Ankara Bölge Adliye Mahkemesinin doğrudan borçlanma sisteminin yetkili servis sözleşmesinin esaslı unsuru olup olmadığına ilişkin tazminat uyuşmazlığı kararı.
Özet: Bu hukuki evrak, bir yetkili servis sağlayıcısının sözleşmesinin haksız feshedildiği iddiasıyla ana firmaya karşı açtığı tazminat davasının istinaf incelemesini konu almaktadır; davacı taraf, doğrudan borçlanma sisteminin (DBS) esaslı bir sözleşme unsuru olmadığını, nakit ödemelerin davalıya zarar vermediğini ve feshin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu savunurken, davalı taraf ise davacının DBS sistemine uymaması ve finansal sorunları nedeniyle sözleşme fesihlerinin haklı olduğunu iddia etmekte ve istinaf mahkemesi, DBSnin sözleşmenin önemli ve esaslı bir unsuru olup olmadığını değerlendirmektedir.

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 23. HUKUK DAİRESİ
T.C.A N K A R AB Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ23. H U K U K D A İ R E S İ (E S A S I İ N C E L E M E D E NK A R A R I N K A L D I R I L M A S I)ESAS NO
: █████████KARAR NO
: █████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AB Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R IBAŞKAN
: ... ...ÜYE
: ... ...ÜYE
: ... ...KATİP
: ... ...İNCELENEN KARARIN
:MAHKEMESİ
: ANKARA 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ
: █████/2021ESAS-KARAR NUMARASI
: ████████E., ████████K.DAVA
: TazminatKARAR TARİHİ
: █████/2026YAZIM TARİHİ
: █████/2026Davacı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla, istinaf incelemesinin dosya üzerinde yapılmasına karar verilerek dosya incelendi.GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:Davacı vekili özetle
: Davacı, 2000 yılından beri ...'ın Anadolu yakası tek yetkili olduğunu, sözleşme gereği uygulanan Doğrudan Borçlanma Sistemi (DBS)'nin banka ile yaşanan sorunlar nedeniyle bırakıldığını ve 22 ay boyunca "peşin alım" sistemine geçildiğini, davalının 22 ay boyunca ses çıkarmadığı halde, aniden DBS limitlerinin yetersizliğini gerekçe göstererek sözleşmeyi süresinden 14 ay önce feshettiğini, müvekkilinin peşin ödeme yaptığı için ...'ın zarara uğramadığını, DBS'nin sözleşmenin esaslı unsuru olmadığını, başka bankalarla çalışma talebinin reddedildiğini ve bu feshin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin haklar saklı olmak kaydıyla kar kaybı olarak 10.000 TL yedek parça ve demirbaşların piyasa değerinin altında satışı ile ilgili olarak 10.000 TL ve manevi tazminat olarak 50.000 TL nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.Davacı vekili 06.05.2016 tarihli ıslah dilekçesinde; bilirkişi raporunda kar mahrumiyeti alacağının 1.311.394 TL olarak hesaplandığı, bu durumda dava dilekçesinde 10.000 TL olarak talep edilen kar mahrumiyeti talebini 1.301.394 TL olarak ıslah ettiklerini belirterek neticeten 1.311.394 TL nin fesih tarihi olan 13.10.2020 tarihinden itibaren avans faizi ile davalıdan tahsili öte yandan demirbaş ve yedek parça zararına ilişkin her ne kadar 10.000 TL üzerinden dava açılmışsa da mahkemece 697.007 TL üzerinden harcın tamamlatıldığını ileri sürerek bu kalemden 697.007,88 TL’nin fesih tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.Davalı vekili özetle
: Davanın zamanaşımına uğradığını, davacının iflas haline girinceye kadar DBS sistemi kapsamında ... ile çalıştığını ancak daha sonrasında banka borçları nedeniyle 29.05.2009 tarihinde ... tarafından DBS sisteminden çıkarıldığını, davacının DBS limiti tanımlatma yolunda her hangi bir girişiminin olmaması üzerine davacıya DBS sistemine dahil olması gerektiği konusunda noter ihtarı keşide edildiğini ve arkasından sözleşmenin feshedildiğini, müvekkilinin sözleşmeyi feshinin davacının akde aykırılığına dayandığını, fesihten önce noter kanalı ile iki defa ihtar gönderildiğini, iddia ve talep edilen zararın gerçeği yansıtmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.İlk derece mahkemesince "...11.06.2015 tarihli bilirkişi raporunda; feshin sözleşmenin 10.1.d maddesine dayalı olarak yapıldığı, fesih nedeninin sözleşmenin temel hükümlerine aykırılıkla ilgili olduğu, sözleşmenin kurulduğu 2006 yılından 2009 yılına kadar davacının davalıya olan ödemelerinin DBS sistemi yanında çek, nakit veya mahsuplaşma yoluyla yapıldığı, 2009 yılından sonra ise ödemelerin nakit ve peşin olarak yapıldığı, nakit ve peşin ödeme nedeniyle davalının bir riski ve zararının oluşmadığı, 2009-2010 arası nakit ödemelerle ilgili davalının her hangi bir ihtirazı kayıt öne sürmediği, DBS sisteminin sözleşmenin temel hükmü olarak sayılmadığı bu sebeple feshin haklı nedene dayanmadığı belirtilmiştir.Yetkili servis sözleşmesinin ayrılmaz bir parçası olarak tanımlanan Ek-1 uyarınca davacı ile davalı arasında DBS sisteminin uygulanması kararlaştırılmıştır. Davacının başlangıçta ...’ın anlaşma sağladığı ... DBS sistemine dahil olduğu uyuşmazlık konusu değildir. DBS’nin tahsilat riskini ortadan kaldıran bir sistem olduğu, Yetkili Servis’in Banka ile imzaladığı kredi sözleşmesi uyarınca Yetkili Servise tahsis edilen kredi limitleri dahilinde ...’ın alacağını doğrudan bankadan tahsil ettiği, tahsil edilen tutar kadar davacının bankaya borçlandığı, bu durumun davalının tahsilat riskini ortadan kaldırdığı, nakit akışını düzene koyduğu ve tahsilat kolaylığı da sağladığı, tahsilat şekli ve yönteminin sözleşmenin önemli ve esaslı unsurlarından biri olduğunun inkar edilemeyeceği, davacı yetkili servisin uymakla yükümlü olduğu E-1’deki standartların sadece servis hizmeti alan araçlar üzerinde yapılacak işlemlerle sınırlı olmadığı, Ek-1’deki standartların ihtiyari ve zorunlu olarak ikiye ayrıldığı, davacının DBS sistemine dahil olmasının uyulması zorunlu standartlar arasında sayıldığı, sözleşmenin 7.8 maddesinde yetkili servisin ...’ın daha önce belirleyip ilan ettiği ödeme şartlarına uymayı kabul ve taahhüt ettiği, nitekim 17.07.2010 tarihli noter ihtarında; DBS sisteminin varlığının ve bağlayıcılığının davacı tarafından da açık bir şekilde benimsendiği, sözleşmede yazılı şarta rağmen ödemelerin bir dönem davacı tarafından DBS sistemi dışında bir yolla (nakit vs.) yapılmasına davalının ses çıkarmamış olmasının sözleşmenin o hükmünün kalıcı şekilde yürürlükten kalktığı anlamını taşımayacağı, davalının her aşamada muhatabına “sözleşmeye dön” çağrısında bulunabileceği, bunun doğal olduğu davalı tarafından keşide edilen 21.06.2010 ve 29.07.2010 tarihli bildirimlerin "sözleşmeye dön" çağrısı olduğu, “sözleşmeye dön” çağrılarının hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirilemeyeceği, tarafların uymakla yükümlü olduğu kuralların öncelikle yazılı sözleşme hükümleri olduğu, susmaya hukuki bir anlam yüklenebilmesi için susanı irade açıklamasına zorlayan bir sebep olması gerektiği, (örn. sözleşmenin sonunda tarafların sessiz kalması halinde sözleşmenin 1 yıl daha uzayacağına ilişkin bir sözleşme hükmü bulunması vs.) somut olayda böyle bir gereklilikten bahsedilemeyeceği, sözleşme hükümlerine uymayan davacıya karşı sözleşmenin feshi yoluna başvurmanın davalı için bir hak olup bir ödev olmadığı, hukukta kabul görmüş genel kurala göre müsamahanın karşı tarafa bir hak bahşetmeyeceği, davacının 02.01.2009 tarihinde iflas erteleme başvurusu yaptığı, ödeme güçlüğü içinde olan davacıdan DBS sistemine dahil olmasını istemenin doğal ve işin gereğine uygun davranış olduğu, bu yolda davalı tarafından 21.06.2010 ve 29.07.2010 tarihli ihtarlarda tanınan 15 günlük sürelerin davacıyı temerrüde düşürür nitelikte olduğu, tanınan sürenin makul ve yeterli olup aksinin davacı tarafça ileri sürülmediği, tanınan süreye rağmen DBS sistemine dahil olmadığı anlaşılan davacının eyleminin sözleşmenin ihlali niteliğinde olduğu ve davalı yönünden sözleşmenin feshini haklı kıldığı, bu sebeple davacının tazminat taleplerinin yerinde olmadığı anlaşılmakla davanın reddine..." karar verilmiştir.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle: Bilirkişi raporlarının tamamında sözleşmenin feshinin haksız olduğunun tespit edildiği, mahkemenin haklı fesih gerekçesinin somut olaya uygun olmadığı, ödemelerin DBS sistemi kullanılarak yapılmasına ilişkin sözleşme hükmünün taraflar arasındaki uzun süreli fiili uygulama karşısında zımnen sona erdiği nedenleriyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE:Dava taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin davalı tarafça haksız feshi nedeniyle tazminat taleplidir.Taraflar arasında imzalanan 26.12.2006 tarihli beş yıl süreli ... servis sözleşmesi ile eklerinin incelenmesinde ; sözleşme ile davalı taraf davacıyı yetkili servis olarak tanımayı, davacının da davalı ... AŞ’nin pazara sunduğu motorlu araçların garanti içi ve dışı bakım onarım ve diğer hizmetleri Ek-1’de belirtilen kriterlere uygun olarak yapmayı taahhüt ettiği, , yetkili servis tarafından yerine getirilmesi gereken ihtiyari ve zorunlu standartların sayıldığı, doğrudan borçlanma sisteminin yetkili servis tarafından uyulması zorunlu standartlar arasında olduğu , sözleşmenin 10.maddesine göre zorunlu unsurlardaki eksiklik nedeniyle sözleşmenin feshedilebeceği, doğrudan borçlanma sistemi kapsamında davacı yetkili servisin, ...’ın anlaşma sağladığı banka ile akdetmiş olduğu DBS sistemine dahil olmayı taahhüt ettiği görülmüştür.Somut olaya ve taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine bakıldığında , davacı ile davalı arasında DBS (doğrudan borçlanma) sisteminin uygulanmasının kararlaştırıldığı ,davacının başlangıçta ...’ın anlaşma sağladığı ... DBS sistemine dahil olduğu , yetkili servisin banka ile imzaladığı kredi sözleşmesi uyarınca yetkili servise tahsis edilen kredi limitleri dahilinde ...’ın alacağını doğrudan bankadan tahsil ettiği, tahsil edilen tutar kadar davacının bankaya borçlandığı, bu durumun davalının tahsilat riskini ortadan kaldırmaya yönelik olduğu, nakit akışını düzene koyduğu ve tahsilat kolaylığı da sağladığı, tahsilat şekli ve yönteminin sözleşmenin önemli ve esaslı unsurlarından olduğu , davacının bu sistemden çıkarak sözleşmenin zorunlu unsurunu ihlal ettiği ileri sürülerek sözleşmenin haklı olarak feshedildiği iddia edilmişse de ; sözleşmenin kurulduğu 2006 yılından 2009 yılına kadar davacının davalıya olan ödemelerinin DBS sistemi yanında çek, nakit veya mahsuplaşma yoluyla yapıldığı, 2009 yılından sonra ise DBS sisteminden çıkılarak ödemelerin sadece nakit ve peşin olarak yapıldığı, nakit ve peşin ödeme nedeniyle davalının bir riski ve zararının oluşmadığı, 2009-2010 yılları arası nakit ödemelerle ilgili davalının fesih tarihine kadar her hangi bir ihtirazı kayıt öne sürmeyerek ödeme yöntemi konusunda sözleşmede belirtilen hususlardan farklı bir fiili uygulamanın oluştuğu anlaşılmıştır.Türk Medeni Kanun'un 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı gereğince , bir hakkın kullanılmasının hukuk düzenince korunabilmesi için dürüstlük kurallarına uygun olması gerekir. Taraflardan birinin uzun süre belirli bir uygulayamaya sessiz kalıp bu uygulamadan yararlanmasının ardından önceki davranışlarıyla çelişecek şekilde aynı hususu fesih nedeni olarak ileri sürmesi çelişkili davranış yasağına aykırıdır.Bu itibarla sözleşmede ön görülen ödeme yönteminden uzun süre vazgeçilerek yapılan peşin ödemenin davacıda haklı bir güven oluşturduğu , böylece taraflar arasındaki sözleşmenin ödeme yöntemine ilişkin hükmün taraflar arasındaki uygulama ile zımnen revize edildiğinin kabul edilmesi gerektiği, davalının uzun süre benimsediği fiili uygulama göz ardı edilerek yalnızca DBS sisteminin işletilmediği gerekçesiyle yapılan fesih , TMK m.2'deki dürüstlük kurallarına aykırı olup mahkemece yanılgılı gerekçelerle haklı fesih nedenine dayalı olarak davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.Bu durumda Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK 353/(1).a.6 madde uyarınca kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:1-) Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK m. 353/1.a.6. gereğince kabulü ile:Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ████████E., ████████K. sayılı █████/2021 tarihli kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,2-) Peşin alınan istinaf karar harcının iadesine,3-) İstinaf yasa yoluna başvuran tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından hükümle birlikte değerlendirilmesine,4-) HMK m. 359/4 gereğince kararın tebliği, harç tahsil müzekkeresi yazılması ve gider avansı iadesi işlemleri ile m. 302/5 gereğince kesinleşme kaydı ve kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin ilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına,dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK m. 353/1.a ve 362/1.g gereğince kesin olmak üzere, oybirliğiyle karar verildi. █████/2026Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...