Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde, ofis mobilyaları sektöründe köklü bir markanın benzer tescile itirazı, YIDK kararının iptali, hükümsüzlük, sicilden terkin, iltibas, kötü niyet ve kullanmama defi tartışmalarını barındıran hukuki süreç.
Özet: Uzun süredir tescilli ve kullanılan "..." markası ile ofis mobilyaları sektöründe faaliyet gösteren davacı bir şirket, kendi markasıyla görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik taşıdığı ve iltibas yarattığı iddiasıyla, tescil edilmek istenen "..." ibareli markanın hükümsüzlüğünü, sicilden terkinini ve Türk Patent ve Marka Kurumu kararının iptalini talep ederken; davalılar ise markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığını, ayırt edici özelliklerinin farklı olduğunu, davacının kötü niyet iddiasının asılsız olduğunu ve kendi markalarının başvurusu yapılırken davacının tanınmış markasından habersiz olunduğunu savunarak davanın reddini istemiş, ayrıca davacı markalarının kullanımına dair bir defi de ileri sürmüştür.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/143 Esas - 2025/515

T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No
: 2025/143
Karar No
: 2025/515
....
Dava
: Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin
Dava Tarihi
: 07/04/2025
Karar Tarihi
: 24/12/2025
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih
: 24/12/2025
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili .... Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
DAVA
:
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; davacının 1972 yılından beri faaliyet gösterdiği ofis mobilyaları sektörünün öncü firmalarından biri konumunda olduğunu, “...” markasının davacı adına tescilli olarak yıllardır kullanıldığını ve korunduğunu, davalı firma tarafından yapılan .... başvuru numaralı “...” ibareli marka başvurusunun 20, 35, 39, ve 42. Sınıflarda tesciline davacının bu markalarına dayalı olarak dosyaladığı itirazların diğer davalı ... tarafından reddedilmesinin haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan yakın benzer olduğunu, zira davacının markasının tescilli olduğunu, benzer alıcı çevresine hitap eden, kullanım ve uygulama alanları aynı olan ve marka işaretleri de benzer olan taraf markalarının SMK m. 6/1 kapsamında iltibas yaratacağının şüphesiz olduğunu, ayrıca “...” ibaresinin davacı tarafından 1994 yılından beri ticaret unvanının ayırıcı unsuru olarak da kullanıldığını ve bu yönü itibariyle de korunması gerektiğini davalı firmanın “...” ibaresini kendisine marka olarak seçerken davacının tanınmış markasından haberdar olmamasının ve bu markaya tesadüfen seçmesinin mümkün olmadığını, bu hususun da davalının kötü niyetinin açık bir tezahürü olduğunu ifade ederek, .... sayılı ve "..." ibareli marka başvurusu tescil edilmişse hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
:
Davalı .... vekili cevaplarında özetle; taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olmadığını, dolayısıyla aralarında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, davacının somut uyuşmazlıkta SMK m. 6/5 hükmünün uygulanmasını gerektirecek şartların oluştuğunu ve dahi davalının kötü niyetli olduğunu da ispat edilemediğini, dava konusu markanın başvuru sahibinin gerçek kişi olduğu ve davacı şirketin ticaret unvanından herhangi unsur içermediği gibi SMK m. 6/6 kapsamına giren durumlardan birini de içermediğini ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şahıs vekili cevaplarında özetle; taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, zira “...” ve “...” markalarının baş harflerinin farklı olduğunu, görsel ve yazı stillerinin ayırt edici biçimde farklı olduğunu, bu nedenle markalar arasında ilişkilendirilme veya karıştırılma ihtimali bulunmadığını, davacı markalarının tescilli oldukları tüm emtialarda ciddi biçimde kullanıldığının ispatlanmasının gerektiğini, yani davalının huzurdaki davada kullanmama def’i ileri sürdüğünü, “...” kelimesinin Türkçede bilinen bir anlamı bulunduğunu (çatalağız), bu nedenle “...”nın bu markayla çağrışım veya iltibas yaratmadığını, zira “...” ibaresinin anlamsız bir kelime olduğunu; bu durumun da markalar arasındaki benzerliği tamamen ortadan kaldırdığını, ayrıca davacı tarafın ileri sürdüğü kötü niyet iddialarının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu; zira davalının, başkasının markasından haksız yarar sağlama veya zarar verme kastının olduğunu gösteren somut bir delil bulunmadığını ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE
:
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, ... kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının tanınmışlık, kötü niyet ve 6769 sayılı kanunun 6/6 kapsamındaki itirazlarının yerinde olup olmadığı, davalının kullanmama def'i gereğince hükümsüzlük şartlarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının ... sayılı "..." ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır.
Davaya konu .... sayılı "..." ibareli marka için davalı tarafından 11/01/2023 tarihinde 20, 35, 39 ve 42.Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, başvurunun ilanına karar verildiği, söz konusu ilana karşı davacı.... sayılı kararıyla, markalar benzer görülmediğinden, davacının itirazı mesnet alınan tüm markalar ve gerekçeler yönünden reddettiği, davacının bu karara aynı markalara ve aynı madde hükümlerine dayanarak yeniden itiraz ettiği, bu itirazında, T.... sayılı kararı ile itirazın reddine nihai olarak karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, bilirkişi raporunun aksine ve tüm dosya kapsamına göre;
Davalı taraf davanın esasına cevap dilekçesinde, davacının davasına mesnet aldığı markalarının kullanıldığının ispatlanmasını talep etmiştir.
Davacının hükümsüzlük talepli davasında kullanmama def’inin dinlenebilmesi için, SMK m. 25/7 hükmüne göre, davacının davasına mesnet aldığı markaların davalının dava konusu edilen markasının başvuru tarihinde en az 5 yıl süreyle tescilli olmaları gerekir. Davacının itirazlarına mesnet aldığı markalarının, tescil tarihlerine bakıldığında, davacının sadece .... sayılı markasının 03.05.2018 olan tescil tarihinin, dava konusu edilen markanın başvuru tarihi olan 11.01.2023 tarihinden geriye dönük beş yıl hesaplandığında ulaşılan 11.01.2018 tarihinden sonra olduğu anlaşıldığından, davalının kullanım ispatı talebinin, bu talebe muhatap markalardan sadece ....sayılı marka yönünden süre açısından dinlenebilir olmadığı değerlendirilmiştir.
Somut olayda, bakılması hususlar, davacının .... sayılı markalarının; Davacı tarafından, Tescilli oldukları emtialarda, Türkiye sınırları içerisinde, Ciddi bir şekilde, Markasal hüviyette, Dava tarihinden geriye dönük hesaplan beş yıl içerisinde ve Tescillerine uygun olarak kullandığının ispat edilip edilemediği, noktalarında toplanmaktadır.
Davacının dava dosyasına markasal kullanımlarına ilişkin olarak sunduğu tek delilinin, tarih bilgisi ihtiva etmeyen, sadece davacının tanıtımının üç sayfalık broşür görseli olduğu anlaşıldığından, bu belgenin en başta tarih bilgisi ihtiva etmemesi nedeniyle, gerekli tarih aralığında gerçekleşen ciddi markasal kullanımı tevsik edecek nitelikte, nicelikte ve içerikte delil olarak kabul edilmesi mümkün olmadığından, somut uyuşmazlıkta, davacının ... sayılı markası hariç, davalının kullanım ispatı talebine muhatap markalarının, hükümsüzlük talepli dava kapsamında SMK m. 6/1 hükmüne esas bir korumadan yararlanamayacağı ve bu madde hükmü kapsamındaki değerlendirmelere dahil edilemeyeceği kanaatine varılmıştır.
Davacının ... arredo, delt .... şekil görselli olanlar haricindeki markaları, şekil unsurundan yoksun birer kelime markasıdır; işaretlerde uyuşmazlık konusu olan “...” ibaresi, tek başına veya “ofis”, “mobilya” gibi, Türkçe’de yerleşik birer anlamı olan, bu nedenle de markasal hüviyette ayırt ediciliği bulunmayan tasviri/tanımlayıcı cins isimlerle birlikte kullanılmıştır. Yerleşik birer anlamı haiz olan ve ilgili sektörlerde faaliyet gösteren tüm aktörler tarafından tanıtma vasıtaları içerisinde kullanılabilecek olan bu kelimelerin, markaların esas unsuru/asıl himaye gören unsuru olduğunu söylemek mümkün değildir. Davacının ... arredo ve delt Arredo görselli markalarında ise, “...” ibaresi, Türkçe’de yerleşik bir anlamı bulunmayan “arredo” ibaresiyle birlikte, görsel açıdan tek başına ön plana çıkartılmadan, ayrıca da belli bir kompozisyon içerisinde kullanılmıştır. Her ne kadar İtalyanca “arredo” kelimesi Türkçe’de “mobilya” anlamına gelen bir cins isim ise de, kelimenin bu anlamının ülkemizde yaygın olarak bilindiği/bilinebileceği, zira ticari hayatta ve günlük konuşma dilinde sıklıkla kullanıldığının söylenemeyeceği; dolayısıyla, davacının ... arredo ve delt Arredo görsellerini haiz markalarında esas unsurun tek başına “...” ibaresi olduğunun söylenemeyeceği anlaşılmıştır. Davacının ... .... görselli markasında ise; diğer kelime unsurlarına göre büyük puntolarla ve kalın harflerle yazılmış “...” ibaresinin görsel açıdan ilk bakışta algılanan kelime unsuru olduğu, işaretin sol başına konuşlandırılmış kırmızı üçgen figürünün işarete kattığı markasal hüviyetteki ayırt ediciliğinin, “...” ibaresinden düşük kaldığı değerlendirilmiştir, zira; böyle basit şekil unsurları yanında baskın kelime unsurları ihtiva eden markalarda “söz görünümden daha yüksek sesle konuşur”. Ayrıca; potansiyel müşteriler somut olaydaki gibi kelime ve şekil içeren karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir. Dolayısıyla; davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı,.... sayılı olanlar hariç tüm markalarında, esas unsurun tek başına “...” ibaresi olduğu anlaşılmıştır.
Dava konusu edilen markanın da; renk ve şekil unsurlarından yoksun, sırf kelime markası olduğu; işarette düz yazım karakterindeki siyah renkli ince ve büyük harflerle yazılmış olan “...” ibaresi tek unsur olarak kullanılmıştır ve markanın esas unsurudur.
Somut uyuşmazlık, taraf markalarında esas/tek unsur hüviyetinde kullanılmış olan “...” ve “...” ibarelerinin sonunda yer alan dört harfin, dizinleri de dahil olmak üzere aynı olmasından hareketle, taraf markalarının benzer olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Zira; aynı zamanda Yunan alfabesinin 4. harfinin (Δ) adı olan “...” kelimesi, dilimizde “bir ırmağın çatallanarak denize veya göle kavuştuğu yerde oluşan üçgen biçimli ova; çatal ağız” yerleşik anlamını haizdir. Taraf markalarının esas unsurları olan “...” ve “...” ibareleri arasındaki tek farklılık ise baş harfleridir.
Davacının “...”lı markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının “...” ibareli markasıyla karşılaştığında bu markaları benzer bulmasının ihtimal dahilinde olmadığı,
Markaların fonetik/duyusal/işitsel olarak bakıldığında, taraf markalarında geçen “...” ve “...” ibarelerindeki, her ne kadar dizinleri de aynı olacak biçimde ortaya çıkan harf ayniyetinin, markaları esas unsurları yönünden kulakta bıraktıkları “tını” itibariyle işitsel açıdan yakınlaştırsa da, davalının markasında geçen “...” ibaresinin yerleşik bir anlamı olmadığı, davacının markalarında geçen “...” ibaresinin ise, yukarıda değinilen yerleşik bir anlamı bulunduğu, bu farklılığın taraf markalarının esas/tek unsurları arasındaki harf/dizin ortaklığının yarattığı görsel ve işitsel yakınlaşmayı bertaraf ettiği kanaatine varılmıştır.
Bu çerçevede taraf markalarını oluşturan ibarelerin bütünsel ve nihai algıları açısından aralarında herhangi benzerlik halinin mevcut olmadığı, bu durumun taraf markalarını ilk izlenimi ile dahi derhal anlaşılabilir olduğu, markalar arasında bir kısım harf benzerliğinin, bu düzeydeki somut farklılığa üstün tutulamayacağını, iltibas ihtimali değerlendirilirken yapılması gereken değerlendirmenin değerlendirilen taraf işaretlerin bir hecesi, bir bölümü veyahut tek başına görsel, işitsel ya da kavramsal benzerliklerin biri üzerinden yapılması olmayıp markaların bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği, açıktır. Bu çerçevede değerlendirilen taraf markalarının ise ortalama zekadaki herhangi bir tüketici tarafından birbiri ile ilişkilendirilmesi mümkün olmayacaktır.
Bu nedenle birbirinden bu düzeyde farklı kurumsal kimlikleri bulunan işaretle tüketicilerce gözlemlendiğinde, tüketicilerin iktisadi açıdan bağımsız iki ayrı marka ile karşı karşıya olduğunu derhal algılayabileceği açık olup taraf markalarının ilgili tüketici kitlesinin her iki tarafa ait markalar altında sunulan hizmetleri/malları karıştırmak suretiyle satın alma yahut bu hizmetler/mallardan yararlanma biçiminde bir yanılgıya düşme ihtimallerinin bulunmadığı, aksinin hayatın olağan akışına ve normal hayat tecrübelerine de aykırı olacağı, gerek bütünsel ve gerekse içerisinde bulunan unsurlar itibariyle başvuru konusu işaretin davacı markalarını sunan işletmeyle idarî ve ekonomik anlamda bağlantılı bir işletme tarafından piyasaya sunulduğu biçimde bir algılama oluşturmasının mümkün olmadığı kanaatine varılmıştır.
Netice itibariyle de, taraf markaları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, “... - ...” şeklinde farklı algılar yaratır esas unsurlar ve bu unsurlara ilaveten birbirinden farklılaşmış ek harf ve şekil unsurları içerir taraf markalarının bütünsel algılarının markaları iktisadi - idari anlamda farklılaştırmaya yeterli olduğu, dava konusu marka kapsamında yer alan mal ve hizmetlerin ilgili tüketicilerinin, işaretler arasında yanılgı yaşamayacağı, taraf markalarının gerek bütünsel gerekse içerisinde bulunan unsurlar itibariyle birbirleri ile hiçbir benzerlik taşımadıkları, bu halde taraf markalarının nihai algıları itibariyle iltibas riski içerisinde olmadıkları kanaatine varılmıştır.
TANINMIŞLIK DÜZEYİ KAPSAMINDA DEĞERLENDİRMELER:
6769 s. SMK 6/5 maddesine bakıldığında “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.” düzenlemesine yer verildiği görülmektedir. Söz konusu düzenleme ile birlikte önceki markanın tanınmış olması halinde aynı veya benzer mal ve hizmet gruplarının yanı sıra farklı mal ve hizmetlerde de korunabileceği hüküm altına alınmıştır.
Söz konusu tescil engeli kapsamında, koruma elde edilebilmesi için önceki tarihli markanın tanınmış olması, önceki tarihli marka ile sonraki tarihli başvurunun aynı veya benzer olması ve düzenlemede öngörülen üç şarttan birinin gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu nedenle, markanın tanınmışlığı ve anılan şartlardan en az birinin varlığı söz konusu tescil engelinin ortaya çıkması açısından bir zorunluluktur.
Markanın tanınmışlığı nedeniyle haksız yarar sağlanmasının esasen, tanınmış markanın sahip olduğu imajın devri suretiyle gerçekleşebileceği kabul edilmektedir. Bu şekilde imaj devrinden söz edilebilmesi için haksız yarar sağladığı iddia edilen marka ile tanınmış markanın tescil edildiği mal veya hizmetler arasında bir bağlantı kurulması ihtimali aranmaktadır.
Markanın itibarına zarar verilmesi kavramı markanın tanınmışlığından haksız yararlanılması kavramı ile yakın bağlantılı olup bu iki şartın çoğu kez örtüştüğü kabul edilmektedir. Genel ayrım olarak, tanınmış markadan haksız yararlanmanın, kullanan açısından ekonomik açıdan bir artışı ifade etmesine rağmen, itibarına zarar vermenin marka sahibinin ekonomik açıdan zarar görmesini ifade ettiği hususu vurgulanmaktadır. Markanın itibarına zarar verilmesi genellikle tanınmış markanın olumsuz imaj yükletilmesi tehlikesiyle karşılaştığı durumlara ilişkin olup bu hususun tanınmış marka sahibi tarafından ispatlanması gerekir.
Markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesinin(sulandırılma)tanınmış markanın aynısının veya benzerinin kullanıldığı her durumda söz konusu olacağı sonucuna varılması söz konusu değildir. Ayırt edici karakterin zedelenmesinin, sonraki tarihli marka ile tanınmış marka arasında düşünsel bir bağın mevcut olması ve bu durumun tanınmış markanın reklam değerini tehlikeye düşürmesi halinde söz konusu olabileceği kabul edilmektedir. Ayrıca markaların ilgili olduğu mal ve hizmetler birbirine ne kadar yakınsa ayırt edici karakterin zedelenmesinin de o kadar olası olduğu vurgulanmaktadır. Tanınmış markanın aynısının veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kullanılması halinde markanın ayırt edici karakterinin zarar görmesi olasılığı artmakta, markalar arasındaki benzerlik azaldıkça, bu tehlike de azalmaktadır.
Yukarıda da belirtildiği üzere bu hallerden her birisinin aynı anda mevcudiyeti mecbur olmayıp bunlardan herhangi birisinin varlığının maddenin uygulanabilirliği açısından yeterli olduğu kabul edilmektedir.
Davacı taraf, dava/marka işlem dosyalarına, “...” markasının, hitap ettiği sektörlerdeki bilinirliğine, bu markaya ve markanın tanıtımına yapılan yatırımlara, bu markanın piyasa payına ilişkin herhangi bir delil sunmamış olduğundan, bu markanın, mobilya sektöründe dahi “tanınmış” olduğunun söylenmesi, dava dosyası içeriği itibariyle mümkün görülmemektedir. Ayrıca da davacı bu yöndeki “tanınmışlık” iddialarını ispat edebilse bile, somut olayda SMK m. 6/5 hükmü gereğince tanınmış marka korumasından yararlanılabilmesi için, davalının huzurdaki davaya konu markasının, davacının markasının bu tanınmışlığından haksız yarar sağlaması, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi ve ayırt ediciliğini zedelemesi durumlarından birinin oluşmuş/oluşma ihtimalinin olması gerekir. Davacının SMK 6/5 maddesi hükmünde sayılan şartların gerçekleştiğine/gerçekleşme ihtimali olduğuna dair de, dava/marka işlem dosyalarına herhangi bir delil sunmamış olduğu gözetildiğinde, somut olayda, davacının tanınmışlıkla ilgili iddiasının, dava konusu markanın tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı kanaatine varılmıştır.
DAVACININ TİCARET UNVANINA DAYALI HAK İDDİALARININ DEĞERLENDİRİLMESİ:
6769 sayılı SMK’nın 6/6 maddesine göre; “tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusu reddedilir.”
Bu hüküm kapsamına, kişilik haklarından isim hakkı ile fotoğraf üzerindeki hak, FSEK kapsamında telif hakları ve sınaî haklar olan marka, tasarım, patent, faydalı model, coğrafi işaret, ticaret unvanı, işletme adı girer.
Yargıtay emsal kararlarında da açıkça dile getirildiği üzere KHK 8/3 (SMK 6/3) maddesinde yer alan "ticaret sırasında kullanılan işaret" ifadesinin kapsamı içerisine ticaret unvanları, işletme adları, isim, fotoğraf, telif hakkı vs. sokulabilir. Aynı maddenin 5. fıkrasına (SMK 6/6) göre de, tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismi, ticaret unvanı, fotoğrafı veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını kapsaması halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusunun reddedileceği belirtilmiştir.
SMK md. 6/6 uyarınca ticaret unvanlarına tanınan koruma da, fiilen kullanıldığı faaliyet konularını kapsamakta olup, fiilen kullanılmayan konularda koruma sağlanırsa ticaret unvanları markalara karşı gereğinden fazla korunmuş olur. Ayrıca da; bu işaretin ticaret unvanı kullanımından öte ayırt edici özellik kazanacak şekilde tek başına veya baskın unsur olarak aynı tür mal ve hizmetler bakımından markasal kullanımının ispatı gerekir.
Somut olayda; davacının SMK m. 6/6 hükmü kapsamında ticaret unvanının ayırıcı unsuruna dayanabilmesi için, her şeyden önce, ticaret unvanında geçen “...” ibaresini dava konusu edilen markanın tescili kapsamına giren, 20, 35, 39 ve 42. Sınıflara giren emtialarda fiilen kullanıyor olduğunu ispat edebilmesi gerekir. Davacı taraf, markalarının fiili kullanımına ilişkin dava/marka işlem dosyasına delil sunmamış olduğundan, davacının bu madde hükmüne dayalı hak iddiasının dava konusu markanın tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı kanaatine varılmıştır.
DAVACININ KÖTÜ NİYET İDDİALARININ DEĞERLENDİRİLMESİ:
SMK m. 6/9 düzenlemesi uyarınca “Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.” Buna göre bir marka başvurusunun kötü niyetli bir başvuru olarak değerlendirebilmesi için, başvuru anında, markanın amacı ve temel işlevi dışında bir amaçla kullanılmak istenildiğinin ispatlanması gerekmektedir. Dolayısıyla kötü niyetin kabulü için, marka için başvuruda bulunan kişi, markanın temel işlevleri olan ürünün işletmeye aidiyetini sağlama ve diğer ürünler karşısında ayırt edicilik sağlama fonksiyonu dışında bir amaçla veya marka üzerindeki gerçek hak sahibinin markadan yararlanmasını engellemek veya markanın ün ve şöhretinden yararlanmak suretiyle haksız çıkar edinme gibi bir amaçla hareket etmelidir.
Davalının “...” işaretini kendisine marka olarak seçerken spekülasyon, yedekleme, şantaj vs. gibi amaçlarla veya davacının markası ve faaliyetleriyle haksız rekabet doğuracak eylemlere giriştiği hususlarında dava/itiraz dosyalarına herhangi bir delil sunulmamış olduğundan, sırf markaların benziyor olmasının kötü niyetin tespiti için yeterli olmadığı,
Somut uyuşmazlıkta davacı yanın kötü niyet iddialarının temelini benzerlik ve tanınmışlık iddiası oluşturmakla birlikte, davacı markasının tanınmışlığı konusunda da bir kanaate varılamadığı, tek başına benzerlik iddiasının ise kötü niyete esas olarak görülmesinin isabetli olmayacağı, neticede, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır.
Neticede, bilirkişi raporunun aksine, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından;
Davacının, davalının kullanım ispatı talebine muhatap markalarının ciddi biçimde kullanıldığının, yeterli nitelikte, nicelikte ve içerikte delil ile ispat edilememiş olduğu, dolayısıyla davacının 2017 105914 sayılı markası hariç, davalının kullanım ispatı talebine muhatap markalarının, hükümsüzlük talepli dava kapsamında SMK m. 6/1 hükmüne esas bir korumadan yararlanamayacağı, dava konusu marka başvurusuna konu mal/hizmetler yönünden .... kararının iptali istemi ve hükümsüzlük talebi açısından ayrı ayrı mal ve hizmetlerde ayniyet ya da benzerlik hali mevcut ise de dava konusu marka ile davacı yanın markalarının bütünsel algıları itibariyle aralarında karıştırılma ihtimalinin mevcut olmadığı, davalının markasının kapsamına giren emtiaların hitap ettiği tüketici/alıcı kesiminin, bu emtiaların satın aldıkları anda bilgi/bilinç/dikkat/özen/algı seviyelerinin düşük olmadığı, davacının “tanınmışlık” ve “ticaret unvanına dayalı hak” iddialarının davalının markasının kapsamında kalmış olan emtialar açısından tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı, ... kararlarının yerinde olduğu ve iptali koşullarının oluşmadığı, hükümsüzlük ile terkin koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından, davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M
:
Davanın Reddine,
Alınması gereken harç peşin alındığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
Davalı kurum ve davalı şahıs kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.24/12/2025
Kâtip Hâkim ....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır