Hissedarın, şirketin tek müdürünün usulsüz işlemler, kötü yönetim ve genel kurul yapmama nedeniyle sebep olduğu zararlar için açtığı tazminat davası.
Özet: Davacı, %15 hisse sahibi olduğu şirketin tek müdürü olan davalının, 2005 yılından bu yana şirketin genel kurul toplantılarını yapmadığını, hissedarlara bilgi vermeyerek şeffaflık ilkesini ihlal ettiğini, şirketin varlıklarını ve kaynaklarını kendi kişisel işlerinde ve menfaatleri doğrultusunda kullanarak kötü yönettiğini, gereksiz borçlanmalara yol açtığını, şirketi büyük zarara uğrattığını, müdürlük görevinden kaynaklanan özen ve sadakat yükümlülüklerini ağır şekilde ihlal ettiğini, bu eylemleriyle kendisinin hissedarlık haklarını çiğnediğini ve bu zararlardan davalının sorumlu tutularak şirket adına tazminat ödemesine karar verilmesini talep etmektedir.

T.C.

İSTANBUL
7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
: ████████
KARAR NO
: ████████
DAVA
: Tazminat
DAVA TARİHİ
: █████/2022
KARAR TARİHİ
: █████/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ..., hisselerinin %15'inin sahibi olduğu (diğer ortakların hisse oranları: ...=%70, ...=%15) “... Şirketi”nin yıllardır üç ortaklı yapısı korunduğunu, davalı ... , 28.09.2005 tarihli ortaklar kurulu/genel kurul kararı ile şirketin tek müdürü olarak tayin edildiğini ve münferit imza ile temsil ve ilzama yetkili kılınarak tek müdür olarak görevlendirildiğini, bu tarihten bu yana ...'in, şirketin tek yetkili temsilcisi/ müdürü olarak iş ve işlemler yapmakta olduğunu, ...'in tek müdür olarak yetkili kılındığı 2005 tarihinden bu yana Şirketin herhangi bir genel kurulu toplantısı yapılmadığı gibi bu hususta şirketin ortaklarına herhangi bir bilgi de verilmediğini, müvekkilinin pay sahibi olduğu ... Ltd. Şti., iyi yönetilmemekte ve zarara uğratılmakta olduğunu, bu anlamda, davalının, şirketi iyi yönetemediğini, gerekli özeni göstermediğini, şirketi daha fazla borçlandırdığını, yükümlülüklerini ihlal ederek şirketin zararına sebebiyet verdiğini, bunun doğal sonucu olarak müvekkilinin, pay sahibi olarak haklarının da ihlal edildiğini, şirketin tek yetkili temsilcisi ...'in, pay sahiplerine şirketin iş ve işlemleri hakkında bilgi vermediğini, usulüne uygun olarak gerekli toplantıların yapılmasını sağlamadığını, ... Ltd. Şti.’yi usulsüz iş ve işlemlere muhatap kıldığını ve şirketi kendi işlerinde finans kaynağı olarak kullandığını, bu dava konusu talepleriyle ilgili olarak, ... Ltd. Şti.’in ve müvekkilinin menfaatlerinin/haklarının korunması ve gereğinin yapılmasına yönelik taleplerinin ... 26. Noterliği’nin ... tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davalı tarafa ihtar edildiğini, bu ihtarnameye karşılık herhangi bir cevap verilmediğini, dolayısıyla bu ihtarnamenin gereğinin yapılmadığını, müvekkili tarafından, ... Ltd. Şti.'ye göndermiş olduğu ... 26. Noterliği’nin ... yevmiye numaralı ve 06.07.2022 tarihli ihtarnamesi ile belirtilen gündem maddeleri ile yıllardır yapılmayan genel kurul toplantısı için gerekli çağrının yapılmasının talep edildiğini, ancak herhangi bir cevap verilmediği gibi genel kurulun toplantıya çağrılmasına ilişkin talep gereğinin de yapılmadığını, bu sebeple taraflarınca genel kurul toplantısını gerçekleştirmek üzere gerekli çağrının yapılması için Kayyım atanması talepli dava açıldığını, bu yargılamanın ... 15. Asliye Ticaret Mahkemesi ... E. Sayılı dosyada görülmekte olduğunu, davalının, özellikle; -Yönetim sırasında kanuna ve ilgili düzenlemelere aykırı hareket edildiğinin, Çeşitli iş, işlem ve fiillerle Şirketin zarara uğratıldığını, Müdürle olan ilişkilerde ciddî şekilde şirketin zararına hareket edildiğini, Şirket çalışanlarının sorumlulukları dışında görevlendirildiğini, Şirket araç ve gereçlerinin yönetim kurulu üyeleri tarafından şahsi işlerinde kullanıldığını, Şirket kaynaklarının müdür tarafından kişisel işlere tahsis edildiğini, Şirketin borçlarının zamanında ödenmediğini, geciktirildiği, gecikmeden dolayı faiz işletilerek borcun arttırılarak zarara uğratıldığını, Edinilen bilgiye göre, yüksek ihtimalle, şirketin kasasında parası olmasına rağmen gerekli-gereksiz kredilerin çekildiğini, çekilen kredilerin zamanında ödenmediğini, ödenmeyen kredilerden dolayı şirketin zarara uğratıldığını, şirketin itibarına zarar verildiğini, Başkaca kredilere de kefil olunduğunu, şirketin adeta ...’ın hususi şirketiymiş gibi idare edildiğini, gerekli bilginin pay sahiplerine verilmediğini, Gerçekte alacaklı olmamasına rağmen kendini Şirkete karşı alacaklı hale getirdiğini, iş yapılan müşteri ve şirketler ile ilişkilerde ve davalı müdürün bizzat kendi şahıslarıyla olan ilişkilerde şirket ciddî ölçüde zarara uğratıldığını, yapılan işlerle ilgili pay sahiplerine TK gereği verilmesi/sunulması bilgi ve belgelerin verilmediğini, şirketin tam zararının, ... Şirketi’nin ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılacak bilirkişi incelemesi sonucunda ortaya çıkacağını, inceleme sırasında ... Ltd. Şti.’nin;-Şirketlerle ticarî ilişkisinin, -Personel geçişlerinin, -Alım-satımlarının, -Mal ve hizmet tedariklerinin,-Ödemelerin,-Karşılıklı faturaların, -Her türlü masraf ve hizmet bedelinin, -Danışmanlık bedellerinin, -Karşılıklı kefalet ve garantilerinin, -Yönetim kurulu üyelerine yapılan ödemelerin, -Yönetim kurulu üyelerinin rekabet yasağına aykırı iş, işlem ve fiilleri hakkında gerekli hukukî yollara başvurulmaması, ... Ltd. Şti. ile aynı alanda faaliyet gösteren şirketlerin haksız rekabet teşkil eden fiilleri karşısında gerekli hukukî yollara başvurulmamış olması hususlarının, dikkatlice incelenmesi gerektiğini, gerekli olması halinde, ilişki içinde olunan kişi veya şirketlerinin ticarî defter ve kayıtlarının da incelenmesi ve incelemenin karşılıklı olarak gerçekleştirilmesi gerektiğini, Yine Şirketin gerekli şekilde vergi ve mali yükümlülüklerinin gereği yapılmadığı bilgisi edinildiğini, bu hususun ve Şirketin maruz kaldığı diğer hukuka aykırılıklarının tespiti için Şirketin Vergi Beyannamelerinin incelenmesi gerektiğini, bunun için İlgili Vergi Dairesine Müzekkere yazılarak, ... Ltd. Şti'nin son 6 yıl içerisindeki ( 2017, 2018, 2019, 2020 , 2021, 2022 yıllarına ait kurumlar vergisi beyannamelerinin) bütün Kurumsal Vergi Beyannamelerinin celbini talep ettiklerini, Müvekkili ...'in, hem şirketin “ortağı” hem de “sigortalı çalışanı” olarak, yıllardır dişini tırnağına takarak ... Ltd. Şti. için çalıştığını, Müvekkilinin 15.03.2006 tarihinden itibaren ... Ltd. Şti.’de SSK’lı (4a’lı) olarak çalışmaya başladığını, yıllardır bu şekilde çalışmanın bedeli olarak yakın zaman emekli olmayı beklediğini, müvekkilinin emeklilik durumunu öğrenmek için, 2022 yılının başında, Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK’ya) yaptığı başvuruda, yıllardır yatırılan SSK primlerinin geçersiz olduğunu, Şirket ortağı olduğu 18.06.2009 tarihinden itibaren Bağ-Kurlu (4b’li) olması gerektiğinden, bu tarihten itibaren Bağ-Kur borcu çıkacağını öğrendiğini, ancak bu durumdan kendisinin haberi olmadığı gibi yıllarca bu hususta kendisine bir bilgi de verilmediğini, şirketin diğer ortağı ...’nın aynı durumda olduğunu, ancak bu hususun takibi ve buna uygun olarak SGK’ya doğru bildirimin yapılmasının, işveren ... Ltd. Şti. ve yetkili temsilcisi ... tarafından yapılması gerekirken, bu yükümlülüğün ihlal edildiğini, Müvekkilinin SSK’dan/4a’lı olarak emekli olmayı beklerken, Bağ-Kur’dan emekli olacağını öğrendiğini, bu durumun, kendisinin alacağı emeklilik maaşının %10-%15 civarında daha az almasına, emeklilik süresinin bir yıl uzamasına sebebiyet verdiğini ve son olarak işveren payının SSK’dan Bağ-Kur’a devri için Şirket yetkilisi ... tarafından onay verilmemesi halinde sadece işçi payı ile emeklilik maaşı bağlanarak ömür boyu 3.000-TL ile 4.000-TL aylık daha az maaş almak zorunda kalacağını, bu durum karşısında, müvekkilinin hakkı olduğundan bu primlerin Bağ-Kur’a devri için verilmesi gereken işveren onayının verilmemesi nedeniyle müvekkilinin haklarını saklı tuttuklarını, 16.03.2022 tarihinde şirket ortakları ve muhasebeci ile toplantı yapılan toplantı üzerine, ... tarafından 31.03.2022 tarihinde müvekkilinin SSK/4a çıkışı yapıldığını, bunun üzerine müvekkili tarafından 20.04.2022 tarihinde ise Bağ-kur/4b girişi yapılmadığını, müvekkilinin SSK’dan çıkışı yapıldığı için, SSK primlerinin Bağ-Kur'a devri için dilekçe verildiğini, devri yapılacak sigorta primleri için işveren onayı gerektiğini, ... Ltd. Şti.’nin yetkili temsilcisi ...'in, bu onayı vereceğini ifade etmesine rağmen, son olarak bu onayı vermeyeceğini belirttiğini, ... Ltd. Şti.’nin aktifleri (malvarlığı ve diğer unsurlar) azaltılarak ve pasifleri artırılarak, şirketin zararına sebebiyet verildiğini, ... şirketi tek müdür olarak başlangıçta beri yönetmekte olduğundan , şirkette olan olumsuz etkinliğini yıldan yıla artırdığını, şirketin mevcut malvarlığının azalmasına sebebiyet verdiğini, bununla ilgili şu hususlar üzerinde durulabileceğini; -Edinilen bilgiye göre, Şirketin davalı müdürü tarafından, gerekli-gereksiz birden fazla kredi çekildiğini; bu krediler zamanında ödenmediğini, gereksiz bir şekilde ödemeler geciktirilerek şirketin yapacağı ödemelere eklenen faizlerle borçlarının artırıldığını, -Şirketin borçları zamanında ödenmemiş ve mevcut alacaklara faiz işletilerek şirketin mevcut borçların artırıldığını,-Şirketin mevcut malvarlıkları, kötü yönetiminden dolayı şirketin alacaklılarını ödenmesi amacıyla satıldığını, -Şirketin mevcut müşteri için gerekli özenin gösterilmediğini, müşteri ilişkilerinin yönetilmediğini, zaman içerisinde yıllar içerisinde oluşturulan müşteri portföyünün kaybedildiğini, -Ayrıca gereken özen gösterilmediğinden, gerekli yatırımları yapılmadığından, satışlar artırılmadığından şirketin yeni müşteriler edinemediğini, zamanla bu durumun şirketin zararına sebebiyet verdiğini, ...’ın, her ay kendisi için ... Ltd. Şti.’nin hesabından belirli bir miktar parayı (en az 50.000,00-TL olmak üzere) çektiği bilgisi edinildiğini, her ne kadar, ... şirketin en çok paya sahip ortağı ve yetkili temsilcisi olsa da, her ay kendi hesabına haksız bir şekilde para gönderme gibi bir yetkisinin bulunmadığını, zira şirketin, pay sahiplerinden ayrı bir tüzel kişiliğinin bulunduğunu, ayrıca, yetkili temsilcisi olması nedeniyle, genel kurulda, ...'e ücret veya başka bir kalem adı altında bu ödemenin yapılacağına ilişkin bir genel kurul kararının da olmadığının bütün pay sahipleri tarafından da bilindiğini, dolayısıyla ...'e, hukuka aykırı olacak şekilde, aylık ödeme yapılamayacağını, bu nedenle şirketin sermayesinin usulsüz bir şekilde azalmasına sebebiyet verildiğini, bu şekilde ...'e yapılan ödemeler nedeniyle ... Ltd. Şti.’ye verilen zararın ne kadar olduğu bilinmemekle beraber, bu zararın ancak ... Ltd. Şti.’nin ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi sonucunda ortaya çıkacağını, bu hususların tespiti için Şirketin banka hesap hareketlerinin incelenmesi zorunluluk arz ettiğini, Tespit edilebildiği kadarıyla, ... Ltd. Şti.’nin Akbank AŞ ve ... Bank AŞ'de hesaplarının bulunduğunu, bu bankalar (... AŞ ve ... Bank AŞ') ve Sayın Mahkemece tespit edilecek ... Ltd. Şti.’nin hesaplarının olduğu bankalara müzekkere yazılarak, Şirketin son 5 yıl içerisindeki hesap hareketlerinin (özellikle ... ve ... Ltd. Şti. arasındaki hareketlerin) incelenmesini talep ettiklerini, Davalı müdür ...'in ortaklara karşı olan bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirmemekte olduğunu, şirketin organsız bırakıldığını, genel kurulun 2005 yılından beri hiç toplanmadığını beyanla; şirketin zarara uğratılmasının engellenmesi ve faaliyetlerinin verimli bir şekilde yürütülmesi amacıyla ... Ltd. Şti.'nin yönetim ve temsilinin sağlanması için “yönetim ve temsil kayyımı” atanmasına, bu talebin kabul görmemesi halinde ise “denetim kayyımı” atanmasına şirketin uğradığı toplam zararın şirket müdürü davalı ...'den ticari faiziyle tahsiline, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 50.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın müvekkilinin davacı ile hissedar olduğu şirketi zarara uğrattığı iddiası ile 50.000.-TL. Bedel ile açıldığını, 2017 yılından 2022 yılı Nisan ayına kadar davacıya 1.779.621,68 TL. ödeme yapıldığını, bunun bile davacının iddialarının dayanaktan yoksun olduğunun açık kanıtı olduğunu, müvekkilinin şirketin % 70 hissedarı olduğunu, davacının hissesinin %15 olduğunu bu hissenin davacıya şirketin kuruluşunda bedelsiz olarak verildiğini, iddialar incelendiğinde şirketin iyi yönetilmediği kredi kullanıldığı borçların ödenmediği, şirket çalışanlarına baskı yapıldığı mobing uygulandığı 20 çalışandan 5 çalışana düşürüldüğü şeklinde olduğunu, bunların dışında şirketin kötü yönetilerek zarar uğratıldığının somut ve kabul edilebilir bir iddiasının olmadığını, şirket iş yoğunluğuna ve işin gereğine göre yeterli ve gerekli miktarda personelle çalışmakta olduğunu, bunun da şirketin kötü yönetilmesi ile ilişkisi olmadığının ortada olduğunu, şirketin yazılım şirketi olduğunu, bu iş için gerekli donanıma sahip olduğunu, her hangi bir yatırıma ihtiyacının bulunmadığını, bu güne kadar her hangi bir kredi kullanmadığını, işten ayrılan hiçbir çalışanı tarafından açılmış bir davanın olmadığını, ayrıca kuruluşundan bu güne kadar davacının açtığı davalar dışında bir dava ya da icra takibine muhatap olmadığını, şirketin hiçbir kişi ve kuruma borcunun olmadığını, davacının Nisan 2022 de istifa ederek şirketten ayrıldığını, görünen problemin davacının SGK lı olarak ödenen primlerinin Bağkur primlerine mahsup edilmesi konusunda davacı ile şirket arasında oluşan ihtilaf olduğunu, davacı şirket hissedarı olarak kendi takip etmediği SGK/BAĞKUR ilişkisinin sorumluluğunu müvekkiline ve şirkete yüklemeye çalıştığını, şirketin kötü yönetildiğine ilişkin hiçbir somut bir iddia yada belgenin sunulmadığını, son üç yılda yaşanan pandemi döneminde bile şirket çalışanlarının mağdur edilmediğini, ücretlerinin ödendiğini, şirketin karlılığının devam ettirildiğini, serbest piyasa koşullarında rekabet ortamında şirket varlığını ve karlılığını sürdürdüğünü, davacının şirkette çalıştığı dönemde çalışanlar arasında yaşattığı olumsuzluklar, şirket kayıtlarının ve yazılımda kullanılan kaynak kodlarının üçüncü kişilerle paylaşılmasının önlenmesi zımnında bazı bilgilere erişiminin kısıtlanması gerektiğini, davacının 2006 yılından 2022 Nisan ayına kadar şirkette çalıştığını, şirketin tüm durumunu bilmekte ve her türlü bilgiye sahip olduğunu, şirketin organsız bırakıldığı iddiasının asılsız olduğunu, davacının bu asılsız suçlamaları karşısında TTK 640 ve ilgili maddeleri gereği ortaklıktan çıkartma haklarını saklı tuttuklarını, her hangi bir sıkıntısı olmayan düzenli bir şekilde çalışan ve yönetilen şirkete kayyım atanması talebinin de mantık ve ticari teamüle aykırı olduğunu, Limited Şirketlerin her ne kadar sermaye şirketi olsa da TTK da yapılan değişiklikten sonra tek ortaklı şirketlerin kurulmasına olanak sağladığını, bunun da limited şirketi şahıs şirketi haline getirdiğini, 2006 yılından bu güne kadar şirket varlığını ve devamlılığını sürdürdüğünü, bu süreçte ne bir kredi kullanıldığını ne de her hangi bir dava yada icra takibine muhatap olduğunu, yukarıda ifade ettiğimiz üzere müvekkilinin şirketin % 70 davacı ise % 15 hissedarı olduğunu, şirketin kötü yönetilmesinin büyük hissedar ve kurucu müvekkili davacıdan daha fazla etkileyeceğini, davacının çalıştığı süre içinde bilgisayarın başından bir takım verileri bilgisayara girerek üretilecek programların oluşturulmasında katkıda bulunduğunu, hissedar olarak bu güne kadar iş ve müşteri temininde hiçbir girişimde bulunmadığı gibi açtığı davalar ve kısıtlama talepleri ile işi ve şirketi olumsuz olarak etkilemekte olduğunu, davacının huzurdaki davada özellikle deliller başlığı altında 5 ve 7 maddelerdeki talepleri şirketin iş ve işlemlerinde gizli kalması gereken ve üçüncü şahısların erişimine açık hale gelmesine neden olacak talepler içerdiğini, mahkemenin bunlara cevaz vermeyeceğini düşündüklerini beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkememize ait █████/2022 tarihli ara karar ile davacı vekilinin şirket malvarlığı ile hak ve alacaklarına yönelik ihtiyati tedbir ve dava dışı şirkete yönetim veya denetim kayyımı atanması talebinin reddine dair karar verildiği görülmüştür.
DELİLLER
:
... 15. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ...Esas sayılı dosyasının uyap üzerinden mahkememize gönderildiği, Sosyal Güvenlik Kurumu'na müzekkere yazılarak davacının dava tarihi olan █████/2022 tarihine kadar hizmet döküm cetvelinin ve işe giriş işten ayrılış bildirgelerinin dosyaya celp edildiği, ... Ltd. Şti'nin bağlı bulunduğu vergi dairesine müzekkere yazılarak dava tarihi olan █████/2022 tarihi itibariyle güncel borç bilgisi, borç yapılandırması yapıp yapmadığı ve bunlara ilişkin dökümlerin dosyaya celp edildiği görülmüştür.
Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılarak aldırılan 09.08.2023 tarihli bilirkişi raporuna ve ek raporlara yapılan itirazların ek rapor ile giderilemeyeceği anlaşıldığından yeni bir heyetten rapor aldırılmıştır. Son atanan bilirkişi heyeti tarafından █████/2025 tarihli kök ve █████/2025 tarihli ek rapor ile █████/2025 tarihli ek rapor düzeltme raporları sunulmuştur.
Bilirkişi heyeti tarafından sunulan █████/2025 tarihli raporun sonuç kısmında; "Ortaklardan alacaklar hesabına ait tutarın ..., ... ve ... sayılı kanunları ile vergisi ödemek suretiyle bilançoda ortaklardan alacaklar hesabından çıkartılmasındaki kanunun amacı "Kayıtlarda Yer Aldığı Halde İşletmede Bulunmayan Ortaklardan Alacaklar Hesabı” için kayıtlardan çıkartmaktır. Ancak gerçekte var olan bir alacağın kayıtlardan çıkartılmasının kanunun maksadı ile örtüşmediği, 28.09.2021 tarihinde 7326 sayılı kanun ile davalının şirkete olan 231 ortaktan alacaklar hesabından 14.231.718,19 TL , 28.07.2018 tarihinde 7143 sayılı kanun ile davalının şirkete olan 231 ortaktan alacaklar hesabından 13.327.494,49 TL olmak üzere toplamda 27.559.212,68 TL borcunun kayıtlardan çıkartıldığı, Aynı şekilde davacı tarafa da şirket hesabından para çıkışları olduğu, 28.09.2021 tarihinde 7326 sayılı kanun ile davacının şirkete olan 231 ortaktan alacaklar hesabından 597.500,00 TL , 28.07.2018 tarihinde 7143 sayılı kanun ile davacının şirkete olan 231 ortaktan alacaklar hesabından 1.021.644,80 TL olmak üzere toplamda 1.619.144,80 TL borcunun kayıtlardan Çıkartıldığı, - 7326 sayılı kanun kapsamında 4524 kodu ile 15.510.18,19 TL ortaklardan alacak hesabının düzeltilerek %3 vergi oranı ile 465.312,55 TL vergi ödemesi yapıldığı, 7440 sayılı kanun kapsamında 4624 kodu ile 2.851.821,68 TL ortaklardan alacak hesabının düzeltilerek %3 vergi oranı ile 85.554,65 TL vergi ödemesi yapıldığı, 7143 sayılı kanun kapsamında 4424 kodu ile 15.206.780,65 TL ortaklardan alacak hesabının düzeltilerek %3 vergi oranı ile 456.203,42 TL vergi ödemesi yapıldığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla ortakların (hem davacı hem de davalı) şirketten çekmiş oldukları tutarların 7440, 7326 ve 7143 sayılı kanunlar kapsamında düzeltilmesi işlemi neticesinde şirketin 1.007.070,62 TL ek vergi yüküne katlanmak durumunda kaldığı, Cari hesap muavinlerinden ..., ... ve ... sayılı kanunlar ile 231 Ortaklardan Alacaklar hesabından eksiltilen tutarlar ve işlem tarihlerinden dava tarihine kadar gün hesaplaması yapılarak işlem tarihindeki TCMB tarafından uygulanan avans faiz oranı baz alınmış, Bunun sonucunda şirket hesaplarından 27.559.212,68 TL ve TCMB avans faizine göre 13.629.787 TL'lik faiz hesap edildiği, Şirketin toplam zararının 27.559.212,68 TL+ 1.007.070,62 TL+ 1.619.144,80 TL olmak üzere toplamda 30.185.428,10 TL olduğu," şeklinde görüş ve kanaatlerinin bildirildiği görülmüştür.
Davacı vekili █████/2025 tarihli dilekçesi ile ek rapor doğrultusunda davasını ıslah etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
:
Dava, şirket yöneticilerinin sorumluluğundan kaynaklanan tazminat davasıdır.
Huzurdaki dava hukuki niteliği itibarıyla TTK md. 644 atfına istinaden TTK md. 553 vd. da yer alan müdürlerin sorumluluğuna ilişkin bir tazminat davasıdır. Davacı davalı şirket müdürü tarafından dava dışı şirketin uğratıldığı zararı talep etmektedir.
Anonim şirketlerde Yönetim kurulu, limited şirketlerde ise müdürler şirketin, ortakların veya alacaklıların malvarlığını korumaya yönelik bir şirketler hukuku normunu veya diğer bir hukuk normunu ihlal etmek suretiyle bu kimselerin mal varlığında bir azalmaya sebep olabilir. Yönetim kurulu üyelerinin davranışları nedeniyle doğrudan zarar gören kimse, aslında çoğunlukla şirketin kendisidir. Yönetim kurulu üyelerinin veya kurucuların kanun veya esas sözleşmeye aykırı davranışları kural olarak en başta şirketin doğrudan zararına sebebiyet verir. Şirketin doğrudan zararı çoğunlukla ortaklar ve alacaklıların dolayısıyla zararı neden olur. Şirket uğradığı zararı kendisi talep edebileceği gibi ortaklar ve alacaklılar da uğradıkları dolayısıyla zarara istinaden dava hakkına sahiptirler ((6102 s. TTK md. 555, 556) Akdağ Güney, Necla, Anonim Şirket Yönetim Kurulu, İstanbul 2016, 2. Bası, s. 295 vd).
TTK ortaklara ve alacaklılara yönetim kurulu üyelerine karşı dava açma hakkı tanıyarak, bu hakkı yalnızca şirkete bırakmamıştır (TTK md. 555, 556). Ortak ve alacaklılara yönetim kurulu üyelerine karşı ortaklığın dava hakkından bağımsız doğrudan doğruya dava hakkı tanınmak suretiyle bunların menfaatleri korunmaktadır. Pay sahibi bu davayı açmak için şirkete müracaat etmek zorunda olmadığı gibi genel kurulda dava açılması için bir karar alınmasına da ihtiyaç yoktur. Ortak ibrada olumsuz oy kullanmış olmak şartıyla bu davayı açabilir.
Yukarıda da belirtildiği üzere somut uyuşmazlıkta davacı dolaylı zararını talep etmektedir. Anonim şirketler hukukunda sorumluluk çerçevesinde doğrudan ve dolaylı zarar ayrımı, ortağın veya alacaklının doğrudan kendi malvarlığında mı, yoksa şirketin zararı dolayısıyla “yansıma” bir zarara mı maruz kaldığı sorusunu cevaplamaya yarar. Bu iki kavram yalnızca ortakların ve alacaklıların zararı halinde kullanılır, zira sorumluluk hükümleri çerçevesinde anonim şirket yalnızca doğrudan zarara uğrayabilir, ortaklar ve alacaklılar bakımından ise hem doğrudan hem de dolaylı zarar söz konusu olabilir. Doğrudan doğruya zarar, anonim şirket ortaklarının ve alacaklıların yönetim kurulu üyelerinin fiilleri sonucunda şirketin zararından bağımsız olarak uğradıkları zarardır. Ortaklar ve alacaklılar bu davayı şirketin zarara uğrayıp uğramadığından bağımsız olarak açabilirler. Doğrudan doğruya uğranılan zararlardan dolayı açılacak davalarda ortaklar ve alacaklılar tazminatın kendilerine verilmesini talep edebilirler.
Huzurdaki davada davacı doğrudan zararını değil dava dışı şirketin zararı nedeniyle uğradığı dolaylı zararının tazmini talep etmektedir. Bu durumda sorumluluğun şartlarının varlığı halinde hükmedilecek tazminatın dava dışı şirkete ödenmesi gerekecektir.
Bu tespitlerin ardından davalının sorumluluğu bakımından kanunda aranan koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılmalıdır. Hukuki sorumluluğun şartları genel bir prensip olan Türk Borçlar Kanunu Md. 49'de düzenlenmiştir. Bu maddenin birinci fıkrasına göre, “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”
TBK md. 49 haksız fiil halinde sorumluluğu düzenlemekte ise de, bu hükmün sözleşmesel sorumluluk hallerinde uygulanabileceği TBK md. 114/2'de belirtilmiştir. TBK md. 49'e göre hukuki sorumluluğun doğması için dört şartın gerçekleşmesi gerekir. Bunlar, zarar, hukuka aykırılık, kusur ve illiyet bağıdır.
Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu ile amaçlanan, zarar verene isnat edilebilecek ve onun hukuk düzenince onaylanmayan bir davranışından kaynaklanan zararın giderilmesidir. Sorumluluğu düzenleyen TTK'nın 553. maddesine göre yönetim kurulu üyeleri, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. Bu açıdan bakıldığında gerek anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin gerekse limited şirket müdürlerinin sorumluluğu esas itibarıyla tazminat hakkı doğuran diğer hukuki düzenlemelerden bir farklılık göstermemektedir. Zira burada da mantık aynıdır. Zarar veren kimse, zarar görene belirli bir miktar ödemek veya bir kısım mal varlığı haklarını devretmek suretiyle zararı denkleştirmelidir. Hukuk düzeni anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu halinde de her türlü zarara tazminat sonucu bağlamamaktadır. Aksine burada da bir tazminatın söz konusu olabilmesi yasada öngörülen bazı koşullarının gerçekleşmesine bağlıdır. Yönetim kurulu üyelerinin TTK'na istinaden hukuki sorumluluklarına hükmedilebilmesi için zarar, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılık, kusur ve illiyet bağı koşullarının gerçekleşmiş olması gerekir.
Bu koşullardan zarar bakımından davacının iddiası davalı müdürün her ay kendisi için ... Ltd. Şti.'nin hesabından belirli bir miktar parayı (en az 50.000,00-TL olmak üzere) çektiği yönündedir.
Yaptırılan bilirkişi incelemesinde muhasip bilirkişi tarafından davalı tarafça şirketten çekilen bir başka ifade ile ortak tarafından şirkete borçlanılan bu tutarların 7440, 7326 ve 7143 sayılı kanunlara istinaden vergisi ödemek suretiyle bilançoda ortaklardan alacaklar hesabından çıkartıldığı tespit edilmiştir. Bu bağlamda benzer şekilde diğer ortaklara da ödemeler yapıldığı ve onların şirkete olan borçlarının da anılan kanuni düzenlemelere istinaden alacak hesabından çıkartıldığı belirtilmelidir.
Davalı tarafından yapılan savunmada şirketten yapılan bu ödemelerin kar payı avansı olduğu ileri sürülmüştür. 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu, limited şirketlerin ortaklarına kâr payı avansı dağıtmasına izin vermektedir. Ancak, şirket ortaklarına kâr payı avansı dağıtılabilmesi için bazı koşulların varlığı ve birtakım kurallara uyulması gerekmektedir. Her şeyden önce, ortaklara kâr payı avansı dağıtılabilmesi için, kâr payı avansı dağıtılacak hesap döneminde hazırlanan üç, altı veya dokuz aylık ara dönem finansal tablolara göre şirketin kâr elde etmiş olması ve genel kurulun kar payı avansı dağıtılmasına karar vermesi gerekir. Ayrıca dağıtım tarihleri itibarıyla ortaklara payları oranında ödenmesi gereken kar payı avansı; varsa geçmiş yıllar zararlarının tamamının, vergi, fon ve mali karşılıkların, kanunlara ve sözleşmeye göre ayrılması gereken yedek akçelerin, varsa imtiyazlı pay sahipleri, intifa senedi sahipleri ve kâra katılan diğer kimseler için ayrılacak tutarların, oluşan ara dönem kârından indirilmesi suretiyle hesaplanan tutarın yarısını geçemez. Somut olayda bu hususta bir genel kurul kararı alınmamış olması bir yana diğer koşulların da yerine getirildiği ispatlanamamıştır. Dolayısıyla ortakların hesaplarına yatırılan bu tutarlar usulüne uygun kar payı avansı olarak kabul edilemez. Hal böyle olunca söz konusu tutarların haksız ödenen kar payı hükümlerine istinaden şirkete iade edilmesi gerekmektedir.
Davanın açıldığı tarih itibarıyla davalı tarafından şirket hesabından çekilen ve ortaklara borç hesabında izlenen tutarların vergilerinin ödenmesi suretiyle şirket alacağının silinmesi dava dışı şirketin zararına yol açtığı değerlendirilmiştir.
Davalı şirketin zararı bu şekilde tespit edildikten sonra sorumluluk davasının diğer şartları olan kusur illiyet bağı ve hukuka aykırılık unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediği hususu incelenmelidir.
Bu bağlamda davalının sorumluluğun şartlarından olan kanuna veya esas sözleşmeye aykırı davranışlarıyla şirketi zarara uğratıp uğratmadığı noktasında şunları söylemek mümkündür. Davacı şirketi münferiden temsil ve ilzama yetkili olup şirketin kayıtlarının tutulmasından dolayı sorumludur.
Bir genel kurul kararı olmaksızın şirketten kendi hesabına veya diğer ortaklar hesabına (gerçekte amaç kar payı avansı ödemek olsa dahi) para aktarılması mevzuata uygun biçimde gerçekleştirilmemiştir.
Şirketin ortaktan alacağının vergisi ödenerek silinmesine ilişkin düzenlemeler bağlamında bunun fiktif alacak olduğu ve çıkarılan aflara uygun olarak vergisi ödenmek suretiyle silindiği söylenebilirse de kar payı avansı mevzuata uygun biçimde bir genel kurul kararına dayanmaksızın yapılmıştır.
Dolayısıyla hukuka aykırılık unsuru somut olay bakımından gerçekleşmiştir.
Sorumluluğun bir diğer şartı olan kusur bakımından ise öncelikle bir kimsenin gerekli özeni gösterip göstermediğinin “normal ve ortalama bir insanın aynı durum ve koşullarda yapacağı davranışlar” göze alınarak saptanacağını belirtmek gerekir. Gerekli dikkat ve özenin gösterilip gösterilmediği, her olayın kendi bünyesinde incelenmeli ve ölçü olarak, normal tedbirli bir insandan, o olayda ve koşullarda beklenen davranış dikkate alınmalıdır. Objektifleştirilmiş kusurda, aynı durum ve koşullarda, herkesten aynı davranış biçimi beklenir. Bu nedenle, zarar verici davranışı sübjektif bakımdan özürlü gösterebilecek nedenler göz önüne alınmaz. Davalı müdürün normal ve ortalama bir insandan beklenen özeni göstermediği kar payı avansı ve müdüre ödenecek huzur hakkına ilişkin olarak kanundaki emredici düzenlemeleri dikkate almadığı gerekli tedbirleri almayarak şirketin zarara uğramasında kusurlu olduğu değerlendirilmiştir.
Son olarak sorumluluk davasının şartlarından illiyet bağının varlığına değinmek gerekmektedir. Zira illiyet bağı, sorumluluğun temel öğelerinden birisidir. Sorumluluk, ister akit dışı sorumluluğa, ister akdi sorumluluğa, ister kusur sorumluluğuna ister kusursuz sorumluluğa dayansın, illiyet bağının varlığı mutlaka aranır. Gerçekten de bir sorumluluktan bahsedebilmek için zarar ile hukuka aykırı davranış arasında “tabii illiyet bağı” bulunmalıdır. Zararla eylem arasında bu bağın var olması demek; zararın eylemin bir sonucu olarak ortaya çıkması, yani eylem olmadan zararın meydana gelmeyeceğinin muhakkak görülmesi demektir. Somut olayda hukuka aykırı eylem dava dışı şirketin ortaklardan olan alacağının vergisi ödenerek alacak kaydından çıkarılması ve şirketin bu tutarda alacaktan mahrum kalmasıdır. Davalı müdür bu eylemi ile zarar arasında illiyet bağı bulunduğu değerlendirilmiştir.
Mahkememizce, yeterli incelemeyi içerdiği gibi denetime de elverişli bulunduğundan itibar olunan █████/2025 tarihli kök ve █████/2025 tarihli ek rapor raporlarda tespit edilen ve açıklanan hususlar neticesinde davalı şirket müdürünün davacı şirketin uğradığı zarardan sorumlu tutulması şartlarının gerçekleştiği sonuç ve kanaatine varılarak yapılan hesaplama doğrultusunda sunulan ıslah dikkate alınarak davacının dolaylı zarara ilişkin tazminat talebinin kabulüne dair karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacının dolaylı zarara ilişkin tazminat talebinin KABULÜ ile; 30.185.428,10 TL'nin dava tarihi olan █████/2022 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak ... Şirketi'ne ödenmesine,
2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince hesaplanan 2.061.966,60 TL nispi karar harcından peşin alınan 853,88 TL ve ıslah harcı olarak alınan 515.000,00 TL olmak üzere toplam 515.853,88 TL harcın mahsubu ile geri kalan 1.546.112,71‬ TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan 1.357.854,28 TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4-Dava açılırken ve ıslah ile yatırılan toplam 515.946,08 TL (853,88 TL peşin harç, 80,70 başvurma harcı ve 11,50 TL vekalet harcı ve ıslah ile yatırılan 515.000,00 TL ıslah harcı) harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davacı tarafça yapılan yargılama aşamasında yapılan toplam 36.617,25TL (36.000,00-TL bilirkişi ücreti, 617,25-TL tebligat-posta gideri) yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6-Arabuluculuk ücreti olarak ödenen 3.120,00 TL'nin davalıdan tahsil edilerek Hazineye irat kaydına,
7-Davacı tarafça yatırılan gider avansından kalan kısmın karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine,
Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin (e-duruşma ile) yüzüne karşı 6100 sayılı HMK'nun 342. ve 345.maddeleri gereğince karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenmek suretiyle tebliğden itibaren iki haftalık süre içerisinde mahkememize verecekleri bir dilekçe ile veya başka bir mahkeme aracılığı ile mahkememize gönderecekleri dilekçe ile veya HMK 348. maddesi gereğince istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf, başvurma hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile mahkememize verecekleri bir cevap dilekçe ile veya başka bir mahkeme aracılığı ile mahkememize gönderecekleri cevap dilekçesi ile HMK 341. madde uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.█████/2025
Başkan ...
e-imza
Üye ...
e-imza
Üye ...
e-imza
Katip ...
e-imza

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!