Müdafii tarafından süresinde sunulmayan gerekçeli temyiz taleplerinde, sanıkların adil yargılanma hakkının korunması için usulüne uygun şerhli tebligatla yeniden temyiz hakkının tesisi kararı.
Özet: Bu karar, müdafiilerin süresinde gerekçeli temyiz dilekçesi sunmamasına rağmen, sanıkların adil yargılanma ve hak arama hürriyetlerinin korunması amacıyla, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun emsal içtihadı uyarınca, mahkumiyet hükmünden haberdar olmayan sanıklara Ceza Muhakemesi Kanununun 295/1. maddesini detaylıca açıklayan şerhli bir davetiyenin bizzat tebliğ edilmesi ve bu tebligat sonrasında sunulacak yeni temyiz dilekçelerinin değerlendirilmesi gerektiğini, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiinden önce bu eksikliğin giderilmesini zorunlu kılmıştır.

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI
: ████████ E., ████████ K.SUÇLAR
: Silahla, birden fazla kişi ile birlikte konutta geceleyin yağma, nitelikli kişiyi hürriyetinden yoksun kılmaHÜKÜMLER
: Esastan ret, yeniden hüküm kurulmasıTEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ
: Ret, temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması, bozmaBölge Adliye Mahkemesince verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:Her ne kadar 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 11 inci maddesi uyarınca vekil ile takip edilen işlerde tebligatların vekile yapılması gerektiği gözetilerek sanık ... müdafiinin 30.03.2023 tarihinde gerekçesiz temyiz talebinde bulunduğu, sanık ... müdafiine gerekçeli kararın 02.04.2023 günü tebliğ edildiği, sanık ... ....'e ise gerekçeli kararın 05.04.2023 tarihinde tebliğ edildiği, sanık ... müdafiine ise 02.04.2023 tarihinde tebligat yapıldığı görülmüş ise de bu belgede tebliğ edilen evrak bilgilerinde Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin karar eteğinde gerekçeli temyiz dilekçesi verilmesi gerektiğine ilişkin ibarenin bulunmadığı ve "5271 sayılı Kanun'un 295/1 maddesi gereğince temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde bu nedenleri içeren bir ek dilekçenin hükmü veren Daireye verilmesi ya da zabıt katibine beyanda bulunup tutanak tutturup, hakime onaylatmak veya bir başka ilk derece Ceza Mahkemesi ya da Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi aracılığıyla vermek suretiyle; Yargıtay ilgili ceza dairesine temyiz yasa yoluna başvurma hakkı açık olmak üzere" şeklinde açıklama olmadığının anlaşılması karşısında; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sanıkların müdafiilerine şerhli tebligatların 29.10.2023 tarihinde yapıldığı ancak sanık müdafiilerinin gerekçeli temyiz dilekçesi vermediği görülmekle;Sanıklar müdafilerince süresinde gerekçeli temyiz talebinde bulunulmaması nedeniyle Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 17.05.2023 tarihli ve ███████-49 Esas, ████████ Karar sayılı kararında "... kural olarak müdafii ile takip edilen işlerde kanun yollarına başvuruda bulunmak müdafiinin görevi kapsamında olduğu tartışmasız ise de; sadece müdafie tebliğ veya tefhim edilen hükümlere karşı süresi içinde temyiz kanun yoluna başvurmaması nedeniyle oluşan hukuki sonuçlardan, kendisine yapılan tebligata kadar hakkındaki mahkûmiyet hükümlerinden haberdar olmayan sanığın Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 40/2 nci maddesi gereğince kusursuz sayılacağı, müdafinin süresi içinde temyiz yoluna başvurmaması nedeniyle hak kaybına uğraması, hak arama hürriyeti ve adil yargılanma ilkesi çerçevesinde etkin bir şekilde temyiz kanun yoluna başvurma hakkı ile bağdaşmayacağı da dikkate alındığında; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesince verilen 27.12.2021 tarihli ve 244-1662 sayılı istinaf başvurusunun esastan reddi kararının, kamu davasının asli bir süjesi ve tarafı, diğer bir anlatımla cezanın sorumlusu olan sanığa, ayrıca tebliğ edilmesi gerektiğinin... ;" şeklinde yer alan kabul dikkate alındığında, sanıklar ... ve sanık ...'e 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 295/1. maddesini içerir şerhli davetiyenin usulüne uygun tebliği ile tebliğ tebellüğ evraklarının ve dilekçe sunması halinde temyiz dilekçelerinin dava dosyasına eklenmesi ve bu durumda ileri sürülen yeni temyiz istemleri hakkında ek tebliğname düzenlenmesinden sonra dosyanın Dairemize gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,30.10.2025 tarihinde oy birliği karar verildi.K A R Ş I O Y5271 sayılı Kanun'da kararların sanıklara tebliğine ve kararlara karşı kanun yoluna başvurmaya ilişkin hükümler şu şekilde düzenlenmiştir.5271 sayılı Kanun'un 35/2. maddesi; "Koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hakim veya mahkeme kararları hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur.", 5271 sayılı Kanun'un 35/3. maddesi; "İlgili taraf serbest olmayan bir kişi veya tutuklu ise tebliğ edilen karar kendisine okunup anlatılır." şeklindedir.5271 sayılı Kanun'un Tebligat usulleri üst başlığını düzenleyen 37. maddesi; "Tebligat, bu Kanunda belirtilen özel hükümler saklı kalmak koşuluyla, ilgili kanunda belirtilen hükümlere göre yapılır."Kanun yollarına başvurma hakkı;Madde 260 – (1) Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanun'a göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır.(2) (Değişik
: 18/6/2014-███████ md.) Ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, ağır ceza mahkemesinin yargı çevresindeki asliye ceza mahkemelerinin; bölge adliye mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı kanun yollarına başvurabilirler.(3) Cumhuriyet savcısı, sanık lehine olarak da kanun yollarına başvurabilir.Avukatın başvurma hakkıMadde 261 – (1) Avukat, müdafiliğini veya vekilliğini üstlendiği kişilerin açık arzusuna aykırı olmamak koşuluyla kanun yollarına başvurabilir.Anayasamızın madde 141. maddesine göre "davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir."AİHS’in 6. maddesinin 1. fıkrasına göre “Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.”2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun İçtihadların birleştirilmesini istemek yetkisi ve bağlayıcılığı başlığını taşıyan 45. maddesi; "İçtihadların birleştirilmesini Birinci Başkan, doğrudan doğruya veya Yargıtay dairelerinin veya genel kurulların verdikleri karar sonucunda veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bizzat yazı ile başvurması halinde, ilgili kuruldan ister. Bu istemlerin gerekçeli olması zorunludur.Diğer merci veya kişilerin gerekçe göstererek yazılı başvurmaları halinde, içtihadı birleştirme yoluna gitmenin gerekip gerekmediğine Birinci Başkanlık Kurulu karar verir. Bu karar kesindir.İçtihadı birleştirme kararlarının değiştirilmesi veya kaldırılmasının istenmesi de yukarıdaki usule bağlıdır.İçtihadı birleştirme görüşmeleri, alınmış olan ilke kararları çerçevesinde yürütülür ve kararları yazılır. İçtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar.İçtihadı birleştirme kararlarının niteliğini açıkça belirten özeti, kararın verilmesini izleyen en kısa zamanda Adalet Bakanlığına bildirilir. Adalet Bakanlığı bütün adliye mahkemelerine ve Cumhuriyet savcılıklarına bu kararları gecikmeksizin duyurur.İçtihadı Birleştirme Kurulları, genel kurulların veya dairelerin kararlarındaki gerekçe ve görüşlerle bağlı olmaksızın sorunu başka bir görüşle karara bağlayabilirler...." şeklinde hüküm içermektedir.Yargıtay İçtihatı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 10.07.1940 tarihli ve ... numaralı kararları özetle; "...Davanın son dereceye kadar takibi için vekil tayin etmiş olan bir kimseye ilam tebliği mümkün bulundukça müvekkiline tebligat yapılması kanuna aykırı ve bu sebeple tebliğ dahi hükümsüz olduğundan, kanun yoluna başvurma için belli olan süre böyle yolsuz bir tebliğ üzerine cereyan etmez..." ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 16.09.1985 tarihli ve ... numaralı yine 26.05.1986 tarihli ve ... numaralı kararlarına göre özetle; "… kararların sanık müdafisine tebliğinin yeterli olduğu ve ayrıca sanığa tebliğe gerek bulunmadığı…" belirtilmiş ve müdafiisi bulunan sanıklar yönünden tebligatın sanığın müdafisine yapılacağı bu hususun müdafinin görevi içinde bulunduğu dolayısıyla yoklukta tefhim olan kararın vekile tebliğ edilmesi gerektiği ayrıca sanığa yapılan tebligatın hukuksal geçerliliğinin bulunmadığı karar altına alınmıştır.Tebligat Kanunu'nun 11. maddesine göre; "Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır, vekil birden çok ise bunlardan birine tebligat yapılması yeterlidir. Eğer tebligat birden fazla vekile yapılmış ise bunlardan ilkine yapılan tebliğ tarihi asıl tebliğ tarihi sayılır. Ancak Ceza Muhakemeleri Usulu Kanunu'nun kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümleri saklıdır.' düzenlemesi yer almaktadır.7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nu 11.02.1959 tarihinde kabul edilmiştir. 11. maddesi ise 06.06.1985 tarihinde yürürlüğe girmiştir.Bilindiği gibi kanunların uygulanmasında öncelik sırası gözetilirken özel kanun genel kanundan önce uygulanır kuralı geçerlidir.Ayrıca bir konuda Yargıtay İçtıhatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunca yapılmış içtihat birleştirmesi var ise bu karar YK 45. maddesinin açık düzenlemesi nedeniyle kanun hükmündedir. Söz konusu içtihat değiştirilinceye veya içtihadı ortadan açıkça kaldıran bir kanuni düzenleme yapılıncaya kadar söz konusu düzenleme geçerlidir. Artık bir mahkeme içtihadı olarak değil bir kanun hükmü gibi herkesi bağlar.Söz konusu Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunca çıkarıldığı dönemde yürürlükte olan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 33. ve devam eden maddeleri 2005 yında yürürlüğe giren 5271 sayılı Kanun'da Cmk 35... . maddelerinde büyük ölçüde korunmuştur. Sadece biraz daha açıklanmıştır. Hatta 37. maddesi "Tebligat, bu Kanunda belirtilen özel hükümler (CMK 35/3 cezaevindeki sanığa okunup -anlatılmak suretiyle bizzat yapmak gibi )saklı kalmak koşuluyla, ilgili kanunda belirtilen hükümlere göre yapılır" demek suretiyle daha önce 1412 sayılı Yasa'nın 35. maddesindeki düzenlemeyi aynen korumuştur.5271 sayılı Kanun'un 37. maddesinin tasarısında 2. fıkrası "yokluklarında verilen her türlü karar, sanık ve müdafiine ayrı ayrı tebliğ edilir" şeklinde iken TBMM komisyon tartışmalarında buna gerek olmadığı ve yargılamayı uzatacağı, kötü niyetlilere pirim vereceği ekonomik olarak sıkıntı yaratacağı gibi gerekçelerle metinden çıkarılmıştır.(TC Adalet Bakanlı Yayın İşleri Daire Başkanlığı Tutanaklarla Ceza Muhakemesi Kanunu Ankara 2005 s. 214-216)Ceza davalarında tüm sanıkların vekille tebliğ edilme zorunluluğu yoktur. Bu nedenle CMK normal kuralları düzenlemiş ve bunu göstermiştir. 5271 sayılı Kanundaki süreler, temyiz uygulamaları tebligat genel düzenlemelerdir. Normalde hakkında ceza davası olan herkese uygulanması gerekir. Ancak hem avukatlık kanunu hemde tebligat kanunu özel düzenlemelerdir.Ceza Muhakemesi Kanunu'nda, istinaf yoluna başvurabilecek kişiler açıkça ve ayrıca düzenlenmiş olmasına karşın, temyiz yoluna başvurabilecek kişilere ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak temyiz de olağan bir kanun yolu olup kanun yollarına ilişkin genel hükümlere göre başvurma hakkı olanlar temyiz kanun yoluna başvurabilirler. Buna göre; Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık, katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar, verilen hüküm veya karar nedeniyle hukuki hakları zarar gören üçüncü kişiler, şüpheli veya sanığın yasal temsilcisi ve eşinin temyiz kanun yollarına başvuru hakkı bulunmaktadır.Müdafii kanun gereğince atanmaktadır müdafiilik ücretini de kamu ödemektedir. Vekilin ücretini sanık kendisi ödemektedir. Anayasanın 40/2. maddesinde ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile diğer mevzuatlarda sanık müdafiinin sanığın savunmasını yapma, sanık adına yapılan tebligatı alma ve kanun yollarına başvurma gibi tüm konularda vekile göre daha az yetkili olduğuna dair bir ayrım ve düzenleme yoktur. Kanun yoluna baş vurma hak ve yetkisi açısından vekilde müdafii de aynı yetkilere sahiptir. Kanun yollarına başvurma süresini mazeretsiz kaçıran sanık vekili de sanık müdafii de aynı cezai müeyyidelere maruz kalmaktadır. Tebligat veya sanığın haklarının savunma açısından müdafi ile vekil arasında ayrım yapmak Anayasa'nın 10. maddesindeki kanun önünde eşitlik ilkesine aykırıdır.Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 35/2. maddesi içeriği incelendiğinde ise müdafiisi bulunan sanık hakkında verilen ve kanun yollarına başvurulması mümkün bir hükmün sadece sanığa tebliğ edileceğine, müdafiisinin tebliğ alma hak ve görevinin kanun tarafından kaldırıldığına ilişkin açık bir düzenlemenin yer almadığı, bu doğrultuda bu madde ile birlikte Tebligat Kanunu 11. madde, 1. cümlenin amir ve emredici konumunun sürdüğü anlaşılmaktadır.Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 35/2. maddesi bu anlamda bir istisna olmadığından temyiz hakkının kullanılabilmesiyle ilgili hukuki sürece bir etkisi bulunmamaktadır. Aksi kabulün temyiz hakkının kullanımının şart ve usulleriyle ilgili bir karışıklığa sebebiyet verebileceği, temyiz hakkı gibi ceza muhakemesinde özel önem taşıyan bir hakkın kullanımında sanığı müdafii yardımından yoksun bırakabilecektir. Bu durum müdafiiden yararlanma hakkının özüne dokunan bir sonuç yaratacaktır. Kanun koyucunun amacının bu yönde olması düşünülemez.Gerek Avukatlık Kanunu gerekse Tebligat kanunu sadece tebligata ilişkin uygulamada ek hüküm getirmektedir. Onun haricinde hiç kimsenin temyiz hakkını elinden almamaktadır. Almasıda mümkün değildir.Aslında CMK 35/2. fıkrası "hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur" şeklinde genel bir düzenleme getirmiştir.Ceza yargılamasının asıl sujesi, tarafı sanık olduğuna göre buradaki 'ilgili'den kastedilenin sanık veya katılan yada bunlar adına hareket yetkisi bulunan vekiller olduğu kuşkusuzdur. Kanun bu maddesi ile aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek bir kararın, yokluğunda verilmesi durumunda ilgilisine tebliğ edilmesini zorunlu kılmıştır.Avukatlık Kanunu'na göre vekil asılın yanına geçmektedir. Onun haiz olduğu hakları tek başına kullanabilmektedir. Yani vekil Asilin adına yargılamada "ilgili" sıfatını kazanmaktadır.Tebligat Kanunun 11. maddesi Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır şeklinde net emredici bir hüküm koymuştur. Söz konusu hüküm Yargıtay İçtihatı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 10.07.1940 tarihli ve 07-75 kararıylada çelişmemekte hatta tamamlamaktadır.5237 sayılı Kanun'un 35/3. maddesinde gösterilen şekkiller hariç (TK 11/son nedeniyle) Tebligat kanunu hükümlerinin uygulanması gerekir. CMK'da TK 11. maddesi ile çelişen herhangi bir hüküm yoktur.Tebligat kanunu "vekile de yapılabilir" deme imkanına sahipken sadece "vekile yapılır" şeklinde hüküm kurması nedeniyle vekile yapılan tebligatın ayrıca sanığa da çıkarılması hukuken mümkün değildir. Buna zaten gerekte yoktur.İlgililerin temyiz hakkalarına hiçbir kısıtlama getirilmemekte sadece bilgilendirme açısından vekile yapılan bilgilendirme yeterli kabul edilmektedir.Kısaca açıklayacak olursak;1- Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarının (CGK ███████-573 E, ████████ K) bağlayıcılığı sadece kendi konusa ilişkindir. Onun haricinde bağlayıcılığı yoktur.2- Tebligat kanunundaki düzenleme sanıkların temyiz hakkını elinden almamaktadır. Çünkü 5271 sayılı Kanun'un 35/2. maddesi "hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur" demektedir. Vekil veya müdafii ilgilisi adına ona vekaleten hareket etmektedir. Dolayısıyla tebligat zorunluğu da devam etmektedir. Ancak tebligat daha teknik bilgiye haiz olan vekile (müdafiye) yapılmaktadır.3- Kanun koyucunun amacı hem sanık hem vekile tebliğ değildir öyle olsaydı 5271 sayılı CMK'nın 37. maddesindeki taslak metninde yer alan ve hem asile hemde vekile tebligatı zorunlu kılan " yokluklarında verilen her türlü karar, sanık ve müdafiine ayrı ayrı tebliğ edilir" şeklindeki düzenleme kaldırılmaz olduğu gibi bırakılırdı.4- Tüm şüpheli ve sanıkların zorunlu müdafii veya müdafii ile temsil edilmesi zorunluluk olmadığı gibi kanunen zorunlu olanların haricinde gerekte yoktur. Bu nedenle genel nitelikteki CMK daki hükümleri vekil ile takip edilmeyen işler içinde uygulama imkanı olduğu gözetilerek hazırlandığıda göz ardı edilmemelidir.5- CMK ile Tebligat kanunu çelişmemekte birbirini tamamlamaktadır.6- Çelişki bulunsa Özel kanunun genel kanundan önce uygulanması prensibi gereği Tebligat Kanun'u ve Avukatlık Kanununa öncelik verilmesi gerekecektir.7- Gerek Avukatlık Kanunu gerekse Tebligat Kanunu sadece tebligata ilişkin uygulamada ek hüküm getirmektedir. Onun haricinde hiç kimsenin temyiz hakkını elinden almamaktadır. Almasıda mümkün değildir.8- YİBBK kararları yeni bir YİBBK kararı verilinceye yada uygulamasını ortadan kaldıran hukuki düzenleme yapılıncaya kadar yürürlüktedir. Kanun gibi herkesi bağlar. Vekille yapılan işlerde tebligatın vekile yapılacağına ilişkin YİBBK halen yürürlüktedir. Sonradan çıkarılan Tebligat kanunu bu düzenlemeyi iptal etmediği gibi destekler düzenleme içermektedir. İçtihadı kanun maddesi haline getirmiştir.Tüm bu hususlar göz önünde bulundurulduğunda uyulması zorunlu olan YİBBK ve Tebligat Kanun'u 11. maddesi uyarınca vekil ile temsil edilen işlerde tebligatın vekile yapılması zorunlu olduğu asile tebligat gerekmediği için gerekçeli yapılmayan temyiz talebinin reddi gerekir kanaatinde olduğumuzdan asilin temyiz edip etmeyeceğinin tespiti için Dosyanın Tevdii edilmesi görüşünde olan çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. Temyiz sebepleri gösterilmeden yapılan temyiz talebinin reddine karar verilmeliydi. Görüş ve kanaatindeyiz.