Konya Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen, ticari makine satışında gecikme ve ifa etmeme iddiasıyla cezai şart talepli itirazın iptali davası gerekçeli kararı.
Özet: Bu hukuki evrakta, davacının ödeme yaptığı ancak teslim edilmeyen bir makine nedeniyle davalıya karşı başlattığı icra takibine yapılan itirazın iptali ve sözleşmede kararlaştırılan aylık %2 gecikme cezai şartının tahsilini talep ettiği ticari satış kaynaklı bir davanın yargılaması ele alınmıştır; bilirkişi raporlarında davacının ödemeleri, teslimat gecikmesi, sözleşmedeki kesin teslim tarihi ve cezai şart hükümleri doğrulanarak hesaplama yapılmış olmasına rağmen, mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda davacının itirazın iptali talebi reddedilmiştir.

T.C. KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: ... Esas - ...

T.C.
KONYA
. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO
:
KARAR NO
:
HAKİM
:
KATİP
:
DAVACI
:
VEKİLİ
:
DAVALI
:
VEKİLLERİ
:
DAVA
: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ
:
KARAR TARİHİ
:
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH
:
KARARIN MAHİYETİ
: RED
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;Konya .İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyasına yapılan haksız ve kötü niyetli borca vs. tüm itirazın iptalini ve icra takibinin devamını, Takibe kötü niyetli olarak itiraz eden davalının alacağın %20' sinden az olmamak üzere icra inkâr tazminatı ödemeye mahkûm edilmesini, Harçlar Kanunu 29/3’e göre icra takibindeki peşin harcın işbu davadaki harçtan mahsubunu, Yargılama giderleri ile ücreti vekâletin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava ettiği görülmüştür.
Davalı vekili cevap dilekçesinden özetle; sözleşme hükümlerinde taraflar için belirlenen yükümlülükler incelenecek olursa davacının müvekkilinden cezai şart alacağı talep etmesini gerektirecek bir durum olmadığı açıkça görüleceğini, haksız ve yersiz iş bu davanın reddini, vekâlet ücreti ile yargılama giderlerinin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.
Mahkememiz ara kararı gereğince dosyanın bilirkişi ... , ... ve ... tevdii ile düzenlenen bilirkişi heyeti raporundan özetle; "Davacı şirket defterlerinin usulüne uygun olarak tasdik ettirildiği, sahibi lehine delil olarak kullanılabileceği kanaatinde olduğumu, Davacı şirketin sipariş ettiği makine için toplamda 80.049,57 EURO (935.751,61 TL) banka kanalıyla para ödediği, ancak siparişin teslim edilmediği, Davalı şirket ticari defter incelemesi yapılan bilirkişi raporunda 340.022 alınan sipariş avansları hesabında 931.297,50 TL Davacının ödeme yaptığı, tespit edilmiştir. Taraflar arasında 22.12.2021 tarihli sözleşmeden sonra 01.06.2022 tarihli yeni bir sözleşmenin akdedildiği, Taraflar arasında ticari alım satım sözleşmesinde kararlaştırılan ceza koşulunun ifaya ekli ceza niteliğindedir. Sözleşme gereği “ Otomatik kaynak makinası Sisteminin “ sözleşmenin 6. Maddesindeki hükümler gereğince teslim tarihinin 28.02.2022 tarihi olmasına rağmen taraflarca yapılan 01.06.2022 tarihli ek protokol ile teslim tarihi 30.07.2022 olarak belirlenmiş ve kesin süreli bir teslim tarihi olduğu taraflarca da kabul edilmişti İlk sözleşmede teslimde gecikme olur ise satıcı sözleşmede kararlaştırılan süre içeresinde teslimin gerçekleştirilememesi halinde bu süreyi takip eden her ay için sözleşmede kararlaştırılan toplam bedelin % 2 si oranında gecikme cezasını alıcı şirketin talep edebileceği kabulünün mevcut olduğu. TBK179/2. Maddesi gereğince ifaya ekli cezanın istenel in bu haktan açıkça feragat edilmemiş veya ifanın çekincesiz olarak kabul edilmemiş olması gerekir. Davada; dosyasında sözleşme gereği malın tam tesliminin gerçekleşme Dosyaya proforma faturanın sunulmaması sebebiyle fatura veya sevk irsaliyesinden ihtirazı kayıt olup olmadığı hususunun tespit edilemedi Ancak davacı şirketin Konya . Noterliğinin 25.05.2022 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarı ile gecikmeden dolayı cezai şart talep etti Daha sonrada Konya . Noterliğinin 08.09.2022 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarı ile de sözleşme ve protokol gereğince satıma konu malın tesliminde gecikme olduğu ve tam tesliminin sağlanmadığı belirtilmiş olmakla söz konusu malın teslimin tem gerçekleşmemesi nedeniyle ihtirazı kayıtla ( İhtarname ) ile alındığının kabulü halinde; Sözleşme ve ek protokol gereği son ve kesin teslim tarihi olan 30.07.2022 tarihinden icra takip tarihi olan 21.09.2022 tarihine kadar geçen süre sözleşmede satış bedeli 93.000 Euro olarak gösterilmiş ise de davacı tarafça bu alım satımdan dolayı ödenen 80.049,57-Euronun %2 si ( aylık ) oranında cezai şartın talep edilebileceği hususunun takdir ve tayini Sayın hakimliğinize ait olmak üzere yapılan hesaplamada, 3.201,98-Euro %2 gecikme cezası borçlu olduğu." Görüş ve kanaat bildirir rapor tanzim etmiştir.
Aynı bilirkişiler EK raporundan özetle; " Heyetimizce 30.10.2024 tarihinde ana rapor dosyaya sunulmuş olup taraflar arasında ticari alım sözleşmesinde kararlaştırılan ceza koşulunun ifaya ekli ceza niteliğinde olduğu ve taraflar arasındaki sözleşmenin 6. Maddesindeki hükümler gereğince teslim tarihinin 28.02.2022 olarak kararlaştırıldığı ancak taraflarca 01.06.2022 tarihinde ek protokol ile teslim tarihinin 30.07.2022 olarak belirlendiği ve kesin süreli teslim tarihi olduğu taraflarca kabul edildiği. Sözleşme gereğince taraflarca kararlaştırılan toplam bedelin %2 si oranında cezai şartın talep edilebileceğinim taraflarca kabul edildiği. Ana raporda kesin teslim tarihi olan 30.07.2022 tarihinden icra takip tarihi olan 21.09.2022 tarihine kadar geçen süre için sözleşmede satış bedeli 93.000 Euro olarak gösterilmiş ise de davalı tarafça alım satım sözleşmesinden dolayı ödenen 80.049,57 Euronun %2 si (aylık ) cezai şart olarak hesap edilmiş olup; Mahkemenizce taraflar arasındaki sözleşme gereği teslim tarihinin 28.02.2022 olarak kabul edilmesi halinde icra takip tarihi olan 21.09.2022 tarihine kadar geçen süre 6 ay 23 olup davacı tarafça ödenen 80.049,57-Euro x %2 = 1.601- Euro x 6 ay 23 = 10.833,43 Euro olarak hesaplanmıştır." Görüş ve kanaat bildirir rapor tanzim etmiştir.
Tüm dosya kapsamı ve deliller birlikte değerlendirildiğinde; Davacının, davalı aleyhine İtirazın İptali davası açmıştır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan İİK.67. maddesinde; "Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir." şeklinde düzenlendiği,
Tarafların ilk sözleşmesi █████/2021 tarihinde imzalandığı anlaşılmıştır.
Davacı tarafın █████/2021 tarihli ilk ihtarnamesinden özetle;" iş bu ihtarnamenin tebliğ tarihinden itibaren 14 GÜN içerisinde teklif metninde belirtilen makinaların eksiksiz, tam ve çalışır bir şekilde müvekkile teslimi edilmesini, taahhüt edilen şekilde montajlarının yapılmasını ve makinelerin kullanılması için müvekkil bünyesinde gerekli eğitimlerin verilmesini ve bunun mümkün olmaması halinde, belirtilen edimlerin tam ve eksiksiz bir şekilde yerine getirilmemesinden dolayı müvekkilin anlaşmadan döndüğünü, bu minvalde müvekkil tarafından şirketinize ödenen 63.000 EURO (altmışücbineuro) meblağın ... Bankası Euro Hesabı ... IBAN numaralı hesap numarasına gönderilmesini, aksi takdirde bu hususlara ilişkin doğabilecek tüm hukuki ve cezai hak, talep, tazminat, dava ve fazlaya ilişkin haklarımızı saklı tuttuğumuzu, işbu ihtamameye uymamanız ve ödeme yapmamanız halinde, doğacak her türlü mahkeme ve avukatlık ücretlerinin tarafınıza yükleneceğini İHTAREN bildiriyoruz." şeklinde ihtar çekildiği anlaşılmıştır.
Davacı tarafın █████/2022 tarihli 2. ihtarname ile ceza-i şart talep ettiği anlaşılmıştır.
Davacı tarafın █████/2022 tarihli 3. İhtarname ile ceza şart talep ettiği anlaşılmıştır.
█████/2022 tarihinde tarafların protokol imzaladığı anlaşılmıştır.
BORÇLAR HUKUKUNA HAKİM OLAN İLKELER
Borçlar hukukuna hakim olan başlıca ilkeler şunlardır:
1.İRADE ÖZERKLİĞİ İLKESİ
:
Türk borçlar hukukuna hakim olan temel ilke, irade özerkliği ilkesidir. İrade özerkliği, liberal hukuk felsefesinin, dolayısıyla sözleşme özgürlüğünün ideolojik ideolojik esasını oluşturur. İrade özerkliği, hukuk düzeninin bireylere kişisel ilişkilerini özgür iradelerine göre diledikleri gibi düzenleme hususunda tanımış olduğu genel yetkidir. Bu ilkeye göre fert, hür (özerk) bir varlık olup, hukuki açıdan kendi kaderini bizzat tayin etmek yetkisine sahiptir. Gerçekten irade özerkliği sayesinde fertler kendi aralarında kendi hukuklarını ve hukuki ilişkilerini kurup yaratırlar.
İrade özerkliğine işlerlik sağlayan en önemli hukuki araç, hukuki işlem ve özellikle sözleşmedir. Taraflar özgür iradeleriyle yaptıkları sözleşmelerle sınırlı da olsa kendilerini hem bağlayan, yani borç altına sokan, hem de haki sahibi yapan ve böylece bizzat uymak zorunda oldukları hukuk kuralları koyarlar. İrade özerkliği ilkesi, kişileri, kendi özel hukuk ilişkilerini düzenlerken her türlü dış baskıdan ve özellikle devletin baskısından korumayı amaçlar. Bununla birlikte, irade özerkliği sınırsız değildir. Bu ilke, bireylere hukuk düzeninin sınırları içinde tanınmıştır. Nitekim, TBK. M 27'ye göre Kanun koyucu irade özerkliği ilkesine bazı sınırlar getirmiştir. Ancak buna rağmen, irade özerkliği asıl, sınırlama ise istisnadır. Sınırlama, istisna olduğu için bunun geniş tutulmaması gerekir. Aksi halde, devlet müdahaleleri artmış ve bunun sonunda liberal bireyci toplum düzeninin temel sütunu olan özel hukuk, dolayısıyla da borçlar hukukunun anlam ve fonksiyonu önemli ölçüde azalmış olur. Kuralı sınırlamanın ölçüsü, birey yararıyla toplum yararı arasındaki uyumlu dengedir.
İrade özerkliğinden şu alt ilkeler doğmaktadır.
1.Sözleşme özgürlüğü ilkesi
:
İrade özerkliğinin doğal sonucu olarak borçlar hukukunda hakim olan diğer bir ilke de "Sözleşme özgürlüğü ilkesi"dir (TBK. M. 26). AY. M. 48/1 ile de garanti altına alınmış olan sözleşme özgürlüğü ilkesi, aslında ferdin davranış özgürlüğünün, hak ve fiil ehliyetinin, dolayısıyla kişiliğinin zorunlu bir sonuç ve uzantısıdır. Sözleşme özgürlüğü ile hukuk düzeni kişilere, sözleşmeye konu olabilecek ilişkilerini, bizzat düzenlemek, ona diledikleri şekli vermek imkanını tanımaktadır. Bu suretle sözleşme özgürlüğü fertlere, sınırlı bir şeklide de olsa, kişisel ilişkilerini diledikleri gibi düzenlemek, aralarında geçerli olacak bir hukuk düzeni yaratmak yetkisini vermektedir. Fransız Medeni Kanununun 1134 . Maddesinde ifade edildiği gibi, "Hukuka uygun olarak kurulmuş sözleşmeler, onu yapanların kanunu sayılırlar"
Sözleşme özgürlüğü, kendi içinde dört alt türe ayrılır. Bunlar, herhangi bir sözleşmeyi yapıp yapmama, istenilen tip ve içerikte bir sözleşme yapma, sözleşmenin karşı tarafını seçme ve nihayet kurulmuş olan bir sözleşmeyi ortadan kaldırma özgürlüğüdür. Bu ilke uyarınca bireyler (taraflar) her şeyden önce, herhangi bir sözleşmeyi yapıp yapmamakta, yapmak istedikleri bir sözleşmeyi, hukuk düzeninin sınırları içinde diledikleri tip ve içerikte yapma hususunda özgürdürler. Sözleşme özgürlüğününü bu sonuncu türüne, "düzenleme veya tip özgürlüğü" de denilir. Oysa eşya hukukunda numerus clausus (sınırlı sayı) ilkesi geçerli olduğu için, orada tip özgürlüğü değil, aksine tip mecburiyeti vardır. Bu nedenle, eşya hukukunda sadece Medeni Kanunun öngördüğü tipte sözleşmeler yapılabilir. Sözleşme özgürlüğü ilkesi gereğince herkes yapmak istediği bir sözleşmenin karşı tarafını seçme özgürlüğüne de sahiptir. Sözleşme yapma zorunluluğu, borçlar hukukunda istisnadır. Nihayet, sözleşme özgürlüğü ilkesi, taraflara, yapmış oldukları bir sözleşmeyi dilerlerse değiştirme veya ortadan kaldırma yetkisini de vermektedir.
NİSPİLİK İLKESİ
:
Borçlar hukukunun konusu, özel borç ilişkileridir. Borç ilişkilerinden doğan alacak hakkı ise, ayni haklarla kişilik haklarının aksine, hukuki niteliği itibariyle nispi bir haktır. Alacaklı, bu hakkı, sadece borçluya karşı ileri sürebilir. Üçüncü kişiler, borç ilişkisiyle ilke olarak borç altına girmedikleri, bir hak kazanmadıkları için, bu hakkın onlara karşı ileri sürülmesi, istisnai haller dışında söz konusu olamaz.
ÜÇÜNCÜ KİŞİ ALEYHİNE BORÇ KURULUMAMASI İLKESİ
Bu ilke de irade özerkliği ilkesinin doğal bir sonucudur. Hiç kimse, iradesi dışında, külli halefiyet hali (miras gibi) hariç, sözleşme veya başka bir sebeple borç altına sokulamaz. Bu ilke, aynı zamanda nispilik ilkesinin de bir yansımasıdır. Bu itibarla , bir sözleşmenin tarafları, üçüncü bir kişi aleyhine borç ilişkisi kuramazlar. Buna karşılık, taraflar isterlerse üçüncü kişi yararına yaptıkları sözleşmede, onun lehine alacak hakkı kurabilirler. Nitekim. TBK. M. 129, üçüncü kişi yararına sözleşmeyi kabul etmiştir. (BORÇLAR HUKUKU GENEL HÜKÜMLER 21. BASKI - Prof Dr. ... )
TBK MADDE 179/2
: Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir
TBK MADDE 99 -
D. Ödeme
I. Ülke parası ile
MADDE 99- Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir.
İİK MADDE 58 -
V. TAKİP TALEBİ
Takip talebi ve muhtevası
:
Madde 58 – (Değişik
: 18/2/1965-██████ md.) (Değişik birinci fıkra: 2/7/2012-6352/9 md.) Takip talebi icra dairesine yazılı veya sözlü olarak ya da elektronik ortamda yapılır. Talepte şunlar gösterilir:
1. (Değişik
: 2/7/2012-6352/9 md.) Alacaklının ve varsa kanuni temsilcisinin ve vekilinin adı, soyadı; alacaklı veya vekili adına ödemenin yapılacağı banka adı ile hesap bilgileri; varsa Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya vergi kimlik numarası; şöhret ve yerleşim yeri; alacaklı yabancı memlekette oturuyorsa Türkiye’de göstereceği yerleşim yeri (Yerleşim yeri gösteremezse icra dairesinin bulunduğu yer yerleşim yeri sayılır.); 2. (Değişik: 2/7/2012-6352/9 md.) Borçlunun ve varsa kanuni temsilcisinin adı, soyadı, alacaklı tarafından biliniyorsa Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya vergi kimlik numarası, şöhret ve yerleşim yeri; Bir terekeye karşı yapılan taleplerde kendilerine tebligat yapılacak mirasçıların adı, soyadı, biliniyorsa Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya vergi kimlik numarası, şöhret ve yerleşim yerleri; 3. (Değişik: 17/7/2003-███████ md.) Alacağın veya istenen teminatın Türk parasıyla tutarı ve faizli alacaklarda faizin miktarı ile işlemeye başladığı gün, alacak veya teminat yabancı para ise alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiği ve faizi; 4. Senet, senet yoksa borcun sebebi; 5. Takip yollarından hangisinin seçildiği; Alacak belgeye dayanmakta ise, belgenin aslının veya alacaklı yahut mümessili tarafından tasdik edilmiş, borçlu sayısından bir fazla örneğinin takip talebi anında icra dairesine tevdii mecburidir. Alacaklıya takip talebinde bulunduğuna ve verdiği belgelere, talep ve takip masraflarına dair bedava ve pulsuz bir makbuz verilir.
İstanbul BAM . Hukuk Dairesinin ... E, ... K, sayılı ilamı özü:
"Yabancı para ile takipte harç yatırıldığı anlaşılırsa işin esasına girilmelidir."
İFAYA EKLİ CEZA KOŞULU
"İfaya ekli/eklenen ceza koşulu , TBK'nın 179/2. Maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, borcun belirlenen yer veya zamanda ifa edilmemesi halinde ödenmek üzere ceza kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça vazgeçmiş ya da ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte kararlaştırılan cezanın ödenmesini de isteyebilir.
İfaya ekli ceza koşulunda koşulun gerçekleşmesi durumunda alacaklı, seçimlik cezadan farklı olarak, hem ifaya hem de cezayı talep edebilir. Burada hem ifa hem de cezanın birlikte talep edilmesi nedeniyle taleplerin yığılması (toplanması) söz konusudur. Örneğin , bir satım sözleşmesinde malın teslimi için bir tar8ih belirlenip e zamanında teslim edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmış olması durumunda kararlaştırılan ceza ifaya ekli cezadır ve alacaklı gecikme durumunda, hakkını saklı tutmak koşuluyla, malın teslimi ile birlikte cezanın ödenmesini de isteyebilir.
TBK'nın 179/2. Maddesinde, ifaya ekli ceza koşulu, borca aykırılığın iki hali ile sınırlandırılmıştır. Bunlar, borcun belirlenen zamanda ifa edilmemesi ve borcun belirlenen yerde ifa edilmemesidir. Borca aykırılığın en yaygın hallerinden olmaları nedeniyle ifaya ekli cezanın bunlarla sınırlanmış olması muhtemel olmakla birlikte, ceza koşuluna ilişkin hükümlerin emredici nitelikte olmaması nedeniyle, diğer borca aykırılık halleri için de ifaya ekli cezanın kararlaştırılması önünde bir engel bulunmamaktadır. Örneğin, bir eser sözleşmesinde yapımı kararlaştırılan malın ayıplı olması halinde ayıbın giderilmesi ile birlikte bir ceza da kararlaştırılmış ise bu ceza ifaya ekli ceza olacaktır. Kanun hükmü dikkate alındığında, borcun belirlenen zamanda ve yerde ifa edilmemesi hali için bir ceza kararlaştırılmışsa bunun ifaya ekli ceza bunun dışında kalan tüm borca aykırılık halleri için kararlaştırılan cezanın seçimlik ceza olacağı konusunda bir karine getirilmiş olduğunu söyleyebiliriz.
İfaya eklenen ceza koşulu, tarafların anlaşmasına veya bir kanun hükmüne dayanır. Tarafların anlaşmasına dayanması durumunda bunu iddia eden tarafın ispat yükümlülüğü bulunmaktadır. İfaya eklenen ceza koşulu kanun hükmüne de dayanabilir. TBK'nın 179/2. Maddesinde yer alan düzenleme bu anlamda özel bir düzenleme nitelindedir.
İfaya ekli ceza koşulunun talep edilebilmesi için ifaya aykırılık da yeterli değildir. Borcun belirlenen yer ve zamanda ifa edilmemesinin yanın da , alacaklının bu hakkından açıkça vazgeçmemiş olması ya da ifayı çekincesiz olarak kabul etmemiş olması gerekir.
Borca aykırılığın gerçekleşmesi üzerine alacaklının kararlaştırılan cezayı talep etmeyeceğini açıkça belirtmesi durumunda artık bu cezayı talep etmesi mümkün değildir. Burada alacaklının cezayı talep hakkından vazgeçmesi, özü itibariyle bir haktan vazgeçme olup, borçlu açısından da doğmuş borcundan ibra edilmesi anlamına gelir. Bu durumda alacaklının bu hakkından vazgeçtiğini iddia eden borçlunun bu iddiasını usulüne uygun yazılı delille (HMK m. 200 vd) ispatlaması gerekir.
Alacaklının ifayı çekincesiz olarak kabul etmesi durumunda da artık alacaklı bu cezayı isteyemez. Borca aykırılık durumunun gerçekleşmesine yani borcun belirlenen yer veya zamanda ifa edilmemesine rağmen alacaklı bir çekince koymadan borcun ifasını kabul ederse artık ifaya ekli cezayı talep edemez. Alacaklının ifaya ekli cezayı talep hakkını saklı tuttuğunu en geç ifa anına kadar ortaya koyması gerekir. Ceza koşulunun talep hakkının saklı tutulması da her hangi bir şekle tabi değildir. Herhangi bir şekilde saklı tutulması mümkündür. Sadece ileride ispat açısından şeklin önemi bulunmaktadır.
Ceza koşulunu talep hakkının saklı tutulmasına ilişkin iradenin açık bir şekilde ortaya konulması gerekmekle birlikte, kimi durumlarda tarafların davranışlarından da bu durum anlaşılabilir. Bu şekilde örtülü davranışlardan eğer bu irade ortaya çıkarılabiliyorsa talep hakkının saklı tutulduğunun kabulü gerekir.
Alacaklının bir çekince koymadan ifayı kabul etmesi durumunda ise ceza koşulundan vazgeçtiği kabul edilmektedir. Bu durumda, alacaklının çekince koymadan asıl edimin ifasını kabul etmesini, ceza koşulu ödenmesini talep hakkından vazgeçme yönünde, aksi kanıtlanamayan kesin bir karine olarak kabul etmek gerekir. Burada alacaklının çekince koyarak ifayı kabul etmesi, ceza koşulunu talep hakkını sürdürmesi anlamına gelecektir. Dolayısıyla saklı tuttuğu bu hakkını, asıl borcun ifa edilmesine rağmen zamanaşımı süresi dolana kadar ileri sürmesi mümkündür. Diğer bir değişle, asıl borcun ödenmesi nedeniyle fer'isi niteliğinde bulunan ceza koşulunun da talep edilemeyeceği ileri sürülemez." KAYNAK -(CEZA KOŞULU (CEZAİ ŞART VE BENZER KURUMLAR - YARGITAY ÜYESİ ... )
"Sözleşmeden dönülmesi halinde asıl borç bütün sonuçları ile birlikte ve geçmişe etkili olarak ortadan kalkacağından feri nitelikte olan ifaya eklenen cezanın da ortadan kalkacağı konusunda bir kuşku bulunmamaktadır. Sözleşmenin feshi halinde ise durum farklıdır. Sözleşmenin feshi halinde kural olarak sözleşme fesih anına kadar hüküm ve sonuçlarını doğurmaktadır. Bu durumda sözleşmenin feshi halind.e , sözleşmenin doğmuş olan hüküm ve sonuçları için bir ifaya ekli ceza kararlaştırılmış ise, itirazı kayıt konulmuş olmak kaydıyla, bu cezanın talep edilmesi de mümkündür.
Ancak uygulamada çoğu zaman bu ayrıma dikkat edilmediği görülmektedir. Yargıtay uygulamasında da yaygın kabul, fesih halinde ceza koşulunun istenemeyeceği yönündedir. Bu tereddüdün giderilmesi açısından, ceza koşuluna ilişkin hükümler emredici nitelikte olmadığından, fesih halinde de ceza koşulunun istenebileceğinin ayırca belirtilmesi yerinde olacaktır.
Somut olayda davacı, eldeki davada hem ifaya eklenen cezai şart niteliğindeki tazminatı hem de sözleşmeyi feshederek devre mülk satışından kaynaklı olarak davacı tarafından davalıya ödenen bedelin tahsilini istemiştir. Davacı ödemiş olduğu devre mülk bedelini istediği dava ile sözleşmeden döndüğüne göre artık aynı sözleşmeye dayanarak davalıdan ifaya ekli cezai şart talebinde bulunması mümkün değildir. O halde mahkemece davacının cezai şarta yönelik talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile bu talebin de kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir (Y. .HD, 19.10.2021 Tarih ve ... E, ... K.)"
Somut olayımızda; Takip talebinde her ne kadar İİK 58. Maddesindeki şartlar tam olarak yerine getirilmemişse de İstanbul BAM . HD'nin mezkur kararı dikkate alındığında harcın yatırıldığı anlaşılmakla işin esasına girilerek değerlendirme yapılmış, bu nedenle dava şartı (HMK 114-115) yönünden reddine karar verilmemiştir.
ilk sözleşme ile olayı değerlendirdiğimizde, ilk ihtarname de dönme iradesini davacı yanı beyan ettiğinden, ceza-i şart, sözleşmede dönme olduğunda istenemeyeceğinden reddine karar vermek gerekmiştir.
2. Sözleşme kapsamında değerlendirme yaptığımızda, taraflar yasal sınırlamalara uymak şartıyla her zaman aralarındaki sözleşmeyi yenileyebilir , tadil edebilir, feshedebilir her türlü tasarruf haklarına sahiptir. Yapılan ikinci sözleşmede ceza-i şarta ilişkin hüküm olmadığı gibi, ilk sözleşmedeki ceza-i şartı geçerliliğine ilişkin bir hükümde bulunmamaktadır. Somut olayı yorumlamaya yönelik, dava konusu emtianın teslimin de herhangi bir itirazı kayıtta yoktur. (ceza-i şarta ilişkin haklarım saklıdır gibi)
Tüm bu anlatımlardan ceza-i şart talebinin, usul ve yasaya uygun olmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
TMK 1/3. Maddesinde; "Hâkim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır."
Anayasa'nın 138/1. Maddesinde; " Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler." şeklinde düzenlemeler olduğu,
Somut olayımızda; tüm dosya kapsamı, dosyadaki tüm bilgi - belgeler, tüm deliller, alınan tarafların iddia - savunmaları, yukarıda yapılan açıklamalar, BAM ve Yargıtay emsal kararları da bir bütün halinde değerlendirildiğinde, TMK 1/3 ve 6100 Sayılı HMK 297. Maddesi kapsamında Anayasa'nın 138/1 maddesi atfı ile davacının, davasının reddine dair mahkememizde oluşan vicdani kanaate göre aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM
: GEREKÇESİ YUKARIDA AÇIKLANDIĞI ÜZERE
1-Davacının davasının REDDİNE,
2-Harçlar kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL harçtan dava başında yatırılan 2.474,92-TL harcın mahsubu ile fazladan yatırılan bakiye 1.859,52-TL'nin davacıya İADESİNE,
3-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT'e göre hesaplanan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
5-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri olmadığından bu hususta hüküm kurulmasına YER OLMADIĞINA,
6-6102 sayılı TTK'nun 5/A maddesi kapsamında arabuluculuğa başvurulduğundan 3.120,00-TL arabulucu ücretinin 6325 sayılı Kanunu 18/A-13.maddesi gereğince davacıdan alınarak hazine'ye gelir KAYDINA,
7-Davacı tarafça depo edilip kullanılmayan gider avansının bulunması halinde karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE,
Dair, davacı ve davalı vekilinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde mahkememize veya başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesi'ne verilecek dilekçe ile Konya Bölge Adliye Mahkemesi'ne İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı █████/2025
Katip Hakim

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!