İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin, üçüncü şahıs borcu için şirket adresinde uygulanan haksız haciz tehdidiyle yapılan ödemenin sebepsiz zenginleşme kapsamında iadesi talepli alacak davası istinaf kararı.
Özet: Davacı şirket, kendisiyle ticari ilişkisi bulunmayan üçüncü bir şahsın şahsi borcunu, adresinde başlatılan ve haksız olduğunu düşündüğü haciz işlemi sırasında işlerinin durmaması ve mallarına el konulmaması tehdidi altında ihtirazi kayıtla ödemek zorunda kaldığını, bu durumun davalı alacaklıyı sebepsiz zenginleştirdiğini iddia ederek ödediği tutarın iadesini talep etmiş; davalı ise alacağını yasal yollarla tahsil ettiğini, borçlu ile davacı şirket arasında alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik organik bağ ve muvazaa bulunduğunu, dolayısıyla davacının bu davada taraf ehliyeti olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ3. HUKUK DAİRESİESAS NO
: ████████KARAR NO
: ████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AK A R A RİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ
: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ
: █████/2024NUMARASI
: ███████ E - █████████ KDAVANIN KONUSU
: AlacakKARAR TARİHİ
: █████/2026Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak, ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf edilmesi sebebiyle , dava dosyası üzerinde yapılan inceleme sonunda;GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında herhangi bir ticari ilişki bulunmadığını, davalının dava dışı 3. kişi ... isimli şahsa bir ilamsız icra takibi başlattığını, takibinin kesinleşmesi sonrasında davalı şirket vekilince Küçükçekmece İcra Dairesi'nin ... Esas numaralı dosyasına 24.10.2023 tarihinde bir haciz talebi sunulduğunu ve müvekkili şirketin adresi, sözde 3. kişi olan icra dosyası borçlusunun iş yeri adresi olarak bildirilerek fiili haciz kararı verilmesi istendiğini, anılan icra dosya borçlusu müvekkili şirket olmadığı gibi, dosyanın borçlusu olan gerçek kişi ... de müvekkili şirketin SGK'lı çalışanı ve/veya ortağı olmadığını, aralarında hiçbir organik bağ bulunmadığını, ...'in müvekkilinin SGK'lı çalışanı veya ortağı dahi olsa, şahsi bir borç nedeniyle şirket tüzel kişiliğine haciz uygulanmasının mümkün olmadığını, hukuka aykırı haciz kararı da dayanak alınarak 25.10.2023 tarihinde müvekkili şirketin adresine fiili hacze gelindiğini, dava dışı 3. kişi ... müvekkil şirket sahibinin kardeşi olduğundan zaman zaman kardeşinin iş yerini ziyaret ettiğini, haciz işlemi için gelindiğinde de, ...'in tesadüfen müvekkil şirketin adresinde bulunduğunu, haciz işlemleri yapıldığını, davalı vekili tarafından malların muhafazasının talep edildiğini, müvekkili şirket yetkilisi haczedilmeye çalışılan menkul eşyanın faturalarını da sunarak istihkak iddiasında bulunduğunu, davalı vekilince istihkak iddiasına dair hukuki ve cezai sorumluluk da üstlenilerek başta şirket bilgisayarları olmak üzere sair menkul eşyanın muhafaza altına alınması istendiğini, belgeye dayalı istihkak iddiası da bulunmasına karşın, hukuksuz bir şekilde anılan eşyanın muhafaza işlemlerine başlanması sonrasında, müvekkili şirket ticaretinin durması ve uğrayacağı maddi zararı göz önünde bulundurarak haciz tehdidi altında kendisine ait olmayan bir borcu ihtirazi kayıtla dosyaya ödemek zorunda kaldığını, davalının müvekkilinin gerçekleştirdiği ödeme ile sebepsiz olarak zenginleştiğini beyanla anılan nedenlerle öncelikle müvekkili lehine ihtiyati haciz kararı verilmesini, müvekkili şirketin hukuka aykırı haciz tehdidi ile ödemek zorunda bırakıldığı tutarın ticari faizi ile beraber iadesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin ... sözleşmesine istinaden Küçükçekmece Genel İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyasında █████/2022 tarihinde baslatılan icra takibi borçlu yönünden kesinleştiğini, müvekkilinin TTK ve İİK'nın kendisine tanıdığı müracaat haklarını kullanarak alacağını tahsil ettiginden sebepsiz zenginleştiğinden söz edilemeyeceğini, takip borçlusu olmayan davacı tarafından alacaklıya karşı açıldığı anlaşılan işbu davanın hukuki ve usuli temeli bulunmadığını, borcundan kurtulmak suretiyle sebepsiz zenginleştiği söylenebilecek kişinin borçlu olduğunu, ona karşı dava açılması gerektiğini, davacı aleyhine icra takibi yapılmadığından açılan davada davacının dava takip yetkisi bulunmadığından davacı tarafından davalı aleyhine açılan davanın HMK 114/1-e ve HMK 115/2 maddeleri gereği dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddi gerektiğini, takip dosyasının tarafı olmayan davacı üçüncü kişilerin ödediği bedeli sebepsiz zenginleşme kurallarına göre takip dosyası borçlusundan geri isteme hakkı bulunmakla birlikte somut dava yönünden davalı takip alacaklısı sebepsiz zenginleşen konumunda olmadığını, dosya borçlusu ... haciz mahallinde hazır bulunduğunu, haciz mahallide çevreden sorulduğunda işyerinin borçluya ait olduğu söylendiğini, haciz mahalline girilmeden önce mahalde görev yapan güvenlik görevlisine borçlu sorulduğunda borçlunun mahalde olduğu beyanı verildiğini, bu beyan tutanağa derç edildiğini, haciz mahallinde bulunulan 3.kişi şirketin yetkilisi borçlu ...'in eşi olduğunu, söz konusu şirket kayden borçlu ...'in kardeşi üzerine olduğunu, dolayısıyla 3. kişi ve borçlu arasında 1.dereceden akrabalık ilişkisi mevcut olduğunu, bu durum taraflar arasında alacaklılardan mal kaçırmaya yönelik muvaazalı işlemlerin yapıldığına karine oluşturduğunu, dosya borçlusu ile 3. şahıs şirket aynı iş kolunda ticari faaliyette bulunmak suretiyle aralarında organik bağ bulunduğunu, istihkak iddiası alacaklılardan mal kaçırmaya yönelik olduğunu, borçlunun haciz mahalinde hazır olmasının yanında borçlunun eşi ...'de iş yerinin müdüriyet kısmında olduğunu, yine iş yerinde borçlunun yönetici olduğunu gösterir evrakların bulunmasının yanında borçlunun eşi ...'in yetkilisi olduğu ... Dış Ticaret Limited Şirketi'ne ait kaşe bulunduğunu, icra tutanağına bastırıldığını, gidilen adresin iştigal kolunun haciz tutanağından da anlaşıldığı üzere ... imalat ve satış olduğunu, borçlu ...'in yetkilisi olduğu Tasfiye Halinde ... Tekstil İmalat ve ... Sanayi Ticaret Limited Şirketi ile aynı iş kolunda ve çok yakın konumlarda olduğunu, 3. kişinin istihkak iddia ettiği yerde borçlu şirkete ait kaşenin bulunması hayatın olağan akışına ters olduğunu, mahalde borçlu şirketin isminin kapıda yazması, borçlulara ait belgelerin bulunması hususlarıyla birlikte değerlendirildiğinde istihkak iddiasının kötüniyetle yapıldığını, alacaklılardan mal kaçırmaya yönelik olduğunu gösterdiğini, davacı tarafından açılan istihkak davasının iş bu davanın hukuki esaslarını değiştirmeyeceğini, müvekkilinin kötüniyetli olmayıp icra takibinde kesinleşen alacağının tahsiline yönelik olarak takibin devamına yönelik işlemler yaptığını, öte yandan davacının, müvekkilinin yaptığı takipte dosyada ödenen icra harç ve masraflarının da müvekkilinden tahsilini talep etmesinin doğru olmadığını beyanla anılan nedenlerle davanın reddini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.Mahkemece yapılan yargılama sonunda ; "davacının alacaklı dava dışı ...'in borçlu olduğu Küçükçekmece İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasındaki takip sebebinin ... sözleşmesi olduğu, takip dayanağı belgeler incelendiğinde işin; ...'a ait mesken nitelikteki villanın tadilatına ilişkin olduğu, gerçek kişiye ait borç nedeniyle sermaye şirketleri bakımından organik bağ tespitinin yapılamayacağı, haciz esnasında borçlunun adreste bulunmasının ve buna bağlı olarak icra hukukuna özgü şikayet prosedürünün icra mahkemesi tarafından değerlendirilmesinin bu durumu değiştiremeyeceği, davacının borçlu olmadığı bedeli haciz tehdidi altında ödediği ve davalının sebepsiz zenginleştiği " gerekçesiyle ;Davanın kabulü ile; 573.890,39 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir.Mahkemece verilen kararı, davalı vekili istinaf etmiştir. Davalı vekilince verilen istinaf dilekçesinde özetle; davacı borçlu ... ... Tekstil Sanayi Ve Dış Ticaret Anonim Şirketi tarafından yapılan ödemeye ilişkin banka ödeme dekontunda da görüleceği üzere borçlu ... adına borcu ödemiş olup, İcra Müdürlüğünce dosyaya yatırılan paranın dosya borcu ödemesi olarak yatırıldığı kabul edilerek müvekkili davalı alacaklı tarafa reddiyat yapılmış olduğu, müvekkili alacaklı yönünden de icra dairesi tarafından reddiyat ... ile muvazalı iş ve işlemleri nedeniyle borçlu adına borcu ödeyen davacının gerçek alacaklı müvekkili davalıdan herhangi bir talep hakkı bulunamayacağı, ortada gerçek bir alacağa dayanan, kesinleşmiş bir icra takibinin varlığının söz konusu olduğu, kesinleşen icra takibinde uygulanan haciz sırasında, davaya konu paranın tahsil edildiği, dolayısıyla, kanuni müracaat haklarını kullanarak alacağını tahsil eden müvekkilinin sebepsiz zenginleşmesi ve müvekkilinden bu paranın istirdadının söz konusu olamayacağı, borcundan kurtulmak suretiyle sebepsiz zenginleştiği söylenebilecek kişinin borçlu olduğu, ona karşı dava açılması gerektiği, TBK. md. 77 vd. maddelerinin açık hükmü ve Yargıtayın yerlesmis kararları geregince Sebepsiz Zenginleşme davasının haksız yere zenginleşen kişiye karşı açılması gerektiği, somut olayda sebepsiz zenginleşenin dosya borçlusu olduğu, zira; davacıdan tahsil edilen para nispetinde dosya borçlusunun borcunun azalmış olduğu,Emsal yerel mahkeme, BAM ve Yargıtay kararlarına göre davacının huzurdaki davayı müvekkil alacaklıya karşı açma yetkisi olmadığından davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği ,zira, HMK.md.114/1-d geregince ''Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları''nın dava şartı olduğu, HMK.md.115 geregince, HMK.md.114/1-d'e dayanan dava şartı yokluğu, davanın usulden reddi gerekirken aksi yönde karar verilmesinin isabetsiz olduğu, açılan davanın usulden reddi gerekmekle birlikte, müvekkilinin sebepsiz zenginleşmediğinin de açık olduğu, müvekkilin alacaklı olduğu, Küçükçekmece Genel İcra Dairesinin ... E. Sayılı dosyasındaki icra takibinin kesinleştiği, kesinleşen bir icra takibine konu olan alacağın tahsil edilmesinin, borç ödemesi 3. Kişiden dahi vaki olsa sebepsiz zenginleşme teşkil etmeyeceği,hükme esas alınan bilirkişi raporunda bilirkişilerin uyuşmazlığın çözümü konusunda hakim yerine geçip görüş bildirmelerinin hukuka aykırı olduğu,Ayrıca mahkemece eksik inceleme ile karar verildiği, davacışirket ile ...’in ortağı olduğu ve icra dosyasında haciz konulan Tasfiye Halinde ... Tekstil İmalat Ve ... Sanayi Ticaret Limited Şirketi Arasında organik bağın tespiti noktasında bilirkişi hatalı değerlendirmeler yapmış olduğu,haciz mahallide çevreden sorulduğunda işyerinin borçluya ait olduğunun söylendiği,bu sebeplerle kararın usul ve hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek,kaldırılması istenmiştir.HMK.nun 355. maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda; dava konusu uyuşmazlık, davacının borçlu olmadığı bedeli, haciz tehdidi altında davalı alacaklıya ödediği iddiasına dayalı sebepsiz zenginleşmeden kaynaklı alacağın tahsili talebine ilişkindir. Küçükçekmece İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyası incelendiğinde; davalı şirketin dava dışı ... aleyhinde 426.787,00 TL asıl alacak ile asıl alacağa takip tarihinden itibaren 12.417,75 TL yasal faizi ile birlikte toplam 439.204,75 TL'nin tahsili için ilamsız icra takibine geçildiği,█████/2023 tarihinde ,ikitelli OSB Mah. Aykosan Şarşı B Blok Sok. ... Bulvarı ... ... Başakşehir İst. adresinde fiili haciz yapıldığı, dava dışı borçlunun haciz sırasında hazır bulunduğu,beyanının tutanağa yazıldığı görülmüştür.Benzer uyuşmazlıkla ilgili olarak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2022/3-80 esas ve ████████ karar sayılı güncel kararında da açıklandığı üzere ;"Somut olayda, davalının, dava dışı üçüncü kişiden olan alacağı için davacıya yönelttiği haciz tehdidi altında, davacının dosya borcunu yatırması nedeniyle zenginleşenin alacaklı olan davalı mı yoksa dava dışı borçlu mu olduğu, buradan varılacak sonuca göre sebepsiz zenginleşme hukuksal nedenine dayanılarak açılan davanın davalıya mı yoksa davanın İİK’nın 72. maddesinden kaynaklanan istirdat davası olduğu değerlendirilerek dava dışı borçluya karşı mı açılması gerektiği noktalarında toplanmaktadır.Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal mevzuatın açıklanmasında yarar bulunmaktadır. Türk Hukuk Lûgatında istirdat (geri alma) davası şu şekilde tanımlanmaktadır: “1-Haklı bir neden olmaksızın mal ediniminden doğan ve bu yolla edinilen malın geri alınmasını içeren dava (TBK m. 77-82, TMK m. 122), 2- Hakkında yapılan ilamsız icra takibine süresinde itiraz etmediği ya da itirazın kaldırılması nedeniyle gerçekte borçlu olmadığı parayı ödemek zorunda kalan borçlunun ödediğini geri almak amacıyla açtığı dava. (İİK m.72)” (Türk Hukuk Lûgatı, Cilt I, Ankara 2021, s. 414). Lûgatta istirdat davası başlığı altında yapılan ilk tanım borçlar hukukunda yerini bulan sebepsiz zenginleşme davasına karşılık gelmekte olup bu davanın ikinci tanımda açıklanan ve icra iflas hukukuna özgü bir eda davası olan istirdat davası ile benzer yönleri bulunmaktadır. İcra ve İflâs Kanunu’nun 72/1. maddesi “Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir” hükmünü içermektedir. Aynı maddenin 7. fıkrasında ise “Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını isteyebilir” düzenlemesi mevcuttur. Borçlu ödeme emrine itiraz etmemiş veya itiraz etmiş olup da itirazının icra mahkemesince kaldırılmış olması nedeniyle kesinleşen icra takibine rağmen, borçlu olmadığı kanısında bulunabilir. Böyle bir borçlu, borçlu olmadığını tespit ettirmek için menfi tespit davası açabilir ve bu davada hiç değilse icra dairesinin banka hesabına yatan paranın alacaklıya ödenmemesi için ihtiyati tedbir kararı alarak (İİK m. 72/III/2.c.) aleyhine yapılmakta olan icra takibinin durdurulmasını ve davayı kazanınca da takibin iptalini sağlayabilir. Borçlu, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine geri verilmesi için istirdat davası açabilir (İİK m. 72/VII). Borçlunun menfi tespit davası açmış olması hâlinde, menfi tespit davası sonuçlanmadan önce borcun ödenmesi üzerine de menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilmelidir (İİK m. 72/VI). İstirdat davası, esasen sebepsiz zenginleşme iddiasına dayanan bir eda davası olup, bununla icra takibi sırasında sebepsiz olarak ödenmiş olduğu iddia edilen bir paranın geri verilmesi istenir. Yalnız, davanın şartı icra hukukuna dayanmaktadır: Borçlunun, borcu bulunmadığı bir parayı icra takibinin kesinleşmesi nedeniyle cebri icra tehdidi altında ödemek zorunda kalmış olması (Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder/Taşpınar Ayvaz, Sema/ Hanağası, Emel: İcra İflas Hukuku, Ankara 2018, 4. Baskı, s. 228). İcra ve İflas Kanunu’nda yerini bulan istirdat davasından sonra sebepsiz zenginleşme kavramına ilişkin açıklama yapmak yerinde olacaktır.Borcun kaynaklarından biri olarak öngörülen sebepsiz zenginleşme, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 61 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Benzer hükümler 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 77 ve devamı maddelerinde de yer almaktadır. BK’nın 61. maddesi; “Haklı bir sebep olmaksızın aharın zararına mal iktisabeden kimse, onu iadeye mecburdur. Hususiyle muteber olmayan veya tahakkuk etmemiş bulunan bir sebebe yahut vücudu nihayet bulmuş olan bir sebebe müsteniden ahzolunan şeyin, iadesi lazımdır” hükmünü haizdir. Haklı bir neden olmaksızın başkasının mal varlığından ya da emeğinden zenginleşen kimse bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür (TBK 77). Bu yükümlülük özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan ya da gerçekleşmemiş veya sona ermiş bir nedene dayanması durumunda doğmuş olur. Zamanaşımına uğramış bir borcun ifasından veya ahlakî bir ödevin yerine getirilmiş olmasından kaynaklanan zenginleşmeler geri istenemez. Hukuka ya da ahlaka aykırı bir sonucun gerçekleşmesi amacıyla verilen şey geri istenemez (Türk Hukuk Lûgatı, s. 962). Buna göre borcun kaynağı olarak öngörülen sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için; bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun nedensellik (illiyet) bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli haklı bir sebebe dayalı olmaması gerekmektedir.Sebepsiz zenginleşmeden bahsedilebilmesi için diğer şartların yanında en önemlisi zenginleşenin mal varlığında meydana gelen artışın haklı bir sebebe dayanmamasıdır. Zira zenginleşmeyi doğuran sebep, kazandırma veya zenginleşenin müdahalesi ya da umulmayan bir olay olabilir. Nitekim BK’nın 61. maddesinde özellikle “haklı bir sebep olmaksızın” ifadesine yer verilmiş ve haklı olmayan sebep teşkil edecek hususlar örnek olarak sayılmıştır. Bu durumda kazandırmaya (edime) dayanan sebepsiz zenginleşme; “geçerli olmayan sebebe” veya “gerçekleşmemiş sebebe” veyahut “sona ermiş sebebe” dayalı olarak gerçekleşebilir. Sebepsiz zenginleşme hâlinde zenginleşen ve fakirleşen arasında kanun gereği bir borç ilişkisi doğmakta olup, bu borcun konusu mal varlığında meydana gelen fazlalığın geri verilmesidir. Sebepsiz zenginleşmede sadece mal varlığındaki eksilmenin giderilmesinin talep edilmesi söz konusudur. Görüldüğü gibi, sebepsiz zenginleşme, ikincil (talî) niteliktedir ve mal varlığındaki azalmanın başka aslî nitelikteki davalarla önlenmesi mümkün ise, sebepsiz zenginleşme davası gündeme gelemez. Başka bir anlatımla aynı olayda, aynî haktan (istihkak davası), zilyetlikten, sözleşmeden, sözleşme benzeri hukukî ilişkiden veya haksız fiilden kaynaklanan bir talebin ileri sürülmesi mümkün ise, sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulama alanı bulamayacaktır.Nitekim aynı ilkelere Hukuk Genel Kurulunun 09.12.2021 tarihli ve 2017/(23)6-868 E., █████████ K. sayılı kararında da değinilmiştir.Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; icra takibinin davacı adına yapılmamış olması, başka bir deyişle davacının icra dosyasının borçlusu konumunda bulunmaması davanın istirdat davası olmaması yönünden ayırıcıdır. Çünkü yukarıda da izah edildiği üzere, istirdat davalarında icra takibinin borçlusu, borçlu olmadığını düşündüğü bir parayı cebri icra tehdidi altında ödemek zorunda kalmış olmaktadır. Asıl borçluyla ilgisi bulunmayan davacının adresine gelinerek malları haczedilmeye çalışılmış, bunun üzerine davacı haczi engellemek adına dosya borcunu ihtirazî kayıtla ödemek durumunda kalmıştır. O hâlde, eldeki davanın sebepsiz zenginleşme hukuksal nedenine dayalı olduğu kabul edilmelidir. Bu durumda uyuşmazlığın çözümü açısından sebepsiz zenginleşenin kim olduğunun tespiti önem kazanmaktadır.Davacının icra dosyasına haciz tehdidi altında yatırmış olduğu parayla kim menfaat temin ediyorsa onun sebepsiz zenginleşme davasının muhatabı olacağı hususunda kuşku bulunmamaktadır. İİK’nın 12. maddesine göre icra dairesi takip edilen para alacağına mahsuben üçüncü şahıs tarafından ödenen paraları kabule mecburdur. Bununla borçlu bu miktar kadar borcundan kurtulur. Somut olayda da, yapılan ödemeyle ilk bakışta icra dosyasının borçlusunun borcunun söndüğü, bu nedenle menfaat temin edenin dava dışı asıl borçlu olduğu, sebepsiz zenginleşme davasının muhatabının da anılan kişi olması gerektiği düşünülebilirse de, davacı ihtirazî kayıtla yatırdığı parayı asıl borçlunun borcundan kurtulması amacıyla kendiliğinden değil, haciz tehdidinden korunmak amacıyla yatırmıştır. Yatırılan para davalı alacaklının mal varlığına dâhil olmuştur. Davacının istemi, kendisinden haksız şekilde tahsil edilerek davalının mal varlığına giren paranın iadesi olduğuna göre muhatap da davalı olmalıdır. Aksinin kabulü, davacıyı muhatabı olmayan, borcu ödeme kabiliyetinin olup olmadığı belirsiz dava dışı borçluya yönelmeye zorlayacaktır ki, bu tür bir riskin davacıya yüklenmesi adil olmaz. Öyle ise, dava konusu olayda sebepsiz zenginleşenin davalı olduğunun kabulü gerekir. " şeklinde açıklanmıştır.Böylece ,yukarıda da açıklandığı üzere ;davacının icra dosyasına haciz tehdidi altında yatırmış olduğu parayla davalının menfaat temin ettiği ,bu durumda sebepsiz zenginleşme davasının muhatabının davalı olduğu sonucuna varılmakla , mahkemece verilen kararda maddi vakıa ve hukuki denetim yönlerinden usul ve hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalı tarafın istinaf talebinin HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerekmiştir.K A R A R
: Yukarıda açıklanan nedenlerle;Davalının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca reddine,Alınması gereken 39.202,45 TL karar ve ilam harcından, peşin alınan 9.800,62 TL harcın mahsubu ile bakiye 29.401,83 TL'nin davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, (Harç tahsil müzekkeresinin temyiz edilen dosyalarda Dairemizce, temyiz edilmeden kesinleşen dosyalarda İlk Derece Mahkemesince ilgili Vergi Dairesine yazılmasına,)İstinaf masrafının istinaf eden üzerinde bırakılmasına,İstinaf sebebiyle yatırılan gider avansı bakiyesi varsa karar kesinleştiğinde istinaf edene ilk derece mahkemesince iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. █████/2026