Ticari hizmet sözleşmelerinden doğan sorumluluk kapsamında ödenen kıdem tazminatının diğer işverenlerden rücuen tahsili davası.
Özet: Davacının, eski çalışanına ödediği kıdem tazminatının, çalışanın davalı şirketlerde geçirdiği dönemlere isabet eden kısmının rücuen tahsilini talep ettiği davada; davalılar, zamanaşımı, husumet, asıl işveren sorumluluğu ve sözleşmesel rücu imkanı bulunmadığı itirazlarıyla davanın reddini savunmuştur. Mahkeme, asıl ve alt işveren arasındaki müteselsil sorumluluğun işçiye karşı geçerli olduğunu, kendi aralarındaki rücu ilişkisinin ise hizmet alım sözleşmeleri ile Türk Borçlar Kanunu hükümleri kapsamında çözülmesi gerektiğini belirtmiştir.

T.C.

İSTANBUL
19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
: ████████ Esas
KARAR NO
: ████████
DAVA
: Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ
: █████/2015
KARAR TARİHİ
: █████/2026
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
DAVA
:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirketin... Belediyesine bağlık iştirak şirketi olduğunu, davacı şirketin ...Belediyesinden ihale ile aldığı işleri yapmak için personel istihdam ettiğini, bu çerçevede şirket bünyesinde çalışan dava dışı ...'nın malullük-yaşlılık aylığına hak kazandığından işten ayrıldığını, davacı şirketin dava dışı ...'nın son çalıştığı yer olması dolayısı ile talebi üzerine çalıştığı tüm yıllara ait kıdem tazminatının ödendiğini, sigortalının çalışma süresinin bir kısmının davacı şirkette geçtiğini geri kalanın davalı şirketlerde geçtiğini belirterek ödenen 13.037,13 TL kıdem tazminatının davacı şirkette geçmeyen dönemlere ilişkin süreler dikkate alınarak, davalı şirketlerden ödeme tarihinden itibaren müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP
:
Davalı ... Şirketi vekili cevap dilekçesi ile dava dışı sigortalıya ödenecek kıdem tazminata ile ilgili olarak asıl işverenin sorumluluğunun süz konusu olduğunu, davayı kabul anlamına gelmemekle taleple bağlılık gereği kıdem tazminatından son ücret üzerinden ve çalışmış olduğu dönemle sorumlu olduğunu, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ...Şirketi vekili cevap dilekçesi ile zamanaşımı ve husumet itirazlarının olduğunu, işin başlangıcından itibaren işçinin asıl işverenin işçisi olması dolayısıyla sorumluluğun asıl işverene ait olduğunu tüm bu nedenlerle de rücunun mümkün olmadığını davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesi ile davaya konu alacağı olan işçinin işinin, davacının asıl işi kapsamında olduğunu, işin başlangıcından itibaren işçinin asıl işverenin işçisi olması dolayısıyla sorumluluğun asıl işverene ait olduğunu rücunun mümkün olmadığını, dava dışı işçinin açtığı işçilik alacağı davasında davalı...Şti yönünden husumetten red kararı verildiğini, davalı şirketlerle yapılan şartnamede kıdem tazminatından bahsedilmediği, şartnamede geçmeyen bir kalemin fiyata yansıtılamayaeağı, yasal düzenlemelerle de sabit olduğu üzere işçilik alacaklarından alt işverenin sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, aksi kanaatte olunur ise; işçinin çalıştığı döneme ait brüt ücretin tespit edilip, sorumluluk miktarının yarısının davacıda olduğu dikkate alınarak; davalı şirketlerin sorumluluğunun işçinin çalıştığı dönemdeki brüt ücretin yarısı olacağını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER
:
Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan davaya ilişkin dava dosyasının İstanbul ... Asliye Hukuk Mahkemesinin ... esas... karar sayılı █████/2025 tarihli görevsizlik kararı uyarınca Tevzi Bürosunca mahkememize tevzi olunduğu ve Mahkememizin... Esas numarasına kaydının yapıldığı, Mahkememizce tensip tutanağının usulüne uygun taraflara tebliğ edildiği, Mahkememiz █████/2026 tarihli celse ara kararlar gereğince, davalılar.., ... ve... Grup... Yönünden davanın tefriki ile, yeni bir esas alınmasına karar verilerek, Mahkememizce tefrik işlemleri yapılarak Mahkememizin ████████ esas sırasını almıştır.
GEREKÇE
:
Dava, taraflar arasındaki hizmet alım sözleşmeleri gereğince dava dışı işçiye ödenen işçilik alacaklarının rücu istemine ilişkindir.
İş Kanunu md. 2/6’ya göre, “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.”
Asıl ve alt işveren, işçiye karşı İş Kanunu’ndan doğan yükümlülükler bakımından müteselsilen sorumludurlar. Bu müteselsil sorumlulukta işçilere, haklarının korunması adına bir güvence teminatı sağlamak amaçlanmıştır. Dolayısıyla asıl ve alt işverenin müteselsil sorumluluğu sadece işçiye karşı geçerlidir. Kendi aralarındaki hukuki ilişkide ise Türk Borçlar Kanunu’nun uygulanması gerekmekte olup, sözleşme hükümlerine göre uyuşmazlığın çözülmesi gerekir.
TBK md. 167’ye göre, “Aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar.
Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır. Bu durumda borçlu, her bir borçluya ancak payı oranında rücu edebilir.
Borçlulardan birinden alınamayan miktarı, diğer borçlular eşit olarak üstlenmekle yükümlüdürler.” Bu düzenlemeden de anlaşıldığı gibi, taraflar kendi iç ilişkilerinde sorumluluğun kime ait olduğu hususunda irade serbestisi ilkesi kapsamında anlaşabilirler. Kanunun 167. maddesinin bu noktada emredici değil düzenleyici bir hüküm olarak yorumlanması gerekir.
Asıl işverenin iş yerinde çalışan işçiler, farklı alt işverenler nezdinde çalışmış olabilir. Böyle bir durumda asıl işveren tarafından ödenen tazminat, farklı alt işverenlerin dönemlerini kapsıyorsa, herbir alt işveren kendi dönemiyle sınırlı olarak sorumludur. Başka bir ifadeyle asıl işveren, herbir alt işvereni o alt işverenin dönemiyle sınırlı olmak üzere sorumlu tutabilir.
Yüksek mahkeme kararları uyarınca İş Kanunu’nun 112. maddesinde öngörülen düzenleme, işçiyi güvence altına almak amacıyla konulmuş bir hüküm olup, emredici nitelikte bir hüküm değildir. Söz konusu yasal düzenleme, asıl ve alt işverenler yönünden, dış ilişki itibariyle işçiye karşı geçerli olup, asıl ve alt işverenler arasındaki iç ilişkideki sorumluluğu ortadan kaldıran bir düzenleme değildir. Düzenlemede asıl işverenin, ödemiş olduğu kıdem tazminatı nedeniyle, alt işverenlere rücu hakkı bulunmadığına dair bir düzenleme bulunmadığı gibi hükmün aksi yönünde taraflar her zaman sözleşme düzenleyebilirler.
Somut olayda, dosyanın mahkememize tevzi üzerine yapılan araştırmada Davalılardan... Ltd. Şti.'nin birleşme sonucu terkin olduğu, diğer Davalılar ...Ltd. Şti. ve...Ltd. Şti.'nin ise sicilden terkin edildiği, faal olmadıkları anlaşılmıştır. Bunun üzerine hazırlanan tensip zaptının 3. ve 4. bentlerinde davacıya husumet gösterdiği şirketi açıklaması ve ihya davası açması için süre verilmiştir. Verilen süre içinde eksiklik giderilmediğinden █████/2026 tarihli ara karar ile davacıya kesin süre verilmiş ve sonucu usule uygun olarak ihtar edilmiştir. Ancak verilen kesin süre içinde birleşme sonucu devralan şirkete husumet yöneltilmemiş ve diğer şirketlere ihya davası açılmamıştır. Buna ilişkin duruşmada davacı vekili, dosyanın mevcut haliyle karara çıkmasını talep etmiştir. Mahkememizce bu üç şirket adına dosya tefrik edilerek, dava şartının değerlendirilmesi için eldeki dosya oluşturulmuştur.
Terkin sebebiyle davalı şirketlerin vekâlet ilişkileri kendiliğinden son bulduğundan davalı vekillerine açıklama yapmaları ve vekâletlerini yenilemeleri için mahkememizce süre verilmiş, ancak davalı vekilleri açıklama yapmamıştır. Bu sebeple davalı vekillerinin UYAP kaydı silinmiştir.
HMK md. 114/I-d uyarınca tarafların, taraf ehliyetine sahip olmaları dava şartıdır. Davalı üç şirket sicilden terkin edilmekle taraf ehliyetlerini kaybetmişlerdir. Artık bu şirketlere karşı davaya devam edilmesi mümkün değildir. Eksikliğin giderilerek şirketlerin ihyası ve birleşme sonucu devralan şirkete husumet yöneltilmesi için HMK md. 115/II uyarınca davacıya imkân tanınmışsa da kesin süre içinde davacı dava şartı eksikliğini gidermemiştir. Açıklanan sebeplerle, davalı şirketlerin sicilden terkin edilerek taraf ehliyetlerini kaybettikleri gözetilerek davanın dava şartı yokluğundan reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM
: Yukarıda izah edilen gerekçeye istinaden;
1-Davanın HMK md. 114/I-b ve 115/II uyarınca dava şartı eksikliği sebebiyle usulden REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL maktu harçtan daha önce alınan 222,65 TL 'nin mahsubu ile bakiye kalan 509,35 TL'nin Davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin Davacı üzerinde bırakılmasına,
4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde taraflara iadesine,
Dair, kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde istinaf yolu (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine başvuru yolu) açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. █████/2026
Katip
¸
Hakim
¸

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!