Adi ortaklık sözleşmesi olmaksızın kardeşler arasında ticari taksi plakası ve aracın paydaşlığına ilişkin hukuki uyuşmazlıkta, tanık beyanları ve davalı ikrarıyla ispatlanan ortaklığın feshi ve tasfiyesi temyizi.
Özet: Davacı kardeşin, fazla vergi ödememek amacıyla davalılardan birinin üzerine tescil edilen ticari taksi ve plakasının yazılı olmayan bir adi ortaklık ilişkisiyle üç kardeş tarafından edinildiğini ileri sürerek 1/3 payının tespiti, aksi halde adi ortaklığın feshi ve tasfiyesi talebiyle açtığı davada, ilk derece ve istinaf mahkemeleri adi ortaklığın varlığını kabul ederek ticari taksinin satış yoluyla tasfiyesine karar vermiş olup, davayı inkar eden davalı vekili kararı temyiz etmiştir.
3. Hukuk Dairesi         ████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi

SAYISI
: █████████ E., █████████ K.
İLK DERECE MAHKEMESİ
: Bakırköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI
: ████████ E., ███████ K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalılardan .. vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; davalı ...'ın babası, davalı ... ve müvekkilinin kardeş olduklarını, 1994 yılında üç eşit ortak olarak ticari araç satın aldıklarını ve fazla vergi ödememek amacıyla aracı davalı ... adına tescil ettirdiklerini, aracın davalı ... adına işletilmeye başladığını, 2005 yılında ticari taksilere 5 yaş sınırlaması getirildiğinden ortak alınan ticari aracın yeni araç ile değiştirildiğini, müvekkilinin o tarihte yurt dışında ikamet etmesi nedeniyle aracın 1/2 payının davalı ..., 1/2 payının davalı ...'ın babası .. adına trafiğe tescil edildiğini, ..'ün 2007 yılında vefat etmesi üzerine aracın üzerindeki 1/2 payının mirasçılarına devredildiğini, mirasçılarında paylarını diğer mirasçı davalı ...'a devrettiklerini, davalı ...'ın müvekkilinin hissesi olan 1/3 payı vermediğini, davalı ...'ın 27.07.2016 tarihli yazısı ile olayı tasdik ettiğini, taraflar arasında yazılı adi ortaklık sözleşmesinin düzenlenmediğini, taraflar kardeş olduklarından tanık ile ispat edilebileceğini ileri sürerek; eşit sermaye ile alınan ticari taksi üzerindeki davalılara ait paydan 1/3 payın iptali ile müvekkili adına tesciline, aksi halde aracın ticari plaka piyasa değerinin tespiti ile bu istemin 1/3 ünün faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 31.05.2018 tarihli ıslah dilekçesi ile davada adi ortaklığın fesih ve tasfiyesini talep ettiklerini belirtmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ...; davayı kabul ettiğini, üç kardeş olarak 45.000 Mark ve 94 model .. marka aracın ortaklık sermayesi olarak koyulması sonucu davaya konu ticari taksiyi aldıklarını, ticari taksiyi tarafların ortak aldıklarını, önce kendi üzerine ruhsatının alındığını, daha sonra 1/2 pay olarak kendisinin ve davalı ...'ın babasının adına tescil edildiğini, davacı yurt dışında olduğundan hissesini alamadığını, üç kardeş olarak ticari taksiyi işletmeye başlattıklarından taraflar arasında adi ortaklık ilişkisinin mevcut olduğunu belirtmiştir.
2.Davalı ... vekili; davaya konu ticari aracın 1995 tarihinde satın alındığını, davalı ... adına tescil edildiğini, aracın 2004 tarihinde değiştirildiğini ve 1/2 payının müvekkilinin babası adına, 1/2 payının davalı ... adına tescil edildiğini, 2007 yılında müvekkilin babasının ölümü ile birlikte payın müvekkili adına tescil edildiğini, davanın zamanaşımına uğradığını, davacının araca fiili ve resmi olarak hiç bir zaman sahip olmadığını, aracın 1995-2001 tarihleri arasında davalı ... ve müvekkilinin babası tarafından, 2001-2007 yılları arasında da müvekkili ile davalı ... tarafından işletildiğini, 2007 yılından sonra da aracın ortak olarak kiraya verildiğini, tanıkla ispat edilebilecek işlem olmadığını, tanık dinletilmesi talebine muvafakatının bulunmadığını, davalı ...'ın ikrarının sadece kendisini bağlayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davanın kabulü ile .... plakalı ticari taksi üzerinde adi ortaklık kurulduğunun kabulüne, adi ortaklığın ticari taksi plakası ve otomobil bedeli olarak hesaplanan 6.630.000 TL'den aşağı satılmamak ve satış parasından bilirkişi marifetiyle belirlenen vergi borçları toplam tutarının mahsubu yapılmak suretiyle satış suretiyle adi ortaklığın giderilmesine, karar kesinleştiğinde tasfiyenin tasfiye memuru aracılığıyla yapılmasına
karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalılardan ..vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalılardan .. vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı ... vekili; davacı ve davayı kabul eden davalı ... tarafından adi ortaklığı ispat eder hiçbir belge sunulmadığını, taraflar arasında resmi şekilde düzenlenmiş ve tescil edilmiş adi ortaklık sözleşmesinin bulunmadığını, davacının dayanak yaptığı 27.07.2016 tarihli sözleşmede davalı ...'ın imzasının bulunduğunu, ticari plakanın alındığı tarihte belgede belirtilen 1994 yılında düzenlenmiş ortaklık sözleşmesinin bulunmadığını, dinletilen tanık beyanlarının adi ortaklığın varlığını ispat etmeye yeterli olmadığını, yatırım ve kâr amacıyla 1994 yılında satın alınan trafik plakasının davanın açıldığı tarihe kadar davalılar tarafından işletildiğini, kazancının davalılar arasında paylaşıldığını, bu güne kadar davacının herhangi bir kâr payını istememesinin hayatın doğal akışına aykırı olduğunu, adi ortaklığı kabul etmemekle birlikte adi ortaklığı kuranların davacı, davalı ... ve müvekkilin babası .. olduğunu, daha sonra ..'ün vefat ettiğini, vefatı ile adi ortaklığın son bulduğunu, vefat halinde mirasçılar arasında da devam edeceğine ilişkin hüküm bulunmadığını, vefat eden babasının ortak olduğu bir adi ortaklık varsa dahi bu durum mirasçı olan müvekkili bağlamayacağını, yazılı delil ile ispatlanamayan adi ortaklığın tanıkla ispat edilebilmesi için tanık beyanlarının tereddüte mahal vermeyecek netlikte adi ortaklığın varlığını ispat etmesi gerektiğini, adi ortaklık var olmadığından tasfiyesinin de yapılamayacağını belirterek, kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, adi ortaklığın fesih ve tasfiyesi istemine ilişkindir.
1. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillere, adi ortaklığa konu aracın alındığı dönemde taraflar arasındaki ilişkinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 203/1-a maddesinde belirtilen akrabalık kapsamında bulunmasına, davanın tanıkla ispatının mümkün olduğu, Derece Mahkemelerince taraflar arasında adi ortaklık ilişkisi bulunduğuna dair yapılan değerlendirme ve varılan sonuçta bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı ... vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir
2. Adi ortaklık doktrinde, “emeklerini veya araçlarını herhangi bir müşterek amaç doğrultusunda birleştirerek, bu amaca ulaşma konusunda birlikte çaba göstermeyi sözleşmeyle birbirlerine karşı yükümlenen kişilerce oluşturulan, tüzel kişiliği bulunmayan bir kişi topluluğudur.” şeklinde tanımlanmıştır.
Adi ortaklığın sona ermesinin en önemli sonuçlarından biri ortaklığın tasfiye aşamasına girmesidir. Zira, sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesiyle birlikte, adi ortaklık hemen ortadan kalkmaz; sadece sona erme sebeplerinin varlığı ortaklık bünyesinde bir takım değişiklikler meydana getirerek, ortaklığın tasfiye aşamasına girmesine neden olur. Ortaklar arasındaki hukuki bağ, tasfiyenin tamamlanması ile ortadan kalkar. Bu bağlamda tasfiye; ortaklar arasındaki ilişkinin tamamen sona erdirilmesine yönelik kanuni bir usuldür. Tasfiye ile artık ortaklık malvarlığı para haline dönüştürülür, borçlar ödenir, sermaye değerleri ortaklara iade edilir ve geri kalan meblağ ortaklar arasında kâr ve zararın paylaşılması esasına göre dağıtılır.
Ortaklar tasfiyeyi istememiş olsalar bile, ortaklık sona ermekle kendiliğinden tasfiye aşamasına girer. Ancak somut olayda davacı 31.05.2018 tarihli ıslah dilekçesiyle, adi ortaklığın fesih ve tasfiyesini talep etmiştir. Bu durumda İlk Derece Mahkemesince; ortaklar arasındaki ilişkinin tamamen sona erdirilmesine yönelik işlemlerin yapılması kanuni bir zorunluluktur. Tasfiyede sözleşme özgürlüğü esasının benimsenmesinin bir sonucu olarak ortaklar; ortaklığın tasfiyesi bakımından kanundaki hükümlere uygun tasfiyeyi kendi aralarında anlaşarak gerçekleştirebilirler. Ancak tasfiye husunda ortaklar anlaşamazlar ve tasfiye istemi ile mahkemeye başvururlarsa, bu durumda tasfiyenin mutlaka mahkeme tarafından bizzat gerçekleştirilmesi gerekir.
Adi ortaklığın, tüzel kişiliği olmadığı gibi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun şirketlerin tasfiyesine ait hükümlerine, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 620 ve devamı maddelerinde bir atıf bulunmadığından, ticari şirketin tasfiyesine ilişkin hükümlerin ve özellikle tasfiyenin tayin edilecek memur marifetiyle yapılacağına dair hükümlerinin, davaya uygulanmasına imkan yoktur.
Tasfiyenin ne şekilde yapılacağını düzenleyen 6098 sayılı Kanunun 644. maddesinin ilgili bölümü şöyledir; "Ortaklığın sona ermesi halinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dahil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür.
Ortaklar tasfiye işlemlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları halinde, ortaklardan her biri, tasfiye görevlisinin hakim tarafından atanması isteminde bulunabilirler." denilmiştir.
O halde adi ortaklığın tasfiyesi ya ortakların anlaşması suretiyle ya da bizzat mahkemece yapılır. Bunun dışında bir olanak yoktur.
Mahkemece yapılacak iş; yukarıdaki yasa hükümlerine göre, öncelikle, ortaklık sözleşmesinde düzenlenmemiş olması nedeniyle ortakların anlaşarak tasfiye memuru belirlemelerini istemek; bu konuda anlaşamamaları halinde ise hakim tarafından tasfiye işlemini gerçekleştirecek (ortaklığın faaliyet alanına göre konusunda uzman bir veya üç kişiyi) tasfiye memuru olarak resen atamak olmalıdır.
Bundan sonra ise, tasfiye işlemleri; hakim tarafından öngörülecek üçer aylık (uyuşmazlığın mahiyetine göre süreler uzatılıp kısaltılabilir) dönemlerde tasfiye memuru tarafından 3 aşamada gerçekleştirilmelidir.
Birinci aşamada; ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın tüm malvarlığı (aktif ve pasifi ile birlikte) belirlenmeli, yönetici ve idareci ortaktan ortaklık hesabını gösterir hesap istenmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde, taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, tasfiye memurunun belirlediği malvarlığı bilançosu taraflara tebliğ edilmeli, bu husustaki itirazları da karşılanıp, toplanacak delillere göre değerlendirilmelidir.
İkinci aşamada; ortaklığın malvarlığına ilişkin satış ve nakte çevirme işlemi (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 634 ve devamı maddelerinde düzenlenen resmi tasfiye işlemi kıyasen uygulanmak suretiyle) gerçekleştirilmeli, şayet bu mallar mevcut değilse,değerleri bilirkişi marifetiyle saptanmalıdır.
Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli ve ortaklardan herbirinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payı geri verilmeli, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya (ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse) zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilanço düzenlenmelidir.
Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hakim, 6100 sayılı Kanun'un 297. maddesi uyarınca tarafların hak ve yükümlülüklerini saptayıp, tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm oluşturmalıdır.
Hal böyle olunca İlk Derece Mahkemesince; adi ortaklığın feshi ile ortaklığın tasfiyesinin ayrı ayrı hukuki işlemler olduğu, tarafların sona eren ortaklığın tasfiyesi hususunda anlaşamadıkları gözetilerek, ortaklığın sona ermesinin yasal sonucu olan tasfiyenin de yukarıda açıklanan sıra ve yöntem izlenerek bizzat yaptırılması ve ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, değinilen bu yönler dikkate alınmadan, sadece ortaklığın fesih ve tasfiyesi ile tasfiye memuru tayinine karar verilmesi, ayrıca tasfiye biçiminin açıklanmaması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanunun 371. maddesi uyarınca davalı ... yararına BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
02.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!