Araç mülkiyetinin devri sonrası oluşan trafik kazası rücu alacağından kaynaklanan haksız icra takibine karşı menfi tespit ve istirdat talepli dava.
Özet: Davacı, davalı sigorta şirketinin trafik kazası rücu alacağı iddiasıyla başlattığı icra takibine konu borcun kendisine ait olmadığını, zira kaza tarihinde söz konusu araçla bir bağlantısı bulunmadığını ileri sürerek borçlu olmadığının tespiti ile haksız tahsil edilen miktarın faiziyle iadesini, ayrıca kötü niyet tazminatı ödenmesini talep ederken; davalı, davanın görev, yetki ve hukuki yarar yokluğu gerekçeleriyle usulden reddini, aksi halde esastan reddini, davacının eksper raporuyla kusurlu bulunduğunu ve kaza tarihinde aracın adına kayıtlı olması nedeniyle rücu borcundan sorumlu olduğunu savunarak davanın reddini istemektedir.

T.C. İstanbul Anadolu 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
: ████████KARAR NO
: █████████DAVA
: Menfi Tespit ve İstirdat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)DAVA TARİHİ
: █████/2025KARAR TARİHİ
: █████/2025Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9.maddesine göre Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan bağımsız ve tarafsız ----- Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan Menfi Tespit ve İstirdat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasında dosya incelendi.GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ /DAVA/TALEP ;Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı tarafından davacı aleyhine ---- İcra Dairesinin -----sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, takibin dayanağının █████/2023 tarihinde meydana geldiği iddia edilen trafik kazası nedeniyle rücu alacağı olduğunu, ancak bu tarihte---- plakalı aracın davacıya ait olmadığı ve davacının bu aracın sürücüsü de bulunmadığını, davacının söz konusu aracı █████/2017 tarihinde satın alarak █████/2018 tarihinde ---- Trafik Tescil Müdürlüğünde ----- plaka ile tescil ettirdiğini, bu işlemle birlikte -----plakanın boşa çıktığı ve müvekkilin bu plaka ile █████/2018 tarihinden itibaren hiçbir hukuki bağının kalmadığını, müvekkilinin -----plakalı aracı da █████/2020 tarihinde noter satışı ile üçüncü kişiye devrettiğini, dolayısıyla kaza tarihi olan █████/2023 itibarıyla müvekkilin ne araçla ne de plaka ile herhangi bir ilişkisinin bulunmadığını, buna rağmen davalı sigorta şirketinin hatalı ve eksik inceleme ile müvekkili borçlu gibi göstererek icra takibine devam ettiğini, davacının icra dairesine durumu açıklayan dilekçeler sunduğunu ancak bu başvuruların dikkate alınmadığını, usule uygun olmayan işlem gerekçesiyle takip durdurulmadan devam edildiğini, müvekkilinin rızası dışında banka hesabından 15.504,52 TL’nin cebri icra yoluyla tahsil edildiğini, davalıya sunulan belge ve açıklamalara rağmen borç bulunmadığının basit bir inceleme ile dahi tespit edilebileceği halde davalının tüm malvarlığına haciz uygulanmasına devam ederek müvekkili haksız şekilde ödeme yapmaya zorladığını, arabuluculuk sürecinden de sonuç alınamadığını, bu nedenle işbu davanın açılmasının zorunlu hale geldiğini belirtmiş olup, müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespiti ile cebri icra yoluyla tahsil edilen 15.504,52 TL’nin █████/2025 tarihinden itibaren işleyecek faizle birlikte iadesi gerektiğini, davalının basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğüne aykırı hareket ederek icra işlemlerine devam etmesi nedeniyle %20 kötüniyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP /TALEP
:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;Öncelikle sigorta ettiren ile zarar sorumluları arasındaki alacak hakkının 6102 sayılı TTK'nin 1472 uyarınca halefiyet yoluyla müvekkil şirkete geçtiğini, bu nedenle uyuşmazlığın haksız fiilden kaynaklandığı ve görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu, ayrıca müvekkili şirketin yerleşim yerinin ----- olması sebebiyle ----- mahkemelerinin yetkili olduğunu, bu nedenlerle görev ve yetki itirazlarının kabul edilmesi gerektiğini, davacının cebri icra yoluyla tahsil edilen bedelin iadesini talep ederken icra takibine itiraz etmediği ve menfi tespit davası açmadığını, bu yollara başvurmadan doğrudan istirdat davası açmasının hukuki yarar yokluğu oluşturduğunu, esasa ilişkin olarak dava dışı sigortalı araca kasko poliçesi kapsamında 5.304,00 TL hasar tazminatı ödendiğini, bu ödeme ile müvekkilin sigortalısının kanuni halefi sıfatını kazandığını, ödenen bedelin rücuen tahsili amacıyla ----. İcra Müdürlüğünün -----sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davacının yasal sürede itiraz etmemesi nedeniyle takibin kesinleştiğini, eksper raporuna göre davacıya ait ----- plakalı aracın kazada asli ve tam kusurlu olduğunun tespit edildiğini, eksper raporlarının kanunen ve yerleşik içtihatlar uyarınca delil niteliğinde olduğunu ve davacının kusur tespitine yönelik herhangi bir itiraz ya da aksini ispatlayan delil sunmadığını, davacının aracı kaza tarihinden önce sattığı iddiasının trafik tescil kayıtları karşısında hüküm ifade etmediğini, kaza tarihinde aracın halen davacı adına kayıtlı olduğu ve malik sıfatının devam ettiğini, bu nedenle davacının kazadan ve yapılan rücu işleminden sorumlu bulunduğunu belirtmiş olup, davanın görev ve yetki yönünden, aksi halde hukuki yarar yokluğu sebebiyle usulden, bunların kabul edilmemesi halinde ise esastan reddi ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini beyan ve talep etmiştir.DELİLLER
: ---- İcra Dairesinin ----- Esas sayılı dosyası, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Son Tutanağı, Nüfus Kaydı, ---- Birliği Trafik Tescil Kayıtları, Hasar Dosyası ve Poliçe, Fotoğraflar, Ekspertiz raporu, Araç Satış Sözleşmesi, dosyadaki sair bilgi ve belgeler.DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
:Dava, 6100 Sayılı HMK'nin 106 ve 2004 Sayılı İİK'nin 72/1-3 maddeleri gereğince açılmış menfi tespit ve/veya İİK'nin 72/7,8 maddeleri gereğince istirdat istemine İlişkindir.6102 sayılı TTK'nin 4/2 maddesi gereğince davanın niteliğine ve değerine göre 6100 Sayılı HMK'nin 316 ilâ 322. maddeleri gereğince basit yargılama usulüne tabi işbu davada Mahkememizce tensip zaptı hazırlanarak taraf vekillerine davetiye tebliğ edilerek duruşma açılmış ve duruşmaya katılan taraf vekillerinin beyanları dinlenmiş ve görev dava şartına yönelik itiraz da gözetilerek 6100 sayılı HMK'nin 114, 115, 137 ve 138. maddelerinde bulunan düzenlemeler kapsamında Anayasa'nın 141/4 ve 6100 Sayılı HMK'nin 30.maddeleri gereğince çabukluk ve usul ekonomisi ilkeleri de gözetilerek dava şartlarına yönelik (görev dava şartı) yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda aşağıdaki hüküm sonuca ulaşılmıştır.T.C. Anayasasının 37. maddesine göre "Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz". 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 1. maddesine göre, "Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir." 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/(1)-c maddesine göre, mahkemenin görevli olması dava şartıdır. 115. maddesine göre ise "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir." Bu yasal çerçevede mahkemelerce görev konusu her aşamada resen gözetilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda dosyanın usul ekonomisi ilkesi çerçevesinde öncelikle görev yönünden tensiben incelenmesi ve sonuçlandırılması gerekmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 4. ve 5'inci maddelerinde ticari dava düzenlenmiş olup TTK'nin 4. maddesine göre bir davanın ticarî dava sayılması için ya uyuşmazlık konusu işin tarafların her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmadığına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya asliye ticaret mahkemesince bakılacağı yönünde bir düzenleme bulunması (mutlak ticari dava olması) gereklidir. Aynı Kanun'un 5'inci maddesinde ticari davaların Asliye Ticaret Mahkemelerinde görüleceği ve Asliye Hukuk Mahkemeleri ile Asliye Ticaret Mahkemeleri arasındaki ilişkinin de görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/II. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş sayılan işin, diğeri için de ticarî iş sayılması, davanın niteliğini ticarî hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı ticarî iş esasına göre değil, ticarî işletme esasına göre belirlemiş olup işin ticarî nitelikte olması veya sayılması, davanın ticari dava olarak kabulü için yeterli değildir.6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca, ticari davalar Asliye Ticaret Mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı madde gereğince, Asliye Ticaret Mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki (6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak) iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, HMK'nin 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan, mahkemelerce resen dikkate alınması gerekmektedir.Yukarıda yapılan açıklamalar, anılan yasal düzenlemeler ve deliller ışığında iddia ve savunma kapsamında somut olaya bakıldığında; öncelikle davanın 6100 Sayılı HMK'nin 106 ve 2004 Sayılı İİK'nin 72/1-3 maddeleri gereğince açılmış menfi tespit ve/veya İİK'nin 72/7,8 maddeleri gereğince istirdat istemine ilişkin olduğu, davacının tacir oduğuna ilişkin bir iddia, bilgi ve belge bulunmadığı gibi davacının dava dilekçesindeki açıklama ve iddialarına göre, █████/2023 tarihinde davalı sigorta şirketine sigortalı ---- plakalı araç ile davacıya ait olduğu öne sürülen -----plakalı araçların karıştığı maddi hasarlı trafik kazası nedeniyle sigortalı araçtaki hasarın onarımı için ödenen tazminatın sürücünün kusuru ile zarara sebebiyet verdiği ileri sürülen ve davacıya ait olduğu iddiasıyla ----. İcra Müdürlüğünün ----- sayılı dosyasından davacıya rücu edilen alacak/tazminat yönünden davacının zarar verdiği öne sürülen aracın kaza tarihinde sunulan araç satış sözleşmesi örneğine göre malik/işleteni ve sürücüsü de olmadığına ve dolayısıyla davacı kişinin icra takibinde taraf sıfatı yokluğuna (pasif husumet ehliyeti) dayandığı anlaşılmıştır. Bu durumda ilk bakışta olaya uygulanması gerektiği düşünülen Sigorta Hukuku 6102 sayılı TTK'nin 1401 vd. maddelerinde düzenlenmiş olup TTK'nin 4/1-a maddesinde bu kanundan doğan uyuşmazlıkların ticari dava sayılacağı açıkça belirtilmekle ve kuşkusuz ticari dava sayılmakla birlikte; somut olayda iddia ve savunma kapsamında haksız fiil niteliğindeki trafik kazasına bağlı olarak sigorta hukukunun uygulanma yeri bulunmadığı anlaşılmıştır. Hasılı kelam, eldeki uyuşmazlığın 6102 sayılı TTK'nin 4.maddesine göre mutlak ve nispi ticari davalar ile özel kanunlardaki ticaret mahkemelerinin bakacağı davalar kapsamında kalmadığı, işbu menfi tespit ve istirdat davasında davalının icra takibine konu borçtan ve varsa ödemeden sorumluluğunu ve sonuçlarını belirleme görevinin, 6100 sayılı HMK’nin 1 ve 2. maddeleri gereğince genel görevli Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır. Binaenaleyh, 6100 sayılı HMK'nin 114/1-c maddesi uyarınca mahkememizin görevli olmaması nedeniyle; davanın, 6100 sayılı HMK'nin 115/1-2 maddesi uyarınca dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir.HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-) 6100 sayılı HMK'nin 114/1-c maddesi uyarınca mahkememizin görevli olmaması nedeniyle; davanın 6100 sayılı HMK'nin 115/1-2 maddesi uyarınca dava şartı yokluğundan usulden reddine,2-)6100 sayılı HMK'nin 114/1-c ve 1, 2. maddeleri uyarınca görevli mahkemenin ----- Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunun tespitine,3-)6100 Sayılı HMK'nin 20/1 maddesi uyarınca taraflardan birininin, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde mahkememize başvurarak talepte bulunması halinde dava dosyasının görevli ----- Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine4-)Yargılama giderlerinin 6100 Sayılı HMK'nin 331/2 maddesi uyarınca görevli ve yetkili mahkemece değerlendirilmesine, görevsizlik kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmezse talep halinde mahkememizce bu durumun tespiti ile dosya üzerinden davacının yargılama giderlerini ödemeye mahkum edilmesine,5-)6100 Sayılı HMK'nin 20/1 maddesi uyarınca taraflardan birinin, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmemesi halinde mahkememiz tarafından resen davanın açılmamış sayılmasına karar verilerek 6100 Sayılı HMK'nin 331/3 maddesi uyarınca yargılama giderlerinin davacıya yükletilmesine,Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin yokluğunda ;6100 sayılı HMK'nin 341/1, 342, 343, 344 ve 345/1 maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde istinaf harç ve giderleri yatırılmak suretiyle mahkememize veya başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçeyle; ----- Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.