Uluslararası özel hukuk kapsamında Gürcistanda çalışan işçinin kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinde Türk ve Gürcü hukukunun uygulanması üzerine Yargıtay temyiz incelemesi.
Özet: Davacının Gürcistandaki işyeri ve iş sözleşmesindeki hukuk seçimi nedeniyle ilk derece ile istinaf mahkemelerinin işçilik alacakları davasında Gürcistan hukukunu uygulayarak, bu hukukta kıdem tazminatına benzer bir düzenleme olmaması ve belirli alacakların zamanaşımına uğraması gerekçeleriyle talepleri kısmen reddetmesi üzerine, davacı, uyuşmazlığa Türk hukukunun uygulanması, Gürcistan hukukunda zamanaşımı bulunmadığı, ilgili MÖHUK maddesinin iptal edildiği ve sözleşme hükümlerinin kamu düzenine aykırı olduğu iddialarıyla kararı temyiz etmiştir.
9. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 30. Hukuk Dairesi

SAYISI
: ████████ E., ████████ K.
İLK DERECE MAHKEMESİ
: ... 20. İş Mahkemesi
SAYISI
: ████████ E., ████████ K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı Şirketler grubunun ihalesini aldığı Gürcistan Özerk ... Bölgesinde ... Hidroelektrik Projesi için davacının loder operatörü olarak işe alındığını, ancak yönetim ve denetiminde olduğu davalı Şirketle organik bağı olan hatta amblemleri de aynı olan ... adlı Şirket nezdinde 05.09.2014 tarihinde işe başlatıldığını, davacının iki yılı aşkın şekilde 11.02.2017 tarihine kadar çalıştırıldığını, ... adlı Şirket ile davalı ... İnşaat ve Ticaret AŞ arasında organik bağ bulunduğunu, iş sözleşmesinin haksız ve bildirimsiz feshedildiğini, hak ve alacaklarının ödenmediğini iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava dışı ... Şirketinden temin edilen kayıtlarda görüleceği üzere davacının 11.02.2017 tarihinde hür iradesi ve kendi el yazısı ile dava dışı Şirketten istifa ettiğini, dava dışı ... Şirketinin davalı Şirketin ortağı olduğunu, yönetimlerinin farklı, farklı kanunlara göre kurulu, ayrı bir tüzel kişiliği olan bir Şirket olduğunu, davalı Şirketin davacının Gürcistan'a gitmesine aracılık etmediğini, davalı Şirket nezdinde çalışmasının bulunmadığını, davalı Şirket ile hiçbir hukuki bağının olmadığını, somut uyuşmazlığa Türk hukukunun uygulanamayacağını, Batum mahkemelerinin yetkili olduğunu, kabul manasına gelmemekle birlikte davacının talep etmiş olduğu alacakların zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 27/1 hükmü kapsamında taraflar arasında bir hukuk seçimi anlaşması bulunduğundan uyuşmazlık hakkında Gürcistan hukukunun uygulanması gerektiği, davacı işçinin iş sözleşmesinin 11.02.2017 tarihinde feshedilmiş olup davanın ise 30.05.2019 tarihinde açıldığı, davalı vekilinin cevap dilekçesinde zamanaşımı def'ini ileri sürdüğü gözetilerek davacının talep ettiği alacaklardan 30.05.2016 öncesine ilişkin olanların zamanaşımına uğradığı esasıyla 30.05.2016 - 11.02.2017 tarihleri esas alınarak değerlendirme yapıldığı, Gürcistan İş Kanunu kapsamında iş sözleşmesinin sona ermesi nedeniyle hukuk sistemimizde düzenlendiği şekilde kıdem tazminatına benzer bir uygulamanın yer almadığı tespit edildiğinden kıdem tazminatının reddi gerektiği ve fesih öncesinde işçilere bildirimde bulunma yükümlülüğünün bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taraflar arasında davacının çalışma dönemine ilişkin olarak yurt dışı iş sözleşmeleri düzenlendiği, bu sözleşmelerin 14. maddelerinde anlaşmazlık hâlinde Gürcistan hukukunun uygulanacağının açıklandığı, buna göre hukuk seçimi anlaşması yapıldığı açık olmakla birlikte davacı işçinin, davalıya ait Gürcistan'da bulunan işyerinde çalışmış olup bu durumda ilgili dönemde mutad işyerinin de işçinin işini fiilen yaptığı Gürcistan ülkesi olduğunun sabit olduğundan Gürcistan hukukunun uygulanması isabetli olup davacı vekilinin bu hususa yönelik istinaf nedenleri yerinde görülmediği, ayrıca dava tarihinin 30.05.2019 olması, yabancı hukukun uygulanmasına dayanan ret tutarları karşısında, Yargıtayın önceki uygulamasına güvenerek dava açan davacı aleyhine vekâlet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmemesinin de isabetli olduğu gerekçesiyle tarafların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde;
1. Uyuşmazlığa Türk hukukunun uygulanması gerektiğini,
2. Gürcistan hukukunda Gürcistan İş Kanunu'nda zamanaşımı düzenlemesi bulunmadığını,
3. İlgili kanun maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğinden somut uyuşmazlığa Gürcistan hukuku uygulanmasının yasal dayanağının ortadan kalktığını,
4. Davalı işveren tarafından içeriğine dair hiçbir bilgi vermeden imzalatılan ve Gürcistan hukukuna göre düzenlemeler içeren iş sözleşmelerinin Türk kamu düzenine açıkça aykırı olduğunu,
5. Kabul anlamına gelmemekle birlikte Gürcistan hukukunun uygulanması gerektiği düşünülse dahi hükme esas alınan raporun eksik ve hatalı olduğunu,
6. Müvekkilinin en son aylık ücretinin 2.100,00 USD olduğunu,
7. Müvekkil ayda 80 saati aşan sürede fazla çalışma yaptığını, aynı şekilde ayda 10 saati aşan sürede hafta tatili çalışması olan müvekkile bu çalışmaların karşılığı ile Gürcistan ülkesindeki bayram ve resmî tatillerde çalışan müvekkile bu çalışmalarının karşılığı ödenmediğini,
8. İş sözleşmesinin Türkçe olmadığını, müvekkilinin sözleşme hükümleri konusunda aydınlatılmadığını,
9. Hukuki belirlilik ilkesi ile adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiğini,
10. İşyerinde ikili vardiya sisteminin uygulandığı sabit olduğundan tanık beyanlarının davalıya karşı davaları olup olmamasına bakılmaksızın sabit olan olgunun değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, uygulanması gereken hukukun tespiti ile talep konusu alacakların zamanaşımına uğrayıp uğramadığı, aylık ücret miktarı ile fazla çalışma, hafta tatili ve ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının hesabına ilişkindir.
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
05.11.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
K A R Ş I O Y
Davacı işçi aylık net 2.100,00 USD ücretle davalı işveren nezdinde Gürcistan'da çalıştığını, iş sözleşmesinin haksız feshedildiğini iddia ederek işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiştir.
Taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesinde davacıya her ay 2.100,00 USD ödeneceği ancak bunun 1.050,00 USD'lik kısmının aylık ücret (temel ücret) karşılığı olduğu, saat ücretinin ise 6,56 USD olduğu belirtilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, bilirkişi raporunda Gürcistan hukukuna göre yapılan hesaplama seçeneği dikkate alınarak davacının aylık temel ücretinin 1.050,00 USD olduğu kabul edilmek suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Taraf vekillerinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.
Karar davacı vekilince temyiz edilmiş, Dairemizce oy çokluğu ile kararın onanmasına karar verilmiştir.
Yabancı unsurlu uyuşmazlıklarda kamu düzeni, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun (5718 sayılı Kanun) 5. maddesi uyarınca uygulama alanı bulmakta olup söz konusu hüküm "Yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz; gerekli görülen hâllerde, Türk hukuku uygulanır." şeklindedir.
Yabancılık unsuru taşıyan hukuki uyuşmazlığa uygulanacak hukuk yabancı devletin hukuku ise kural, yabancı hukukun uygulanmasıdır. Bununla birlikte yabancı hukukun uygulanmasının sınırı, doğacak hukuki sonuçların Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmamasıdır. Bir yabancı hukuk kuralı Türk hukukunun temel değerlerine, genel adap ve ahlak anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına ve hukuk siyasetine, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda (Anayasa) yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak ve kabul görmüş hukuk prensiplerine, ahlâk ve adalet anlayışına, medeniyet seviyesine siyasi ve ekonomik rejimine aykırı olması hâlinde kamu düzenimize aykırılığı söz konusu olabilir (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı, 10.02.2012 tarihli ve 2010/1 Esas, 2012/1 Karar sayılı kararı).
Avrupa Adalet Divanının bir kararında belirtildiği üzere azami çalışma süresi işçi sağlığı ve güvenliği ile ilgilidir (14.10.2010, Günter Fuß v Stadt Halle, Case C-██████, EU:C:2010:609, p. 32-33). Ülkemizde de çalışanların sağlık ve güvenliğini korumak amacıyla çalışma süreleri sınırlandırılmıştır. Bu kapsamda 4857 sayılı İş Kanunu'nda (4857 sayılı Kanun) günlük çalışma için en çok 11 saat, haftalık çalışma için ise en çok 45 saatlik bir süre öngörülmüştür. İşçinin onayı ile yılda 270 saati geçmemek üzere fazla çalışma yapılabileceği göz önünde bulundurulduğunda 4857 sayılı Kanun'a tâbi işçiler bakımından haftalık azami çalışma süresinin 50 saat olduğu söylenebilir.
Dairemiz uygulamasına göre aylık ücretin asgari ücretten ayda en az 22,5 saatlik fazla çalışmayı karşılayacak miktarda yüksek olması kaydıyla fazla çalışma ücretinin aylık ücrete dâhil olduğuna yönelik sözleşme hükmü geçerlidir. Böyle bir durumda yılda 270 saat fazla çalışma karşılığının aylık ücret içinde ödendiği kabul edilmektedir. Yine Dairemiz uygulamasına göre aylık ücretin fazla çalışmayı da kapsadığı şeklinde bir düzenleme olması durumunda temel ücret yılda 270 saatlik fazla çalışmayı de içine alan ücrettir. İşçilik alacakları bu temel ücret üzerinden hesaplanmaktadır. Yani temel ücret belirlenirken fazla çalışma karşılığı olarak ödenen miktar ayrıştırılmamaktadır. Gerçekten işçiye, fazla çalışma yapmasa dahi aynı ücretin ödenmesi, ayrıştırma yapılmamasını gerektirir.
Somut olayda; iş sözleşmesinde davacı işçiye her ay 2.100,00 USD ücret ödeneceği ve bunun için davacının ayda iki hafta haftalık 57 saat, iki hafta ise haftalık 67 saat çalışacağı düzenlenmiştir. İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda; 2.100,00 USD'nin içinde aylık 80 saat fazla çalışma ücreti ve ayda 2 hafta hafta tatili çalışması karşılığı 20 saatlik hafta tatili ücretinin bulunduğu, davacının aylık net ücretinin 1.050,00 USD olduğu, tanık beyanlarına göre haftalık 63 saatlik çalışmanın 40 saati aşan 23 saatlik kısmının fazla çalışma olduğu, aylık 80 saatlik ödenen fazla çalışma ücretinin mahsubu ile fazla çalışma ücretinin hesaplandığı; tanık beyanlarına göre işyerinde günlük 12 saat çalışma yapıldığı ve 1,5 saat ara dinlenmesinin düşülmesi ile davacının günde 10,5 saat çalıştığı, davalı tarafça çalışılan hafta tatilleri için 10 saat üzerinden ödeme yapıldığı ve ödenmeyen haftalık yarım saat üzerinden de hafta tatili ücretinin hesaplandığı görülmektedir.
Davacının sürekli biçimde bu şekilde çalıştırılması Türk hukukunda öngörülen azami çalışma süresini ihlal eden bir durumdur. Türk hukuku bakımından da azami çalışma sürelerine ilişkin kurallar iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanabilmesinin bir gereğidir. Azami çalışma süresi, ihlali hâlinde ortaya çıkabilecek kazalar dikkate alındığında, sadece işçinin değil üçüncü kişilerin de sağlık ve güvenliğini ilgilendirdiğinden Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ve vücut bütünlüğünün dokunulmazlığı ile doğrudan bağlantılıdır. Bu nedenle kamu düzenine ilişkin bir düzenleme olarak kabul edilmelidir.
Yukarıda belirtildiği üzere 5718 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca belirli bir uyuşmazlığa uygulanacak yabancı hukuk hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması hâlinde, gerekli görülen hâllerde, o kural yerine Türk hukuku uygulanmalıdır. Davacı işçinin her ay sürekli olarak iki hafta 57 saat, iki hafta ise 67 saat çalışması gerektiğinin kararlaştırılması, Türk hukukunda yer alan ve kamu düzenine ilişkin azami çalışma süresini açıkça ihlal ettiğinden, uyuşmazlığa Türk hukukunun uygulanması ve davacı tarafından kanıtlanan 270 saati aşan fazla çalışma alacağının temel ücret olan 2.100,00 USD üzerinden hesaplanıp hüküm altına alınması gerekir. Bu durumda aylık temel ücretin 2.100,00 USD olduğu ve bunun sadece yıllık 270 saat fazla çalışma ücretini kapsadığı kabul edilmeli, işçilik alacakları da buna göre hesaplanmalıdır.
Belirtilen nedenlerle kararın bozulması gerektiği kanaatinde olduğumdan, Sayın Çoğunluğun onama yönündeki görüşüne katılamıyoruz.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!