"Beşli Çete" ibaresiyle itibar zedelediği iddiasıyla açılan manevi tazminat davasında basın özgürlüğü ile kişilik hakları arasındaki denge sorgulanıyor.
Özet: Bu tazminat davasında, davacı, davalının "beşli çete" ibaresini kullanarak kamuoyundaki itibarını zedelediğini ve gerçek dışı suç isnat edici yakıştırmalarda bulunduğunu belirterek 300.000 TL manevi tazminat talep ederken; davalı, davacının kamuoyunda bu şekilde bilindiğini, yapılan haberlerin hukuka uygun, kamusal tartışmanın bir parçası ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu savunarak davanın reddini istemiş, mahkeme ise, basın özgürlüğü ile kişilik hakları arasındaki dengeyi, kamu yararı, haberin gerçekliği ve toplumsal ilginin varlığını temel ölçüt alarak değerlendireceğini vurgulamıştır.

T.C. İstanbul Anadolu 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
: ███████ EsasKARAR NO
: ████████DAVA
: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)DAVA TARİHİ
: █████/2024KARAR TARİHİ
: █████/2025Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,DAVA
: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı tarafın yaptığı haberler ile müvekkilinin kamuoyundaki itibarını zedelemeye çalıştığını, “beşli çete” ibaresiyle, gerçek dışı suç isnat edici yakıştırmalarda bulunarak kamuoyunu haksız olarak yanılttığını, dava konusu yayınların amacının, ilgisiz tüm olaylarda tekrarlandığı gibi yasa dışı işler yapmak ile eşdeğer haline gelmiş “beşli çete” ibaresinin müvekkili aleyhine özdeşleşmesini sağlamak olduğunu belirterek 300.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının isminin kamuoyunda bu şekilde bilindiğini, ve bu şekilde anıldıklarını, toplumun neredeyse tüm kesimleri tarafından bu şekilde anılan şirketin aynı ibarelerle defalarca başka yayın organlarınca yayınlanan haberlerin konusu olduğunu, siyasetçilerin de açıklamalarında davacı şirketi bu grup içerisinde saydığını, tecrübeli gazeteci --------- belirttiği üzere “dünyada en çok kamu Dava dışı tecrübeli gazeteci -------- belirttiği üzere “dünyada en çok kamu ihalesi alan ilk on şirketten beşi” arasında yer alması nedeniyle kamuoyunda devam ve de siyasi nitelikteki tartışmalarda “beşli çete” olarak anılan şirketler içerisinde yer alan davacı şirketin müvekkilinin sahibi olduğu, gazete haberlerinde bu şekilde anıldığını, yapılan haberlerin hukuka uygun olduğunu, davanın tipik bir “Kamusal Katılıma Karşı Stratejik Dava” niteliğinde olduğunu, davacı yanın kamusal konularının tartışılmasını engellemek amacıyla işbu davayı açtığını, kamusal rolleri üstlenen kişi ve kurumları eleştirme ve sorgulama konusundaki demokratik haklarını kısıtlamak amacıyla kötü niyetli olarak açılan bir dava olduğunu, TBK 49’da aranan şartlarının oluşmadığını, üstün nitelikli özel ya da kamusal yararın bulunması durumunda da hukuka aykırılık oluşmayacağını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Dosya dava konusu haber linklerinin dökümünü yapmak üzere bilirkişiye tevdi edilmiş olup alınan rapor dosya arasına alınmıştır. Rapora karşı yapılan itiraz hukuki değerlendirmeyi gerektirdiğinden ek rapor alınmamıştır.Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir.Taraflar arasındaki uyuşmazlık konularının: davalı yanın --------- adresli web sitesinde yayınladığı haberlerin davacının kişilik haklarına saldırı teşkil edip etmediği, kişilik haklarına saldırı teşkil ettiğinin tespiti isteminin, kişilik haklarına yönelen tecavüzün kınanması, önlenmesi ve durdurulması istemi ile 300.000 TL manevi tazminat isteminin koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasası'nın 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.Öte yandan, bu konuda uluslararası metinlerde ifade özgürlüğünün nasıl yer aldığının incelenmesinde yarar bulunmaktadır.Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasında; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.” hükmü yer almaktadır. Bu durumda mahkemelerin önlerine gelen uyuşmazlıklarda, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar ile iç hukukun birlikte yorumlanması ve uygulanması gerekmektedir.Hal böyle olunca; --------- taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gözetilerek verilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının incelenmesi gerekmektedir.İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun önemli özelliklerinden biri olup, toplumun ilerlemesinin ve her bir bireyin gelişmesinin temel koşullarından birini oluşturur. Bu özgürlük AİHS’nin 10/2.maddesine tabi olmak kaydıyla, sadece olumlu karşılanan ya da kimseye saldırgan gelmeyen ya da insanların kayıtsız kalabildiği “bilgi” ve “fikirler” için değil, Devlet veya halkın herhangi bir kesimi için saldırgan görünen sarsıcı nitelik taşıyan ya da rahatsız edici olan fikirler için de geçerlidir . Çoğulculuk, hoşgörü ve açık düşünce bunu gerektirir ve bunlar olmaksızın "demokratik bir toplum" olamaz. 10.maddede benimsenen ifade özgürlüğü bu şekilde olmakla birlikte, yine de bu, dar bir yorum gerektiren istisnalar içermektedir ve bu hakkı kısıtlama ihtiyacının ikna edici bir biçimde ortaya konması gerekmektedir .Basın özgürlüğü ise, ifade özgürlüğünün en önemli unsurlarından birisidir. AİHM basın ile ilgili kararlarında, ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birisini oluşturduğuna değindikten sonra, basına tanınması gereken güvencelerin özel bir öneme sahip bulunduğunu belirtmektedir. Basın ve diğer medya organlarının ifade özgürlüğü, kamuoyuna yöneticilerin görüş ve davranışlarını tanıtmak ve yargılamak için en iyi araçlardan birisini sunmaktadır. Basına siyasal arenada ve kamunun ilgilendiği diğer alanlarda tartışma konusu olan bilgi ve görüşleri iletme görevi düşer. Basının bu görevi kamuoyunun da bilgi ve görüşleri alma hakkı ile tanımlanır .O halde, basın özgürlüğü; bir yönüyle halkı ilgilendiren haber ve görüşleri iletme özgürlüğüdür; diğer yönüyle de, halkın bu bilgi ve görüşleri alma hakkıdır. Mahkeme’ye göre basın ancak bu şekilde, kamuoyunun bilgi edinme hakkı bakımından yaşamsal önemi bulunan “halkın gözcülüğü” ya da “bekçisi” görevi yapabilir. Basın özgürlüğü söz konusu olduğunda, ulusal makamlara tanınan takdir yetkisi demokratik bir toplumun yararı dikkate alınarak sınırlandırılır .Burada hemen şunun ifade edilmesi de gerekir ki, Sözleşme’nin 10. maddesi sadece ifade edilen haber ve fikirlerin içeriğini değil, fakat aynı zamanda bunların nakledilme biçimlerini de korur. AİHM’nin yerleşik içtihadına göre; gazetecilik özgürlüğü ve mesleği, belirli ölçüde abartma, hatta kışkırtma unsurunu da içerir. Basın özgürlüğünün tartışılmasında dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise “değer yargısı” ile “olaya dayalı bilgilendirme” arasında ayırım yapmaktır. Bir olayın olup olmadığı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi gerçekleştirilemez ve kanaat özgürlüğüne müdahale oluşturur. AİHM’ne göre ulusal hukukun bu ayrımı öngörmemesi kendi başına ifade özgürlüğüne aykırılık oluşturabilir.İfade özgürlüğü geniş bir şekilde yorumlanmakta ise de, sınırsız olmadığı da Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrasında ifade edilmiştir. Hukuken öngörülmüş olma ve meşru amaçlar kapsamında ifade özgürlüğünün sınırlandırılması mümkündür. Hukuken öngörülebilen bir ifade özgürlüğü sınırlandırılması için meşru bir amacın bulunup bulunmadığının tartışılması gereklidir. AİHS’nin 10.maddesinin 2.fıkrasına göre “bu özgürlüğün kullanılması, …demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin otorite ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.” Burada çözülmesi gereken temel sorun ifade özgürlüğü ile kişilik haklarına yönelik saldırı arasındaki sınırın hangi ölçütlere göre saptanacağı sorunudurBu açıklamalar ışığında somut olayda; davalının yapmış olduğu haberlerde davacı şirketten bahsederken "beşli çete” ifadesini kullandığı sabit olmakla burada tartışılması gereken kavramın hakaret içerip içermediği, ifade özgürlüğünü aşıp aşmaması noktasında toplanmaktadır. Çete kelimesi TDK’da “yasa dışı işler yapmak veya etrafındakileri korkutmak amacıyla biraraya gelmiş topluluk” olarak açıklanmakta olup işbu kavramın düşünceyi açıklama ve eleştiri hakkının sınırlarını aştığı, doğrudan tüzel kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu, davacının ticari itibarını zedelediği kanaatine varılarak davacının şeref ve itibarının korunmasını isteme hakkı, davalının ifade özgürlüğünden üstün tutularak ve davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı kabul edilmiştir.Bu açıklama ve gerekçeler doğrultusunda, davalının yukarıda belirtilen beyanları ile davacının kişilik haklarına saldırıda bulunduğu, bu saldırıdan dolayı davacıda oluşan manevi üzüntüyü gidermekle yükümlü bulunduğu anlaşıldığından, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, yapılan basın açıklamasının ulaşmış olduğu kitle, davacıya ithaf edilen haksız iddiaların oluşturacağı manevi üzüntünün ağırlığı, saldırının davacı şirketi hedef almış olması, manevi tazminatın amacı ve yapılan yayının basın özgürlüğü ile bir ilgisinin bulunmaması göz önünde bulundurularak ve taleple bağlı kalınarak manevi tazminata yönelik davanın kısmen kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.HÜKÜM
:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davanın KISMEN KABUL - KISMEN REDDİ ile;1-30.000,00TL manevi tazminatın 22.05.2022 tarihinden itibaren işleyen yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, aşan istemin reddine,2-Davacı tarafın kınama talebinin kabulü ile davalının davaya konu 16.11.2023, 05.10.2023, 15.11.2023, 27.09.2023, 29.12.2022 ve 29.05.2022 tarihle haberlerde "Beşli çete" ifadesinin hakaret oluşturması dolayısıyla davalının bu sözleri dolayısıyla kınanmasına, davalının bu sözleri dolayısıyla kınandığına dair hüküm özetinin trajı en yüksek 5 gazeteden birinde bir kez yayınlanmasına ve yayın giderinin davalı tarafça karşılanmasına,4-Alınması gerekli 2.049,30 TL harçtan davacı tarafından peşin olarak yatırılan 5.123,25 TL harcın mahsubu ile bakiye 3.073,95 TL'nin talep halinde dava kesinleştikten sonra davacıya iadesine,5-Avukatlık asgari ücret tarifesine göre davacı için takdir olunan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,6-Davacı tarafından dava açılırken harç olarak yatırılan 2.476,90 TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,8-Davadan önce gidilen arabulucuklukta devletçe karşılanan 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davanın kabul ve red oranına göre hesaplanan 312,00 TL'sinin davalıdan, 1.008,00 TL'sinin de davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, bu nedenle bu miktar yönünden de harç gibi tahsil müzekkeresi hazırlanmasına,8-Davacı tarafından sarfedilen 4.105,00 TL'nin davanın kabul ve red oranı gözetilerek 410,50 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalan 3.694,50 TL'nin davacı üzerinde bırakılmasına,9-Bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatırana iadesine,Gerekçeli mahkeme kararının taraflara tebliğinden itibaren (2) hafta içerisinde istinaf yolu açık olduğuna dair davacı ve davalı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. █████/2025