Yargıtay 4. Ceza Dairesi, cumhurbaşkanına hakaret ve hakaret suçlarının, ifade özgürlüğü kapsamındaki siyasi ve ağır eleştiri olduğu gerekçesiyle unsurlarının oluşmadığına hükmetti.
Özet: Bu hukuki evrakta, hakaret ve cumhurbaşkanına hakaret suçlamalarına ilişkin temyiz incelemesi sonucunda, ifade özgürlüğünün demokratik toplumun temeli olduğu ve özellikle siyasetçilere yönelik eleştirilerin daha geniş bir alana sahip olduğu vurgulanarak, sanığın sözlerinin kişilerin onur, şeref ve saygınlığını rencide etmeyip, aksine siyasi, rahatsız edici ve ağır eleştiri niteliğinde olduğu, dolayısıyla hakaret kastı taşımadığı ve kamu görevlisine veya cumhurbaşkanına hakaret suçlarının unsurlarının somut olayda oluşmadığı gerekçesiyle önceki mahkumiyet hükümlerinin hatalı olduğu belirtilmiştir.
4. Ceza Dairesi         █████████ E.  ,  ██████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi

SAYISI
: ███████ E. █████████ K.
SUÇLAR
: Hakaret, Cumhurbaşkanına hakaret
SUÇ TARİHLERİ
: 20.07.2015, 13.08.2016, 20.08.2016
HÜKÜMLER
: İstinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ
: Onama
Yapılan ön inceleme neticesinde, sanık hakkında verilen hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde yapıldığı, temyiz dilekçesinde temyiz sebebine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik olarak, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz isteği özetle; suçları işlemediğine, kast unsuru bulunmadığına, sözlerin eleştiri niteliğinde olduğuna ilişkindir.
III. GEREKÇE
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.10.2008 tarihli ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövme şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır.
Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.
İnsanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, savunabilmesi ve yayabilmesi olarak kabul edilen, ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır.
Anayasa'nın 26. maddesinde, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Bunun yanında, bu hak, birçok uluslararası belgeye ve mahkeme kararına da konu olmuştur.
Türkiye'nin de yargılama yetkisini kabul ettiği AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesinin 2. paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen "bilgi" ve "fikirler" için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM'e göre ifade özgürlüğü, yokluğu halinde "demokratik bir toplum"dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir.
Bununla birlikte, ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslar arası mevzuatlarda yer almaktadır.
Nitekim Anayasa'nın 26. maddesinde koruma altına alınan ifade özgürlüğü, aynı maddenin ikinci fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlandırılabilir. Dolayısıyla anılan madde ile Anayasa'nın 13. maddesine göre, ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz.
Siyasetçilere yönelik eleştirilerin izin verilen sınırlarının özel kişilere nazaran daha geniş olduğu gerek iç hukukumuzda gerekse uluslararası mahkeme kararlarında yerleşmiş bir ilkedir. Bu ilkenin gerekçesi, siyasetçilerin, özel kişilerden farklı olarak, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açık olan, kamuoyuna mal olmuş kişi haline gelmeyi bilerek tercih etmeleridir.
Sonuç olarak; suça konu sözlerin katılanların, onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, ifade ve düşünceyi açıklama özgürlüğü kapsamında siyasi, rahatsız edici ve ağır eleştiri niteliğindedir. İfade özgürlüğünün geniş şekilde kabul edildiği devlet yöneticisi konumundaki kişinin güvenlik politikalarına yönelik yapılan eleştirinin, şok edici şekilde ifade edilmesinde hakaret etme kastı da bulanmamaktadır. Aksi düşünülecek olursa, suçla korunmak istenen değer ölçüsüz bir şekilde genişleyecek ve ifade özgürlüğünü ön plana çıkaran evrensel hukuk düşüncesiyle bağdaşmayan bir yorum anlamına gelebilecektir. Bu itibarla, kamu görevlisine hakaret ve Cumhurbaşkanına hakaret suçlarının unsurlarının somut olayda oluşmadığı gözetilmeden, sanık hakkında mahkûmiyet kararları verilmesi,
Hukuka aykırı bulunmuştur.
IV. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle, sanığın temyiz istemi yerinde görüldüğünden, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, tebliğnameye aykırı olarak, hakaret suçu yönünden oy birliğiyle, Cumhurbaşkanına hakaret suçu yönünden oy çokluğuyla BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca Şırnak Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
03.11.2025 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Yerel Mahkemece sanığın facebook hesabında "Katilll .. " şeklinde paylaşımda bulunmak suretiyle Cumhurbaşkanına hakaret suçunu işlediği kabul edilerek cezalandırılmasına karar verilmiş, kurulan hükme yönelik istinaf başvurusu, Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiştir. Sanığı atılı suçu işlemediğini, suç kastının bulunmadığını ve ifade özgürlüğü kapsamında kaldığını ileri sürerek süresinde hükmü etmesi etmesi üzerine Dairemizce değerlendirilmiş; sayın çoğunluk tarafından özetle "suça konu sözlerin katılanın, onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, ifade ve düşünceyi açıklama özgürlüğü kapsamında siyasi, rahatsız edici ve ağır eleştiri niteliğindedir. İfade özgürlüğünün geniş şekilde kabul edildiği devlet yöneticisi konumundaki kişinin güvenlik politikalarına yönelik yapılan eleştirinin, şok edici şekilde ifade edilmesinde hakaret etme kastı da bulanmamaktadır. Aksi düşünülecek olursa, suçla korunmak istenen değer ölçüsüz bir şekilde genişleyecek ve ifade özgürlüğünü ön plana çıkaran evrensel hukuk düşüncesiyle bağdaşmayan bir yorum anlamına gelebilecektir. Bu itibarla, Cumhurbaşkanına hakaret suçunun unsurlarının somut olayda oluşmadığı gözetilmeden, sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur " gerekçeleriyle mahkumiyet hükmünün bozulmasına karar verilmiştir. Kanaatimizce sanığın söylediği sözler hakaret suçunu oluşturduğundan anılan bozma nedenleri yerinde değildir. Şöyle ki;
Dosya içeriğine göre sanığın "Katilllll .. İş İt birlikçi .." şeklinde paylaşımda bulunduğu anlaşılmaktadır.
Cumhurbaşkanına hakaret suçu TCK'nın 299. Maddesinde düzenlenmiş, fakat burada bir tanım yapılmamıştır. Hakaret suçu 125.maddesinde tanımlanmıştır. Bu düzenlemeye göre hakaret; bir kimseye onur,şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığını saldırmak olarak tanımlanmıştır. Yargıtay uygulamalarına göre bir eylemin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişmektedir. Kişilere yönelik yönelik ağır eleştiri ve veya rahatsız edici sözlerin hakret suçu olarak değerlendirilmemesi gerekmektedir. Söz ve diğer davranışların hakaret suçunu oluşturabilmesi için açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek ağırlıkta somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.
Anayasa’nın Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" kenar başlıklı 26. maddesi;
"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar...
Bu hürriyetlerin kullanılması,... başkalarının şöhret veya haklarının,... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir…
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir." hükmünü,
Anayasa’nın 13. Maddesi ise;
"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” hükmünü içermektedir.
Anılan düzenlemelere, öğreti ve yargısal uygulamalara göre ifade özgürlüğü sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil, incitici, şoke edici yada endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. Anayasa Mahkemesi pek çok kararında ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya ve hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini kabul etmiştir. Bu özgürlük, kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve gerçekleştirme konusunda başkalarını ikna etme çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesiyle olanaklıdır, demokrasinin işleyişi içinde yaşamsal önemdedir. Bu düzenlemelere nazaran Devletin düşünce açıklamasını yaptırıma tabi tutmama gibi negatif, etkili şekilde korum gibi de pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu hak, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişimi için ana temeli oluşturmaktadır. İfade özgürlüğünü sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için ise amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Ancak her hak gibi bu hak da sınırsız değildir. Bireylerin şeref ve itibarı, özel ve aile hayatı Anayasanını 17.madesiyle korunan manevi varlık kapsamındadır. Devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek zorundadır. Yasalarımıza göre bu eylemler ceza hukukunda hakaret suçu olarak düzenlenmiş, özel hukukta ise tazminatı gerektiren haksız fiil sayılmıştır Yasal düzenlemelere ve Ceza Genel Kurulunun karalarına göre, iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır. Yine Anayasa Mahkemesi karalarında ifade özgürlüğünün meşru bir amaç için, yasayla, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olarak (bunun için zorlayıcı sosyal ihtiyaç gerekir), ölçülü olacak ve özüne dokunmayacak şekilde ( ifadenin türü, şekli, içeriği, açıklandığı zaman ve sınırlama sebeplerinin niteliğine bakılarak bu kriter test edilmektedir) sınırlandırılabileceği ifade edilmektedir.
Burada ifade özgürülüğü ve bireyin, somut olayda Cumhurbaşkanının şeref ve itibarının korunması çatışmakta, Devletin bunlar arasında denge kurması gerekmektedir. Bu dengeleme yapılırken şu nokta çok önemlidir. Şöhret ve itibarı korunan kişi siyasetçi, kamu gücü kullanan veya topluma mal olmuş kişi ise bu koruma daha esnek olacak, sade vatandaş ise üst düzeyde yapılacaktır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
İktidarda bulunan siyasetçilerin devletin ekonomik ve güvenlik politikalarını belirleme ve uygulama yetkileri bulunmaktadır. Demokratik bir toplumda bireylerin, sivil toplum örgütlerinin veya basın mensuplarının belirlenen güvenlik ve ekonomik politikaları ile bunların uygulamalarını eleştiri hakları bulunmaktadır. Katil sözü, birini doğrudan öldürme ve yardım etme anlamında değil, güvenlikle ilgili ve özellikle terörle mücadeleyle ilgili belirlenen politika ve uygulamaların hatalı olduğu, amacı dışında insanların zarar görmesine neden olduğu vs anlamlarında söylenmiş olabilir. Ülkemizde uzun süredir devam eden terör olayları ile zaman zaman oluşan toplumsal olaylar önemli güvenlik tehdidi oluşturmakta ve bu durum bazen katı güvenlik tedbirlerini gerektirmektedir. Bu tedbirlerin bir kısmının yetersiz veya yanlış olduğunun tartışmaya açılması demokratik düzenlerde olağandır. Güvenlik uygulamalarının hatalı olduğu kanaatinde olan kişi veya gurupların yetkilileri uyarmak ve toplumu sarsarak dikkat çekmek için abartılı veya rahatsız edici ifadeler kullanmaları mümkündür ve bu durum ifade özgürlüğü kapsamındadır. Çünkü güvenlik uygulamalarının tartışılmasında kamusal yarar bulunmaktadır. Ayrıca, siyasetçilerin ve özellikle iktidarda bulunanların kendilerine yönelik saldırı ve eleştirilere her zaman güçlü şekilde cevap ve tepki verme imkanı bulunmaktadır. Bu olanakların varlığı nedeniyle şiddete teşvik içermedikçe kendilerine yönelik sözel saldırılara katlanmaları ve cezalandırma yoluna gidilmemesi demokratik toplumun gerekleri arasındadır.
Sanığın "Katilll .." şeklindeki paylaşımda bulunmuş, eleştiri konusunun ne olduğuna ve neden bu ifadeyi kullandığına ilişkin bir açıklama yapmamıştır. Eleştirilen bir güvenlik politika veya uygulamasının gösterilmemesi nedenleriyle paylaşımının doğrudan adam öldürme suçlaması vasfında olduğu, bu nedenle güvenlik politika veya uygulamalarının eleştirisi olarak kabul edilemeyeceği, sözler bütün halinde ele alındığında öfke dili taşıdığı, ağır ve siyasi eleştiri olarak kabulüne olanak bulunmadığı, dolayısıyla onur, şeref ve saygınlığı rencide edici özelliğe sahip olması nedeniyle atılı suçun oluştuğu kanaatine vardığımızdan, sayın çoğunluğun hükmün bozulması yönündeki düşüncesine iştirak etmek mümkün olmamıştır.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!