Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi Kararı: Azınlık Hissedarların Usulsüz Genel Kurul Kararlarının İptali ve Yönetim Kayyımı Atanması Talepli Şirket Uyuşmazlığı.
Özet: Bu hukuki evrak, azınlık hissedarların çoğunluk hissedarlarının hak ihlalleri, bilgi alma engelleri ve şirketin kanunsuz yönetimi iddialarıyla, usulüne uygun çağrılmadığını ve esas sözleşmeye aykırı kararlar alındığını ileri sürdükleri olağanüstü genel kurul kararlarının iptali, tescillerinin hükümsüzlüğü ve şirkete kayyım atanması talebiyle açtıkları ticari dava dosyasında, davalı tarafın ise toplantı çağrılarının ve yönetim kurulu seçim sürecinin yasal prosedürlere uygun olduğunu, ancak esas sözleşmedeki üye sayısı nedeniyle tescil sorunu yaşandığını savunarak iddialara itiraz ettiği bir yargılama sürecini açıklayan bir evraktır.

T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO
: ████████
KARAR NO
: █████████
ASIL DAVA
: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)
ASIL DAVA TARİHİ
: █████/2024
BİRLEŞEN DAVA
: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)
BİRLEŞEN DAVA TARİHİ
: █████/2024
KARAR TARİHİ
: █████/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH
: █████/2025
Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
ASIL DAVADA
İDDİA
:
Davacı vekilinin Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine sunduğu █████/2024 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde ;Davacılar; davalı ..... Ticaret ve İnşaat Anonim Şirketi’nin on altı ortaktan oluştuğunu, ortaklardan beşinin ..... ailesine, ikisinin ..... ailesine mensup olduğunu, ayrıca üç tüzel kişi ortağın da yine ..... ailesinin yönetimindeki şirketler olduğunu, bu suretle anılan ailelerin şirkette temsil ettiği pay oranının %62,5 seviyesinde bulunduğunu, müvekkillerinin ise toplam %16,25 oranında paya sahip azınlık hissedarlar konumunda olduklarını beyan etmiştir.
Davacılar; çoğunluk pay sahiplerinden oluşan şirket yönetiminin uzun süredir azınlık pay sahiplerinin haklarına riayet etmediğini, bilgi verme ve hesap verme yükümlülüklerinden kaçındığını, bu kapsamda davacılardan ve aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olan .....’ın TTK m. 392 uyarınca bilgi alma ve inceleme hakkını kullanmak istemesine rağmen çoğunluk pay sahiplerince engellendiğini, bunun üzerine Bakırköy ...... Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ..... E. sayılı dosyası ile bilgi alma ve inceleme hakkının kullandırılması istemiyle dava açıldığını ileri sürmüştür.
Davacılar ayrıca; davalı şirketin kanunlara, esas sözleşmeye ve iç yönergeye aykırı bir anlayışla yönetildiğini, yaklaşık bir yıldır fiilen organsız kaldığını, çoğunluk yönetiminin hukuka aykırı ve kötü niyetli uygulamaları nedeniyle Bakırköy ..... Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ...... E. sayılı dosyası ile şirketin feshi talebiyle dava açıldığını ve bu davanın derdest olduğunu belirtmiştir.
Mevcut yargılamalar devam ederken, hangi yönetim kurulunun hangi kararıyla alındığı belirli olmayan 18.10.2024 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısına ilişkin çağrının Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilan edildiğini, ancak kanunda öngörülen usul ve şartlara aykırı şekilde olağanüstü genel kurul toplantısı yapılarak .....’ün yeniden yönetim kurulu başkanı seçildiğini, toplantının usulüne uygun çağrı yapılmaksızın gerçekleştirildiğini ve alınan kararların şirket esas sözleşmesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
Davacılar, açıklanan nedenlerle; 18.10.2024 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespitine, bu kararlara ilişkin ticaret sicili tescil işleminin hükümsüzlüğüne, anılan kararların tedbiren icrasının durdurulmasına ve ticaret siciline bildirilmesine, şirketin iş hacmi ve faaliyet alanı dikkate alınarak biri hukukçu, biri ekonomist ve biri finans uzmanı olmak üzere üç kişiden oluşan bir kurulun yönetim kayyımı olarak atanmasına, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
ASIL DAVADA
:
SAVUNMA
:
Davalı vekili mahkememize sunmuş olduğu █████/2024 havale tarihli cevap dilekçesi ile ; Davalı taraf; son genel kurulda seçilen yönetim kurulunun görev süresinin 31.03.2024 tarihi itibarıyla sona erecek olması nedeniyle 28.03.2024 tarihli olağanüstü genel kurul için çağrı yapıldığını, bu toplantıya ilişkin ilan ve bildirimlerin pay sahiplerine usulüne uygun şekilde gönderildiğini, devamında 22.03.2024 tarihli yönetim kurulu kararı ile 2023 yılı olağan genel kurul toplantısının 31.05.2024 tarihinde yapılmasının kararlaştırıldığını ve bu toplantıya ilişkin çağrının ilan edildiğini beyan etmiştir. Ancak 31.05.2024 tarihli olağan genel kurul toplantısının, davacıların da aralarında bulunduğu pay sahiplerinin talebi üzerine TTK m. 420 kapsamında ertelendiğini ve ertelemeye ilişkin ilanın Ticaret Sicili Gazetesi’nde yayımlandığını belirtmiştir.
Davalı taraf; akabinde 12.06.2024 tarihli yönetim kurulu kararı ile 2023 yılı olağan genel kurul toplantısının 22.07.2024 tarihinde yapılmasına karar verildiğini, toplantının ilan edildiğini, ancak 22.07.2024 tarihli genel kurulda davacılardan .....’ın da içinde yer aldığı E grubu pay sahiplerinin yönetim kuruluna aday göstermeyeceklerini yazılı ve sözlü olarak beyan ettiklerini ileri sürmüştür. Bu süreçte, şirket esas sözleşmesinde yer alan ve yönetim kurulunun ardışık iki genel kurulda seçilememesi hâlinde kilitlenme oluşacağını öngören düzenleme uyarınca, yalnızca D grubu pay sahiplerince gösterilen adaylardan oluşan dört kişilik bir yönetim kurulunun oy çokluğuyla seçildiğini; ancak Ticaret Sicil Müdürlüğü’nün, esas sözleşmede yönetim kurulunun altı üyeden oluşması gerektiği gerekçesiyle bu seçimin tescilini reddettiğini ifade etmiştir.
Davalı taraf; Sicil Müdürlüğü’nün aynı genel kurulda alınan diğer kararların kısmi tesciline de, toplantı tutanağında yönetim kurulu seçimi bulunduğu gerekçesiyle izin vermediğini, bu süreçte tüm gelişmelerin davacıların da aralarında bulunduğu pay sahiplerine yazılı olarak bildirildiğini ve Sicil Müdürlüğü’nün aynı gündemle genel kurulun tekrarlanması yönünde yol gösterdiğini belirtmiştir. Bu doğrultuda 12.08.2024 tarihli yönetim kurulu kararı ile 2023 yılı olağan genel kurulunun aynı gündemle 05.09.2024 tarihinde yapılmasına karar verildiğini, çağrının ilan edildiğini ve bu toplantıda da E grubu pay sahiplerinin yeniden aday göstermeyeceklerini beyan ettiklerini, bunun üzerine esas sözleşmedeki kilitlenme hükmü işletilerek davacı ..... ve dava dışı ..... ’ın da aralarında bulunduğu altı kişilik bir yönetim kurulunun seçildiğini ifade etmiştir.
Ancak davacı ..... ’ın 06.09.2024 tarihinde, ....’ın ise 10.09.2024 tarihinde yönetim kurulu üyeliğinden istifa ettiklerini, buna rağmen yapılan tescil başvurusunun, Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından kilitlenme hükmünün ancak üçüncü bir genel kurulda uygulanabileceği gerekçesiyle reddedildiğini; bu yorumun esas sözleşme hükmüne aykırı olduğunu, zira sözleşmede kilitlenmenin iki ardışık genel kurulda yönetim kurulunun seçilememesi hâlinde kendiliğinden oluşacağının açıkça düzenlendiğini ileri sürmüştür.
Davalı taraf; bu süreçte 05.09.2024 tarihli genel kurul evraklarının “tescilsiz evrak” olarak sicil dosyasına kaydedildiğini, Sicil Müdürlüğü’nün yalnızca yönetim kurulu seçimi yönünden yeni bir genel kurul yapılmasını gerekli gördüğünü, bu nedenle 18.10.2024 tarihli olağanüstü genel kurul için çağrı yapıldığını, bu çağrının 27.09.2024 tarihli Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilan edildiğini ve pay sahiplerine süresi içinde iadeli taahhütlü mektupla bildirildiğini, çağrı usulünde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını savunmuştur.
Davalı taraf ayrıca; 18.10.2024 tarihli olağanüstü genel kuruldan hemen önce davacıların ve E grubu diğer pay sahiplerinin toplantıya katılmayacaklarını bildirdiklerini, buna rağmen yapılan toplantıda esas sözleşmede düzenlenen kilitlenme hükmü uyarınca, toplantıya katılanların oybirliğiyle ....... ve ..... İnşaat Petrol Ürünleri Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin yönetim kurulu üyesi olarak seçildiklerini ve bu kararların 04.11.2024 tarihli Ticaret Sicili Gazetesi’nde tescil ve ilan edildiğini belirtmiştir.
Sonuç olarak davalı taraf; 2023 yılı olağan genel kurul sürecinde, özellikle davacılardan .....’ın da içinde bulunduğu E grubu pay sahiplerinin aday göstermemek suretiyle şirket yönetiminin kilitlenmesine bizzat sebebiyet verdiklerini, bağımsız denetim raporunun enflasyon muhasebesi nedeniyle gecikmiş olmakla birlikte 29.05.2024 tarihinde şirkete ve aynı gün pay sahiplerine gönderildiğini, TTK m. 420 kapsamında yapılan ilk ertelemenin davacıların talebiyle gerçekleştiğini ve bu süreçte herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını, buna rağmen davacıların ikinci kez erteleme talep etmelerinin azınlık haklarının kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu ileri sürmüştür.
Davalı taraf; E grubu pay sahiplerinin yönetim kuruluna aday göstermemek suretiyle bu haklarından açıkça feragat ettiklerini, bu feragat sonucunda esas sözleşmedeki kilitlenme hükmünün uygulanmasının zorunlu hâle geldiğini, 18.10.2024 tarihli olağanüstü genel kurulda yapılan yönetim kurulu seçiminin ana sözleşmeye uygun olduğunu ve tescil edildiğini, ayrıca şirket hakkında yönetim kayyımı atanmasına ilişkin taleplerin başka davalarda da reddedildiğini belirterek, haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
BİRLEŞEN DAVADA
İDDİA
:
Davacılar vekilinin Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine sunduğu █████/2024 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde ;Davacılar; davalı şirkette toplam %16,25 oranında paya sahip azınlık hissedarlar olduklarını, davalı şirketin 18.10.2024 tarihinde “yeni yönetim kurulu üyelerinin seçimi ve görev sürelerinin görüşülmesi ve oylanması” gündemiyle olağanüstü genel kurul toplantısı yaptığını, müvekkillerinin bu toplantıya katılmadığını, buna rağmen söz konusu toplantıda alınan kararların İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından 04.11.2024 tarihinde tescil edildiğini ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nin 04.11.2024 tarihli 11199 sayılı nüshasında ilan edildiğini beyan etmiştir. Davacılar, toplantıya ilişkin davetin yönetim kurulunun 24.09.2024 tarihli 603 sayılı kararı uyarınca 27.09.2024 tarihli Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilan edildiğini, hazır bulunanlar listesine göre sermayenin %67,5’ini temsil eden çoğunluk pay sahiplerinin toplantıya katıldığını; buna karşılık müvekkillerinin de içinde bulunduğu sermayenin %32,5’ini temsil eden azınlık pay sahiplerinin katılmadığını ileri sürmüştür.
Davacılar; 18.10.2024 tarihli olağanüstü genel kurulun “ilk toplantı” niteliğinde olduğunu, esas sözleşmenin 18. maddesi uyarınca bu toplantının yapılabilmesi için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerektiğini, yani hem (D) ve (E) grubu pay sahiplerinin her bir grubun ayrı ayrı çoğunluğunun toplantıya katılmış olmasının hem de sermayenin en az %75’ini temsil eden pay sahiplerinin toplantıda hazır bulunmasının zorunlu olduğunu; ancak somut toplantıda (E) grubu pay sahiplerinden hiçbirinin toplantıya katılmadığını ve toplantıda hazır bulunanların sermayenin yalnızca %67,5’ini temsil ettiğini, dolayısıyla toplantı ve karar nisabı bulunmadığı hâlde toplantı yapılıp karar alındığını, bu nedenle toplantı ve alınan tüm kararların nisap yokluğu sebebiyle yapılamaz/ alınamaz nitelikte olup yoklukla malul bulunduğunu savunmuştur. Bu bağlamda, toplantının nisap yokluğu nedeniyle ertelenmesi ve ancak ikinci toplantı şartları oluştuğunda yeniden yapılması gerektiğini; oysa 18.10.2024 tarihli toplantıdan önce aynı gündemle yapılmış ve nisap yokluğu sebebiyle ertelenmiş bir birinci toplantı bulunmadığından, bu toplantının “ikinci toplantı” olarak da kabul edilemeyeceğini ileri sürmüştür. Davacılar ayrıca, 05.09.2024 tarihli olağan genel kurulun ilk toplantı sayılmasına ilişkin olası bir iddianın da dinlenemeyeceğini, zira bu toplantının %100 katılımla yapıldığını, erteleme kararı alınmadığını ve gündemdeki tüm maddelerin görüşülerek karara bağlandığını, dolayısıyla esas sözleşmenin 18. maddesinde öngörülen anlamda nisap yokluğu nedeniyle ertelenmiş bir ilk toplantı niteliği taşımadığını belirtmiştir.
Davacılar; 18.10.2024 tarihli genel kurul davetinin yetkisiz yönetim kurulu tarafından yapıldığını, eski yönetim kurulunun 31.03.2022 tarihinde iki yıl süre ile seçildiğini ve görev süresinin 31.03.2024 tarihinde sona erdiğini, TTK m. 410 kapsamında görev süresi dolan yönetim kuruluna genel kurulu toplantıya çağırma yetkisi tanınmış olsa da bu yetkinin kapsam ve süre bakımından sınırlı olduğunu, yeni yönetim kurulunun seçildiği tarihte sona ereceğini ileri sürmüştür. Bu kapsamda, 05.09.2024 tarihli genel kurulda 6 kişilik yeni yönetim kurulunun seçildiğini, dolayısıyla eski yönetim kurulunun TTK m. 410’daki çağrı yetkisinin bu tarihte sona erdiğini; bu nedenle 18.10.2024 tarihli olağanüstü genel kurul çağrısının eski yönetim kurulu tarafından yapılmasının mümkün olmadığını savunmuştur.
Davacılar; 05.09.2024 tarihli genel kurulda seçilen yeni yönetim kurulu üyelerinden ........’ın 06.09.2024 tarihinde, ...... ’ın ise 10.09.2024 tarihinde istifa ettiklerini, bu istifalar sonrasında yeni yönetim kurulunun TTK m. 363 uyarınca boşalan üyeliklere geçici atama yaparak üye sayısını tamamlaması gerektiğini, ancak bunun yapılmadığını ileri sürmüştür. Bu çerçevede, 18.10.2024 tarihli genel kurul davetine ilişkin 24.09.2024 tarihli 603 sayılı yönetim kurulu kararının geçersiz olduğunu; kararın yeni yönetim kurulu sıfatıyla alındıysa TTK m. 363 gereği üye tamamlamadan toplantı ve karar yapılamayacağını, eski yönetim kurulu sıfatıyla alındıysa da toplantının tarih ve gündeminin tüm üyelere, özellikle davacı müvekkilleri ..... ve ........’a bildirilmesi gerekirken böyle bir davetin yapılmadığını, sadece dört üyenin imzasıyla karar alındığını, bu sebeple yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğunu ileri sürmüştür.
Davacılar ayrıca; 18.10.2024 tarihli genel kurul çağrısının TTK m. 414 ve esas sözleşme hükümlerine uygun olmadığını, pay defterine kayıtlı pay sahiplerine çağrının toplantı günleri hariç olmak üzere en az iki hafta önce iadeli taahhütlü mektupla yapılması ve bildirimin içeriğinde gündem ile ilan olunan/olunacak gazete bilgilerine yer verilmesi gerekirken bu şartlara uyulmadığını; ayrıca esas sözleşmenin 21. maddesi gereği çağrının yalnızca Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ile yapılmasının yeterli olmayıp şirket merkezinin bulunduğu yerde çıkan bir gazetede de ilan yapılması gerektiğini, ancak toplantı tutanağında yerel gazete ilanına ilişkin tarih ve sayı bilgisinin bulunmadığını, bu nedenle çağrının geçersiz olduğunu iddia etmiştir.
Davacılar, esas sözleşmenin 9. maddesi ile (E) grubu pay sahiplerine yönetim kuruluna aday gösterme konusunda imtiyaz tanındığını, “kilitlenme” halinin oluşabilmesi için (D) ve (E) grubu pay sahiplerinin aday belirleyememeleri nedeniyle yönetim kurulu seçiminin ardışık iki genel kurulda yapılamaması şartının gerektiğini, somut olayda bu şartların gerçekleşmediğini ileri sürmüştür. Bu kapsamda; 22.07.2024 tarihli genel kurulda (E) grubunun aday göstermediğini, (D) grubunun dört aday gösterdiğini ve dört üyenin seçildiğini; ancak esas sözleşme gereği altı üyeli yönetim kurulunun oluşmadığından seçim gerçekleşmediğini; 05.09.2024 tarihli genel kurulda ise altı üyeli yönetim kurulunun seçildiğini ve bu seçimin genel kurul tutanağına geçirildiğini, Ticaret Sicil Müdürlüğü’nün tescil yapmamış olmasının seçim olgusunu ortadan kaldırmayacağını savunmuştur. Bu nedenle, iki ardışık genel kurulda yönetim kurulu seçiminin yapılamaması şartı gerçekleşmediğinden, 18.10.2024 tarihli genel kurulda kilitlenme varmış gibi hareket edilerek (E) grubuna tanınan imtiyazın bertaraf edilmesi suretiyle (A) grubundan iki üye seçilmesinin esas sözleşmenin 9. ve 23. maddelerine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
Sonuç olarak davacılar; 18.10.2024 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının ve bu toplantıda alınan tüm kararların yoklukla malul ve hükümsüz olduğunun tespitine, ayrıca bu kararlara dayanılarak İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünce yapılan 04.11.2024 tarihli tescil işleminin de yok hükmünde ve hükümsüz olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
BİRLEŞEN DAVADA
:
SAVUNMA ;
Davalı vekili Bakırköy ..... Asliye Ticaret Mahkemesine sunmuş olduğu █████/2025 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle ;Davalı taraf; davacıların TTK’da ve müvekkili şirketin esas sözleşmesinde yer alan genel kurul toplantı ve karar nisaplarına dayanarak 18.10.2024 tarihli olağanüstü genel kurulda nisaplara uyulmadığı iddiasında bulunduklarını, ancak somut olayda bu iddianın hukuki dayanağının bulunmadığını beyan etmiştir. Bu kapsamda, 18.10.2024 tarihli toplantıya D grubu pay sahiplerinin tamamının katıldığını; buna karşılık E grubu pay sahipleri ile E grubu pay sahiplerine ait hissedar şirketler adına, genel kurula katılınmayacağı yönünde açık ve yazılı beyanların şirkete iletildiğini belirtmiştir. Davacılar ...... ile ..... Madencilik’in 17.10.2024 tarihli imzalı yazı ile, ........ ile ..... Kimya A.Ş. ve ..... İnşaat A.Ş.’nin de yine 17.10.2024 tarihli imzalı yazı ile, şirket aleyhine haklı nedenle fesih davası açılmış olmasını gerekçe göstererek olağanüstü genel kurula katılmayacaklarını bildirdiklerini, bu durumda adı geçen tüm E grubu hissedarlar bakımından genel kurula katılma hakkından vazgeçme/feragat iradesinin ortaya konulduğunu, bu açık beyan karşısında esas sözleşmede öngörülen E grubu mevcudiyet şartının fiilen sağlanamayacağının ve bu hâlde TTK’nın genel nisap hükümlerinin uygulanmasının gerekeceğinin açık olduğunu savunmuştur. Nitekim tek gündemi “yönetim kurulunun seçimi” olan toplantıda katılanların oybirliğiyle karar aldıklarını, davacıların toplantıya katılmayarak genel kurulda karar alınmasını engelleme iradesi içinde olduklarının görüldüğünü, açık feragat beyanı bulunmasaydı esas sözleşmenin 18. maddesi kapsamında toplantının ikinci toplantı için ertelenmesinin beklenebileceğini, ancak somut olayda bu açık beyanlar nedeniyle ilgili maddenin uygulanmasının mümkün olmadığını ifade etmiştir. Bu itibarla, davacıların nisaplara uyulmadığı iddiasına bağlanacak bir hukuki sonuç bulunmadığını ileri sürmüştür.
Davalı taraf ayrıca; davacıların, bir önceki yönetim kurulunun 18.10.2024 tarihli olağanüstü genel kurula davet açısından yetkisiz olduğu ve bu sebeple genel kurulun yokluğunun tespiti gerektiği yönündeki iddialarının da yerinde olmadığını belirtmiştir. Davacıların bu kapsamda, 05.09.2024 tarihinde yönetim kurulu seçimi gerçekleştirildiği için bir önceki yönetim kurulunun TTK m. 410’a dayanan çağrı yetkisinin sona erdiğini ileri sürdüklerini; ancak 05.09.2024 tarihli genel kurulda kilitlenme maddesi işletilerek yapılan seçimden sonra E grubu hissedarları ....’ın 10.09.2024, ........’ın ise 06.09.2024 tarihli ihtarnamelerle istifa ettiklerini, bunun üzerine her iki kişiye noter ihtarnameleriyle belirli süreye kadar aday göstermeleri, aksi halde TTK m. 363/1 uyarınca geçici üye seçileceğinin bildirildiğini, buna cevaben ........ tarafından aday gösterilmeyeceği ve TTK m. 363/1’in esas sözleşmeye aykırı yorumlanamayacağı şeklinde itiraz iletildiğini açıklamıştır. Bu süreçten, davacıların amacının esas sözleşme ve mevzuata uygunluk değil, şirket yönetimini işlemez hâle getirerek şirketi zarara uğratmak olduğu sonucunun çıktığını savunmuştur.
Davalı taraf; 18.10.2024 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısına ilişkin yönetim kurulu toplantısı davetinin, davacıların iddiasının aksine, yönetim kurulunda yer almaları nedeniyle ........ ve ..... ’a 23.09.2024 tarihli e-posta ile de gönderildiğini, ayrıca 18.10.2024 tarihli olağanüstü genel kurul çağrısının 27.09.2024 tarih ve 11174 sayılı Ticaret Sicili Gazetesi’nde toplantıdan yaklaşık üç hafta önce ilan edildiğini, pay sahiplerine 30.09.2024 tarihinde iadeli taahhütlü bildirim yapıldığını ve bu bildirimin davacılara 04.10.2024 tarihinde, yani toplantıdan tam iki hafta önce ulaştığını; dolayısıyla çağrı usulünde TTK veya esas sözleşmeye aykırılık bulunmadığını ileri sürmüştür. Kaldı ki, davacıların açıkça toplantıya katılmayacaklarını bildirdiklerini, ilan ve bildirim şartlarının yerine getirildiğini, bu tür iddiaların iyi niyet ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu; ayrıca ileri sürülen aykırılıkların yokluk değil, olsa olsa iptal edilebilirlik kapsamında değerlendirilebileceğini, oysa huzurdaki davanın yokluk tespitine ilişkin olduğunu belirtmiştir.
Davalı taraf devamla; E grubu hissedarlarının iki ardışık genel kurulda (22.07.2024 ve 05.09.2024) yazılı ve sözlü şekilde aday göstermeyeceklerini beyan etmeleri karşısında kilitlenme hâlinin kendiliğinden oluştuğunu, esas sözleşmenin 23. maddesi uyarınca bu durumda genel kurul çoğunluk iradesiyle yönetim kurulunun seçilebileceğini, ancak Ticaret Sicil Müdürlüğü’nün kilitlenme maddesini üçüncü bir genel kurul yapılmasını gerektirir biçimde yorumlaması sebebiyle 18.10.2024 tarihinde yeni bir olağanüstü genel kurul yapılarak yönetim kurulu seçiminin gerçekleştirildiğini ve tescil/ilan edildiğini açıklamıştır. Bu çerçevede, kilitlenme maddesinin uygulanmasının mümkün olmadığı yönündeki tüm iddiaların temelsiz olduğunu; E grubu iki hissedarın aday göstermeyerek bu haklarından açıkça feragat ettiklerini, bu feragate bağlanan sonucun kilitlenme olduğunu ve 18.10.2024 tarihli olağanüstü genel kurulda ana sözleşmeye uygun şekilde yönetim kurulu seçiminin yapılarak tescil ve ilan edildiğini ileri sürmüştür.
Sonuç olarak davalı taraf; davacıların iddialarına bağlı taleplerin reddine karar verilmesini, mahkemenin aksi kanaatte olması hâlinde ise huzurdaki davanın Bakırköy ..... Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ..... E. sayılı dosyası ile birleştirilmesini, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacılara yükletilmesini talep ve dava etmiştir.
DELİLLER ve GEREKÇE
:
ASIL DAVADA;
Dava, davalı şirketin 18.10.2024 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararların yokluğunun tespiti istemine ilişkindir.
BİRLEŞEN DAVADA;
Dava, davalı şirketin 18.10.2024 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararların yokluğunun tespiti istemine ilişkindir.
Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır.
Bilirkişiler Prof. Dr...... ve ..... tarafından mahkememize sunulan █████/2025 tarihli bilirkişi raporunda özetle ; Davalı şirketin 2023-2024 yılı- elektronik mühürlü yevmiye kebir defterinin, yönetim kurulu karar defteri, genel kurul karar defteri, pay defterinin noter huzurunda tasdik ettirildiği, defterlerin sayfalarının birbirini doğruladığı, kazıntı-çizik-yırtık-koparılma olmadığı, muhasebe teknik ve usullerine uygun tutulduğu, defterlerin kesin delil niteliğini taşıma hususunun Mahkemenin takdirinde olduğu, karar defterlerindeki sayfaların birbiriyle örtüştüğü, sadece çağrının hiç yapılmadığı ihtimallerde GK’da alınan tüm kararların yoklukla malul olacağı, şu halde somut uyuşmazlıkta çağrının yoklukla malul olmadığı, gerek yukarıdaki açıklamalar gerekse somut uyuşmazlıkta esas sözleşmede “kilitlenme” haline ilişkin özel bir düzenleme olması karşısında genel kurulun, herhangi bir sınırlama ile bağlı olmaksızın, istediği kişi veya kişileri yönetim kurulu üyeliğine seçebileceği, dolayısıyla dava konusu genel kurul kararının yoklukla malul olmadığı yönünde görüş ve beyan bildirmişlerdir.
Bilirkişiler Prof. Dr. ..... ve ...... tarafından mahkememize sunulan █████/2025 tarihli bilirkişi raporunda özetle ;
ASIL DOSYA YÖNÜNDEN;
Her ne kadar Davacı vekili “31.03.2024 tarihinde Görev Süresi Dolan Yönetim Kurulu"'nun yerine, 05.09.2024 tarihinde yeni bir yönetim kurulu seçimi yapıldığından, artık bu yönetim kurulunun "genel kurulu toplantıya çağırma yetkisi"nin sona erdiğini” iddia etmekte ise de dosya içeriğinden (E) grubu pay sahibi olan 2 yönetim kurulu üyesinin istifa ettiğinin anlaşıldığı, dolayısıyla burada Davalı Şirketin esas sözleşmesine göre yeni seçilmiş ve oluşmuş bir yönetim kurulundan bahsedilemeyeceği, dolayısıyla toplantının, görev süresi dolan (eski) yönetim kurulu tarafından çağrılmasında bir kanuna aykırılık bulunmadığı, kaldı ki kanun koyucunun TTK m. 410/1 hükmünü getirmesinin sebebinin, görev süresi dolan yönetim kurulu üyelerine genel kurulu toplantıya çağırma imkanı tanıyarak şirketin organsız kalmasını önlemek olduğu, esas sözleşmenin “kilitlenme” maddesinde açıkça “ardışık iki genel kurul toplantısı”ndan bahsedilmekte olup, bu toplantıların erteleme toplantısı olup olmadığının kilitlenme maddesinin işletilebilmesi bakımından bir önemi bulunmadığı, esas sözleşmenin 18. maddesinin getirilme amacının, şirketin organsız kalmasını önlemek olduğu, dolayısıyla her iki genel kurulda da yönetim organının oluşmadığı ve ticaret siciline tescilin de gerçekleşmediği, dolayısıyla burada esas sözleşmede aranan “ardışıklık” şartının gerçekleştiği, kök raporda belirttikleri üzere imtiyazlı payların sahiplerinin en geç genel kurulda yönetim kurulu üyeleri seçilene kadar adaylarını belirlemek ve genel kurula sunmak durumunda oldukları, ancak böyle bir belirleme yapılmadığı durumda genel kurulun ne şekilde hareket etmesi gerektiği konusunda doktrinde farklı görüşlerin mevcut olduğu,
BİRLEŞEN DOSYA YÖNÜNDEN;
Somut uyuşmazlıkta, dosya kapsamından, dava konusu 18.10.2024 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısına çağrı davetinde toplantı yerinin, zamanının ve gündemin yer aldığının görüldüğü, keza çağrı davetinin TTSG’de ilan edildiğinin ve nama yazılı pay sahiplerine iadeli taahhütlü mektupla gönderildiğinin anlaşıldığı, kanun koyucunun pay defterinde yazılı pay sahipleri ve önceden şirkete pay senedi veya pay sahipliğini ispatlayıcı belge vererek adreslerini bildiren pay sahiplerine gönderilecek mektuplar için herhangi bir süre öngörmediği, kaldı ki sadece çağrının hiç yapılmadığı ihtimallerde genel kurulda alınan tüm kararların yoklukla malul olduğunun söylenebileceği, kaldı ki çağrının sıkı şekil şartına tabi tutulmasının sebebinin, her bir pay sahibinin genel kurul toplantısından haberdar olabilmesi ve genel kurula katılarak temel pay sahipliği haklarını kullanabilmesi olduğunu, somut uyuşmazlıkta toplantıdan haberdar olup katılmayacağını bildirmiş olan Davacı’nın çağrının usulsüz olduğundan bahsetmesinin hakkın kötüye kullanılması yasağına tabi olduğu, şu halde somut uyuşmazlıkta çağrının yoklukla malul olmadığı, esas sözleşmenin 18. maddesindeki ağırlaştırılmış toplantı nisabı yalnızca ilk toplantı için aranmakta olup, takip eden toplantıda ağırlaştırılmış nisap aranmadığı, somut uyuşmazlıkta ardışık iki genel kurulda da yönetim kurulu oluşturulamadığından, dava konusu genel kurulda çoğunlukla yapılan seçimin esas sözleşmeye aykırı olmadığı, somut uyuşmazlıkta Davacılar aday gösterme haklarından feragat ettiklerinden, yönetim kurulunun esas sözleşmeye uygun şekilde seçiminin imkansız hale geldiği, bu durumda görev süresi dolan (eski) yönetim kurulunun, şirket esas sözleşmesinin “kilitlenme” maddesini işletmek suretiyle yeni yönetim kurulunu seçmesinin yerinde olduğu yönünde görüş ve beyan bildirmişlerdir.
Huzurdaki asıl ve birleşen davalar, .... Ticaret ve İnşaat A.Ş.’nin (“..... A.Ş.”) 18.10.2024 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
Somut uyuşmazlığın sağlıklı biçimde çözümlenebilmesi için, dava konusu genel kurul kararları bakımından yokluk veya butlan yaptırımlarının oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu noktada özellikle belirtilmelidir ki, dava dilekçesinde söz konusu genel kurul kararlarının iptali talep edilmemiştir. Bu nedenle, aşağıdaki değerlendirmelerde iptal edilebilirlik yaptırımına ilişkin herhangi bir inceleme yapılmamış; yalnızca yokluk ve butlan hukuki müesseseleri çerçevesinde değerlendirme yapılmıştır.
Anonim şirketlerde genel kurul kararlarının hukuka aykırı biçimde alınması hâlinde, Türk hukukunda genel olarak yokluk, butlan (kesin hükümsüzlük) ve iptal edilebilirlik yaptırımları gündeme gelmektedir. Her ne kadar davacı taraf dava konusu genel kurul kararlarının iptalini talep etmiş olsa da, genel kurul kararlarının yok veya batıl olması hâlinde bu hükümsüzlük hâllerinin hakim tarafından re’sen dikkate alınması zorunlu olduğundan, huzurdaki davada bu yaptırımların da ayrıca incelenmesi gerekmektedir.
Bir hukuki işlemin kurucu unsurlarında eksiklik bulunması hâlinde, söz konusu işlem hukuk düzeninde varlık kazanamaz ve yok hükmünde kabul edilir; diğer bir ifadeyle bu işlem, hukuk dünyasında hiç doğmamış sayılır. Nitekim doktrinde de hukuki işlemlerin yokluğu, işlemin kurucu unsurlarının hiç oluşmamış olması hâli olarak tanımlanmaktadır. Hukuki işlemlerin temel kurucu unsuru irade beyanı olup, bir hukuki işlem niteliği taşıyan genel kurul kararları bakımından aranacak irade beyanı, anonim ortaklığın irade beyanıdır.
Anonim şirketin tüzel kişi niteliği gereği irade beyanında bulunabilmesi belirli şartların varlığına bağlıdır. Genel kurul kararları bakımından bu şartlar, bir yandan usulüne uygun şekilde oluşturulmuş bir genel kurulun varlığı, diğer yandan ise hukuken geçerli bir kararın alınmış olmasıdır. Genel kurulun hukuken var kabul edilebilmesi için; toplantıya çağrının yetkili kişi veya organ tarafından yapılması, çağrının kanunda öngörülen şekil ve içerik şartlarını taşıması, çağrının tüm pay sahiplerine yöneltilmesi ve toplantının kanunda veya esas sözleşmede öngörülen toplantı nisaplarına uygun olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu şartlar sağlandıktan sonra ise, karar alınabilmesi için yine kanun veya esas sözleşmede öngörülen çoğunlukla olumlu oy kullanılmış olması zorunludur. Bu unsurların bulunmadığı hâllerde alınan genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğu kabul edilmektedir.
Buna karşılık, kurucu unsurları tamamlanarak hukuk düzeninde varlık kazanmış bir hukuki işlemin; konu, içerik veya şekil bakımından kamu düzenini ilgilendirecek ölçüde kanuna aykırılık taşıması hâlinde işlem batıl (kesin hükümsüz) sayılmaktadır. Genel kurul kararlarının butlanı ise 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) 447. maddesinde özel olarak düzenlenmiştir. Anılan hükme göre; pay sahibinin genel kurula katılma, asgari oy, dava açma ve kanundan doğan vazgeçilemez haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran, pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını kanunen izin verilen sınırlar dışında kısıtlayan ya da anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunmasına ilişkin hükümlere aykırı olan genel kurul kararları batıldır.
TTK m. 447’de sayılan butlan sebepleri, madde metninde yer alan “özellikle” ibaresinden de açıkça anlaşılacağı üzere sınırlı sayı ilkesine tabi değildir. Dolayısıyla, madde metninde açıkça düzenlenmemiş olsa dahi, genel kurul kararları bakımından başka butlan sebeplerinin de ortaya çıkması mümkündür. Bu kapsamda, TTK’nın diğer hükümleri yanında, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (“TBK”) 27. maddesi çerçevesinde de genel kurul kararlarının butlanı söz konusu olabilecektir. Örneğin, bir genel kurul kararının konusunun ahlaka aykırı olması hâlinde, TBK m. 27 uyarınca kararın kesin hükümsüz olduğu kabul edilmektedir.
Genel kurul kararının yok hükmünde olması hâlinde, söz konusu karar hukuk düzeninde hiç doğmamış sayıldığından, bu karara karşı açılacak dava hukuki niteliği itibarıyla tespit davasıdır. Benzer şekilde, kararın butlanla sakat olması hâlinde de karar şeklen mevcut olmakla birlikte hiçbir zaman hukuki geçerlilik kazanmadığından, açılacak dava yine bir tespit davası niteliği taşımaktadır. Yokluk veya butlan hâllerinde, tespit davası açılabilmesi için genel kurula katılmış olmak, muhalefet şerhi koymuş olmak veya pay sahibi sıfatını taşımak gibi şartlar aranmamakta; hukuki menfaatini ispat eden herkesin bu davayı açabileceği kabul edilmektedir. Ayrıca bu tür davalar bakımından kanunda herhangi bir hak düşürücü süre öngörülmemiş olup, tespit davası açılması süreye tabi değildir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatları da bu yöndedir.
Somut uyuşmazlıkta asıl ve birleşen davalarda davacılar vekilleri; dava konusu 18.10.2024 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının kanuna aykırı biçimde ve usulüne uygun çağrı yapılmaksızın gerçekleştirildiğini, ayrıca toplantıda alınan kararların şirket esas sözleşmesine aykırı olduğunu ileri sürerek, bu toplantıda alınan kararların yok hükmünde olduğunu iddia etmektedirler.
Yukarıda genel çerçevesi çizildiği üzere, bir genel kurulun hukuken var kabul edilebilmesi için toplantıya çağrının bütün pay sahiplerine veya temsilcilerine yapılması, çağrının yetkili organ tarafından gerçekleştirilmesi, çağrının TTK m. 414/1 hükmünde öngörülen şekil şartlarına uygun olması ve çağrı metninde toplantının yeri, zamanı ile gündeminin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
Genel kural olarak genel kurulu toplantıya çağırma yetkisi yönetim kuruluna aittir (TTK m. 410/1). Bu yetki yönetim kuruluna kurul olarak tanınmış olup, anonim şirketi temsile yetkili üyelerin bu sıfatla genel kurulu tek başlarına veya birlikte toplantıya çağırmaları mümkün değildir.
Öte yandan, genel kurulun çağrılması bakımından yönetim kurulunun görev süresinin dolmuş olması çağrı yetkisini ortadan kaldırmaz. Buna karşılık, genel kurul tarafından azledilmiş veya seçimine ilişkin kararın kesinleşmiş mahkeme kararıyla geçersiz kılındığı bir yönetim kurulunun genel kurulu toplantıya çağırma yetkisi bulunmamaktadır.
Somut olayda dosya kapsamından; 18.10.2024 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısına ilişkin çağrı davetinde toplantının yeri, zamanı ve gündeminin açıkça belirtildiği, çağrının Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilan edildiği ve nama yazılı pay sahiplerine iadeli taahhütlü mektupla gönderildiği anlaşılmaktadır. Asıl ve birleşen davalarda davacılar vekilleri, çağrının toplantı tarihinden en az iki hafta önce yapılması gerektiğini, müvekkillerine yapılan bildirimin 04.10.2024 tarihinde tebliğ edildiğini ve toplantı günü hariç tutulmak suretiyle iki haftalık kanuni sürenin dolmadığını ileri sürmektedir. Ancak doktrinde ve yargı uygulamasında, yalnızca çağrının hiç yapılmadığı hâllerde genel kurulda alınan kararların yoklukla malul olacağı kabul edilmektedir. Bu itibarla, somut olayda çağrının tamamen yok sayılmasını gerektiren bir durumun bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Dosya kapsamından ayrıca, dava konusu olağanüstü genel kurul toplantısına çağrının ...... tarafından yapıldığı anlaşılmaktadır.Asıl ve birleşen davalarda davacılar vekilleri, çağrıyı yapan yönetim kurulunun yetkisiz olduğunu iddia etmişse de, 6102 sayılı TTK döneminde görev süresi dolmuş yönetim kurulunun genel kurulu toplantıya çağırma yetkisinin devam ettiği açıkça düzenlenmiştir. Kanun koyucu bu düzenleme ile, 6762 sayılı mülga TTK döneminde yaşanan tartışmalara son vermiştir. Bu nedenle görev süresi sona ermiş yönetim kurulunun, genel kurul gündemini şirketin güncel ihtiyaçlarına göre belirlemesine de hukuken bir engel bulunmamaktadır.
Huzurdaki davada, davalı şirket esas sözleşmesinde “kilitlenme” hâline ilişkin özel bir düzenleme bulunduğu, (D) ve (E) grubu pay sahiplerinin yönetim kurulu üyesi adaylarını belirleyememeleri sebebiyle yönetim kurulunun arka arkaya iki genel kurulda seçilememesi hâlinin kilitlenme olarak kabul edildiği ve bu durumda yönetim kurulu adayını belirlemeyen pay grubunun yerine genel kurul tarafından çoğunlukla yönetim kurulu üyesi seçilebileceğinin düzenlendiği görülmektedir.
Somut olayda E grubu pay sahiplerinin yönetim kuruluna aday göstermemeleri sebebiyle seçim yapılamadığı, bunun üzerine eski yönetim kurulunun esas sözleşmede yer alan kilitlenme hükmünü işleterek yeni yönetim kurulunu seçtiği anlaşılmaktadır.Asıl ve birleşen davalarda davacılar vekilleri, bu seçimin esas sözleşmeye aykırı olduğunu ileri sürmüşlerdir.
İmtiyazlı pay sahiplerinin, en geç genel kurulda yönetim kurulu üyeleri seçilene kadar adaylarını belirleyerek genel kurula sunmaları gerekmektedir. Ancak aday gösterilmemesi hâlinde genel kurulun nasıl hareket edeceği hususunda doktrinde farklı görüşler bulunmaktadır. Bir görüşe göre, genel kurul imtiyazlı pay sahipleri arasından seçim yapmakla yükümlüdür. Aksi görüşe göre ise, imtiyazlı pay sahipleri kendilerine tanınan bu hakkı kullanmadıkları takdirde, genel kurul artık yönetim kurulu üyelerinin seçimi konusunda serbesttir ve bu kişileri hak sahibi grup içinden seçme zorunluluğu bulunmamaktadır.
Aday önerme hakkının kullanılmaması, o dönem için bu haktan feragat edildiği anlamına gelir ve bu durumda yönetim kurulu üyelerini belirleme yetkisi yeniden genel kurula döner. Bu hâlde genel kurulun, aday gösterilmeyen gruba mensup pay sahipleri arasından seçim yapma mecburiyeti bulunmamakta; genel kurul, herhangi bir sınırlama olmaksızın kendi takdirine göre yönetim kurulu üyelerini seçebilmektedir. Aksi bir yaklaşım, imtiyazlı pay grubunun hakkını kullanmaması nedeniyle şirketin yönetim organının oluşturulamaması gibi kabulü mümkün olmayan sonuçlara yol açacaktır.
Gerek yukarıda açıklanan hukuki ilkeler gerekse somut uyuşmazlıkta esas sözleşmede kilitlenme hâline ilişkin açık bir düzenleme bulunması karşısında, genel kurulun yönetim kurulu üyelerini seçme konusunda serbest olduğu; bu nedenle dava konusu genel kurul kararının yoklukla malul olmadığı kanaatine varılmıştır.
Sonuç itibariyle, dava konusu genel kurul kararları ile yönetim kurulu kararının yokluğunu ya da butlanını gerektirecek herhangi bir hukuka aykırılık tespit edilmediğinden ve asıl ve birleşen davalarda dava dilekçeleri incelendiğinde, asıl ve birleşen davalarda davacılar vekillerinin genel kurul kararlarının iptalini talep etmediğinden talep ile bağlılık ilkesi çerçevesinde genel kurul kararlarının iptal koşulları incelenmeksizin davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir.
Dosyaya birleşen davada davacılar vekili tarafından bilirkişi kurulu raporunun aksine HMK'nın 293.maddesi uyarınca hukukî mütalaa sunulmuş olup söz konusu mütalaa mahkemeyi bağlamamakla birlikte somut olay çerçevesinde bu mütalaanın değerlendirilmesi gerekmektedir.
Mütalaada, 05.09.2024 tarihli genel kuruldan sonra yeni bir yönetim kurulunun oluştuğu kabul edilerek, 18.10.2024 tarihli olağanüstü genel kurul çağrısının yetkisiz olduğu ileri sürülmüştür. Oysa, E grubu pay sahiplerinden iki üyenin istifası nedeniyle işlevsel ve sürdürülebilir bir yönetim kurulu oluşmamıştır.
6102 sayılı TTK sistematiğinde, görev süresi dolmuş yönetim kurulunun, şirketin organsız kalmaması amacıyla genel kurulu toplantıya çağırma yetkisinin devam ettiği kabul edilmektedir. Bu itibarla, somut olayda çağrının yetkisiz organ tarafından yapıldığından söz edilemez.
Kaldı ki, çağrının tamamen hiç yapılmamış olması hâlinde yokluk yaptırımından söz edilebilecek iken, somut olayda çağrı mekanizması işletilmiş olup, mütalaada ileri sürülen iddialar kurucu unsur eksikliği seviyesine ulaşmamaktadır.
Davacı mütalaası, 05.09.2024 tarihli genel kurulda yönetim kurulu seçilmiş olmasını tek başına yeterli kabul ederek, bu tarihten sonra önceki yönetim kurulunun çağrı yetkisinin ortadan kalktığını ileri sürmektedir. Oysa , bu yaklaşım şirketler hukukunun organ teorisiyle bağdaşmadığını açıkça ortaya koymaktadır.Buna göre;yönetim kurulunun hukuken varlığından söz edilebilmesi için sadece seçim değil, esas sözleşmede öngörülen üye sayısının fiilen tamamlanması, seçilen üyelerin görevi kabul etmeleri ve organın işlevsel hâle gelmesi gerekir.
Somut olayda ise E grubu pay sahiplerinin aday göstermemesi, seçilen üyelerden ikisinin istifası ve esas sözleşmede öngörülen kompozisyonun oluşmaması nedeniyle yeni yönetim kurulunun fiilen teşekkül etmediği açıktır. Bu hâlde, davacı mütalaasının “yetkisiz çağrı” öncülü çökmektedir.
TTK m. 410 hükmünü lafzi değil amaçsal yorumla ele alınmalıdır.Hükmün temel amacı, şirketin organsız kalmasının önlenmesidir. Bu nedenle;Görev süresi dolmuş yönetim kurulunun çağrı yetkisi devam eder, Aksi hâlde, şeklen seçilmiş fakat fiilen işlemeyen bir kurul gerekçe gösterilerek şirketin karar alma mekanizması tamamen kilitlenmiş olur.Davacı mütalaası ise TTK m. 410’u dar ve şekilci biçimde yorumlamakta; bu da kanunun açık amacıyla çelişmektedir.
Hukuki mütalaada, 05.09.2024 tarihinde yönetim kurulunun seçilmiş olması gerekçe gösterilerek kilitlenme koşullarının oluşmadığı savunulmuştur. Ancak,ardışık süreçte yönetim kurulunun fiilen oluşturulamaması, istifalar ve tescil sürecinin akamete uğraması nedeniyle esas sözleşmede öngörülen kilitlenme hâli gerçekleşmiştir.
Esas sözleşmede düzenlenen kilitlenme hâlini değerlendirirken yalnızca toplantı sayısını değil;Arka arkaya yapılan genel kurullarda yönetim kurulunun fiilen oluşturulamamış olması,aday gösterilmemesi ve istifalar nedeniyle organın işlevsiz kalması,şirketin yönetim boşluğuna sürüklenmesi, bir bütün olarak ele alınmalıdır.
Davacı mütalaası ise kilitlenmeyi, yalnızca “iki toplantıda hiç seçim yapılmamış olması” gibi aşırı dar bir kritere indirgemektedir. Oysa,kilitlenmenin amacı, şirketin yönetimsiz kalmasını önlemek olup; bu amaca ulaşılmadığı sürece kilitlenmenin gerçekleştiği kabul edilmelidir.Bu konuda değerlendirilmesi gereken bir diğer husus ise , E grubu pay sahiplerinin bilinçli biçimde aday göstermemesidir. Bu durum:İmtiyazın kullanılmaması anlamına gelmekte,bu hâlde genel kurulun serbestçe seçim yapabilmesine imkân tanımaktadır.
Davacı mütalaası, imtiyazlı pay sahiplerinin pasif davranışını, genel kurulun tamamen hareketsiz kalması gerektiği şeklinde yorumlamaktadır ki bu yaklaşım ne TTK sistemiyle ne de dürüstlük kuralıyla bağdaşır.
Mahkememizce de kabul edilmiştir ki, kilitlenme değerlendirmesi yalnızca “şeklen seçim yapılıp yapılmadığına” değil, şirketin yönetim organının fiilen işleyip işlemediğine göre yapılmalıdır. Bu bakımdan mütalaanın bu yöndeki değerlendirmesi isabetli değildir.
Mütalaada, toplantı ve karar nisaplarının sağlanmadığı ileri sürülmüş ise de; bu tür iddialar, somut olayda olsa olsa iptal edilebilirlik yaptırımına konu olabilecek nitelikte olup, yokluk sonucunu doğuracak ağırlıkta değildir.
Çağrının yapılmış olduğu, genel kurulun fiilen toplandığı ve karar alındığı bir durumda yokluk yaptırımının istisnai olduğu kabul edilmelidir.Bu yaklaşım, doktrin ve Yargıtay içtihatlarıyla uyumludur.
Davacı mütalaası ise; Nisap tartışmasını doğrudan yokluğa bağlamakta,Böylece yokluk müessesesini olağan bir yaptırım hâline getirmektedir.Bu yaklaşım, yokluğu istisna olmaktan çıkarıp kural hâline getirme sonucunu doğurur ki hukuk düzeni bunu kabul etmez.
Davacılar,genel kuruldan hemen önce şirkete bildirimde bulunarak toplantıya katılmayacaklarını beyan etmişlerdir.Bu durumda:Nisabın oluşmamasına bizzat sebep olan tarafların, Sonradan bu durumu ileri sürerek yokluk iddiasında bulunmaları, TMK m. 2 kapsamında hakkın kötüye kullanılması yasağıyla açıkça çelişmektedir. Davacı mütalaası bu boyutu tamamen göz ardı etmektedir.
İmtiyazlı pay sahiplerine tanınan yönetimde temsil hakkı, aday gösterme iradesinin kullanılması hâlinde korunur. Somut olayda ise E grubu pay sahiplerinin aday göstermemeleri ve toplantıya katılmamaları nedeniyle, bu haktan fiilen feragat edildiği kabul edilmelidir.
Bu durumda, esas sözleşmede düzenlenen kilitlenme mekanizması gereği, genel kurulun yönetim kurulunu seçmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Yukarıda açıklanan tüm hususlar birlikte değerlendirildiğinde;18.10.2024 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısına ilişkin çağrının yoklukla malul olmadığı, dava konusu genel kurul kararlarının kurucu unsurlarının mevcut olduğu,esas sözleşmede öngörülen kilitlenme hâlinin somut olayda gerçekleştiği,birleşen davada davacılar vekili tarafından sunulan hukuki mütalaanın, bilirkişi raporları ve dosya kapsamı karşısında somut olaydan kopuk, teorik varsayımlara dayanması, esas sözleşme hükümlerini amacından soyutlayarak yorumlaması,organ teorisini ve şirketin fiilî işleyişini dikkate almaması,dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağını tamamen dışlaması ile yokluk yaptırımını genişletici şekilde kullanması nedenleriyle hukuken ikna edici olmadığı, anlaşıldığından, dava konusu genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunun tespitine ilişkin açılan asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur.
HÜKÜM/Yukarıda açıklanan nedenlerle;
ASIL DAVADA;
1-Davanın REDDİNE,
2-Alınması gerekli 615,40 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL harcın davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye İRAT KAYDINA,
3-Davacılar tarafından yapılan yargılama giderinin kendileri üzerinde BIRAKILMASINA,
4-Davalının kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen 45.000,00 TL ücreti vekaletin davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davalıya VERİLMESİNE,
5-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacılar tarafından peşin olarak yatırılan yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE,
BİRLEŞEN DAVADA
:
1-Davanın REDDİNE,
2-Alınması gerekli 615,40 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL harcın davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye İRAT KAYDINA,
3-Davacılar tarafından yapılan yargılama giderinin kendileri üzerinde BIRAKILMASINA,
4-Davalının kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen 45.000,00 TL ücreti vekaletin davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davalıya VERİLMESİNE,
5-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacılar tarafından peşin olarak yatırılan yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere asıl ve birleşen davalarda davacılar vekilleri ile asıl ve birleşen davada davalı vekilinin yüzüne karşı, oy birliği ile verilen karar açıkça okunup,usulen anlatıldı.█████/2025
Başkan .....
Üye .....
☪e-imzalıdır.☪
Üye .....
☪e-imzalıdır.☪
Katip ....
☪e-imzalıdır.☪

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!