Akaryakıt İstasyonlarına Otomasyon Sistemleri Kurulumu Hizmet Sözleşmesi Kapsamında Doğan Alacağa İlişkin İtirazın İptali Talepli Ticari Dava.
Özet: Davacı şirket, davalı ile imzaladığı otomasyon hizmet sözleşmesi kapsamında davalının bayilerine kurduğu sistemler ve sunduğu hizmetler karşılığında alacaklarının tahsili için başlattığı icra takibine davalının itiraz etmesi üzerine, itirazın iptali davası açarak davalının yükümlülüklerini yerine getirmediğini belirtmiş; davalının davaya cevap vermemesi ve bilirkişi raporlarının, sözleşme hükümleri ve sektör teamülleri uyarınca davacının 1.139.418,00 TL civarında alacaklı olduğunu, davalı iddialarının ise sektörel bir karşılığının bulunmadığını tespit etmesiyle yargılamanın bu yöndeki bulguları ortaya konmuştur.

T.C.

İSTANBUL
14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
:████████ Esas
KARAR NO
:████████
DAVA TARİHİ
:█████/2022
KARAR TARİHİ
:█████/2025
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;davalı şirket ile müvekkii şirketin ticari anlaşmaya vararak "27.12.2021 tarihli Otomasyon Hizmet Sözleşmesi" imzaladıklarını, ayrıca sözleşmenin eki niteliğinde bulunan teklif formu uyarınca da yapılacak iş ve işlemlerdeki fiyatlarda anlaşmaya vardıklarını, davalı şirketin teklif formunun gönderildiği e-postaya cevaben de sözleşmeyi imzalayarak iletmiş olup hiçbir aşamada itirazının olmadığını, sözleşme gereğince müvekkil şirketin, davalı şirketin yönlendirmesi üzerine bayileri olan akaryakıt istasyonlarına, otomasyon sistemlerini ve kamera sistemlerini kurmuş, gerekli donanım ve malzeme satışını yaptığını ve aylık hizmetlerini sürdürdüğünü, buna rağmen davalı şirketin, müvekkili şirkete karşı yükümlülüklerini yerine getirmediğini, karşılığında ödemeleri gerçekleştirmediğini, bunun üzerine müvekkil şirketin 06.04.2022 tarihinde davalı aleyhine icra takibine giriştiğini, davalı şirketin ise haksız ve kötüniyetli olarak iş bu takibe 07.04.2022 tarihinde itiraz ettiğini ve söz konusu itiraz taraflarına tebliğ edilmediğini, taraflarınca 26.04.2022 tarihinde arabuluculuk başvurusu yapıldığını ancak anlaşma sağlanamadığını, bunun yanı sıra, davalı şirketin piyasaya da yüklü miktarlarca borçlu bulunduğunu ve EPDK lisansı teminatlarını yatıramamış olmaları nedeniyle iptal edildiğini, bu nedenlerle davalı şirket hakkında ihtiyati haciz kararı verilmesini, .... İcra Dairesi 2022/... Esas sayılı dosyaya itirazın iptali ile takibin devamına, %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı tarafa usulüne uygun tebligat yapılmış olup süresi içerisinde cevap dilekçesi sunulmamıştır.
İcra takip dosyasının incelenmesinde, davacının ....İcra Dairesi'nin 2022/... esas sayılı takip dosyasında faturadan kaynaklanan toplam 1.284.028,80-TL asıl alacak, toplam 32.606,08-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 1.316.634,88-TL takip yapıldığı, ödeme emrinin █████/2022 tarihinde e-tebliğ edildiği, borçlunun da süresi içerisinde 06.04.2022 tarihinde borca itiraz ettiği, borca itirazla birlikte takibin durduğu, dava İİK'nın 67. maddesi düzenlenen bir yıllık hakdüşürücü süre içinde açıldığı görülmüştür.
Mali ve konu uzmanı bilirkişi heyetinin █████/2023 tarihli 8 sayfadan ibaret raporunda özetle; Davacı ... ... San .Tic. AŞ davalı ... Besi Sanayi ve Tic. A.Ş. ile 27.12.2021 tarihli otomasyon hizmet sözleşmesi imzalandığı, davacı tarafından düzenlenen faturalara karşılık Davalı tarafından da iade faturalarının düzenlendiğinin görüldüğü, ancak iade faturalarının mahiyetinin anlaşılamadığı, Davacı ... ... San. Tic. A.Ş. nin Davalı ... .... Ve Tic. A.Ş. den takip tarihi itibariyle toplam 1.139.418,00 TL alacaklı göründüğü, icra inkar tazminatı konusunda takdirin mahkemeye ait olduğu belirtilmiştir.
Mali ve konu uzmanı bilirkişi heyetinin 20.02.2024 tarihli 7 sayfadan ibaret ek raporunda özetle; Davacı ... ... San .Tic. AŞ davalı ... Besi Sanayi ve Tic. A.Ş. ile 27.12.2021 tarihli otomasyon hizmet sözleşmesi imzalandığı, davacı tarafından düzenlenen faturalara karşılık davalı tarafından da iade faturalarının düzenlendiğinin görüldüğü, ancak iade faturalarının mahiyetinin anlaşılamadığı, Davacı ... ... San. Tic. A.Ş. nin Davalı ... .... ve Tic. A.Ş. den takip tarihi itibariyle toplam 1.139.418,00-TL alacaklı göründüğü, icra inkar tazminatı konusunda takdirin Mahkemeye ait olduğu belirtilmiştir.
Mali, konu uzmanı, sektör uzmanı, bilgisayar mühendisi öğr.gör. bilirkişi heyetinin █████/2024 tarihli 29 sayfadan ibaret raporunda özetle;
1. Sektörel inceleme, tespit ve değerlendirme sonucunda;
1.1. Tarafların, EPDK Otomasyon Denetim sisteminin kurulmasına yönelik her türlü malzeme. ekipman ve sunulacak bakım hizmetine yönelik sistem fiyatları üzerinde, mutabık kalarak sözleşmeyi hayata geçirmiş olmaları gerektiği,
1.2. Davalı iddiası kapsamında, Otomasyon denetim sistemi maliyetinin bayilerle yapılan sözleşmede hüküm altına alındığı şekliyle bayilere ait olması gerektiği, iddiasına yönelik olarak; yukarıda belirtilen tüm sektörel mevzuat, teamül ve uygulamalar kapsamında sektörel karşılığının olmadığı,
1.3. Aylık olarak değişkenlik gösteren bayi sayıları doğrultusunda, taraflar arasında akdedilen sözleşme kapsamında 800 TL/Bayi sayısı #KDV Aylık Hizmet bedelinin, sözleşmenin ayakta kaldığı ve davalı dağıtım şirketi bayilerinin otomasyon sisteminden gelen verilerin EPDK'ya davacı tarafından aktarıldığı süre boyunca talep edilebileceği,
1.4. 27.01.2022 tarihinde, 80 adet istasyona yönelik faturalandırılan kamera kurulum işine yönelik olarak, Dosya kapsamında bulunan muhtelif “TEKNİK SERVİS FORMU” başlığı altındaki formlar tek tek tarafımdan incelenmiş ve davalı dağıtım şirketinin 29 adet istasyon bayisine kamera montajı yapıldığı dosya kapsamında tespit edildiği,
Bununla birlikte, Kameraların kaç adet ve davalının hangi akaryakıt istasyon bayilerine montaj edildiği konusuna yönelik olarak, mali kayda esas belgelerin mali bilirkişi tarafından yapılacak inceleme, değerlendirme ile tespiti için, somut delil olarak tek tek ilgili kamera ve ekipmanların belirtildiği irsaliyelerin, davacı tarafından dosyaya sunulması gerekip gerekmediğinin takdiri, münhasıran Mahkemeye ait olduğu,
1.5. Mühürleme işleminin olması gereken standartlarda yapılıp yapılmadığı konusu EPDK istasyon denetimlerinde ortaya çıkması muhtemel olacağından bu konunun eksiksiz ve olması gerektiği gibi yapılıp yapılmadığına yönelik sektörel değerlendirmenin dosya üzerinden yapılması mümkün gözükmemekle beraber, davalının bayi sayısının eksilmesi kaynaklı olarak davacının, 80 adet olarak faturalandırılan mühürleme hizmeti işleminin tamamının yerine getirilmediği tespit edilmiş olup, dosya kapsamında bulunan tutanakların tek tek değerlendirilmesi sonucu 43 adet istasyonda ilk mühürleme işleminin yapılmak için gidildiği ve sadece 40 istasyonda mühürleme işlem hizmetinin yapıldığı,
1.6. Sistemin düzenli veri aktarmaması, sık sık kopmaların yaşanması, davacının tespitleri doğrultusunda yaptığı bildirimler karşısında, davalı dağıtım şirketinin bayileriyle yeterli koordinasyonu sağlayamadığı, bu doğrultuda yaşanan hata bildirimlerinden her ne kadar mevzuat gereği tarafların müşterek sorumlu olduğu şekliyle düzenlenmiş olsa da, “Yetkilendirilmiş Otomasyon Şirketi” olarak davacının, davalıyla sözleşme ilişkisi bulunan akaryakıt istasyonu bayileri üzerinde yaptırım gücünün bulunmadığı, belirtilen tüm sistem kurulumlarının eksiksiz olarak istasyonlarda kurulumunun ve sağlıklı veri aktarımı sağlanmasının, uygulamada davalı dağıtım şirketinin koordinasyonuna ihtiyaç bulunduğu, bununla birlikte müşterek sorumluluklar kapsamında ilgili mevzuatın yerine getirilmesinde de her iki tarafın eksikliklerinin bulunduğu,
2. Hukuki değerlendirme sonucunda;
2.1. Davacının 16.09.2022 tarihli dava dilekçesi ekinde 12 adet istasyona ilişkin tutanak sunduğu,
2.2. Davacının 14.02.2023 tarihli beyan dilekçesi ekinde 46 adet istasyona ilişkin tutanak sunduğu ve bu tutanakların içerisinde 16.09.2022 tarihli dava dilekçesi ekinde sunulan tutanakların da mükerrer olarak yer aldığı,
2.3. 19.09.2022 tarihli tensip zaptının 9. ara kararı gereğince taraflara HMK m. 139/l-ç uyarınca ihtar yapılmasına karar verildiği, ancak fiziki dosya kapsamından bu ihtarın yapılıp yapılmadığı, yapıldıysa tarihi anlaşılamadığı, davalının süresinde cevap dilekçesi vermemesi sebebiyle HMK m. 141 uyarınca iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağının da başladığı, bu sebeple davacının 14.02.2023 tarihli beyan dilekçesi ekinde sunmuş olduğu 46 adet istasyona ilişkin tutanakların bu ihtarın akıbetine göre Sayın Mahkemece değerlendirilmesi gerektiği,
2.4a. Sadece 16.09.2022 tarihli dava dilekçesi ekindeki tutanakların kabul edilmesi halinde davacının 12 adet istasyonda işlem yaptığı ispatlanmış olacağından, davacının 12 adet istasyona ilişkin alacağa hak kazanabileceği,
2.4b. 14.02.2023 tarihli beyan dilekçesi ekindeki tutanakların da kabul edilmesi halinde davacının 46 adet istasyonda işlem yaptığı ispatlanmış olacağından, davacının 46 adet istasyona ilişkin alacağa hak kazanabileceği belirtilmiştir.
Mali, konu uzmanı, sektör uzmanı, bilgisayar mühendisi öğr.gör. Yazılım yüksek mühendisi bilirkişi heyetinin 22.01.2025 tarihli 13 sayfadan ibaret raporunda özetle;
a-) Sözleşme gereği ..., ANA DAĞITICI istasyonlarından gelen verilerin ANA DAĞITICI merkezine EPDK standartlarına uygun şekilde sorunsuz gönderilmesini sağlamakla yükümlüdür. Ancak, yukarıda incelenen arızalar sonucunda veriler kesintisiz ve doğru gelmemiş, dolayısı ile EPDK bildirimlerinde sorunlar yaşanmıştır.
Dosyada bulunan yazışmalar ve Teknik Servis Formlarından yola çıkarak veri kesintilerine neden olan bu arızaların alt yapı ve ekipmandan kaynaklandığı görülmektedir.
Nihai Takdir ve değerlendirme Sayın Mahkemenize ait olmak üzere Teknik Servis Formlarında belirlenen arızaların Sözleşmenin 3.1.c maddesine uyduğu ve bu Madde uyarınca Davacının sorumluluğunun bulunmadığı görüş ve kanaatine varılmıştır.
b-) Sektörel değerlendirme ile;
Kök raporda “SEKTÖREL İNCELEME VE DEĞERLENDİRME” başlığı altında yazılı görüşlerimi muhafaza ederek tekrar ettiğimi, takdiri Sayın Mahkemeye ait oduğu,
c-) Rapor içerisinde detaylarına yer verilen nedenlerle, takdiri mahkemeye ait olmak üzere davacı yanın “alacaklı” sıfatı ile alacağını ispat etmesi gerektiği değerlendirilerek, tüm ticari ilişki süresince takip tarihine kadar davacı yanın davalı yana keşide ettiği 7 adet faturanın, dayanak belgelerini (tutanak, teslim/montaj formu v.b.) her bir fatura bazında ayrı ayrı tasnif etmek ayrıca, var ise gerekçeli açıklamaları da yapmak sureti ile dosyaya sunması halinde, faturaların yerindeliği denetlenebilecek, buna göre de davalı yanın iade ettiği faturaların geçerliliği tespit edilebilecek olup, aksi halde davacı yanın takip alacağının yerindeliği hususunda, tartışmaya mahal vermeyecek şekilde bir tespit yapılması olanaklı görünmediği belirtilmiştir.
Mali, konu uzmanı, sektör uzmanı, bilgisayar mühendisi öğr.gör. Yazılım yüksek mühendisi bilirkişi heyetinin 25.09.2025 tarihli 18 sayfadan ibaret raporunda özetle;
a-) Sözleşme gereği ..., ANA DAĞITICI istasyonlarından gelen verilerin ANA DAĞITICI merkezine EPDK standartlarına uygun şekilde sorunsuz gönderilmesini sağlamakla yükümlüdür. Ancak, yukarıda incelenen arızalar sonucunda veriler kesintisiz ve doğru gelmemiş, dolayısı ile EPDK bildirimlerinde sorunlar yaşanmıştır.
Dosyada bulunan yazışmalar ve Teknik Servis Formlarından yola çıkarak veri kesintilerine neden olan bu arızaların alt yapı ve ekipmandan kaynaklandığı görülmektedir.
Nihai Takdir ve değerlendirme Sayın Mahkemenize ait olmak üzere Teknik Servis Formlarında belirlenen arızaların Sözleşmenin 3.1.c maddesine uyduğu ve bu Madde uyarınca Davacının sorumluluğunun bulunmadığı görüşlerimi muhafaza ederek tekrar ettiğimi takdiri Sayın Mahkemeye ait olmak üzere arz ederim.
b-) Sektörel değerlendirme ile;
Kök raporda “SEKTÖREL İNCELEME VE DEĞERLENDİRME” başlığı altında yazılı görüşlerimi muhafaza ederek tekrar ettiğimi, takdiri Sayın Mahkemeye ait olmak üzere arz ederim.
c-) Rapor içerisinde detaylarına yer verilen nedenlerle, takdiri mahkemeye ait olmak üzere davacı yanın “alacaklı” sıfatı ile alacağını ispat etmesi gerektiği değerlendirilerek, tüm ticari ilişki süresince takip tarihine kadar davacı yanın davalı yana keşide ettiği 7 adet faturanın, dayanak belgelerini (tutanak, teslim/montaj formu v.b.) her bir fatura bazında ayrı ayrı tasnif etmek ayrıca, var ise gerekçeli açıklamaları da yapmak sureti ile dosyaya sunması halinde, faturaların yerindeliği denetlenebilecek, buna göre de davalı yanın iade ettiği faturaların geçerliliği tespit edilebilecek olup, aksi halde davacı yanın takip alacağının yerindeliği hususunda, tartışmaya mahal vermeyecek şekilde bir tespit yapılması olanaklı görünmemektedir.
d-) Bununla birlikte mahkeme görevlendirme kararı ile birlikte kök, 1. Ek ve işbu ek raporumuzda yer alan teknik ve sektörel tespitler dikkate alınarak, davacı yanın takipte talep edebileceği alacak tutarı, rapor içerisinde detaylarına yer verilen nedenlerle 603.952,65 TL olarak hesaplandığı belirtilmiştir.
Dava, otomasyon hizmet sözleşmesi kapsamında faturaya dayalı takipte icra dairesinin yetkisine, borca ve ferilerine itirazın iptali istemine ilişkindir.
Sözleşmenin incelenmesinde; davacı ile davalı arasında █████/2021 tarihli yeni otomasyon kurulumu, otomasyon dönüşümü, EPDK servis, bakım ve hizmet sözleşmesi akdedildiği görülmüştür.
Sözleşmenin;
3.2.b maddesinde
: Ana dağıtıcı iş bu sözleşmede belirtilen ödemeleri Madde-7'ye uygun olarak gerçekleştirmekle yükümlüdür.
3.2.e.Ana dağıtıcı kurulacak veya yazılım değişimi yapılacak istasyonların iletişim ve adres bilgilerini ...'e verecektir. Ana dağıtıcı dönüşüm yapılacak istasyonların siparişlerini tek tek verecektir. Siparişi açılan istasyonların servis hizmet bedelleri faturanın şirketi tebliğini müteakip 7 gün içinde ödenir.
4.İş bu sözleşme taraflarca imzalanmasını müteakip yürürlüğe girer ve 31.12.2022 tarihine kadar yürürlükte kalır. Sürenin bitiminden en geç 15 gün önce taraflardan biri diğer tarafa noter kanalı ile yazılı olarak yenilenmeyeceğine dair bir ihbar iletmediği takdirde kendiliğinden 1 yıld aha uzayacaktır.
Somut olayda; taraflar arasında ticari ilişki bulunduğu, dava konusu takibe ilişkin borç bakiyesi bulunduğu ve bu anlamda cari hesap borç ilişkisinin oluştuğu, davacının bu cari hesap alacağının tahsili istemiyle icra dosyasında takip yaptığı, davalının yasal süresi içerisinde yaptığı itiraz üzerine takibin durmasına karar verilmiştir.
Eldeki dava, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesi kapsamında açılmış bir itirazın iptali davasıdır. Davacı, davalıya karşı .... İcra Dairesinin 2022/... Esas sayılı dosyasında başlattığı 1.284.028,80 TL asıl alacak ve işlemiş faiz alacağına ilişkin icra takibine vaki itirazın iptalini talep etmektedir.
Taraflar arasındaki hukuki ilişki, 28.12.2021 tarihinde akdedilen otomasyon hizmet sözleşmesine dayanmaktadır. Sözleşme kapsamında davacı, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'nun 28.12.2021 tarih ve ... sayılı kurul kararı çerçevesinde yetkilendirilmiş otomasyon şirketi sıfatıyla davalıya bağlı akaryakıt istasyonlarına otomasyon sistemi kurulumu, kamera montajı, kabin ve prob mühürleme ile aylık bakım hizmeti vermeyi üstlenmiştir. Bu niteliği itibarıyla taraflar arasındaki sözleşme, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ile 393 ve devamı maddelerinde düzenlenen hizmet sözleşmesinin unsurlarını bünyesinde barındıran karma nitelikte bir sözleşmedir.
Davacı, takibe dayanak olarak 431, 62, 127, 145, 229, 244 ve 288 seri numaralı yedi adet fatura ibraz etmiştir. Davalı ise bu faturaları iade ederek takibe itiraz etmiş, yetkiye, borca, faize ve fer'ilerine itirazda bulunmuştur.
İtirazın iptali davasında mahkememizin görevi, icra takibine konu edilen alacağın varlığını ve miktarını tespit etmek, bu çerçevede borçlunun itirazının haklı olup olmadığını belirlemektir.
Davalı taraf, icra takibine yönelik itirazında yetkiye de itiraz etmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 6. maddesi genel yetkili mahkemeyi davalının yerleşim yeri mahkemesi olarak belirlemiş, 10. maddesi ise sözleşmeden doğan davalarda sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinin de yetkili olduğunu hükme bağlamıştır. Bunun yanı sıra HMK'nın 17. maddesi, tacirler arasındaki uyuşmazlıklarda yetki sözleşmesi yapılabileceğini düzenlemiştir.
Taraflar arasındaki 28.12.2021 tarihli sözleşmenin 9. maddesinin incelenmesinden, sözleşmede İstanbul Mahkemeleri ve İcra Dairelerinin yetkili kılındığı görülmüştür. Her iki taraf da tacir sıfatını haiz olup, HMK'nın 17. maddesi kapsamında yetki sözleşmesi yapma ehliyetine sahiptirler. Sözleşmedeki yetki şartı geçerli olup, .... İcra Dairesinde başlatılan takip ve İstanbul Mahkemelerinde açılan işbu dava bakımından yetki itirazı yerinde değildir.
Bu nedenle davalının yetkiye itirazının iptaline karar verilmiştir.
Davalı taraf, sözleşmenin yetkisiz kişi tarafından imzalandığını, bu nedenle kendilerini bağlamadığını savunmuştur. Yetkisiz temsil iddiası, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 46 ve devamı maddeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir.
TBK'nın 46. maddesi uyarınca, yetkisiz temsilcinin yaptığı sözleşme, temsil olunanın açık veya örtülü onamasıyla geçerlilik kazanır. Örtülü onama, temsil olunanın sözleşmeyi benimsediğini gösteren davranışlarıyla gerçekleşebilir.
Dosya kapsamındaki e-posta yazışmaları ve davalı şirket çalışanlarının davacıya gönderdiği talimatlar incelendiğinde, davalı şirketin sözleşme ilişkisini fiilen yürüttüğü, bayilerine ilişkin bilgileri davacıya ilettiği, kurulum ve mühürleme taleplerinde bulunduğu, arıza bildirimlerinde bulunduğu ve hizmetin ifasını takip ettiği görülmektedir. Davalı şirket, sözleşmenin imzalanmasından sonra aylarca bu sözleşme ilişkisi çerçevesinde davacıyla koordineli şekilde çalışmış, bayilerinin listesini paylaşmış ve hizmetin verilmesini talep etmiştir.
Bu davranışlar, TBK'nın 46. maddesi anlamında sözleşmenin örtülü olarak onandığını açıkça ortaya koymaktadır. Davalının sözleşme ilişkisini aylarca sürdürdükten sonra, uyuşmazlık çıkması üzerine yetkisiz temsil iddiasında bulunması, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralıyla da bağdaşmamaktadır. Hiç kimse kendi tutum ve davranışlarıyla çelişen bir hak ileri süremez.
Sonuç olarak, taraflar arasındaki sözleşme geçerli olup, davalının yetkisiz temsil savunması yerinde görülmemiştir.
Davalı, davacı tarafından gönderilen yedi adet faturayı iade ettiğini ve bu nedenle borçlu olmadığını savunmuştur. Bu savunmanın hukuki değerlendirmesi gerekmektedir.
Fatura, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 21. maddesi uyarınca ticari işletmesiyle ilgili bir iş veya hizmet görmüş olan tacirin, uygun bir süre içinde fatura düzenleyip vermesi gereken bir ticari belgedir. Fatura, tek başına alacağın varlığını ispata yeterli olmayıp, temel ilişkinin ve edimin ifasının ayrıca ispat edilmesi gerekmektedir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190. maddesi uyarınca, ispat yükü kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. İtirazın iptali davalarında alacaklı sıfatıyla takip başlatan davacı, alacağının varlığını ve miktarını ispat etmekle yükümlüdür.
TBK'nın 470. maddesi gereğince eser sözleşmelerinde yüklenici, eseri meydana getirip teslim etmedikçe bedele hak kazanamaz. Bu ilke, davacının talep ettiği her bir alacak kalemi için hizmetin fiilen verildiğini ispat etmesi gerektiği sonucunu doğurmaktadır.
HMK'nın 141. maddesi, tahkikat aşamasında delil genişletme yasağını düzenlemektedir. Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia ve savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Bu aşamalardan sonra ise ancak karşı tarafın açık muvafakati veya ıslah yoluyla iddia ve savunma genişletilebilir.
Yargılamanın üç yılı aşan süresinde her iki tarafın da iddia ve savunmalarını somutlaştırma, delillendirme konusunda yeterli özeni göstermediği, belirsiz ve genel ifadelerle yetindiği mahkememizce müşahede edilmiştir. Davacı, 80 istasyona hizmet verdiğini iddia etmekle birlikte bu iddiayı destekleyen tutanak, irsaliye ve teslim belgelerini her bir fatura ve istasyon bazında tasnif ederek sunmamış, bunun yerine toplu ve düzensiz belgelerle yetinmiştir. Davalı ise bayilerin arıza bildirimlerine davacının yanıt vermediğini, sözleşmeye uyulmadığını savunmakla birlikte, bu bildirimlerin tamamını kronolojik ve sistematik şekilde dosyaya ibraz etmemiş, genel ve soyut ifadelerle savunma yapmıştır. HMK'nın 190. maddesi gereği iddia sahibi iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Soyut ve genel beyanlar, somut delil yerine geçemez.
Bu çerçevede alacak kalemleri, dosyada mevcut somut deliller ve bilirkişi tespitleri ışığında ayrı ayrı değerlendirilmiştir.
Davacı, 62 seri numaralı fatura kapsamında 80 adet istasyona kamera ve ekipman montajı yaptığını iddia ederek toplam 609.400,00 TL kamera ekipmanı ve 221.600,00 TL kurulum bedeli talep etmiştir.
Bilirkişi heyeti tarafından dosya kapsamında bulunan teknik servis formları tek tek incelenmiştir. Bilirkişi raporunda, dosyada 94 adet teknik servis formu bulunduğu, ancak bu formların tamamının kamera montaj tutanağı niteliğinde olmadığı, çoğunluğunun sistem kurulumu, yazılım yükleme ve arıza giderme formları olduğu tespit edilmiştir. Yapılan inceleme sonucunda davalı dağıtım şirketinin yalnızca 29 adet istasyon bayisine kamera montajı yapıldığı belirlenmiştir.
Davacı tarafından dosyaya sunulan belgeler arasında 80 istasyonun tamamına kamera montajı yapıldığını gösteren tutanak, irsaliye veya müşteri imzalı teslim belgesi bulunmamaktadır. Bilirkişi raporunda açıkça belirtildiği üzere, kameraların kaç adet ve hangi istasyonlara montaj edildiğinin tespiti için somut delil olarak tek tek ilgili kamera ve ekipmanların belirtildiği irsaliyelerin sunulması gerekmekteydi. Davacı bu belgeleri sunamamıştır.
Davacı, bilirkişi raporuna itiraz ederek mahkememizin 20.02.2025 tarihli ara kararı uyarınca 06.03.2025 tarihinde ek belgeler sunduğunu, ancak bilirkişi heyetinin bu belgeleri incelemediğini ileri sürmüştür. Bu iddia değerlendirildiğinde; davacının sunduğu belgelerin içeriğini somutlaştırmadığı, kaç adet belge sunulduğunu, hangi istasyonlara ait olduğunu, belgelerin niteliğini (montaj tutanağı mı, arıza formu mu, kurulum formu mu) açıklamadığı görülmüştür. Tahkikatın son safhalarında sunulan ve içeriği somutlaştırılmayan, hangi iddiayı ispata yaradığı belirsiz belgeler, delil olarak değerlendirilemez. Kaldı ki bilirkişi heyeti, 94 adet formun tamamını incelediğini ve bunlardan sadece 29 adedinin kamera montaj tutanağı niteliğinde olduğunu açıkça ifade etmiştir.
TBK'nın 470. maddesi gereğince yüklenici eseri teslim etmedikçe ücrete hak kazanamaz. Davacı, 80 istasyonun 51'i için kamera montajı yaptığını ispat edememiştir. HMK'nın 190. maddesi uyarınca ispat yükü kendisinde olan davacının bu yükü yerine getirmemesi, söz konusu 51 istasyona ilişkin alacak talebinin reddini gerektirmektedir.
Bu itibarla kamera ve ekipman bedeli olarak 29 adet istasyon için 260.670,85 TL, kamera kurulum ve alarm sistemi bedeli olarak 29 adet istasyon için 94.789,40 TL olmak üzere toplam 355.460,25 TL alacağın varlığı kabul edilmiş, fazlaya ilişkin talep reddedilmiştir.
Davacı, 62 seri numaralı fatura kapsamında 80 adet istasyonda kabin ve prob mühürleme işlemi yaptığını iddia ederek toplam 77.560,00 TL bedel talep etmiştir.
Bilirkişi incelemesinde, dosya kapsamındaki tutanakların tek tek değerlendirilmesi sonucunda 43 adet istasyonda mühürleme işlemi için gidildiği, ancak yalnızca 40 istasyonda mühürleme işleminin fiilen tamamlandığı sektörel olarak tespit edilmiştir. Üç istasyonda ise mühürleme işlemine gidilmesine rağmen çeşitli nedenlerle işlem tamamlanamamıştır.
Davacı, 80 istasyonun tamamında mühürleme yaptığını gösteren herhangi bir belge sunamamıştır. Eser sözleşmesinin temel ilkesi gereği, hizmet verilmeyen veya tamamlanmayan istasyonlar için bedel talep edilemez.
Bu nedenle kabin ve prob mühürleme bedeli olarak 40 adet istasyon için 45.760,40 TL alacağın varlığı kabul edilmiş, kalan 40 istasyona ilişkin talep ispat edilemediğinden reddedilmiştir.
Davacı, 127, 229, 244 ve 288 seri numaralı faturalar kapsamında aylık bakım ve hizmet bedeli olarak toplam 198.240,00 TL talep etmiştir. Taraflar arasındaki sözleşmenin 7.3. maddesi uyarınca davacı, her ayın ilk beş günü içinde hizmet sorumluluğunda olan istasyonlara ait hizmet bedellerini istasyon başına 800,00 TL (KDV dahil) üzerinden fatura edecektir.
EPDK'nın 06.12.2024 tarih ve 544215 sayılı yazısı ekinde sunulan ve davalıya bağlı bayi sayılarını gösteren veriler incelendiğinde, Ocak 2022'de en yüksek 81, Şubat 2022'de en yüksek 66 ve Mart 2022'de en yüksek 54 istasyon sayısına ulaşıldığı görülmüştür.
Bilirkişi heyeti, sözleşmenin niteliği ve aylık abonelik sisteminin işleyişi dikkate alındığında, ay içindeki en yüksek istasyon sayısının ücret tahakkuku için esas alınabileceği kanaatine varmıştır. Bu yaklaşımın benimsenmesinde şu hususlar belirleyici olmuştur: Taraflar arasındaki sözleşme aylık abonelik esasına dayanmakta olup, sözleşmenin 7.3. maddesi "hizmet sorumluluğunda olan istasyonlar" için aylık sabit bedel öngörmüştür. Otomasyon hizmetinin niteliği gereği, bir istasyonun ay içinde herhangi bir gün sisteme dahil edilmesiyle birlikte o istasyon için yazılım lisansı tahsis edilmekte, merkez sistem entegrasyonu sağlanmakta ve teknik destek hizmeti sunulmaya başlanmaktadır. Hizmetin bu bölünemez niteliği karşısında, ay içinde en yüksek istasyon sayısı üzerinden aylık bedel hesaplanması, sözleşmenin amacına ve hizmetin niteliğine uygun bulunmuştur.
Buna göre Ocak 2022 için 81 istasyon karşılığı 76.464,00 TL, Şubat 2022 için 66 istasyon karşılığı 62.304,00 TL ve Mart 2022 için 54 istasyon karşılığı 50.976,00 TL olmak üzere toplam 189.744,00 TL aylık hizmet bedelinin davacıya ödenmesi gerektiği tespit edilmiştir.
Davacının bu kalem için talep ettiği 198.240,00 TL ile kabul edilen 189.744,00 TL arasındaki 8.496,00 TL fark, EPDK kayıtlarıyla desteklenmediğinden ve davacı bu farka ilişkin hangi istasyonlara hizmet verdiğini ispat edemediğinden reddedilmiştir.
Davacının 431 seri numaralı fatura ile talep ettiği 11.800,00 TL merkez yazılım bedeli, sözleşme kapsamında davalının merkez ofisine kurulması gereken ana yazılım lisansına ilişkindir. Bilirkişi heyeti, merkez yazılımının kurulduğunu ve çalışır durumda olduğunu teknik olarak tespit etmiştir. Davalı tarafından bu kaleme özgü somut bir itiraz ileri sürülmemiştir.
Bu nedenle 11.800,00 TL merkez yazılım bedeli kabul edilmiştir.
Davacının 145 seri numaralı fatura ile talep ettiği dönüşüm bedeli incelenmiştir. Bilirkişi heyetinin tespitine göre, dönüşüm hizmeti verilen istasyon sayısı ile faturalanan miktar arasında uyumsuzluk bulunmaktadır. Dosyadaki belgeler ve bilirkişi değerlendirmesi sonucunda 1.188,00 TL tutarında dönüşüm bedelinin ispat edildiği, kalan kısım için yeterli belge sunulamadığı anlaşılmıştır.
Bu nedenle dönüşüm bedeli olarak 1.188,00 TL kabul edilmiş, davacının talebinin bu miktarı aşan kısmı reddedilmiştir.
Yukarıda her bir kalem için yapılan değerlendirmeler ışığında davacının alacağı aşağıdaki şekilde tespit edilmiştir:
431 seri numaralı faturadan merkez yazılım bedeli olarak 11.800,00 TL, 62 seri numaralı faturadan kamera ve ekipmanlar için 260.670,85 TL, kamera kurulum ve alarm sistemi için 94.789,40 TL ve kabin ile prob mühürleme için 45.760,40 TL, 127, 229, 244 ve 288 seri numaralı faturalardan aylık hizmet bedeli için toplam 189.744,00 TL ve 145 seri numaralı faturadan dönüşüm bedeli için 1.188,00 TL olmak üzere toplam 603.952,65 TL alacağın varlığı ispat edilmiştir.
Davacının takibe konu ettiği 1.284.028,80 TL'den kabul edilen 603.952,65 TL düşüldüğünde kalan kısım için davacı alacağını ispat edememiştir. Bu nedenle fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Davalı taraf, davacının kurduğu otomasyon sisteminin kusurlu olduğunu, veri akışında kesintiler yaşandığını, EPDK'dan uyarı yazısı alındığını ve bu nedenle alacak talebinin tümüyle reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. Bu savunma kapsamında davalı; bayilerin defalarca arıza bildirdiğini ancak davacının çözüm sağlamadığını, sözleşmenin 3.2. maddesinde öngörülen 10 iş günlük tamir süresine uyulmadığını ve EPDK'nın E-96706928 sayılı uyarı yazısının davacının kusurunu kanıtladığını ileri sürmüştür.
Bu savunmalar ayrı ayrı değerlendirilmiştir.
Bilirkişi heyetinde yer alan yazılım uzmanı tarafından dosyadaki 94 adet teknik servis formu incelenmiş ve veri kesintilerine neden olan arızaların kaynağı tespit edilmiştir. Buna göre arızaların büyük çoğunluğu; tank okumalarında kullanılan probların su alması ve yanlış elektrik voltajına maruz kalması, internet bağlantı sorunları, Windows işletim sistemi arızaları, bilgisayar donanım parçalarının bozulması ve kablo ile teknik malzemelerin arızalanmasından kaynaklanmaktadır.
Taraflar arasındaki sözleşmenin 3.1.c maddesi açıkça düzenlemiştir ki; pompa, yazarkasa ve ABÜ kaynaklı arızalar, VPN ve internet gibi iletişim problemleri, UPS, topraklama ve elektriksel problemler ile kalibrasyon yetersizliklerinden kaynaklanan aksaklıklarda davacı, sistemin sağlıklı veri aktarımını garanti etmemekte ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Bilirkişi heyeti, teknik servis formlarında tespit edilen arızaların tamamının sözleşmenin 3.1.c maddesinde sayılan ve davacının sorumluluk alanı dışında bırakılan arıza türlerine girdiğini saptamıştır. Veri akışındaki kesintilerin davacının yazılımından değil, davalının sorumluluğundaki alt yapı ve ekipmandan kaynaklandığı belirlenmiştir.
EPDK tarafından davalıya gönderilen E-... sayılı uyarı yazısı, otomasyon sisteminde veri akışı sorunları yaşandığını ve bu eksikliklerin giderilmesi gerektiğini bildirmektedir. Davalı, bu yazının davacının kusurunu kanıtladığını savunmuştur.
Ancak EPDK uyarı yazısı, sistemde veri akışı sorunları yaşandığını tespit etmekle birlikte, bu sorunların hangi tarafın kusurundan kaynaklandığını belirlememektedir. EPDK, düzenleyici kurum sıfatıyla dağıtıcı şirkete (davalıya) uyarı göndermiş olup, sorunun teknik kaynağını tespit etmemiştir. Bilirkişi heyetinin teknik incelemesi, sorunların kaynağını alt yapı ve ekipman arızaları olarak tespit etmiş ve bu arızaların sözleşme gereği davacının sorumluluk alanı dışında kaldığını belirlemiştir.
EPDK uyarısının varlığı, tek başına davacının kusurlu olduğu sonucunu doğurmaz. Otorite bir kurumun sistem eksikliği tespit etmesi ile bu eksikliğin kimin kusurundan kaynaklandığı ayrı hususlardır. Dosyadaki teknik inceleme, sorunların davacının yazılımından değil, davalının sorumluluğundaki altyapıdan kaynaklandığını ortaya koymuştur.
Davalı, bayileri tarafından defalarca arıza bildiriminde bulunulduğunu ancak davacının bu bildirimlere yanıt vermediğini ve çözüm sağlamadığını savunmuştur.
Bilirkişi heyeti, dosyadaki arıza kayıtları ile davacının bu kayıtlara verdiği yanıtları karşılaştırmalı olarak incelemiştir. İnceleme sonucunda, davacının arıza bildirimlerine ortalama 2-3 gün içinde yanıt verdiği, ilgili teknik servisi arızanın olduğu bayiye yönlendirdiği ve arızaları giderdiği tespit edilmiştir. Teknik servis formlarında da arızaların giderildiğine ve sistemin çalışır duruma getirildiğine ilişkin kayıtlar ile bayi yetkililerinin imzaları bulunmaktadır.
Davalı, bilirkişinin bu tespitini çürütecek somut delil sunamamıştır. "Defalarca bildirim yapıldı, yanıt alınmadı" şeklindeki genel ve soyut beyan, dosyadaki teknik servis formları ve bilirkişi tespiti karşısında ispat değeri taşımamaktadır.
Davalı, sözleşmenin 3.2. maddesi uyarınca davacının arızaları en geç 10 iş günü içinde gidermesi gerektiğini, ancak davacının hiçbir arızayı bu sürede gideremediğini savunmuştur.
Bilirkişi heyeti bu hususta şu tespiti yapmıştır: Teknik servis formlarında arıza giderme işleminin başlangıç ve bitiş tarihleri yer almakla birlikte, arıza kaydının ilk olarak ne zaman açıldığına dair bilgi bulunmamaktadır. Bu nedenle arıza bildirim tarihi ile giderilme tarihi arasındaki sürenin 10 iş gününü aşıp aşmadığı kesin olarak belirlenememektedir.
Ancak bu belirsizlik, HMK'nın 190. maddesi çerçevesinde değerlendirilmelidir. Davalı, davacının sözleşmeye aykırı davrandığını ve 10 iş günü süresine uymadığını iddia etmektedir. Bu iddiayı ispat yükü, savunmasını bu vakıaya dayandıran davalıya aittir. Davalı, hangi arızanın hangi tarihte bildirildiğini, ne zaman giderildiğini ve sürenin aşıldığını somut delillerle ispat etmelidir. Davalı bu yükü yerine getirememiş, genel ifadelerle yetinmiştir.
Öte yandan bilirkişi tespitine göre davacı, arıza bildirimlerine ortalama 2-3 gün içinde yanıt vererek teknik servis yönlendirmesi yapmıştır. Bu tespit, davacının arızalara makul sürede müdahale ettiğini göstermektedir.
Bu nedenlerle davalının 10 iş günü süresine uyulmadığı yönündeki savunması yerinde görülmemiştir.
Davalı, davacının kurduğu sistemin EPDK standartlarına uygun olup olmadığının yerinde incelenmesi gerektiğini talep etmiştir. Mahkememizce yerinde inceleme yapılması için 10.000,00 TL gider avansı takdir edilmiş, ancak davalı bu masrafı yatırmamıştır. HMK'nın 324. maddesi uyarınca delil ikamesi için gereken masrafı karşılamayan taraf, o delilden vazgeçmiş sayılır. Davalı, yerinde inceleme talebinde bulunmuş ancak masrafını karşılamamakla bu delilden vazgeçmiş sayılmaktadır.
Davalının EPDK standartlarına uygunluk iddiası da somutlaştırmadan yoksundur. Davalı, davacının yazılımının hangi EPDK düzenlemesine, hangi teknik kritere veya hangi standarda aykırı olduğunu somut olarak belirtmemiştir. "Sistem kusurlu" veya "EPDK standartlarına uygun değil" şeklindeki genel ifadeler, teknik bir iddia için yeterli değildir. Davalı, yazılımın hangi fonksiyonunun eksik veya hatalı olduğunu, veri akışındaki hangi spesifik sorunun yazılım kaynaklı olduğunu açıklamamış, bu iddiasını destekleyen bağımsız bir teknik rapor veya uzman görüşü de sunmamıştır.
Yerinde inceleme talebi de aynı belirsizliği taşımaktadır. Davalı, yerinde inceleme ile neyin test edileceğini, hangi teknik kriterlerin değerlendirileceğini, bilirkişiden hangi soruların yanıtlanmasının beklendiğini somutlaştırmamıştır. "Sistem incelensin, kusur görülecektir" şeklindeki genel talep, HMK'nın 194. maddesinde düzenlenen somutlaştırma yükümüyle bağdaşmamaktadır. Taraflar, dayandıkları vakıaları açık ve somut olarak ileri sürmekle yükümlüdür.
Kaldı ki davalı, bu belirsiz talebinin masrafını dahi karşılamamıştır. Mahkememizce yerinde inceleme yapılması için 10.000,00 TL gider avansı takdir edilmiş, ancak davalı bu masrafı yatırmamıştır. HMK'nın 324. maddesi uyarınca delil ikamesi için gereken avansı yatırmayan taraf, o delilden vazgeçmiş sayılır. Davalı, hem iddiasını somutlaştıramamış hem de kendi talep ettiği incelemenin masrafını karşılamamıştır. Bu durum, yazılım kusuru savunmasının soyut ve dayanaksız bir savunma olarak kaldığını ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak davalının yazılım kusuruna, EPDK uyarısına, arıza bildirimlerine yanıt verilmediğine ve 10 iş günü süresine uyulmadığına dayalı savunmaları yerinde görülmemiştir.
Davacı, takibe konu faturalar için fatura tarihlerinden veya vade tarihlerinden itibaren işlemiş temerrüt faizi talep etmiştir. Bu talebin değerlendirilmesi için temerrüt şartlarının oluşup oluşmadığının incelenmesi gerekmektedir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 117. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Aynı maddenin ikinci fıkrası, borcun ifa edileceği günün birlikte kararlaştırılması halinde, bu günün geçmesiyle borçlunun kendiliğinden temerrüde düşeceğini düzenlemiştir. Bu ikinci halin uygulanabilmesi için takvim günü olarak kesin ve belirli bir vadenin kararlaştırılmış olması gerekmektedir.
Taraflar arasındaki sözleşmenin Ek-3 Genel Koşullar bölümünde "her ayın en geç 15'inde ödeme" şeklinde bir ifade yer almaktadır. Bu ifadenin TBK'nın 117. maddesinin ikinci fıkrası anlamında belirli bir vade oluşturup oluşturmadığı değerlendirilmiştir.
Söz konusu ifade, belirli vade niteliği taşımamaktadır. Şöyle ki; hangi ayın 15'inin kastedildiği açık değildir. Faturanın kesildiği ayın mı, takip eden ayın mı 15'i olduğu belirsizdir. Ayrıca bu düzenleme aylık hizmet faturaları için öngörülmüş olup, kamera montajı ve mühürleme gibi tek seferlik hizmetler için bu vade düzenlemesinin geçerli olup olmadığı da tartışmalıdır. Yargıtay içtihatlarında da vurgulandığı üzere, "fatura tarihinden itibaren şu kadar gün içinde" veya "her ayın şu gününde" gibi göreceli ve belirsiz ifadeler, TBK'nın 117/2 anlamında kesin vade oluşturmaz.
Dosya kapsamında davacının davalıya temerrüde düşürücü bir ihtarname gönderdiğine dair herhangi bir belge bulunmamaktadır. Davacı, fatura göndermekle yetinmiş, ayrıca ihtarname çekmeksizin doğrudan icra takibi başlatmıştır. Fatura gönderilmesi, tek başına ihtar niteliği taşımaz.
Yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca, belirli vade bulunmayan ve ihtarname ile temerrüde düşürülmeyen borçlu hakkında ancak ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren temerrüt faizi işletilebilir. İcra takibinde gönderilen ödeme emri, borçluyu temerrüde düşüren bir ihtar niteliği taşımakta olup, bu tarihten önceki dönem için temerrüt faizi talep edilemez.
Bu itibarla davacının işlemiş faiz talebi, yani fatura tarihlerinden veya vade tarihlerinden takip tarihine kadar olan döneme ilişkin faiz talebi, TBK'nın 117. maddesi kapsamında temerrüt şartları oluşmadığından reddedilmiştir.
Kabul edilen 603.952,65 TL asıl alacağa, takip tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 2. maddesi uyarınca avans faizi uygulanmasına karar verilmiştir. Faize ilişkin itiraz bu şekilde, yani "takip tarihinden tahsil tarihine kadar işleyecek avans faizi" olarak iptal edilmiştir.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, itirazın iptali davasında borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmesi halinde borçlu, takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminata mahkûm edilir.
İcra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için iki koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir: Alacağın likit, yani belirli veya belirlenebilir olması ve borçlunun itirazının haksız bulunması.
Davacının alacağı, taraflar arasındaki yazılı sözleşmede belirlenen birim fiyatlar üzerinden hesaplanabilir niteliktedir. Sözleşmede kamera bedeli, kurulum bedeli, mühürleme bedeli ve aylık hizmet bedeli açıkça belirlenmiştir. Bu bedeller üzerinden basit bir matematiksel hesapla alacak miktarı tespit edilebilmektedir. Bu nedenle alacak likittir.
Davalı, icra takibine itiraz ederek takibi durdurmuştur. Yapılan yargılama sonucunda 603.952,65 TL tutarındaki asıl alacak yönünden itirazın haksız olduğu tespit edilmiştir.
İtirazın iptali davalarında icra inkâr tazminatı, kabul edilen miktar üzerinden hesaplanır. Davanın kısmen kabul edilmesi, kabul edilen kısım yönünden itirazın haksızlığı sonucunu değiştirmez. Borçlu, borçlu olmadığı bir miktar için değil, borçlu olduğu halde itiraz ettiği miktar için tazminat ödemekle yükümlüdür.
Bu nedenle kabul edilen 603.952,65 TL asıl alacağın %20'si olan 120.790,53 TL icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesinin ikinci fıkrası, takip alacaklısının takibinde haksız ve kötü niyetli görülmesi halinde alacaklının da tazminata mahkûm edileceğini düzenlemektedir. Kötü niyet tazminatına hükmedilebilmesi için takibin haksız olması, yani alacağın hiç mevcut olmaması veya alacaklının alacağının bulunmadığını bilerek takip başlatması gerekmektedir.
Somut olayda davacının takibe konu ettiği alacağın önemli bir kısmı, yani 603.952,65 TL, yargılama sonucunda varlığı ispat edilmiş ve kabul edilmiştir. Davacının talep ettiği alacağın tamamı değil ancak yaklaşık %47'si kabul edilmiş olup, bu durum takibin haksız olduğu sonucunu doğurmaz.
Davacının alacak miktarını yüksek göstermesi, talebin bir kısmının reddi sonucunu doğurmuş ise de bu durum tek başına kötü niyet olarak değerlendirilemez. Alacaklının alacağını yüksek hesaplaması veya ispat edemediği kalemleri de talep etmesi, takibin tümüyle haksız ve kötü niyetli olduğu anlamına gelmez. Kötü niyet tazminatı, hiçbir alacağı bulunmadığı halde sırf karşı tarafı zarara uğratmak veya icra baskısı oluşturmak amacıyla takip başlatan alacaklılar için öngörülmüş bir yaptırımdır.
Davacı, sözleşme ilişkisine dayalı olarak hizmet vermiş ve bu hizmetin karşılığını talep etmiştir. Talebinin yaklaşık yarısı kabul edilmiştir. Bu koşullarda davacının kötü niyetli olduğundan söz edilemez.
Bu nedenle davalının kötü niyet tazminatı talebi reddedilmiştir.
Yukarıda her bir uyuşmazlık noktası için ayrı ayrı açıklanan hukuki ve maddi gerekçeler çerçevesinde sonuçta aşağıdaki şekilde karar verimiştir.
HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda ayrıntılı açıklandığı üzere;
1-Davanın KISMEN KABULÜ ile davanın ....İcra Dairesi'nin 2022/... sayılı takip dosyasındaki itirazlarının;
Yetkiye itirazın ve 603.952,65 TL asıl alacak üzerinden itirazın iptaline,
İşleyecek faiz oranına itirazın ise "asıl alacak üzerinden takip tarihinden tahsil tarihine kadar işleyecek avans temerrüt faizi ile" şeklinde iptali ile
Takibin bu şekilde ödeme emrindeki kayıt ve şartlarda devamına,
2-603.952,65-TL'nin % 20'si olan 120.790,53-TL tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
3-Fazlaya ilişkin istemin reddine,
4-Kötü niyet tazminatı talebinin reddine
5-Hüküm altına alınan miktar üzerinden hesaplanan 41.256,00-TL ilam harcından peşin alınan 15.901,67-TL'nin mahsubu ile bakiye 25.354,33-TL ilam harcının davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
6-Davacı tarafından yatırılan 15.901,67-TL peşin harç ve 80,70-TL başvuru harcı olmak üzere toplam 15.982,37-TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
7-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. göre hesaplanan 96.592,90-TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
8-Davalı, kendisini vekille temsil ettirmiş olmakla, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. göre hesaplanan 112.902,33-TL ücreti vekaletin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
9-Tarafların zorunlu arabuluculuk sürecinde anlaşmamaları nedeniyle 6325 sayılı Kanunun 18/A-13 maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk gideri olan 1.560,00-TL'nin Kabul-red oranına göre 715,59-TL'nin davalıdan, 844,41-TL'nin davacıdan tahsil edilerek hazineye gelir kaydına,
10-Davacı tarafından yapılan 122.258,50-TL yargılama giderinin red ve kabul durumuna göre takdiren oranlayarak 56.081,11-TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine; arda kalan bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,
11-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen taraflara iadesine,
Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere oy birliği ile karar verildi.█████/2025
Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!