Adi ortaklık sözleşmesinin fiilen hayata geçirilip geçirilmediği ile taraflardan birinin işçi mi yoksa ortak mı olduğu hususunda temyiz incelemesi.
Özet: Davacı ve davalı arasında kebap işletmeciliği konusunda imzalanan adi ortaklık sözleşmesinin fiilen hayata geçip geçmediği ve davalının ortak mı yoksa çalışan mı olduğu hususundaki ihtilafta, davacının ortaklıktan kaynaklanan zarar payı talebini içeren davası, ilk derece ve istinaf mahkemelerince, ortaklığın aktif olarak kurulmadığı ve davalının çalışan olduğu gerekçesiyle reddedilmiş; davacı ise bilirkişi incelemesi, delil değerlendirmesi ve usul işlemlerindeki hatalar ileri sürülerek kararın bozulması için temyiz başvurusunda bulunmuştur.
3. Hukuk Dairesi         ████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi

SAYISI
: █████████ E., █████████ K.
İLK DERECE MAHKEMESİ
: İstanbul Anadolu 19. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI
: ████████ E., ████████ K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkili, davalı ve dahili davalının ile birlikte 01.06.2010 tarihinde adi ortaklık sözleşmesi imzaladıklarını, adi ortaklık sözleşmesinin konusunun kebap, lahmacun ve pidenin perakende satışına ilişkin olduğunu, bu sözleşmeye göre kâr ve zararın ortaklar arasında eşit oranda paylaşılacağının kararlaştırıldığını, ortaklıkta vergi mükellefi olarak müvekkilinin, diğer ortakların da SGK'lı olarak gösterildiğini, adi ortaklık bünyesinde üç farklı işletme açtıklarını ancak 2017 yılı Ağustos ayında davalı ...'in hiç bir sebep yokken ortaklıktan ayrıldığını ve haklı sebep bildirilmeksizin işten çıkarıldığı şeklinde sigorta kaydına geçirterek sigorta kaydını sonlandırdığını, ortaklığın uğradığı zarardan sorumlu olduğundan davalı aleyhine icra takibi başlattığını ancak itiraz üzerine takibin durduğunu, davalı ... tarafından müvekkilin aleyhine işçi olarak çalıştığından bahisle iş mahkemesinde kıdem, ihbar, fazla mesai gibi taleplerini içerir alacak davası açıldığını ileri sürerek; ortaklıkta 01.06.2010 - Ağustos 2017 tarihleri arasındaki süre boyunca meydana gelen zarardan davalının payına düşen kısmın tespiti ile 22.08.2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile bu aşamada 4.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... vekili; müvekkilinin 15.06.2010 tarihinde davacı iş verene ait kebap salonunda fırıncı ustası olarak işe başladığını, iş akdinin davacı iş verence haksız olarak feshedildiğini, 28.03.2017 tarihine kadar da kesintisiz olarak işçi statüsünde çalıştığını, müvekkilinin davacıya ait kebap salonunda işe başladıktan sonra davacı, diğer davalı ve müvekkilinin 10.000,00 TL sermaye ile adi ortaklık sözleşmesi imzaladıklarını, ancak adi ortaklığın anlaşma sağlanamadığı ve bedellerde ödenemediği için hiç bir zaman kurulamadığını, sözleşmenin imzalandığı ile kaldığını, ortaklık için gerekli hiç bir şartın yerine getirilemediğini ve işçi olarak çalışmaya devam ettiğini, müvekkilinin işçilik haklarını istemesi üzerine davacının ortaklıktan müvekkilinin payın düşen miktarı tahsil etmek amacıyla müvekkili aleyhine icra takibi başlattığını, adi ortaklık kurulmuş olsaydı bir çok prosedürün yapılmış olması gerektiğini, işçi olarak maaşlarını banka kanalıyla aldığını, açıklamalarda maaş ödemesi yazdığını, müvekkilinin hiç bir zaman işveren olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
2.Dahili Davalı ...; davalı ..., davacı ve kendisinin kebapçı dükkanı işletmek için beraber ortak bir işe kalkıştıklarını, ikinci dükkanı açtıklarını, sonra dükkanlardan bir tanesini devrettiklerini, mali sıkıntı girince işlerinin bozulduğunu, beyan etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasında adi ortaklık sözleşmesinin imzalandığı ancak adi ortaklık kapsamında birlikte işletilmesi kararlaştırılan iş yerinin davacı adına kayıtlı olduğu, ortaklığa ait vergi mükellefiyeti tesis ettirilmediği, ayrı bir muhasebe kaydının tutulmadığı gibi adi ortaklığın fiilen uygulandığı, sermaye paylarının ödendiği, kar payının dağıtıldığı, zararın paylaşıldığı ve adi ortaklığın faaliyete geçirildiğini gösterir kayıt ve belgenin bulunmadığı, davalı ...'in iş akti ile çalıştığı da nazara alındığında taraflar arasında kurulan adi ortaklık ilişkisinin faaliyete geçirilmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla istinaf başvurusu esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; ortak işletmede kullanılan 10 adet defter sunulduğu halde incelemesinin yapılmadığını, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığını, defterden anlaşılacağı üzere davalının çalışan değil ortak olduğunu, davalı ...'in el yazısı incelemesi talebinin Mahkemece haksız olarak reddedildiğini, davalı ...'in sunduğu banka kayıtları üzerinde esaslı inceleme yapılmadığını, tanıklarının dinlenmediğini, iş davasının bekletici mesele yapılması gerektiğini, usul işlemlerinin lehlerine kullandırılmadığını, sözlü yargılamaya geçileceği belirtilmeden davanın hemen bitirildiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, adi ortaklık sözleşmesinin tespiti ile davalının payına düşen zararın tahsili istemine ilişkindir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 2/1 maddesi uyarınca Adi ortaklık sözleşmelerinin kuruluşu bakımından, ortakların esaslı noktalarda uyuşması gerekir. Eş söyleyişle, ortakların şahsı, müşterek amaç, müşterek amaç uğruna birlikte çaba, katılım payının türü ve kapsamı, ortaklık açısından esaslı unsurlar olup, bunlarda uyuşulması ortaklık sözleşmesinin kurulması için yeterlidir. Ortaklar, ikinci derecedeki noktalarda uyuşmamış olsalar bile, ortaklık kurulmuş sayılır.
Adi ortaklık sözleşmesi yazılı yapılabileceği gibi sözlü de yapılabilir. İhtilaf halinde, bu ortaklığın var olduğunu ileri süren kişi, iddiasını, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ( 6100 sayılı Kanun) 200. maddesi gereğince senetle ispat etmelidir.
Taraflar arasında, 01.06.2010 tarihinde yazılı adi ortaklık sözleşmenin imzalandığı hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Anılan adi ortaklık sözleşmesinin incelenmesinde; adi ortaklığın faaliyet konusunun kebap, lahmacun ve pide perakende satışına ilişkin olduğu, ortakların kâra ve zarara %33,33 oranında ortak olup sözleşmenin 10 yıl süreli olduğu, adi ortaklığın yönetimi ve üçüncü kişilere karşı temsilinin ortaklardan davacı ...'a verildiği, yönetici ortağın adi ortaklığı temsilen yapacağı işlemlerin hukuken geçerli ve bağlayıcı olduğu, adi ortaklık sözleşmede belirtilen süre sonunda ya da tüm ortakların daha önceden oybirliği ile alacakları karar neticesinde sona ereceğinin kararlaştırıldığı anlaşılmıştır.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden; davalı ...'in fırıncı ustası olduğu, taraflar arasındaki adi ortaklığın 01.06.2010 tarihinde imzalandığı, davacı adına işletmenin 09.06.2010 tarihinde açıldığı, davalıya davacı tarafından banka kanalıyla 06.09.2012, 11.01.20 13... .07.2013 tarihlerinde farklı miktarlarda para gönderildiği, SGK kayıtlarında davalı ...'in 25.04.2015 tarihinde davacıya ait iş yerinde işe başladığı ve 28.03.2017 tarihinde iş aktinin feshedildiği, Haziran, Temmuz, Ağustos ve Eylül 2016 tarihlerinde banka kanalıyla maaş ödemesi yapıldığı tespit edilmiştir.
Bu durumda, taraflarca imzalandığı kabul edilen adi ortaklık sözleşmesinde; adi ortaklığın yönetimi ve üçüncü kişilere karşı temsilinin ortaklardan davacı ... olduğunun kararlaştırıldığı gözetildiğinde, adi ortaklık konusu olan kebap, lahmacun ve pide perakende satışına ilişkin iş yerinin davacı adına kayıtlı olmasından ve davalı ...'in işletmede işçi olarak çalışır gözükmesinden taraflar arasındaki adi ortaklığın faaliyete geçirilmediği sonucuna ulaşılması doğru görülmemiştir. Kaldı ki, davacı tarafından davalıya 20 12... tarihlerinde de banka havalesi ile para gönderildiği görülmekle, aralarında SGK kaydından önce de iş ilişki olduğu anlaşılmıştır. Mahkemece alınan bilirkişi raporlarında da zaten işletmenin bulunduğu, faaliyete geçtiği ve SGK ve vergi dairesine borcu olduğu tespit edilmiştir.
Bu durumda, davalının sigortasının feshedildiği 28.03.2017 tarihi itibariyle ile ortaklık sözleşmesinin son bulduğu, diğer bir anlatımla davaya konu ortaklığın 6098 sayılı Kanunun 639. maddesinin birinci fıkrası uyarınca sona erdiği sabit olduğundan, İlk Derece Mahkemesince; ortaklık ilişkisinin tasfiye aşamasına girdiği gözetilerek, ortaklar arasındaki ilişkinin tamamen sona erdirilmesine yönelik işlemlerin yapılması kanuni bir zorunluluktur.
Bu itibarla İlk Derece Mahkemesince 6098 sayılı Kanunun 642. vd. maddelerindeki tasfiye hükümlerinin somut olaya uygulanması gerektiğinden, öncelikle taraflar arasında akdedilen ortaklık sözleşmesinde tasfiyeye ilişkin bir hüküm bulunup bulunmadığının tespit edilmesi, hüküm bulunduğu takdirde tasfiyenin sözleşmedeki hükümlere göre yapılması, böyle bir hüküm bulunmaması halinde ise ortakların anlaşarak tasfiye memuru belirlemelerinin istenmesi, bu konuda anlaşamamaları halinde tasfiye işlemini gerçekleştirecek (ortaklığın faaliyet alanına göre konusunda uzman bir veya üç kişinin) tasfiye memuru olarak resen atanması ve bundan sonra tasfiye işlemlerinin; uyuşmazlığın mahiyetine göre öngörülecek dönemlerde tasfiye memuru tarafından 3 aşamada gerçekleştirilmesi,
Birinci aşamada; (taraflarca veya anlaşamamaları hâlinde mahkemece atanacak) tasfiye memuru tarafından sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın aktif ve pasifi ile birlikte tüm mal varlığı belirlenerek hazırlanan mal varlığı bilançosunun taraflara tebliğ edilmesi, bu husustaki itirazlar toplanacak delillere göre hakim tarafından değerlendirilmesi,
İkinci aşamada; tasfiye memuru tarafından ortaklığın malvarlığına ilişkin satış ve nakde çevirme işleminin gerçekleştirilmesi, şayet bu mallar mevcut değilse değerlerinin tasfiye memuru marifetiyle saptanması,
Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, tasfiye memuru tarafından öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli ve ortaklardan her birinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payının geri verilmesi, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilançonun düzenlenmesi,
Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre, tarafların hak ve yükümlülükleri belirlenip, tasfiye işleminin sonuçlandırması ve bu doğrultuda hüküm oluşturulması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
02.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!