Yargıtay 6. Ceza Dairesi, nitelikli yağma mahkumiyetine karşı yapılan temyiz incelemesinde, hüküm sonrası sanık vefatı nedeniyle davanın düşürülmesi gerekliliği ile usul ve esasa ilişkin itirazları değerlendirmektedir.
Özet: Nitelikli yağma suçundan ilk derece mahkemesince mahkum edilip istinaf başvuruları reddedilen sanıkların, suç unsurlarının oluşmadığı, delil yetersizliği, ceza hesaplama hataları, lehe hükümlerin uygulanmaması ve zararın giderilmesine rağmen etkin pişmanlık hükümleri gibi çeşitli gerekçelerle temyiz talebinde bulunduğu ancak temyiz incelemesi sırasında sanıklardan birinin hüküm tarihinden sonra vefat ettiğinin anlaşılması üzerine, bu sanık hakkında kamu davasının düşürülüp düşürülmeyeceği hususunun mahkemece Türk Ceza Kanununun 64/1. maddesi uyarınca yeniden değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
6. Ceza Dairesi         ██████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi

SAYISI
: █████████ E., █████████ K.
SUÇ
: Nitelikli yağma
HÜKÜMLER
: İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ
: Onama
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle ve sanıklar ... ve ... müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, sanıklar hakkında hükmedilen cezaların süresine göre duruşmalı incelenmesi olanaklı bulunmadığından, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 318 inci maddesi (5271 sayılı Kanun'un 299/1) gereğince reddine karar verilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKİ SÜREÇ
A. İlk Derece
Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.11.2022 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında nitelikli yağma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 149/1-c, 62/1, 53... . maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve mahsuba, sanık ... hakkında ayrıca 5237 sayılı Kanun'un 58/6-7. maddesi uyarınca cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, karar verilmiştir.
B. İstinaf
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Ceza Dairesinin, 17.04.2023 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanıklar müdafilerinin istinaf başvurularının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 280/1-a. maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1.Sanık ... Müdafiinin Temyiz İstemi
Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, suçun unsurlarının oluşmadığına, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinde düzenlenen hukuki alacağın tartışılmadığına, 5237 sayılı Kanun'un 61. maddesinde belirtilen kurallara uygun olarak hesaplama yapıldığında sonuç cezanın belirtilenden daha az olması gerekirken yanlış hesaplama yapıldığına, 5237 sayılı Kanun'un 62. maddesinin uygulanmadığına, kısa karardaki hüküm fıkrası ile gerekçeli kararın hüküm fıkrasının uyumlu olmadığına, sanık hakkında lehe hükümlerin uygulanması talep edilmesine rağmen, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılması, cezanın ertelenmesi, hapis cezasının adli para cezasına veya diğer seçenek yaptırımlara çevrilmesi veya takdiri indirim uygulanması hususları tartışılmayarak ayrı ayrı karara bağlanmadığına, mağdurların çelişkili beyanlarını destekleyen başkaca delil bulunmadığından "Şüpheden sanık yararlanır." ilkesi uyarınca sanığın beraatine, ilişkindir.
2. Sanık ... Müdafiinin Temyiz İstemi
Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, sanık ...'ın, üst aramasının yapıldığı kahvehanede diğer sanıkların yanında yer almadığına, mağdura zorla imzalatıldığı iddia edilen senedin sanığın üzerinden ele geçmediğine, sanığın Karabük iline gitmediğine, diğer sanıklarla fikir ve eylem birliği içerisinde hareket etmediğine, mağdurların çelişkili beyanlarını destekleyen başkaca delil bulunmadığından "Şüpheden sanık yararlanır." ilkesi uyarınca sanığın beraatine, kabule göre de, zararın tamamen giderilmiş olmasına rağmen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmadığına, ilişkindir.
3. Sanık ... ve ... Müdafiinin Temyiz İstemi
Sanıkların hazine hikayesi neticesinde kaptırmış oldukları paralarını geri alabilmek maksadıyla mağdur ...'dan paralarını talep edip bunun dışında mağdura zorla senet imzalatmadıklarına, buna ilişkin mağdurun yazılı beyanı bulunmasına rağmen itibar edilmeyerek başkaca somut ve kesin delil bulunmadığı halde ceza tayin edildiğine, mağdur ... yönünden sebepsiz zenginleşmenin gerçekleştiğine, mağdurların çelişkili beyanlarını destekleyen başkaca delil bulunmadığından "Şüpheden sanık yararlanır." ilkesi uyarınca sanıkların beraatlerine, kabule göre de, zararın tamamen giderilmiş olmasına rağmen bu yönde indirim hükümlerinin uygulanmadığına, ilişkindir.
4. Sanık ... Müdafiinin Temyiz İstemi
Sanığın atılı suçu işlemediğine, mağdurun zararının tam olarak giderildiğine, mağdurların çelişkili beyanlarını destekleyen başkaca delil bulunmadığından "Şüpheden sanık yararlanır." ilkesi uyarınca sanığın beraatine, ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
1. Sanık ...'in, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi’nden temin olunan güncel nüfus kayıt örneğine göre hüküm tarihinden sonra 13.02.2025 tarihinde vefat ettiğinin anlaşılması karşısında, bu durumun Mahkemece araştırılarak 5237 sayılı Kanun’un 64/1. maddesi uyarınca sanık hakkında açılan kamu davasının düşürülüp düşürülmeyeceğinin karar yerinde değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu anlaşılmıştır.
2. Sanıklar hakkında, nitelikli yağma suçundan yapılan yargılama sonucunda, Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 24.03.2021 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile sanıkların anılan suçtan mahkumiyetlerine karar verildiği, bu kararın sanık ... ile sanıklar müdafileri tarafından istinaf edilmesi üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Ceza Dairesinin 01.06.2022 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararında özetle "Mağdur ...'ın ödediği 20.000 TL paranın sanıklar yakalandığında polis tarafından sanıklar üzerinde bulunarak iade edildiği, ancak bundan başka Karabük'ten dönerken sanıkların mağdur ...'ın üzerinde bulunan cüzdanındaki 70,00 TL para, kimlik, ehliyet ve banka kartlarını ve cep telefonunu da almış oldukları, mağdurların █████/2020 tarihinde Büyükçekmece 3. Asliye Ceza Mahkemesi aracılığıyla gönderdikleri dilekçe ile "15.02.2020 tarihi itibariyle sanıkların zararlarını giderdiklerini" beyanla şikayetlerinden vazgeçtikleri görülmekle olayda kısmi iade bulunduğunun kabulü gerektiği, bu nedenle mağdur ...'dan kısmi iade sebebiyle sanıkların cezalarından indirime muvafakatı bulunup bulunmadığı sorulup sonucuna göre Türk Ceza Kanunu'nun 168/3-1.cümle ve maddesi uyarınca sanıkların cezalarından indirim yapılması gerektiğinin gözetilmemesi isabetli görülmemiştir." şeklindeki gerekçe ile ilk derece mahkemesi kararının 5271 sayılı Kanunu'nun 289/1-i ve 280/1-d maddeleri gereğince bozulmasına karar verilerek dosyanın ilk derece mahkemesine gönderildiği, ilk derece mahkemesinin 25.11.2022 tarihli kararı ile; sanıkların nitelikli yağma suçundan yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verildiği, sanıklar müdafilerinin istinaf başvurularının ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Ceza Dairesinin, 17.04.2023 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı ile esastan reddine karar verilmesi üzerine, sanıklar müdafilerinin anılan karara yönelik temyiz isteminde bulundukları anlaşılmakla;
5271 sayılı Kanun’un 280/1-e maddesinde Bölge Adliye Mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre, Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 24.03.2021 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı dosyasında verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik yapılan istinaf incelemesi neticesinde, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Ceza Dairesinin 01.06.2022 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararında belirttiği gerekçe ile hükmün bozulmasına karar verildiği, ancak bu bozma kararının 5271 sayılı Kanunu’nun 280/1-e. maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin davanın yeniden görülmesine karar verilerek yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı vermesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı, bölge adliye mahkemesince yapılan uygulama kanuna açıkça aykırılık teşkil ettiği gibi bazı hallerde sanığın temyiz hakkının ortadan kaldırılmasına yol açabildiği, her ne kadar temyize konu somut olayda, sanıklar hakkında nitelikli yağma suçundan verilen hüküm yönünden bölge adliye mahkemesince verilen ve yasaya aykırı olan bozma kararı, sanıkların temyiz hakkını etkilememiş ise de, genel olarak sanıklar hakkında ilk derece mahkemesince verilen ve 5 yılı aşmayan mahkumiyet hükümlerinin esastan reddine dair kararların 5271 sayılı Kanun'un 286/2-a maddesi gereğince kesin nitelikte olduğu ve sanıkların temyiz imkanının ortadan kaldırıldığı, oysa bölge adliye mahkemesince yasaya aykırı bozma ilamı yerine davanın yeniden görülmesine karar verilerek aynı mahkumiyet hükmünün verilmesi durumunda 5271 sayılı Kanun'un 286/2-d maddesi uyarınca verilen kararın temyizi kabil bir karar olacağı, görüldüğü üzere bölge adliye mahkemesince yasal olmayan bir bozma ilamı, sanığın temyiz hakkının ortadan kaldırılmasına sebep olabilmektedir. Anayasa Mahkemesi bu konuda verdiği bir kararında "İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermesi başvurucu yönünden önemli sonuçlar doğurmaktadır. Nitekim İstinaf Dairesi, 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşma açarak ve tarafları da çağırarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda bir karar vermesi gerekirken dosya üzerinden karar vermiş; başvurucuyu mahkemeye erişim hakkının yanında bölge adliye mahkemesi önünde sözlü yargılanmadan ve bununla bağlantılı diğer usul güvencelerinden yoksun bırakmıştır." şeklinde değerlendirmelerde bulunarak bölge adliye mahkemesinin yasaya aykırı bozma kararının, başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğine hükmetmiştir. (Ömer Oral [GK], B. No: ██████████, 9/1/2025, § …). Aynı konuda Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise "Bölge adliye mahkemelerinin hükmün bozulmasına karar verebileceği hâller, 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde tahdidi olarak sayılmıştır. Bu düzenlemelere göre istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir:
1. İlk derece mahkemesinin kararında 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması,
2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması. ..........
Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibariyle makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu söylenmelidir.
Hukuki düzenlemeler ve yapılan açıklamalar karşısında, mesele, tartışmaya ihtiyaç bırakmayacak açıklıktadır. Buna rağmen uygulama, bölge adliye mahkemelerinin iş yoğunluğu gibi mülahazalarla kanunun kendisine tanımadığı bir yetkiyi kullanarak bozma kararları verilegeldiği bilinen bir gerçektir. Bu uygulamanın, yukarıda yer verilen tespitler yanında, görevli/teminatlı mahkemede yargılanma ve mahkemeye erişim/ kanun yoluna etkin başvuru hakları yönünden ciddi sorunlar taşıdığı da tartışmadan varestedir. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan kararları temyiz edilebileceğinden, bölge adliye mahkemesinin Kanun'un açık hükmüne aykırı şekilde verdiği bozma kararının temyiz edilebilmesi de mümkün değildir. Bu nedenle ilk derece mahkemesi hükmünün hukuka aykırılık taşıdığının tespit edilmesi durumunda bölge adliye mahkemesi ceza dairesince ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırarak yeniden hüküm kurulması gerektiği hâlde bozma kararı verilmesi nedeniyle sanığın temyiz hakkının kısıtlanması da söz konusu olabilmektedir." şeklinde değerlendirmelerde bulunarak bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle "hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları" gerektiğine hükmetmiştir (YCGK, T.:30.04.2025, E.: 2024/6-490, K.:████████).
Bu açıklamalar ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Ceza Dairesinin 01.06.2022 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı bozma kararı ile bozma kararı üzerine verilen Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.11.2022 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararının hukukî değerden yoksun olduğu, 5271 sayılı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca duruşma açılarak ve taraflar da çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre yeniden hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hükümlerin bozulmasına karar verilmesi nedeniyle, hükümlerde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmuştur.
III. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle, diğer yönleri incelenmeyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Ceza Dairesinin kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,
20.10.2025 tarihinde karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!