5. Ceza Dairesinin örgüt kurma, rüşvet, sahtecilik ve görevi kötüye kullanma suçları davasında doğrudan zarar koşuluyla temyiz hakkı sınırlaması ve hükümlerin incelenmesi kararı.
Özet: Yüksek Mahkeme, ağır ceza mahkemesi tarafından verilen beraat, mahkumiyet ve karar verilmesine yer olmadığı hükümlerinin temyiz incelemesinde, suçtan doğrudan doğruya zarar görme koşulunun zorunluluğunu belirterek, Hazine ve ilgili bakanlıklar ile şikayetçinin suç işlemek amacıyla örgüt kurma, rüşvet, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği ve görevi kötüye kullanma gibi çeşitli suçlardan açılan davalara katılma ve hükümleri temyiz etme haklarının olmadığını tespit etmiş, bu kurum ve kişilerin temyiz taleplerini reddederken, sanık müdafilerinin beraat hükümlerine yönelik vekalet ücreti talepleri ile bazı mahkumiyet hükümlerine ilişkin itirazlarını ve temyiz incelemesi sırasında bazı sanıkların vefat etmesi gibi özel durumları da göz önünde bulundurarak yargılamayı belirli suçlar ve kişilerle sınırlı olarak sürdürmüştür.

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI
: 2014/2 Esas, ████████ KararSUÇLAR
: Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma, rüşvet alma ve rüşvet verme ile bu suça yardım etme, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği ile bu suça azmettirme, resmi belgeyi yok etme, görevi kötüye kullanma ile bu suça azmettirmeHÜKÜMLER
: Beraat, mahkumiyet, karar verilmesine yer olmadığıTEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ
: Temyiz isteminin reddi, onama, bozmaEK TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ
: Temyiz isteminin reddi, bozmaMahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi;Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.02.2017 tarihli, 2015/5-95 Esas, ███████ sayılı ve benzer Kararlarında da belirtildiği üzere "suçtan zarar görme" kavramının "suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali" olarak anlaşılması gerektiği, dolaylı veya muhtemel zararların davaya katılma hakkı vermeyeceği, bu nedenle Hazine ve ... ve ... Bakanlığının suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma, Hazinenin görevi kötüye kullanma ve kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği ile bu suçlara azmettirme, ... ve ... Bakanlığının rüşvet verme, şikayetçi ...'nun ise sanıklara isnat edilen tüm suçlardan açılan kamu davalarında doğrudan zarar görmeleri söz konusu olmadığından anılan kurumlar ve kişi yönünden belirtilen suçlara ilişkin kamu davasına katılma ve hükümleri temyiz haklarının bulunmadığı, mahkemece Hazine ve bakanlık için usulsüz olarak verilen katılma kararlarının da temyiz hakkı vermeyeceği anlaşıldığından, Hazine vekilinin suç işlemek amacıyla örgüt kurma, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma, görevi kötüye kullanma ve kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği, ... ve ... Bakanlığı vekilinin suç işlemek amacıyla örgüt kurma, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma ve rüşvet verme suçlarından kurulan beraat hükümlerine, ...'nun ise tüm hükümlere yönelik temyiz istemlerinin 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un (5320 sayılı Kanun) 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 317. maddesi uyarınca ayrı ayrı REDDİNE, başvurularının kapsamına göre incelemenin sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... müdafilerinin adı geçenler hakkında atılı suçlardan verilen beraat hükümlerine yönelik vekalet ücretine münhasır, katılan Hazine vekilinin rüşvet alma ve rüşvet verme suçlarından verilen beraat, katılan ... ve ... Bakanlığı vekilinin rüşvet alma, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği ve görevi kötüye kullanma suçlarından verilen beraat hükümlerine, sanıklar ... ve ... müdafilerinin bu sanıklar hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat hükümlerine yönelik vekalet ücreti talebi ile rüşvet alma suçundan verilen mahkumiyet hükümlerine, sanık ... müdafinin ise bu sanık hakkında kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan açılan kamu davasında eylemlerinin resmi belgeyi yok etme suçunu oluşturduğu kabul edilerek bu suçtan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazları ile sınırlı olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:1. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında rüşvet alma, ..., ..., ... ve ... hakkında rüşvet alma suçuna yardım etme, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında rüşvet verme, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında görevi kötüye kullanma, ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında görevi kötüye kullanma suçuna azmettirme, ..., ... ve ... hakkında kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçuna azmettirme suçlarından kurulan beraat hükümleri ile ... hakkında resmi belgeyi yok etme suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının ve ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... müdafilerinin adı geçenler hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçundan kurulan beraat hükümlerine yönelik vekalet ücretine hasren temyiz taleplerinin incelenmesinde;Hükümden sonra sanıklardan ...'ın 07.09.2018, ...'ın 04.06.2018, ...'in 02.04.2022, ...'nun 18.07.2019, ...'ün 26.08.2020 tarihlerinde vefat ettikleri Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sisteminden temin edilen nüfus kayıtlarından anlaşılmakla, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 02.10.2024 tarihli ve ████████ Esas, ████████ sayılı Kararı da gözetilerek bu hususta bir karar verilmesi lüzumu, diğer taraftan suç tarihinde ... Bölge Müdürlüğünde bölge müdür yardımcısı olarak görev yapan sanık ...'nun ... firmasına gönderilen ihtaratlar ile sanıklar ..., ... ve ...'e F1 yetki belgesi bulunmaması nedeniyle yazılan ceza tutanaklarını gerekçe göstermeksizin iptal ettiği iddiasıyla kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan açılan kamu davasında; sanığın söz konusu tutanakları iptal yetkisinin bulunması, diğer sanıkların eksiklikleri giderip yetki belgelerini sanığa ibraz etmeleri üzerine bu yetkisini kullanarak tutanaklarını iptal etmesi, ayrıca söz konusu belgeleri görevli olduğu kurumun arşivinde muhafaza etmesi hususları dikkate alındığında, resmi belgeyi yok etme suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı, bu nedenle kamu görevlisi olan sanık ...'nun eyleminin sübutu halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 257/1. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma, kamu görevlisi olmayan diğer sanıklar ..., ... ve ...'ın eylemlerinin ise özgü suç niteliğindeki bu suça aynı Kanun'un 40/2. maddesi uyarınca azmettirme veya yardım etme suçlarını oluşturacağı, görevi kötüye kullanma suçunun anılan maddede öngörülen cezasının üst sınırı itibarıyla aynı Kanun'un 66/1-e ve 67/4. maddelerinde belirlenen 12 yıllık ilaveli, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'e isnat edilen rüşvet alma, ..., ... ve ...'e isnat edilen rüşvet alma suçuna yardım etme, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'a isnat edilen rüşvet verme suçlarının 5237 sayılı Kanun'un 252/1. maddesinde öngörülen cezasının üst sınırı itibarıyla aynı Kanun'un 66/1-d maddesine göre 15 yıllık, ..., ..., ..., ..., ...,..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'a atılı görevi kötüye kullanma ile ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'e atılı suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçlarının 5237 sayılı Kanun'un 257/1 ve 220/2. maddelerinde öngörülen cezalarının üst sınırları itibarıyla aynı Kanun'un 66/1-e maddesine göre 8 yıllık asli dava zamanaşımı sürelerine tabi oldukları, rüşvet alma, rüşvet verme ve rüşvet almaya yardım etme suçlarından kurulan beraat hükümleri bakımından zamanaşımını kesen son işlem olan 01.07.2008 tarihli sorgu, görevi kötüye kullanma suçundan zamanaşımını kesen son işlem olan 30.07.2009 tarihli sorgular ve suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçundan zamanaşımını kesen son işlem olan 21.05.2008 tarihli sorgular ile inceleme günü arasında asli, sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında sahteciliğe konu eylemler için görevi kötüye kullanma suçu kabulü açısından, durma süreleri eklendiğinde dahi, 2007 yılı olan son suç tarihi ile inceleme günü arasında ilaveli dava zamanaşımı sürelerinin gerçekleştiği anlaşıldığından, hükümlerin 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilmek suretiyle 1412 sayılı Kanun'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden sanıklar hakkında açılan kamu davalarının aynı Kanun'un 322/1, 5237 sayılı Kanun'un 64/1 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 223/8. maddeleri gereğince sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... yönünden ölüm, diğer sanıklar yönünden zamanaşımı sebebiyle ayrı ayrı DÜŞMESİNE,2. Sanıklar ... ve ... hakkında rüşvet alma suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelemesinde ise;Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (2709 sayılı Kanun) 38/2. madde ve fıkrası gereğince kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği, 5271 sayılı Kanun'un 217/2. madde ve fıkrası uyarınca yüklenen suçun, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebileceği, 206/2-(a) madde, fıkra ve bendi gereğince ortaya konulması istenilen bir delil kanuna aykırı olarak elde edilmişse reddolunacağı,5271 sayılı Kanun'un 138/2. madde ve fıkrasındaki düzenleme ile iletişimin denetlenmesi tedbiri sırasında, yapılan soruşturma veya kovuşturmayla ilgili olmayan fakat 135. maddede sayılan suç veya suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delilin elde edilmesi durumunda, bu delilin kullanılabileceğinin kabul edildiği, tedbirin uygulanması sonucu elde edilen delillerin 135. maddede sayılan suçlarla sınırlı olmak kaydıyla aynı soruşturma veya kovuşturmayla ilgili olmayan suçlar yönüyle kullanılabileceği kabul edilebilir ise de; suç tarihlerinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun'un "Tesadüfen elde edilen deliller" başlıklı 138/2. madde ve fıkrasında yer alan "Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135 inci maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet savcılığına derhâl bildirilir" şeklindeki düzenlemeye uygun şekilde hareket edilmesinin zorunlu olduğu, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbiri uygulandığı sırada elde edilen tesadüfi delillerin hukuka uygun kabul edilip kullanılabilmeleri için bu delilin elde edilmesinden sonra derhal savcılığa bilgi verilmesi gerektiği, ceza muhakemesinde temel hak ve özgürlükleri sınırlayan kurallar ihlal edilerek toplanan delillerin hukuka aykırı sayılması, kanuna aykırılıktan daha geniş bir içeriğe sahip olan hukuka aykırılık kavramının kapsam ve çerçevesi belirlenirken, gerek pozitif hukuk metinlerine gerekse kişilerin temel hak ve hürriyetlerine ilişkin evrensel hukuk ilkelerine aykırılık bulunup bulunmadığının gözetilmesi ve aykırılığın varlığı durumunda "hukuka aykırılığın mevcudiyetinin" kabul edilmesi gerektiği, tesadüfi delil elde edildikten sonra dinleme süresinin bitirilmesi beklenerek veya dinlemeye devam edilip başka tesadüfi deliller de elde edildikten sonra bilgilendirilme yapıldığı takdirde de tesadüfi delillerin hukuka uygun olduğundan bahsedilemeyeceği,Tüm bu bilgiler ışığında yapılan incelemede;Sanıklar hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu kapsamında iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması tedbiri kararlarının icrası sırasında sanıkların kendi arasında yapılan görüşmelerin kolluk görevlilerince konuşma dökümlerinin tutanak altına alındığı, Cumhuriyet Başsavcılığınca suç işlemek amacıyla örgüt kurma, resmi belgede sahtecilik ile rüşvet alma ve rüşvet verme suçlarından soruşturmaya devam edildiği, sanıkların aşamalardaki savunmalarında da üzerlerine atılı suçlamaları kabul etmedikleri gözetildiğinde;Sanıklar hakkında rüşvet alma ve rüşvet verme suçlarından usulünce alınan bir iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması kararının bulunup bulunmadığı, suç unsuru olan görüşme içeriklerinin iletişimin dinlenilmesi sırasında mı yoksa kayıtların tutanak altına alınmasından sonra mı fark edildiğine ilişkin tüm bilgi ve belgelerin dosya arasına alınması sonrasında delillerin hukuka uygun olup olmadığı belirlenerek hukuka uygun olmadığının anlaşılması durumunda suçun sübutunda kanıt olarak kullanılamayacağı dikkate alınıp bunlara dair kayıtlar dışlandıktan sonra diğer deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre sanıkların hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi,Kabule göre de;Yüklenen suçu 5237 sayılı Kanun'un 53/1-a maddesindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işlediği kabul edilen sanıklar hakkında, aynı Kanun'un 53/5. maddesi uyarınca, ayrıca, cezasının infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkilerin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin nazara alınmaması,Kanuna aykırı, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilmek suretiyle 1412 sayılı Kanun'un 3 21... /son maddeleri uyarınca hükümlerin BOZULMASINA 04.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.