İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesinden, ticari satımdan kaynaklanan itirazın iptali davasında yetki ve alacak uyuşmazlığına ilişkin karar.
Özet: Davacı, davalıya tedarik ettiği unlu mamullerden kaynaklanan alacağı için başlattığı icra takibine davalının yetki ve esasa ilişkin itirazlarının iptali ile takibin devamını talep ederken, davalı ticari ilişkinin sona erdiğini, borcunun bulunmadığını, ayrıca takibin İstanbul icra daireleri yerine İzmirde başlatılması nedeniyle yetkisiz icra dairesi ve mahkeme iddiasında bulunarak davanın reddini istemiş, ilk derece mahkemesi ise taraflar arasındaki ticari ilişkinin ifa yerinin İzmir Çiğli olması hususunu uyuşmazlığın çözümünde değerlendirmeye almıştır.

DOSYA NO
: █████████KARAR NO
: ████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AB Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ
: KARŞIYAKA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ
: █████/2022NUMARASI
: ███████ Esas ████████ KararDAVANIN KONUSU
: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)BAM KARAR TARİHİ
: █████/2026KARAR YAZIM TARİHİ
: █████/2026Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:DAVA
: Davacı vekili tarafından verilen dava dilekçesinde özetle; Davalının, davanın ihbarının istendiği ... A.Ş.'nin tedarikçisi şirketlerden birisi olduğunu, müvekkilinin davalıya verdiği dava konusu unlu mamullerin, ihbar olunan 3. Şahıs ... A.Ş. Mağazalarında satıldığını, bu nedenle davanın ... A.Ş.’ye ihbarını talep ettiklerini, davalının yapılan takipte davalı şirketin merkezinin Pendik olması nedeni ile İstanbul İcra dairelerinin yetkili olduğundan bahisle icra müdürlüğünün yetkisine itiraz ettiğini, müvekkilinin borcun doğduğu zamanda fırıncılık yapmakta ve davalının ... Bayisi'ne ekmek tedarik etmekte, davalının da müvekkilinden tedarik ettiği ekmekleri. ... mağazasına tedarik etmekte olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmenin ifa yerinin Çiğli İzmir adresi olduğunu bu nedenle Karşıyaka İcra Müdürlüğünün yetkisine yapılan itirazın yerinde olmadığını, ispat yükünün davalıda olduğunu, açıklanan nedenlerle davalının ticari defter ve kayıtlarına dayandıklarını, beyanla davanın kabulü ile davalının takibe yaptığı itirazın iptaline, takip tutarının % 20 sinden az olmayan Tazminata çarptırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.CEVAP
: Davalı vekili tarafından verilen cevap dilekçesinde özetle; davacı ile müvekkili arasında ekmek tedariki hususunda ticari bir ilişkinin bulunduğunu, davacının sözleşme kapsamında müvekkiline günlük ürün tedarik ettiğini, ilişkinin devamında davacının tedarik ettiği ürünlerin gerek kalitesinin gerekse hizmete yönelik kalitesinin düştüğünü, maliyetleri düşürmek amacıyla kalitesiz ürünler kullandığını, ürünlerin kısa sürede bozulduğunu, sevkiyatta sorunlar yaşandığını bu nedenlerle müvekkilinin mağdur olduğunu, davacının ödeme güçlüğüne düştüğünü müvekkilinin sevkiyatta yaşanan sorunlar ve diğer hususlarda davacıya yardımcı olduğunu, açıklanan nedenlerle davacı ile çalışılan mağaza sayılarının azaltılmasına karar verildiğini, süre gelen ilişkinin devamında ise çalışmanın sonlandırıldığını, mağazalardan son kez iadeleri toplaması gerekirken bu yükümlülüğünü de yerine getirmediğini, ilişkinin sonlandırıldığı tarih itibarı ile tarafların birbirlerinden herhangi bir alacaklarının kalmadığını, buna rağmen davacı tarafından müvekkili aleyhine icra takibi yapıldığını, müvekkili şirketin merkezinin Pendik/İstanbul olması nedeni ile İstanbul Anadolu İcra dairelerinin yetkili olduğunu, keza itirazın iptali davasının da yetkisiz mahkemede açıldığını, yetkili mahkemelerin İstanbul Anadolu mahkemeleri olduğunu, davacı tarafın dava dilekçesinde iddia ettiği hususları ispata yarar herhangi bir delil sunmadığını, sonradan delil sunmasına muvafakatlerinin bulunmadığını, iddia ettiği vakıaları hangi deliller ile ispat edeceğini açıklamadığını, dava dilekçesinin HMK kapsamında taşıması gereken unsurları taşımadığını, açıklanan nedenlerle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiğini, davacının müvekkilinden herhangi bir alacağının bulunmadığını, bu hususun müvekkilinin ticari defterlerinin incelenmesi ile ortaya çıkacağını, ispat yükünün davacı tarafta olduğunu, davacı tarafın müvekkilinden herhangi bir alacağı bulunmadığı gibi müvekkilinin gönderdiği herhangi bir faturaya da itiraz etmediğini beyanla öncelikli olarak yetki itizarlarının kabulüne, reddi halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesine, her halde davanın reddine davacının %20 kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.MAHKEMECE
: "... Tarafların anlaşamadıkları ve çözülmesi gereken hususların mahkememizin taraflar arasındaki uyuşmazlık ile ilgili yetkili mahkeme olup olmadığı, davalı aleyhine yapılan icra takibinde Karşıyaka icra müdürlüklerinin yetkili olup olmadığı, davacının taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında davalıdan herhangi bir alacağının bulunup bulunmadığı, davalının icra takibine yapmış olduğu itirazın yerinde olup olmadığı ispat yükünün kimin üzerinde olduğu, icra inkar ve kötü niyet tazminat taleplerinin yerinde olup olmadığı noktalarında olduğu görülmüştür.Mahkememizin █████/2022 tarihli duruşmasında, taraflar arasındaki sözleşmenin ifa yerinin Çiğli olması, dava konusunun ticari ilişki nedeni ile alacak talebine dayalı itirazın iptali davası olması dikkate alındığında HMK’nun 10. Maddesi ve TBK’nun 89. Maddesi dikkate alındığında davalının yetki itirazının reddine karar verilerek yargılamaya devam edilmiştir.Yine mahkememizin █████/2022 tarihli duruşmasında dosyanın 1 SMMM uzmanı bilirkişiye tevdii ile uyuşulamayan noktalar çerçevesinde rapor tanziminin istenilmesine karar verilmiş, bilirkişi ... tarafından sunulan █████/2022 tarihli raporda, mahkeme tarafından verilen görevlendirme çerçevesinde dava dosyası ve davalı tarafın ticari defterleri üzerinde yapılan görevlendirme ile sınırlı incelemeler sonucunda; davalı tarafın 2018, 2019 , 2020 ve 2021 yıllarına ait ticari defterlerinin tasdik işlemlerinin yasal süreleri içerisinde yapıldığı ve ticari defterlerin sahibi lehine delil kabiliyetlerinin olduğu firmanın muhasebe kayıtlarına göre takip tarihi itibariyle davalının davacıya borçlu olmadığı bildirilmiştir.Açık hesap ilişkisi önceki borçlar tahsil edilmemesine rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmesi durumudur. Açık hesap ilişkisinde taraflar tek taraflı ya da karşılıklı olarak alacaklarını hesaba kaydedip belirli hesap dönemlerine bağlı kalmaksızın hesaplaşma yaptıklarından, bu ilişkiye TTK’daki cari hesaba ilişkin hükümler uygulanamaz.Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesi ise; “Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır” hükmünü haizdir. Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır.6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 23. (6102 sayılı TTK m. 21) maddesine göre; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdi ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir.Bu nedenle, bir satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır. Tek başına fatura düzenlenmesi, akdi ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticari defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdi ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticari defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir.Tarafların iddia ve savunmaları birlikte değerlendirildiğinde, taraflar arasında ticari bir ilişkinin bulunduğu ve bu ilişkinin uzun süre açık hesap ilişkisi şeklinde devam ettiği, davacı tarafından davalıya mal tedarikinde bulunulduğu, davalının da söz konusu malları ihbar olunan şirketi ile yaptığı anlaşma sonucunda ihbar olunana sattığı, daha sonra davacının yaşadığı maddi sıkıntılar ve mal tedarikinde yaşadığı sorunlar nedeni ile taraflar arasındaki ticari ilişkinin son bulduğu anlaşılmaktadır. Davacı taraf, davalı ile aralarında bulunan açık hesap ilişkisi kapsamında alacaklı olduğu iddiası ile faturalara dayalı icra takibi başlatmış, davalı ise davacıya herhangi bir alacağının bulunmadığından bahisle takibe itiraz etmiştir.Mahkememizde ikame edilen itirazın iptali davasında, davacı taraf kendi ticari defterlerine dayanmamış, davalının ticari defter ve belgelerine dayanmıştır. Taraflar arasında ticari ilişkiye ya da faturalarda yer alan malların teslimine ilişkin herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, söz konusu ticari ilişki kapsamında davalının davacıya borçlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Mahkememizce davalının ticari defterleri üzerinde yapılan incelemede davalının davacıya herhangi bir borcunun bulunmadığı tespit edilmiştir. Davacı ise kendi ticari defterlerine delil olarak dayanmamış, mahkememizce ibraz etmemiştir.Esas itibarı ile itirazın iptali davalarında ispat yükü davacı alacaklıdadır. Davacı alacaklı, takibe ve davaya konu faturalarda yer alan malların teslim edildiğini ispat yükümlülüğündedir. Taraflar arasında zaten bu hususta herhangi bir uyuşmazlık bulunmamakta, davalı da faturalarda yer alan malları teslim ettiğini kabul etmektedir. Hal böyle olunca ispat yükü yer değiştirmiş ve faturaya konu malların bedellerini ödediğini ispat yükü davalıya geçmiştir. Davalının ticari defterleri üzerinde yapılan incelemelerde, defterlerin usulüne uygun tutulduğu ve kayıtlara göre davalının davacıya herhangi bir borcunun bulunmadığı anlaşılmıştır. Davacı ise ticari defterlerini sunmamış, dava dilekçesinde de alacağının delili olarak davalının ticari defterlerine dayanmıştır.Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, taraflar arasındaki mevcut ticari ilişki kapsamında davalının davacıya herhangi bir borcunun bulunmadığı, davacının basiretli bir tacir gibi davranmadığı, basiretli bir tacir gibi davransa ve ticari defterlerini usulüne uygun tutsa, davalıdan herhangi bir alacağının bulunmadığını anlayabilecek durumda olduğundan yapmış olduğu takipte de kötü niyetli olduğu görüş ve kanaati ile davanın reddine ve kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir." gerekçesi ile; "Davanın REDDİNE, 75.466,20-TL kötü niyet tazminatının davacıdan alınarak davalıya verilmesine," şeklinde karar verilmiştir.Mahkeme kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ
:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin Çiğli'de fırıncılıkla uğraşan esnaf olduğunu, tacir olmadığını, davalı tarafın ise davanın ihbar olduğu ... olarak bilinen .... AŞ isimli Zincir marketin tedarikçisi olduğunu, davalı aleyhine Karşıyaka 1. İcra Müdürlüğü'nün █████████ sayılı dosyasında yaptıkları icra takibine davalının itirazı üzerine itirazın iptali davasını açtıklarını, ispat olarak davalının ticari defter ve kayıtlarına dayandıklarını, mahkemeye taraflarına tebliğ edilen bilirkişi raporuna karşı beyanda bulunmak için 1 aylık ek beyan süresi istediklerini, davacının muhasebe kayıtları ellerine geç ulaştığından bilirkişi raporuna karşı beyanlarını da 3 gün gecikmeli olarak sunduklarını, bilirkişi raporuna geç beyanda bulunmalarının hem mazerete dayalı olduğunu, hem de verilen kesin bir süre olmadığını, duruşmaya da kısa süre kalığı için ek rapor alınması talepleri ile ilgili olarak kararın duruşmada verileceği için yargılamanın bu sebeple uzamadığını, alınacak ek bilirkişi raporunda hesaplamaya taraflar arasındaki █████/2017 ila █████/2017 tarihleri arasındaki alışverişlere ilişkin kayıtların da dahil edilmesini talep ettiklerini, davalı kayıtlarında, davacıdan her ay kesilen hizmet bedeli, organizasyon bedeli, raf bedeli şeklinde toplam 236.442,75 TL kesinti yapıldığını, davalının tedarikçi olup, bu kesintileri yapamayacağın , bu tür kesinti yapma hakkının sözleşmede olması halinde asıl işverene ait olduğunu bildirdiklerini, mal iade belgelerinin davalı tarafça tek yanlı düzenlenmiş olduğunu, iade kapsamında 48.185,84 TL kesinti yapıldığını, davalı tarafın mal iadeleriyle ilgili tebliğ belgesi, sevk irsaliyesi vs kayıtlarını sunmasını talep ettiklerini, inceleme yapabilmek için bilirkişi raporuna ek tablolarda yazılı kayıtların belgelerinin dosyaya celbini talep ettiklerini, mahkemece, tablolarda yazılı kayıtların belgelerinin dosyaya celbinden sonra ek bilirkişi raporu alınması taleplerinin reddedilerek adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini, mahkemece eksik incelemeye dayalı olarak karar verildiğini, davanın aydınlatılması ilkesine aykırı davranıldığınıistinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
:Dava, satım sözleşmesine dayalı alacak kaynaklı icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.TMK'nın 6. maddesinde ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.'' denmektedir. İspat yükü başlıklı HMK'nın 190. maddesi " (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. " şeklinde düzenlenmiştir.İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., █████████ K. sayılı kararında da değinilmiştir.İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir."Davaların kısa zamanda sonuçlandırılması, adaletin bir an önce tecellisi için, taraflarca Veya Mahkemelerce yapılması gereken bir kısım adli işlemler sürelere bağlanmıştır. Bilindiği üzere bu sürelerin bazılarını kanun bizzat belirlerken bir kısmını işin özelliğine, tarafların durumlarına göre belirlemesi için hakime bırakmıştır. Kanuni süreler açıkça belirtilen ayrıcalıklar dışında kesindir. Bu sebeple 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 90.maddesinde belirtildiği gibi kanunun tayin ettiği süreler hakim tarafından azaltıp çoğaltılamaz. Buna karşın, aynı Kanun'un 94.maddesine göre hakimin belirlediği süreler ise kural olarak kesin değildir.Hakim tayin ettiği süreyi henüz dolmadan azaltıp çoğaltacağı gibi, süre geçtikten sonra da tarafın isteği üzerine yeni bir süre tanıma yoluna da gidebilir. Bu takdirde verilen ikinci süre kesindir. Ancak, hakim kendi belirlediği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir. Kesin sürenin tayin edilmesi halinde, karşı taraf yararına usulü kazanılmış hak doğacağı da kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki, ister kanun, isterse hakim tarafından tayin edilmiş olsun kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesi mümkün değildir. Böylece kesin sürenin kaçırılması; o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, bazen davanın kaybedilmesine dahi neden olmaktadır. Bu itibarla geciken adaletinde bir adaletsizlik olduğu düşüncesinden hareketle, davaların yok yere uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalıdır.."(Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin ██████████ esas, ██████████ karar sayılı emsal ilamı )Bir satım ilişkisinde satıcı taraf sattığı malın-hizmetin miktarını ve alıcıya teslimini, alıcı ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır.Davacı tarafça, borcun doğduğu zamanda fırıncılık yapmakta ve davalının ... Bayisi'ne ekmek tedarik ettiğini, davalının da bu ekmekleri .... mağazasına tedarik etmekte olduğunu, alacak yönünden icra takibi yapıldığı, itiraz üzerine takibin durduğu iddiasıyla, itirazın iptali talebiyle dava açılmış olup, davalı taraf cevap dilekçesinde davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiştir.Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, davacı ticari defterlerinin sunulmadığının, davacının dava dilekçesinde alacağının delili olarak davalının ticari defterler ve kayıtlarına dayandığının, davalının ticari defterleri üzerinde yapılan inceleme sonucu davalının davacıya herhangi bir borcunun bulunmadığı yönünde bilirkişi raporuna karşı yasal süresinde itiraz dilekçesi sunulmadığının, sonuç olarak ispat yükü üzerinde olan davacının iddiasını kanıtlayamadığının anlaşılmasına göre davacı vekilinin tüm istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 sayılı HMK'nın 353/1,b.1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir.HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin █████/2022 tarih, ███████ Esas ve ████████ Karar sayılı kararına karşı davacı vekilinin istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-İstinaf kanun yoluna başvuran davacı taraftan alınması gereken 732,00 TL istinaf harcından başlangıçta alınan 80,70 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 651,30 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,3-Davacı tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına,4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,5-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,6-Kararın Dairemizce taraflara re'sen tebliğine,Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 361/1. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.█████/2026