Vakıf denetim raporundaki hukuka aykırı tespitlerin iptali davasında hukuki yarar eksikliği ve yetkili mahkeme tartışmaları üzerine Yargıtay incelemesi.
Özet: Davacı vakfın, bir denetim kurulunca hazırlanan raporun hukuka aykırı tespit ve değerlendirmelerinin iptali istemiyle açtığı davada, ilk derece ve istinaf mahkemelerinin, raporun sadece görüş niteliğinde olması ve yaptırım gücü bulunmaması nedeniyle hukuki yarar yokluğundan usulen reddetme kararlarının temyiz edilmesi üzerine, Yüksek Mahkemenin hakimin davayı nitelendirme ve hukuk kurallarını resen uygulama görevi ile özel hukuk tüzel kişilerine ilişkin yetki kurallarına dikkat çekerek, dava konusu raporun mahiyeti ve hukuki yarar koşulunu yeniden değerlendirdiği anlaşılmaktadır.
8. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi

SAYISI
: █████████ E., █████████ K.
İLK DERECE MAHKEMESİ
: İstanbul Anadolu 8. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI
: ████████ E., ████████ K.
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen denetim raporundaki tespit ve değerlendirmelerin hukuka aykırı olduğunun tespiti ve iptali davası sonucunda verilen hükme karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava dilekçesinde; davalı ... Teftiş Kurulunun davacı vakıf hakkında yaptığı denetim sonucu hazırlanan 19.10.2023 tarihli ve 5 nolu denetim raporundaki 5.1, 5.5 ve 5.7. bentlerdeki tespit ve değerlendirmelerin hukuka aykırı olduğunun tespiti ile iptali istenmiştir.
İlk Derece Mahkemesince; "Teftiş Kurulu nezdinde müfettiş tarafından düzenlenen raporun ... Yönetmeliği'nin 122. maddesi kapsamında görüş mahiyetinde olduğunun hüküm altına alınmış olması itibarıyla; iptali talep edilen tespit ve değerlendirme içerir raporun herhangi bir yaptırım, icra veya infaz kabiliyeti olmayan görüş mahiyetindeki tespit ve değerlendirmelere ilişkin talepte bulunulması noktasında hukuki yararın olmadığı gerekçesi ile davanın usulden reddine" karar verilmiştir.
Davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; "dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, İlk Derece Mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesi ile davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun esastan reddine" karar verilmiştir.
Davacı vekili Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı verdiği temyiz dilekçesinde; dava ve istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
04.06.1958 tarihli ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince, maddi olayları açıklamak taraflara ve ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak kanun hükümlerini tespit etmek ve uygulamak görevi hakime aittir. Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 33. maddesinde hâkimin, Türk hukukunu resen uygulayacağı belirtilmiştir. Bu ilke gereği açılan davayı nitelemek ve açılmış bir dava hakkında doğru hukuk kurallarını bulup uygulamak hâkime düşen bir görevdir.
Dava, davalı ... Teftiş Kurulunun davacı vakıf hakkında yaptığı denetim sonucu hazırlanan denetim raporundaki tespit ve değerlendirmelerin hukuka aykırı olduğunun tespiti ile iptali istemine ilişkindir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 101. maddesinde, vakfın, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluğu olduğu, aynı Kanun'un 102. maddesinde ise vakıf kurma iradesinin, resmi senetle veya ölüme bağlı tasarrufla açıklanacağı, vakfın, yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil ile tüzel kişilik kazanacağı, 5737 sayılı ... Kanunu'nun (5737 sayılı Kanun) 3. maddesine göre yeni vakıf, Mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi ile 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre kurulan ... olarak tanımlandıktan sonra, aynı Kanun'un 5 ve 67. maddelerinde ise yeni vakıfların 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre kurulup ve faaliyet gösterecekleri, yönetim organının vakıf senedine göre oluşturulacağı hükme bağlanmıştır.
Vakıflarla ilgili açılan davalarda yetkili mahkeme belirlenirken 6100 sayılı Kanun'da iki ayrı düzenlemenin dikkate alınması gerekmektedir.
Kesin yetki kuralının öngörüldüğü 6100 sayılı Kanun'un 14/2. maddesinde, özel hukuk tüzel kişilerinin, ortaklık veya üyelik ilişkileriyle sınırlı olmak kaydıyla, mevcut bir ortağına veya üyesine karşı veya bir ortağın yahut üyenin bu sıfatla diğerlerine karşı açacakları davalar için, ilgili tüzel kişinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkili olduğu, bu özel ve sınırlı hal dışında kesin yetki kuralının mevcut olmadığı, maddede düzenlenen yetkinin, kesin nitelikte olup kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemece yargılamanın her safhasında resen dikkate alınması gerekmektedir.
Kesin yetki kuralı dışındaki genel yetkili mahkeme ise, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 9. maddesini karşılayan 6100 sayılı Kanun'un 6. maddesinde düzenlenmiş buna göre; yetkili mahkeme davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Ayrıca aynı Kanun'un 19/4. maddesine göre de yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hale gelir. Hâkim doğrudan (resen) yetkisizlik kararı veremez.
4721 sayılı Kanun'un 51. maddesinde; tüzel kişinin yerleşim yerinin, kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça işlerinin yönetildiği yer olduğu hükme bağlanmıştır.
Burada üzerinde durulması gereken diğer bir husus ise, yeni vakıfların tescili için yetkili mahkeme konusunda bir sınırlandırma getirilmemiş iken 4721 sayılı Kanun'un 1 02... . maddelerindeki düzenlemeler gereği mahkemenin tescil kararının kesinleşmesi üzerine vakfın yerleşim yeri Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde tutulan özel sicile tescil edilmesi ile vakfın tüzel kişilik kazanacağı, tescil kararını veren mahkeme vakfın yerleşim yeri mahkemesi değilse, tescil için dosyayı vakfın yerleşim yeri mahkemesine göndereceği, yerleşim yeri mahkemesinin yapacağı bildirim üzerine ... Genel Müdürlüğünce merkezî sicile kaydolunan vakfın Resmî Gazete ile ilân olunacağı şeklindeki düzenlemelerden, yeni vakıfların tescil kararından sonra vakıf senedinde belirtilen yerleşim yeri mahkemesinde özel sicile tescili esası getirtilerek vakfın iş ve işlemlerinin yerleşim yeri mahkemesi esas alınarak yürütülmesi kabul edilmiştir. Bu noktada, genel itibarıyla vakıf tarafından veya vakfa karşı açılacak davalarda vakfın yerleşim yeri mahkemesi kesin yetkili olacaktır.
Buna göre dava konusu vakıf, 5737 sayılı Kanun'un "tanımlar" başlıklı 3. maddesi gereği mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin yürürlük tarihinden sonra kurulmuş "yeni vakıf"tır. 4721 sayılı Kanun'un 106. maddesi gereği vakıf senedinde vakfın yerleşim yerinin gösterilmesinin zorunlu olduğu, dosyada bulunan vakıf senedinin 3. maddesine göre vakfın merkezinin İstanbul (İstanbul Adliyesi yargı çevresinde) olduğu anlaşılmaktadır.
6100 sayılı Kanun’un 114. maddesi gereği yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması dava şartı olup, dava şartlarının 115. madde gereği yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınması gerekir. Yine aynı Kanun'un 19. maddesi gereği yetkinin kesin olduğu davalarda, mahkeme yetkili olup olmadığını, davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zorunda olduğu hükme bağlanmıştır. Dava şartları incelenirken ilk önce mahkemeye yönelik olan görev ve yetkinin daha sonra taraflara ilişkin dava şartlarının incelenmesi gerekir. Bu durumda İlk Derece Mahkemesince, vakfın merkezi olan İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesinin açılan davada kesin yetkili olması sebebi ile yetkisizlik kararı verilmesi gerekirken, mahkemeye ilişkin dava şartları incelenmeksizin davacının açılan davada hukuki yararı bulunmadığı gerekçesi ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
S O N U Ç
: Yukarıda açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,
Peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
15.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!