Hazinenin kadastro tespitine itiraz davasında, parsellerin zilyetlik, tapu kaydı ve mera vasfı değerlendirmesinde hava fotoğrafı ile eksik araştırma ve inceleme nedeniyle verilen bozma kararı.
Özet: Yargıtay, hazinenin kadastro tespitine itiraz davasında, ilk derece mahkemesinin 228 parsel yönünden davayı reddeden kararını, kararda tarafların eksik gösterilmesi usul hatası ve hüküm kurmaya elverişli olmayan inceleme nedeniyle bozmuştur; zira mahkeme, değişir sınırlı tapu kaydının miktarını, miktar fazlasında zilyetlikle edinme koşullarını, taşınmazdaki taşlık kısımları yeterince araştırmamış, hava fotoğraflarını incelememiş ve yerel bilirkişi ile tanık beyanlarını denetlememiştir, bu nedenle doğru sonuca ulaşmak için daha detaylı bir araştırma ve delil değerlendirmesi gerekmektedir.
8. Hukuk Dairesi         ███████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

SAYISI
: ███████ E., 2016/6 K.
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davacı Hazinenin 285, 2 86... parseller yönünden davasının kabulüne, 228 parsel yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı Hazine temsilcisi, davalılar ... ve ... tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında, Ağrı ili Tutak ilçesi ... köyü çalışma alanında bulunan 228 parsel sayılı ve 149.800 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, tapu kaydı, harici satış, irsen intikal ve zilyetlik nedeniyle ... ve arkadaşları adına; 285, 2 86... parsel sayılı sırasıyla 16.256, 00... , 6.384, 00... ve 1.856, 00... yüzölçümündeki taşınmazlar tapu kaydı, harici satış ve zilyetlik nedeniyle ... ve arkadaşları adına tespit edilmiştir.
Davacı Hazine temsilcisi dava dilekçesinde; dava konusu 228, 285, 2 86... parsel sayılı taşınmazların Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu ve dayanak tapuların gayrisabit sınırlı olduğunu ileri sürerek, tespitin iptali ve taşınmazların Hazine adına tescili istemiyle her bir parsel hakkında ayrı ayrı dava açmıştır.
Dava dosyaları birleştirilerek, İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "dava konusu 228 parsel sayılı taşınmaza uygulanan tapu kaydının taşınmaza uyduğu, taşınmazın uzun yıllardır davalılar zilyetliğinde olup tarımsal amaçlı olarak kullanıldığı, çevre taşlık kısımdan net biçimde ayrıldığı, davalılar lehine zilyetlikle edinme koşullarının oluştuğu, dava konusu 285, 2 86... parsel sayılı taşınmazların tarıma elverişli olmadığı, ciddi oranda taşlık olduğu, ███████ sayılı tapu kaydının bu taşınmazları birlikte kapsadığı, ancak ziraat bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, arazinin tarıma elverişli olmadığı ve mera ile benzerlik gösterdiği, meraların zilyetlikle iktisap edilemeyeceği" gerekçesiyle dava konusu 228 parsel sayılı taşınmaz yönünden davanın reddi ile taşınmazın tespit gibi tesciline; dava konusu 285, 2 86... parsel sayılı taşınmazlar yönünden temyize konu davacı Hazinenin davasının kabulü ile taşınmazların kadastro tutanaklarının ayrı ayrı iptali ile mera vasfıyla sınırlandırılmasına ve mera özel siciline tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine temsilcisi, davalılar ... ve ...
tarafından temyiz edilmiştir.
1. Dava konusu 228 parsel sayılı taşınmaz hakkındaki hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; öncelikle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 297. maddesi uyarınca, davanın taraflarının kararda doğru ve eksiksiz şekilde gösterilmeleri gerekir. İlk Derece Mahkemesince, karar başlığında taraflar ve sıfatları doğru ve eksiksiz şekilde gösterilmemiştir. Bu haliyle karar başlığının anılan kanun maddesi hükmüne uygun düzenlendiğinden söz edilemez.
Diğer taraftan, İlk Derece Mahkemesince, tespite esas tapu kaydının dava konusu taşınmaza uyduğu ve davalılar lehine zilyetlikle edinme koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, yapılan inceleme ve araştırma hüküm kurmaya elverişli bulunmamaktadır.
İlk Derece Mahkemesinin, tespite esas 04.09.1935 tarihli ve 1 sıra numaralı tapu ile geldisi K.sani 1289 tarihli ve 250 sıra numaralı tapu kaydının dava konusu taşınmaza uyduğu yönündeki değerlendirmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ne var ki, söz konusu tapu kaydı "göl" ve "boğaz" hudutları itibarıyla değişir sınırlı olup, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 20/C maddesi uyarınca değişir hudutlu tapu kayıtlarının kapsamları, miktarları ile sınırlı olduğundan kayıt kapsamının, sabit sınırlardan bağlantı kesilmeksizin kaydın miktarına göre belirlenmesi, tapu kaydının miktar fazlasında ise davalılar lehine zilyetlikle edinme koşullarının oluşup oluşmadığının kesin olarak belirlenmesi gerekir. İlk Derece Mahkemesince yapılan 23.11.2015 tarihli keşif gözleminde, taşınmazın güneydoğusunun oldukça taşlık ve bu taşlık kısmın arazinin geneline göre daha eğimli olduğu belirtildiği halde bilirkişi raporlarında, mahkeme gözleminde bahsi geçen taşlık kısma yer verilmemiştir. Öte yandan, taşınmazların kullanım süresi ile niteliğini en iyi belirleme yöntemi hava fotoğraflarının incelenmesi olup, İlk Derece Mahkemesince bu yönde bir araştırma yapılmamış, yerel bilirkişi ve tanık beyanlarının doğru olup olmadığı denetlenmemiştir.
Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için İlk Derece Mahkemesince öncelikle, tespit tarihinden 15, 20... yıl öncesine ait farklı dönemlerde çekilmiş en az üç adet stereoskopik hava fotoğrafı Harita Genel Müdürlüğünden tarihleri açıkça yazılmak suretiyle istenilerek dosyaya konulmalı; bundan sonra mahallinde, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişiler ve taraf tanıkları ile 3 ziraat mühendisi, jeodezi ve fotogrametri mühendisi ve fen bilirkişinin katılımıyla yeniden keşif yapılmalı ve bu keşif sırasında dinlenilecek yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmazın ilk olarak ne zaman ve nasıl zilyet edilmeye başlandığı ve zilyetliğin ne şekilde sürdürüldüğü hususları etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, beyanlar arasında doğabilecek çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılarak yöntemince giderilmeye çalışılmalı; jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişiye hava fotoğraflarının stereoskop aletiyle incelemesi yaptırılmak ve temin edilebilen en eski tarihli uydu fotoğrafları da değerlendirilmek suretiyle, dava konusu taşınmazın önceki ve şimdiki niteliğinin, arazinin ekonomik amacına uygun olarak zilyetliğine ne zaman başlanıldığının belirlenmesine çalışılmalı; tanık ve yerel bilirkişi ifadeleri bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan bilirkişi raporlarıyla denetlenmeli; taşınmazın kadastro paftasındaki konumu bilgisayar programı aracılığıyla ölçekleri eşitlenmek suretiyle uydu ve hava fotoğraflarına aktarılmalı; ziraatçi bilirkişi kurulundan, taşınmazın zirai faaliyete konu olup olmadığı, zilyetliğin hangi tarihte başladığı ve hangi tasarruflar ile sürdürüldüğü, kullanım sınırlarının oluşup oluşmadığı, komşu parseller ile arasında nitelik farkı bulunup bulunmadığı hususunda, bilimsel esaslara ve somut verilere dayalı, ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverir şekilde rapor düzenlemeleri ve rapora taşınmazın fotoğraflarını da eklemeleri istenilmeli; fen bilirkişisine keşfi takibe ve denetlemeye elverişli rapor ve kroki düzenlettirilmeli, bundan sonra toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir.
İlk Derece Mahkemesince, belirtilen hususlar gözardı edilerek eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulması isabetsiz olduğundan, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2. Dava konusu 285, 2 86... parsel sayılı taşınmazlar hakkındaki hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; İlk Derece Mahkemesince işin esasına girilerek karar verilmiş ise de, verilen karar usul ve kanuna uygun bulunmamaktadır. 6100 sayılı Kanun'un 297. maddesi uyarınca, davanın taraflarının kararda doğru ve eksiksiz şekilde gösterilmeleri gerekir. İlk Derece Mahkemesince, karar başlığında taraflar ve sıfatları doğru ve eksiksiz şekilde gösterilmemiştir. Bu haliyle karar başlığının anılan kanun maddesi hükmüne uygun düzenlendiğinden söz edilemez.
Öte yandan, dosyanın incelenmesinde yargılama sırasında davalılar yönünden taraf teşkilinin sağlanmadığı, bir kısım tespit maliki veya mirasçılarına 7201 sayılı Tebligat Kanunu ile Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik hükümlerine uygun davetiye çıkartılarak davadan haberdar edilmedikleri halde yargılamaya devam edilerek aleyhlerine hüküm kurulduğu ve tümünün karardan da haberdar edilmediği anlaşılmaktadır. Ayrıca, tespit maliklerinden ... oğlu ..., ... oğlu ... ve ... 'ın nüfus kayıtlarının gönderilmesi için Nüfus Müdürlüğüne yazı yazıldığı ancak nüfus kayıtlarının bulunamadığının bildirildiği görülmüştür. Oysaki, taraf teşkilinin sağlanması, yargılamanın her aşamasında resen gözönünde bulundurulması gereken dava şartlarından olup, bu koşul yerine getirilmeden davanın esası hakkında karar verilmesi hukuken mümkün bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince öncelikle, dava konusu taşınmazın tespit maliklerinden ... oğlu ..., ... oğlu ... ve ... için kolluk araştırması yaptırılarak kimlik bilgilerine ulaşılmaya çalışılmalı, kim oldukları tespit edilebildiği takdirde nüfus kayıtları dosya içerisine getirtilerek kendilerine, ölü iseler mirasçılarına usulünce tebligat yapılmalı, tüm araştırmalara rağmen kendilerine ulaşılamazsa 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 427/1. maddesinde; “Bir kimse uzun süreden beri bulunamaz ve oturduğu yer de bilinemezse kendisine vesayet makamınca yönetim kayyımı atanır” şeklindeki düzenleme dikkate alınarak kayyım atanması için dava açmak üzere davacı tarafa yetki ve süre verilmeli, bundan sonra vesayet makamınca atanan kayyıma ve dava konusu taşınmazların tüm tespit malikleri veya mirasçılarına dava dilekçesi ekli duruşma gününü bildirir davetiye tebliğ edilmek suretiyle yöntemine uygun şekilde taraf teşkili sağlanmalı, anılan kişilerden savunma ve delilleri sorulmalı, bildirdikleri takdirde delilleri toplanmalı ve akabinde işin esasına girilip toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre hüküm kurulmalıdır.
İlk Derece Mahkemesince yöntemince taraf teşkili sağlanmadan işin esası hakkında, 6100 sayılı Kanun'un 297. maddesine aykırı şekilde karar verilmesi doğru görülmediğinden, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ
: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan sebeplerle; dava konusu 228 parsel sayılı taşınmaz hakkında davacı Hazine temsilcisinin temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
(2) numaralı bentte açıklanan sebeplerle; dava konusu 285, 2 86... parsel sayılı taşınmazlar hakkında davalılar ... ve ...'ın temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 428. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
Peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
15.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!