşımının gerçekleşmemiş olması bir kovuşturma şartıdır. Yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi durumunda, mahkeme ya da Yargıtay, kural olarak resen zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşmesine karar verecektir. Şüpheli veya sanığın dava zamanaşımından vazgeçmesi mümkün değildir. Bu hususta taraf iradelerine bir değer verilmemiştir.
    Anayasa Mahkemesi de 16.10.2014 tarihli ve 2014/23 54... .04.2019 tarihli ve 2016/66583 başvuru sayılı bireysel başvuru kararlarında; adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkının, bir uyuşmazlığın mahkeme önüne taşınabilmesi ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiği, mahkemeye erişme hakkının, hakkında suç isnadı bulunan bir kimsenin, bu isnat hakkında bir mahkeme tarafından bu isnadın yerinde olduğu ya da olmadığı yönünde bir karar verilmesini isteme hakkını kapsadığı, ancak suç ithamlarıyla ilgili karar elde etme hakkının mutlak olmadığı, bu hakkın, suçlanan kişiye hakkındaki isnadın bir hâkim, bir mahkeme tarafından karara bağlanmasını isteme hakkı verdiği, bu nedenle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 6. maddesinde yer bulan adil yargılanma hakkının ceza davalarının mutlaka bir mahkûmiyet ya da beraat hükmü ile sonuçlandırılmasını isteme hakkını içermediği, suç isnadı altındaki kişilere haklarındaki ceza davasının tam olarak aklanmayı sağlayan bir hükümle sonuçlandırılmasını isteme yönünde bir güvence de sağlamadığını, kaldı ki ceza davasının düştüğü veya yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraat kararı verildiği durumlarda da kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğini belirtmiştir. Yine Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararlarında, kanun koyucunun, ilk derece mahkemelerinin iş yükünün artmaması için sanıklara zamanaşımını ret hakkı tanımadığını, başvurucu hakkında verilen "düşme" kararının, herhangi bir suçlayıcı veya cezai ifade barındırmadığı gibi bu durumun başvurucunun adli siciline de işlenmediğini, bu nedenle söz konusu kararın keyfiliğinden bahsedilemeyeceği hususları vurgulanarak başvurucuların masumiyet karinelerinin ve mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
    Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; müsnet görevde yetkiyi kötüye kullanma suçundan açılan kamu davası bakımından, dava zamanaşımının gerçekleştiğinin kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucunda, bütün ve özellikle belirleyici delillerin ve aşamalarda ileri sürülen sonuca etkili iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği ve özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, gösterilen gerekçenin olaya ilişkin sorunlar bakımından özgün ve yeterli olduğu anlaşıldığından, sanıklar müdafilerinin ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla temyiz davasının reddiyle kamu davasının düşmesine ilişkin hükümlerin onanmasına karar verilmelidir.
    V. KARAR
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Yargıtay 5. Ceza Dairesinin, sanıklar hakkında görevde yetkiyi kötüye kullanma suçundan açılan kamu davalarının dava zamanaşımının gerçekleştiğinden bahisle TCK'nın 66/1-e ve CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca düşmesine ilişkin 14.01.2025 tarihli ve 13-1 sayılı kararının ONANMASINA,
    2- Dosyanın, Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.03.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.