Ticari nitelikteki haksız fiilden kaynaklanan tazminat davasında, yat limanı işletmecisinin kötüniyetli ve hukuka aykırı hacizler nedeniyle uğradığı maddi ve manevi zararların talebi.
Özet: Davacı marina işletmecisi, davalının üçüncü bir borçluya ait olmadığı defalarca bildirilmesine rağmen kendi işlettiği marinaya haksız yere hacze gelerek taşınır mal ve nakit parasına el koyduğunu, mülkiyet itirazının yasal olarak kabul edilmesiyle haczinin hukuka aykırılığının tescillenmesine rağmen kötü niyetli eylemlerle sürekli mağduriyet yarattığını öne sürerek maddi ve manevi tazminat talep ederken; davalı taraf, borçluların muvazaalı işlemlerini tespit etmek amacıyla şüpheli adreslere gidilmesinin hukuka aykırı olmadığını savunmaktadır.

T.C. BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO
: ████████ Esas
KARAR NO
: ████████
DAVA
: Tazminat (Ticari Nitelikteki Haksız Fiilden Kaynaklanan (2918 S.K.Hariç))
DAVA TARİHİ
: █████/2025
KARAR TARİHİ
: █████/2026
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH
: █████/2026
Mahkememizde görülmekte olan davanın yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı ile ..... Genel Müdürlüğü ile aralarında akdedilen İstanbul .... Noterliği'nin 29.06.2015 Tarih, ..... Yevmiye numarasında kayıtlı kullanma izni sözleşmesi kapsamında, .... Mah. Çevik Sk. No:1/A Güzelce Marina Büyükçekmece/İSTANBUL adresinde yat limanı işletmeciliği yapmakta olduğunu, davalı tarafından, dava dışı ..... Yatırımları ve Enerji Sistemleri A.Ş. aleyhine İstanbul .... İcra Müdürlüğü'nün ..... esas ve İstanbul ..... İcra Müdürlüğü'nün ..... esas sayılı dosyaları ile icra takibi başlatıldığını, davacı firmanın, işbu icra takip dosyalarında taraf olmadığını, davalı firmanın, icra dosyası borçlusunun, müvekkili tarafından işletilen Marina'da ilk olarak 02.02.2024 tarihinde, davacı tarafından işletilen yat limanı adresine hacze gelindiğini, bu haciz esnasında, gelinen adresin davacı tarafından kullanma izni sözleşmesi kapsamında yat limanı olarak işletildiğini, borçluların gelinen adres ile bir bağlantıları bulunmadığı, borçlular ile davacı şirket arasında herhangi bir ilişki de bulunmadığı izah edilerek, vergi levhası, işyeri açma ve çalışma ruhsatı ile noter onaylı kullanma izni sözleşmesi ibraz edildiğini, davalı şirketin talebi üzerine tekraren 02.08.2024 tarihinde, yine davacı şirket adresinde hacze gelinerek, Yat Limanı içerisinde yer alan yolun kapatıldığını, haciz esnasında müvekkiline ait taşınırlar ve 100.500,00-TL, 25.395-Euro ve 12.231-Dolar nakit paranın haczedildiğini, davacı tarafından, daha önce de hacze gelindiği ve adresin borçlular tarafından kullanılmadığının tespit edildiğini, 02.08.2024 tarihinde tekrar hacze gelinmesinin kötüniyetli olduğu izah edilerek, tekraren vergi levhası, işyeri açma ve çalışma ruhsatı ile kullanma izni sözleşmesi sunularak, haciz üzerine istihkak itirazında bulunulduğunu, davalı tarafça istihkak itirazının reddedildiğini, neticede, her iki icra takip dosyasından da, mülkiyet karinesinin müvekkili firma lehine olduğu gerekçesiyle, 7 günlük yasal süresi içinde istihkak davası açmak üzere davalı tarafa süre verilerek, işbu kararlar davalı tarafa tebliğ edildiğini, davalı tarafça her iki icra dosyası yönünden de yasal süresi içinde istihkak davası açılmadığını, İstanbul .... İcra Hukuk Mahkemesi'nin ..... esas ve İstanbul ..... İcra Hukuk Mahkemesi'nin ..... esas sayılı dosyaları ile İİK m.116 uyarınca icra müdürlüğü kararlarının şikayeti yoluna gidildiğini, davalı tarafça yasal süresi içinde istihkak davası açılmadığından, müvekkili firmanın istihkak iddiası kabul edilmiş sayılarak, haczin hukuka aykırılığının tescillenmiş olduğunu, davalı tarafın, herhangi delil olmaksızın müvekkili adresine, birden fazla kez ve çok sayıda polis ve çevik kuvvet eşliğinde hacze gelerek, kötüniyetli olarak davacı müvekkilini sürekli haciz tehdidi altında zor duruma sokmayı ve kendisine ait olmayan bir borcu ödemek zorunda bırakmayı amaçladığını, nitekim, hacze gelinen adresin dava dışı borçlularla hiçbir bağı olmadığının davalı tarafça da açık ve net bilinmekte olduğunu, yasal süresi içinde istihkak davası açılmadığı ve davacı müvekkilinin istihkak itirazının kabul edildiğini, davalı tarafça istihkak davası açılması halinde davalı aleyhine karar verileceği ve hacizli mal/paraların değerinin %15'inden az olmayacak şekilde tazminata ve nisbi vekalet ücretine hükmedileceği davacı tarafın da kabulünde olduğunu, bu nedenle, Sayın Mahkemece nazara alınacak tüm nedenlerle, fazlaya dair tüm talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla, davanın kabulü ile şimdilik 1.000,00-TL maddi tazminat ile davacı müvekkilinin uğramış olduğu manevi zarar nedeniyle 1.000.000,00-TL manevi tazminatın haksız fiilin gerçekleştiği tarih olan 02.08.2024 tarihinden itibaren işleyecek olan ticari faizi ile birlikte, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin alacağının sabit olması ve günümüz borçlularının borçlarını ödememek amacıyla muvazaalı işlemler yapması sebebiyle borçlunun mallarını devrettiği, faaliyetine başka bir şirket üzerinden devam ettiği veya muvazaalı olarak kendisini o şirketin temsilcisi/ortağı olarak göstermeyip üçüncü kişileri aracı olarak kullandığı tespit edilmesiyle birlikte ödeme emrinin tebliğ edilmediği veya borçlunun sicil/ikametgah adresi olmayan adreslere hacze gidilmesinde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını, borçlunun muvazaalı şekilde faaliyet yürüttüğü düşünülen adreslere somut durumun tespiti için gidildiğini, evrak araştırmasının bitmesiyle birlikte haciz mahallinde tespit edilemeyen delillerin araştırılması ve sonucuna göre istihkak iddiası hakkında karar verilebileceği sebebiyle ve ilgili değerlendirme sırasında alacağın güvence altına alınması adına mecburen fiili haciz yapılarak davacının bazı menkullerinin haczedildiğini, davacının bu menkulleri haczedilmeden istihkak iddiası hakkında değerlendirme yapılması mümkün olmadığından yapılan haczin herhangi bir hukuka aykırılığı ve müvekkilinin herhangi bir kusuru bulunmadığını, haciz mahallinde borçlu ve 3. Kişilere maddi ve manevi zarar verilebilecek her türlü eylemden kaçınıldığını, davacının aktif olarak satmadığı ve ilgili araştırmaların yapılırken işletmenin devam etmesini sağlayabilecek menkullerin haczedildiğini, ilgili haciz tutanağı kapsamında davalı tarafça istihkak davası açılması için 7 günlük süre verildiğini, ispat yükünün davalı tarafa yüklenmesi ve haciz mahallinde tam bir evrak araştırması yapılmaması sebebiyle müvekkilince davacıyı mağdur etmeyerek istihkak davası açılmadığını, bu süreç içerisinde davacı şirketin herhangi mağduriyeti söz konusu olmayıp kanunda belirlenmiş prosedürlerin hukuka uygun bir şekilde uygulanmış olduğunu, genel olarak haksız haciz sebebiyle tazminat davalarında istihkak prosedürü bakımından tazminat kararı verilebilmesi için davanın açılması ve dava devam ederken hacizlerin devam etmesi durumunun dikkate alınmakta olduğunu, davacının tek amacının müvekkilinden mükerrer ve kötü niyetli olarak zenginleşmek istemekte olduğunu, bu sebeple davacının iddiaları yersiz ve hukuka aykırı olup açılan davanın reddini istemiştir.
DELİLLER
: İstanbul ..... İcra Dairesi, İstanbul ..... İcra Dairesi, İstanbul ..... İcra Hukuk Mahkemesi, İstanbul ..... İcra Hukuk Mahkemesi, İstanbul Ticaret Odası, İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü yazı cevabı, faturalar, ticari defterler ve belgeler, muavin defter kayıtları, bilirkişi incelemesi, tüm dosya kapsamında toplanan deliller.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
Dava, İstanbul ...... İcra Müdürlüğü'nün .... Esas ve İstanbul ...... İcra Müdürlüğü'nün ..... Esas Sayılı icra dosyalarında uygulandığı iddia edilen haksız hacizden kaynaklı Maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır.
Bilirkişi █████/2025 tarihli raporunda; Sayın Mahkeme’nin kararı doğrultusunda bilirkişilere verilen görev çerçevesinde dosya kapsamında yer alan tüm belgelerin üzerinde yapılan inceleme neticesinde; Haksız haciz nedeniyle tazminat sorumluluğunun oluşabilmesi için Türk Borçlar Kanunu m.49 ve m.58 ile İcra ve İflas Kanunu m.96–99 hükümleri uyarınca hukuka aykırılık, kusur, zarar ve illiyet bağı unsurlarının birlikte gerçekleşmesi gerektiği, özellikle üçüncü kişinin malı üzerine haciz uygulanması hâlinde İİK m.96–99’daki istihkak prosedürünün işletilmemesi veya 7 günlük dava açma süresinin kullanılmaması hâlinin Yargıtay içtihatlarında haczin hukuka aykırılığına karine teşkil ettiği, bu çerçevede somut olayda ileri sürülen zarar kalemlerinin ise TBK m.50-51 gereğince ancak gerçekleşmiş zarar ve uygun illiyet bağı esaslarına göre değerlendirilebileceği, manevi tazminat yönünden tüzel kişilerin ticari itibar ve saygınlığının kişilik hakkı kapsamında korunması gerektiği (TBK m.58) kabul edilmekle birlikte, manevi zararın oluşup oluşmadığı ile maddi zararların miktarı ve tazmin sorumluluğunun doğup doğmadığının takdir ve değerlendirmesi için somut delillerin ispat gücüne gerek duyulduğu, Mali yönden yapılan incelemede; davacı şirkete ait 2023–2024 dönemine ilişkin yasal defter ve muavin kayıtları (özellikle 100–102–320–600 hesapları) birlikte incelenmiş; tarafların iddia ve savunmaları, Türk Borçlar Kanunu ve İcra ve İflas Kanunu hükümleri çerçevesinde değerlendirildiği, dosya kapsamındaki tespit ve hesaplamalar birlikte değerlendirildiğinde: Somut olayda davacının, tarafı olmadığı icra takipleri kapsamında işletmekte olduğu yat limanına hacze gidildiğini, 02.08.2024 tarihli ikinci haciz işleminde davacıya ait taşınır mallar ile kasadaki nakdin (100.500 TL, 25.395 EUR, 12.231 USD) haczedildiğini, buna rağmen alacaklı tarafından yasal 7 günlük süre içinde istihkak davası açılmadığını, yalnızca memur muamelesini şikâyet yoluna gidildiğini ileri sürdüğü, dosyada mevcut İstanbul ..... ve ...... İcra Hukuk Mahkemesi kararlarıyla, icra müdürlüklerinin istihkak prosedürüne ilişkin işlemlerinin hukuka uygun bulunduğu ve alacaklı şirketin şikâyetlerinin reddedildiğinin görüldüğü, bloke edilen nakit nedeniyle doğan faiz kaybı (gerçekleşmiş maddi zarar) bakımından, dava dilekçesinde, 02.08.2024 tarihli haciz işleminde davacıya ait 100.500 TL, 25.395 EUR ve 12.231 USD tutarlarında nakdin haczedildiği ve bu meblağların 23.01.2025 tarihinde davacıya iade edildiğinin beyan edildiği, 102 banka muavin kayıtlarından, Ocak 2025’te icra dairelerince blokaj kaldırılması/iade suretiyle davacı hesabına, 25.395 EUR karşılığı 935.348,64 TL’nin (22.01.2025), 12.231 USD karşılığı 435.197,33 TL’nin (23.01.2025) girdiğinin açıkça görüldüğünü, 100.500 TL’lik nakde ilişkin iade hareketi doğrudan 102 hesapta görülmemekle birlikte, bunun fizikî kasa (100 hesap) nakdi olup işyerinde muhafaza edildiği ve haciz sonrası yine kasa hesabına alındığı yönündeki açıklama ile muavin kayıtlar arasında çelişki bulunmadığının değerlendirildiğini, bu veriler ışığında, haciz nedeniyle davacının belirli bir dönem serbestçe tasarruf edemediği toplam bloke nakit büyüklüğü, TL bazında yaklaşık 1.471.045,97 TL olarak hesaplandığını, TCMB’nin ilgili dönemler için ilan ettiği kısa vadeli avans faiz oranları esas alınarak; 02.08.2024–27.12.2024 (148 gün) için %51,75, 28.12.2024–23.01.2025 (26 gün) için %49,25 oranları kullanılıp 365 günlük yıl esasına göre yapılan hesaplama neticesinde; toplam faiz kaybının yaklaşık 360.285,35 TL olduğunun tespit edildiğini, söz konusu faiz kaybının, davacı açısından gerçekleşmiş, somut ve doğrudan ölçülebilir bir maddi zarar niteliğinde olup, bilançoya ve muavin defter kayıtlarına yansıtılabilecek nitelikte parasal bir kayıp olarak değerlendirildiği, bu çerçevede, yalnızca nakdin belirli süre kullanılamamasına bağlı faiz kaybı yönünden dahi davacının yaklaşık 360.285,35 TL tutarında gerçekleşmiş maddi zarara uğradığı kanaatine varılmış olup; bu rakamın, davacı tarafından dava dilekçesinde “şimdilik” talep edilen 1.000 TL maddi tazminat miktarının üzerinde olduğu, talep ve ıslah hususlarının ise usûl hukuku bakımından Sayın Mahkeme’nin takdirinde bulunduğun, İş hacmi, ciro ve likidite üzerindeki etkiler bakımından; 600–Satışlar/Hizmet Gelirleri hesapları incelendiğinde, şirketin 2023 yılı Temmuz cirosu 611.452,99 TL iken, Ağustos 2023’te 1.583.059,03 TL’ye yükselmiş, yani Temmuz’dan Ağustos’a yaklaşık %159 oranında artış gerçekleştiğini, 2024 yılında ise Temmuz cirosu 6.323.000,61 TL, Ağustos cirosu 5.171.800,66 TL olup, Temmuz’dan Ağustos’a yaklaşık %18 oranında düşüş olduğunun tespit edildiğini, 2024 yılı toplam cirosunun 2023’e göre yaklaşık 3,5 kat arttığı dikkate alındığında, genel trend yukarı yönlü iken, tam da haczin gerçekleştiği Ağustos 2024 ayında ciroda beklenen sezon artışı yerine azalmanın gözlemlenmesi, davacının “en yoğun sezonda haciz nedeniyle kazanç kaybına uğradığı” iddiasıyla istatistikî açıdan uyumlu bir karine oluşturmakta olduğunu, ne var ki, 600 hesabındaki kayıtların ay sonu toplu mahsup şeklinde yapılması nedeniyle, Ağustos 2024 ayı içinde haciz öncesi / haciz sonrası günlük ayrım yapılması mümkün olamamış, bu sebeple yalnızca muhasebe kayıtları üzerinden “kesin ve bire bir” kaybedilen kâr hesabı oluşturulamamış olduğunu, bununla birlikte, Ağustos 2024 cirosunun en azından Temmuz 2024 seviyesinde (yaklaşık 6,3 milyon TL) gerçekleşmesi beklenebileceği varsayımı altında, fiilî ciro ile bu varsayımsal ciro arasındaki farkın yaklaşık 1.151.199,95 TL olduğu, bu farkın tamamının hacizden kaynaklandığını söylemenin ispat hukuku bakımından mümkün olmamakla birlikte, azımsanmayacak bir bölümünün haciz kaynaklı müşteri kaybı ve güven sarsılmasına bağlanmasının hayatın olağan akışı ile uyumlu olduğu kanaatine varıldığını, bu nedenle, iş hacmi ve ciro kaybı yönünden matematiksel anlamda net ve münhasır bir tazminat tutarı hesaplanamamakla birlikte, Ağustos 2024’teki ciro davranışının, davacının “en yoğun sezonda iş kaybı yaşandığı” iddiasını destekleyen önemli bir emare teşkil ettiği ve bu hususun, tanık beyanları, müşteri ve tedarikçi yazışmaları gibi diğer delillerle birlikte Sayın Mahkemece takdir edilmesi gereken bir zarar kalemi olduğu kanaatine varıldığını, İcra/dava masrafları, tedarikçi ilişkileri ve likidite baskısı bakımından; 102 – Bankalar hesabı muavin kayıtlarında 2024 yılı içinde çeşitli icra dairelerine yapılan ödemeler ile Av. ..... ’a “icra dosya masrafı, dava dosya teminat bedeli, avans” açıklamalarıyla ödenen toplamda yüksek tutarlı bedeller bulunduğu; ayrıca 2025 yılı başında icra blokajlarının kaldırılmasıyla birlikte bankaya önemli tutarda TL girişleri olduğu tespit edildiğini, bu kayıtlar, davacının, icra takipleri ve açılan davalar sebebiyle kayda değer bir yargılama ve takip masrafı yükü üstlendiğini ve likidite üzerinde ek baskı oluştuğunu göstermekte olduğunu, ancak bu masrafların ne kadarının yalnızca eldeki haksız haciz olgusuna, ne kadarının davacı ile davalı arasındaki diğer uyuşmazlık ve davalara ilişkin olduğunun ayrıştırılması, rapor konusu belgeler ile tam olarak mümkün olamadığını, 320– ..... Petrol ve Ticaret A.Ş. hesabı incelendiğinde, bu tedarikçi ile olan ilişkide ödemelerin dönemsel olarak devam ettiği, hesabın olağan bir satıcı hesabı görüntüsü verdiği, ancak bu tek hesabın, davacının tüm tedarikçi portföyünü yansıtmaması sebebiyle “vinç hizmeti veren firmalar başta olmak üzere, çeşitli hizmet sağlayıcıların hizmet vermekten imtina ettiği” yönündeki iddianın tamamını tek başına ispat edecek nitelikte olmadığının değerlendirildiğini, buna karşılık, nakdin yaklaşık 6 aya yakın bir süre bloke olması, aynı dönemde sezonsal ciro düşüşü ve yüksek tutarlı icra/dava masrafları birlikte değerlendirildiğinde, davacı işletmenin likidite ve nakit akışı üzerinde ciddi bir baskı oluştuğu, bu durumun tedarikçilerle ilişkilerde sorun yaşanması riskini artırdığı yönünde genel bir mali görünüm ortaya çıkmakta olduğunu, bu nedenle, icra/dava masrafları ve tedarikçi ilişkilerindeki bozulmaya bağlı zarar kalemlerinin tamamı, eldeki muhasebe verileriyle tam ve ayrı ayrı parasallaştırılamamış, ancak bu iddiaların dosyadaki genel mali verilerle bütünüyle bağdaşmadığının da söylenemediğini, manevi tazminatın doğup doğmadığı ile miktarının belirlenmesinin hukuki ve takdiri nitelikte olup tamamen Sayın Mahkeme’ye ait olduğu, kanaatine varıldığını bildirmiştir.
Davacı vekilinin █████/2026 tarihli ıslah dilekçesinde; Dava dilekçesinde 1.000 TL olarak talep edilen toplam maddi tazminat talebini 359.285,35 TL arttırarak 360.285,35 TL’ye yükselttiklerini, ıslah talebinin kabulü ile toplam 360.285,35 TL maddi tazminatın haksız haciz tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini istemiştir.
İncelenen tüm dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları, bilirkişi raporu içeriğine göre; 2004 sayılı İİK’nın 259/1. maddesinde, ihtiyati haczin haksız çıkması halinde, borçlunun ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğradıkları bütün zararlardan alacaklının sorumlu olduğu düzenlenmiştir. İhtiyati haciz haksız ve bundan maddi zarar doğmuşsa, alacaklı kusurlu olmasa dahi, zarar görene maddi tazminat ödemekle yükümlüdür. Buna karşılık, haksız ihtiyati haciz koyduran alacaklının kusursuz sorumluluğu sadece maddi tazminat bakımından olup, manevi tazminat yönünden 818 sayılı BK’nın 49. maddesindeki (6098 sayılı TBK'nın 58.maddesi) koşulların oluşması gerekir. Bu maddeye dayalı sorumluluk ise, kusura dayalıdır. Bu itibarla, alacaklının kötüniyetli veya iyiniyetli olup olmadığı da sonuca etkili olup, ağır olmasa da kusurlu olması da gerekmektedir. (Bkz. Prof. B. Kuru, İcra ve İflas Hukuku, Ankara, 1993, Cilt 3, Sh.2583 v.d). (Emsal Yargıtay 4. HD nin 24.10.2018 gün ve █████████ E - █████████ K. Sayılı ilamı)Haksız icra takibi veya hacze dayalı manevi tazminat istemi 6098 sayılı TBK'nun 58. Maddesinden ( 818 sayılı BK.'nun 49.maddesi) kaynaklanan bir sorumluluk olup, kusura dayanan bir sorumluluk türüdür. Bu sebeple de takip (haciz) yaptıran kişinin takipte veya haciz işleminde kötü niyetli veya ağır kusurlu olduğu olgusu gerçekleşmedikçe ve ağır bir zarar da doğmadıkça manevi tazminatla sorumlu tutulamamaktadır. (Yargıtay 4 HD'nin █████████ E. -██████████ K. sayılı emsal ilamı).
İİK 97/a maddesine göre "Bir taşınır malı elinde bulunduran kimse onun maliki sayılır. Borçlu ile üçüncü şahısların taşınır malı birlikte ellerinde bulundurmaları halinde dahi mal borçlu elinde addolunur."
İİK 99.maddesine göre, "Haczedilen şey, borçlunun elinde olmayıp da üzerinde mülkiyet veya diğer bir ayni hak iddia eden üçüncü kişi nezdinde bulunursa, bu kişi yedieminliği kabul ettiği takdirde bu mal muhafaza altına alınmaz. İcra Müdürü, üçüncü kişi aleyhine icra mahkemesinde istihkak davası açması için alacaklıya yedi gün süre verir." 6098 Sayılı TBK 49.maddesine göre, " Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür." 6098 Sayılı TBK 50.maddesine göre, "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır."
6098 Sayılı TBK 63.maddesine göre, "Kanunun verdiği yetkiye dayanan ve bu yetkinin sınırları içinde kalan bir fiil, zarara yol açsa bile, hukuka aykırı sayılmaz. Zarar görenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar, zarar verenin davranışının haklı savunma niteliği taşıması, yetkili kamu makamlarının müdahalesinin zamanında sağlanamayacak olması durumunda kişinin hakkını kendi gücüyle koruması veya zorunluluk hâllerinde de fiil, hukuka aykırı sayılmaz. "
Somut olayda, İstanbul ..... İcra Müdürlüğünün ..... Esas ve İstanbul ..... İcra Müdürlüğünün ..... Esas sayılı dosyası üzerinden başlatılan icra takipleri nedeni ile davacının taşınır malları ile 100.500,00 TL, 25.395,00 EURO ve 12.231,00 USD tutarlarında nakdinin haczedilerek █████/2025 tarihinde davacıya iade edildiği, hacizli dönemde davacının tasarruf edemediği ve talep edebileceği bu nakdin faiz kaybının yani maddi zararının 360.285,35 TL olduğunun hükme esas almaya uygun bilirkişi raporu ile tespit edildiği, haksız haciz, haksız eylem niteliğinde olup haksız eylemden kaynaklanan uyuşmazlıklarda davalının temerrüde düşürülmesine gerek bulunmadan tazminata olay tarihinden itibaren faiz uygulanması gerektiği (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi Esas: 2014 / 16530 Karar: 2015 / 15209 Sayılı ilamı), davacının istihkak iddiasında bulunduğu fakat istihkak davası açılmadığı anlaşılmış olup, davalı alacaklı tarafından süresi içinde istihkak davası açılmamasının sadece alacaklının İcra İflas Hukuku kapsamında korunmasını engellediği, istihkak davasının davacı taraf lehine sonuçlanmasının dahi manevi tazminata hükmedilebilmesi için yeterli olmadığı, İİK 259/1. fıkrasındaki, ihtiyati haciz isteyen alacaklının hacizde haksız çıktığı takdirde borçlunun ve üçüncü şahsın bu yüzden uğrayacakları bütün zararlardan alacaklının sorumlu olduğu düzenlemesinin TBK 49, 50 ve 63.maddeleri ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği, davalı alacaklının kusurlu ve hukuka aykırı bir fiilinin bulunduğunun ve böyle bir fiil sonucu davacının manevi zarara uğradığının kanıtlanamadığı, haksız ihtiyati haciz sebebiyle manevi tazminata hükmedilebilmesi için öncelikle TBK 49.maddesindeki koşulların oluşması gerektiği, bu itibarla manevi tazminat talep edilemeyeceği, ispatlanan maddi tazminat talebinin ise yerinde olduğu anlaşılmış ve yapılan yargılama sonucu aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.(Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi █████████ Esas █████████ Karar sayılı ilamı)
HÜKÜM
:Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davanın kısmen kabulü ile;
1-Maddi tazminat talebi bakımından; 360.285,35-TL'nin █████/2024 tarihinden itibaren işleyecek olan avans faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
2-Manevi tazminat talebi bakımından, talebin reddine,
3-Alınması gerekli 24.611,06 TL harçtan davacı tarafça yatırılan 17.094,58 TL peşin harç ve 6.135,70 TL ıslah harcının mahsubuyla bakiye 1.380,81 TL harcın davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,
4-Davacı tarafından yapılan 615,40 TL başvurma harcı, 17.094,58 TL peşin harç ve 6.135,70 TL ıslah harcı olmak üzere toplam 23.845,68 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davacı tarafça posta / tebligat / bilirkişi gideri olarak yapılan (ayrıntısı uyapta kayıtlı) 21.436,00 TL yargılama giderinin kabul ret oranı üzerinden takdiren 5.677,00 TL sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye yargılama giderinin davacı üzerine bırakılmasına,
6-AAÜT gereğince hesap edilen 57.645,66 TL ücreti vekaletin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
7-Arabuluculuk ücreti olan 4.600,00 TL'nin kabul ret oranı üzerinden takdiren 1.218,00 TL sinin davalıdan alınarak, bakiye 3.382,00 TL sinin davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
8-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafça peşin olarak yatırılan yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
Dair, 6100 sayılı HMK'nun 342 ve 345.maddeleri gereğince karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenmek suretiyle tebliğden itibaren 2 haftalık süre içerisinde mahkememize verilecek dilekçe ile ilgili İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar taraf vekillerinin yüzüne karşı açıkça okunup, usulen anlatıldı. █████/2026
Katip ......
¸e-imzalıdır
Hakim ......
¸e-imzalıdır

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!