İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin Libya şantiyesi kauçuk zemin malzemeleri işi sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali ve mücbir sebep istinaf kararı.
Özet: Taraflar arasındaki ticari satış sözleşmesi kapsamında davacı şirket, yurt dışındaki bir şantiye işi için hammadde ve ekipmanları davalıya teslim edip faturalandırmasına rağmen, davalı tarafın sözleşmedeki ödemeyi yapmaktan ve yer teslimini sağlamaktan kaçındığı, davacının işe başlamak için tüm hazırlıklarını tamamlamasına karşın, davalının geciktirmeleri ve sonrasında ilgili ülkede yaşanan darbe ile çatışma ortamının mücbir sebep oluşturduğu iddia edilmiştir; davacı, bu şartlar altında davalının çok sonra işe davet etmesinin haksız olduğunu belirterek, ticari satımdan kaynaklanan alacak için başlattığı icra takibine yapılan itirazın iptalini talep etmiştir.

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ14. HUKUK DAİRESİDOSYA NO
: █████████KARAR NO
: █████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ
: İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ
: █████/2024NUMARASI
: ████████ ████████DAVANIN KONUSU
: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilâmda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİDavacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında, davalı şirketin ...'ın ... şehrindeki şantiyesinin "... ve Kauçuk Zemin Malzemeleri İşi" için 16.11.2018 tarihli "... Özel Kuvvetler Komutanlığı İnşaatı ... ve Kauçuk Sözleşmesi" imzalandığını, sözleşmenin imzalanmasının akabinde yapılacak olan işe ait hammadde, malzeme ve ekipmanlar eksiksiz olarak müvekkili şirket tarafından Gebze'deki fabrikada borçlu şirketin gümrükçüsüne teslim edildiğini ve ...'a doğru yola çıkmak üzere tıra yüklendiğini, müvekkili şirketin söz konusu işe ilişkin olarak borçlu şirket adına 20.12.2018 tarihli, 9903 nolu, 305.250,42 USD bedelli; 02.01.2019 tarihli, 9905 nolu, 3,54 USD bedelli ve 22.01.2019 tarihli, 9913 nolu, 5.604,88 USD bedelli 3 adet irsaliyeli fatura kesip mallarla birlikte borçlu şirkete teslim ettiğini, sözleşmenin 10. maddesine göre ürünlerin tesliminde müvekkili şirkete 55.000 USD ödenecek olmasına rağmen davalı firmanın bu ödemeyi yapmadığını; müvekkilinin, tüm hammadde, malzeme ve ekipmanları davalı firmaya teslim ederek bu aşamadaki yükümlülüğünü yerine getirdiğini ve belirlenen ödemeyi almaya hak kazandığını; buna rağmen davalı firmanın ürünlerin ...’daki şantiyeye varması gerektiğini bahane ederek ödeme yapmaktan kaçındığını; oysa teslim aldıkları ürünleri şantiyelerine ulaştırmanın kendi yükümlülükleri olduğunu; bundan müvekkili şirketin sorumlu tutulmasının sözleşmeye aykırı olduğunu; davalı firmanın ödeme yapmaktan kaçındığı gibi müvekkilinin işe başlayamaması amacıyla yer teslimini yapmaktan da kaçındığını; müvekkilinin çağrıldığı gibi işe başlayabilmek için ...’a gidecek işçileri topladığını, pasaportlarını çıkardığını, vizelerini aldığını ve hazır vaziyette beklemeye başladığını; hatta şantiyede çalışacak olan taşeron firmayla da sözleşme imzaladığını, ödemesini kısmen yaptığını ve onların da hazır halde beklemelerini sağladığını, buna rağmen davalı şirketin çeşitli bahanelerle işi geciktirdiğini ve müvekkili şirket yetkilisinin ısrarlarına, pasaport/vize sürelerinin dolacağına ve hammaddelerin son kullanma tarihlerinin geçeceğine dair uyarılarına rağmen yer teslimini yapmadığını; dilekçe ekinde dökümlerini sundukları müvekkili firma ve davalı firma yetkilileri arasındaki e-posta ve WhatsApp yazışmalarında müvekkili firma yetkilisinin yer teslimi ve işe başlamak için yaptığı ısrar, buna rağmen davalı firma yetkilisinin geciktirmesinin görülmekte olduğunu; sözleşmenin 9.2. maddesine göre yer tesliminin 7 gün içerisinde yapılması gerekirken davalı firma yetkililerinin sürekli olarak ürünlerin henüz ...’daki şantiyeye varmadığını iddia ederek müvekkili şirketi oyaladıklarını, ancak müvekkili şirket yetkilisinin, davalı firmanın şantiye şefiyle yaptığı görüşmede ürünlerin ...’daki şantiyeye geldiğini öğrendiğini; yine de davalı firma yetkililerinin ürünlerin geldiğini reddederek ödeme ve yer teslimi yapmaktan kaçındığını; davalı şirketin ödeme ve yer teslimi yapmamak için müvekkili şirketi oyaladığı sırada, 10.04.2019 tarihinde, ...’da askeri darbe gerçekleştiğini ve ülkenin kaosa sürüklendiğini, gerçekleşen askeri darbeyi çok sayıda karşı darbe girişimlerinin takip ettiğini, protesto gösterileri, çatışmalar, can kayıplarının yıllarca sürdüğünü, sadece Türk basınına yansıdığı kadarıyla 10.04.2019 tarihli darbenin ardından; 12.06.2019, 12.07.2019, 24.07.2019, 21.09.2021 tarihlerinde başarısız darbe girişimleri olduğunu, 25.10.2021 tarihinde ise yine bir askeri darbe gerçekleştiğini, İnternette ...’daki darbe, darbe girişimleri, protestolar ve can kayıpları aratıldığında ülkedeki ortamın o günden beri nasıl bir hal aldığı anlaşılacağını, dolayısıyla sözleşmenin 13.1.1./d maddesinde belirtilen “savaş, isyan ve çatışma halleri” kapsamında mücbir sebep söz konusu olduğunu; zaten tüm hammadde, malzeme ve ekipmanları az bir ödemeyle teslim alan ve müvekkilini işe başlatmama niyetinde olan davalı şirketin, ...’da gerçekleşen darbe ve çatışma ortamını fırsat bilerek, yer teslimini yapması gereken tarihten yaklaşık 8 ay sonra müvekkili şirketi uygulama işi için çağırdığını; davalı şirketin göndermiş olduğu Büyükçekmece 6. Noterliği’nin 11.07.2019 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile müvekkili şirketin ...’a giderek edimini yerine getirmeye davet ettiğini; oysa o sırada ...’da çatışmalar ve karşılıklı darbe girişimlerinin devam etmekte olduğunu, ihtarnamenin çekildiği gün bile bir başka darbe girişimi yaşandığını; davalı tarafın ...’da yaşananları bilmekte olup müvekkili firma yetkilileri ile işçilerinin çatışma ortamındaki ...’a giderek işe başlayamayacaklarını bildiğinden kötü niyetli olarak işe başlama davetinde bulunduklarını; davalı firmanın kötü niyetli daveti üzerine müvekkili şirket adına, davalı şirkete gönderdikleri Beşiktaş 17. Noterliği’nin 30.07.2019 tarih ve 57639 yevmiye numaralı ihtarnamesiyle, mücbir sebebin söz konusu olduğu ancak ülkedeki durumun düzelip işçilerin can güvenliğinin garanti edilmesi ve gecikmeden kaynaklanan masrafların karşılanması şartıyla işin yapılacağını, aksi halde kısmi ödemeler ve uygulama bedeli düşüldükten sonra geriye kalan (o günkü döviz kuru üzerinden) 657.785,54-TL ürün bedelinin müvekkili şirkete ödenmesi gerektiği ihtar edildiğini, davalı şirketin ise haklı bir sebebi olmamasına rağmen Büyükçekmece 6. Noterliği’nin 12.09.2019 tarih ve 31769 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile sözleşmeyi hukuksuz bir şekilde feshettiğini taraflarına bildirdiğini; davalı şirketin, müvekkilin uygulamayı gerçekleştirerek işi bitirmesini özellikle ve kötü niyetli olarak istemediğini, çünkü bu sayede ürün bedellerini dahi karşılamayan kısmi bir ödemeyle tüm hammadde, malzeme ve ekipmanları çok daha ucuza temin etmiş olacağını; sonrasında işi bir başka ekibe yaptırarak ucuza temin ettiği ürünler sayesinde haksız kazanç sağlayacağını, davalı şirketin sözleşmenin 10. maddesine göre ödemelerin işin gerçekleşmesine göre aşama aşama yapılacağını bahane ederek teslim almış olduğu malzeme ve ürün bedellerini ödememekte olduğunu; oysa işin aşamalarının ilerlememesi önce davalı şirketin yer teslimini geciktirmesi sonra da ortaya mücbir bir sebebin çıkması yüzünden olduğunu; oluşan bu durumda müvekkilinin bir eksiği veya kusurunun olmadığını; davalı firmanın kötü niyetinin, ...’da yaşanan darbe ve ardından yıllarca devam eden çatışma ortamı işin uygulama aşamasını gerçekleştirmeyi imkansız kıldığını, bunun sorumluluğunun müvekkili şirkete yüklenemeyeceğini; davalı tarafın, kendi geciktirmesine ve sonra da ortaya çıkan mücbir sebebe dayanarak ödemeden kaçınmasının kötü niyetli olduğunu; müvekkili şirketin faturalara konu olan tüm hammadde, malzeme ve ekipmanları davalı şirkete teslim ettiğini; davalı şirketin de bu ürünleri kullandığını, söz konusu icra takibiyle bu ürünlerin bedellerinin talep edilmekte olduğunu, ancak davalı firmanın icra takibine de kötü niyetli olarak itiraz etmesi ve arabuluculuk sürecinde uzlaşıya yanaşmaması sebebiyle huzurdaki davayı açma zaruretini doğurduğunu açıklanan nedenlerle, davalının İstanbul 37. İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyasına yaptığı haksız ve hukuki dayanaktan yoksun itirazın iptali ile takibin devamına, haksız ve kötü niyetli itiraz sebebiyle davalının takip bedelinin %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatı ödemeye mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yüklenilmesine karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; müvekkili şirketin, davacı tarafa herhangi bir borcu bulunmadığını; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini; dava dilekçesinde müvekkili şirket tarafından sözleşme gereklerinin hiçbir şekilde yerine getirilmediğini; ödeme yapmaktan kaçınıldığının iddia edilmekte olduğunu; dava dilekçesinin 3. maddesinde, müvekkilin ürünlerin tesliminde ödenmesi gereken 55.000,00-USD bedelin ödenmediği iddialarının gerçeğe aykırı ve haksız olduğunu; dava dilekçesinin 3. maddesinde, müvekkil şirketin, sözleşmenin 10. Maddesi uyarınca ürünlerin tesliminden sonra davacı şirkete ödenecek 55.000,00-USD’yi ürünlerin şantiyeye varmaması bahane gösterilerek ödenmekten kaçındığını, aynı zamanda davacı şirketin işe başlamasını engellemek amacıyla yer tesliminden de kaçındığını, yer tesliminin davacı şirketin tüm ısrarlarına rağmen kasten yapılmadığını, buna ilişkin dava dilekçesi ekinde mail ve WhatsApp yazışmalarının sunulduğunun iddia edildiğini; davacı tarafın uygulama işini yapmayı reddetmesi nedeniyle zarara uğrayan taraf müvekkili şirket olduğunu, müvekkili şirket tarafından ... Özel Kuvvetler Komutanlığı Şehit Ebu Alma Kışlası 1. Etap inşaat işinin tamamının yüklenildiğini, davacı şirket ise bunun bir kısmı için hizmet vermekte olduğunu, uygulama aşamasına geçilmesindeki zaman kaybı, inşaat işinin tamamını ve müvekkili şirketin ... Devleti ile yaptığı sözleşmedeki işin tamamlanma sürecine de etki ettiğini, dolayısıyla davacı tarafın müvekkili şirketin kendilerini oyaladığı yönündeki iddialarını bir mantığa oturtmanın mümkün olmadığını; davacı tarafın alacaklılarından kurtulmak amacıyla müvekkilinden sürekli olarak ödeme talep ettiğini, zor durumda olduğunu, alacaklılarına karşı ödeme güçlüğü içerisinde olduğunu beyan ettiğini; bu beyanların davacı tarafın sunduğu yazışmalarda ve müvekkili şirket çalışanlarına gönderdiği sayısız sesli mesajda da mevcut olduğunu; müvekkili şirketin, davacı şirketin alacaklılarına karşı sorumluluğu bulunmamakla birlikte, davacı şirketin borçlarının işbu davaya konu edilmesinin de son derece yersiz olduğunu, dava dilekçesinin 4. maddesinde, müvekkil şirketin yer teslimini zamanında gerçekleştirmemesi nedeniyle davacı tarafın çok büyük zarara uğradığını ve bu nedenle hakkında birçok icra takibinin başlatıldığının iddia edildiğini, bilakis müvekkilinin davacı taraftan alacaklı olduğunu, davacı tarafın taraflar arasındaki sözleşmeye aykırı davranışları nedeniyle müvekkili şirketin sözleşmeyi haklı olarak feshettiğini; sözleşmenin feshedilmesine davacı tarafın kusurlu ve sözleşmeye aykırı davranışlarının neden olduğunu, sözleşmede belirtilen yükümlülüklerin davacı tarafından yerine getirilmediğini, yapılması gereken işin yarım bırakıldığını, her ne kadar dava dilekçesinde mücbir sebep gerekçe olarak gösterilmişse de, mücbir sebebin varlığı nedeniyle sözleşme uyarınca davacı şirket tarafından ne süre uzatımı talep edilmiş ne de sözleşme feshedildiğini; kaldı ki müvekkilinin davacıyı mücbir sebebin etkileri ortadan kalktıktan sonra işe davet ettiğini, buna rağmen davacı tarafından 2 ay boyunca işe başlanmadığını ve müvekkilinin sözleşmeyi haklı sebeple feshetmek zorunda kaldığını; müvekkili şirketin davacı tarafından zarara uğratıldığını, davacı tarafın ‘uygulama bedeli’ adı altında herhangi bir talebi olamayacağı gibi, bu tutarı mahsup ettiğini beyan etmesinin de herhangi bir hükmü bulunmadığını; davacı tarafın sözleşme bedelinden fazla bedel ile fatura tanzim ettiğini; icra takibine dayanak faturaların da usulsüz olduğunu savunarak;davacı hakkında dava açma ya da icra takibi başlatma hakkı saklı kalmak kaydıyla davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİİlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Bilirkişilerin tanzim ettikleri █████/2024 günlü ek raporda fatura tarihlerindeki döviz kuru üzerinden alacağın TL 'ye çevrildiği, toplam alacağın 1.627.412,09 TL olup bu miktarın işçilik ve uygulama giderleri düşüldükten sonra yapılan alacak olduğu ve işbu miktardan █████/2018 tarihinde yapılan ödeme ve cari hesap ilişkisinde gösterilmiş bulunan 959.762,09 TL düşüldükten sonra davacının davalıdan 668.075,09 TL alacaklı olduğu davacı muavin cari hesap ekstresi dökümleri ile taraflarca karşılıklı sunulmuş mail ve yazışmalarda cari hesap yönünden mutabakata varmış oldukları bilirkişi kurulunca tespit edilmiş olup, davalı yanın irsaliyeli faturalara mal tesliminden sonra 8 günlük itiraz süresinde itiraz edilmediği gibi davalı tarafından irsaliyeli 3 adet açık faturaya yönelik teslim edilen mala ilişkin ayıpla mal ve hizmet teslimi iddiası ve buna ilişkin bir itirazın yer almadığı , bu nedenle icra takip tarihi █████/2019 itibariyle davacı cari hesabında gözüken 678.625,20 TL asıl alacak ve 20.544,68 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 699.169,88 TL alacaklı olduğu , asıl alacak olan 678.625,20 TL'nin mal bedeli olup davacının işçilik uygulaması yapmadığı ancak işçilikten kaynaklanan fatura düzenlemediği ve işçilik bedeliyle ilgili giderleri davalı şirketten alacak olarak talep etmediği, yalnızca teslim edilen malların bedelini talep ettiği , böylece uygulama bedelinin talep edilmediği açıkça belirlenmiştir.Mahkememiz tarafından sonuç olarak yapılan değerlendirmede ; Dava konusu edilen alacağın teslim edilen mal bedelinin tahsiline ilişkin olup, dava konusu uyuşmazlığa ilişkin mal bedelinin, malın teslimine rağmen tamamen ödenmediği sabit olup, davacının ...'da meydana gelen mücbir sebep niteliğindeki darbe niteliğinde işin uygulanmasını gerçekleştirmesinin beklenemeyeceği, bu sebeple sözleşmenin feshi ile verdiği mal bedelinin , malın kabul edilmiş olması karşısında davacıya ödemesi gerektiği mahkememizce benimsenmiş, davalının bu nedenle itirazlarına itibar edilmeyerek davanın kabulüne ilişkin aşağıdaki gibi hüküm tesis etmek gerektiği sonucuna varılmıştır." gerekçesiyle, davanın kabulü ile davalının İstanbul 37. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra takibine yaptığı itirazın 678.625,20 TL asıl alacak, 20.544,68 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 699.169,88 TL üzerinden iptali ile takibin icra takip talepnamesindeki koşullarla devamına ve dava konusu alacağın likit ve belirlenebilir olduğu dikkate alınarak, İİK'nın 67. maddesi gereğince 139.833,98 TL icra inkâr tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİDavalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; ilk derece yargılamasında HMK'nın 186. maddesinin emredici ve açık hükmünün uygulanmayarak, erteleme talepleri dikkate alınmadan sözlü yargılama aşamasına geçildiğini; hatalar içeren bilirkişi raporunu esas almak suretiyle yeniden rapor alınmadan hüküm kurulmasının, raporlara yönelik itirazlarının dikkate alınmamasının açıkça bozma sebebi olduğunu; ilk derece mahkemesinin hukukçu bilirkişi yasağını ihlal ettiğini; bilirkişi raporunda hatalı hukuki değerlendirmelere yer verildiğini; bilirkişi raporunun davaya konu alacağın tespiti bakımından çelişkili hesaplamalar içerdiği, raporda muavin cari hesap bakiyesinin 668.075,09 TL olarak tespit edilmesine karşın birkaç paragraf sonra müvekkili şirketin 20.09.2019 takip tarihi itibarıyla ferileriyle birlikte 678.625,20 TL borçlu olduğunun ifade edildiği, borcun miktarı hususunda iki farklı tespite yer vererek çelişki yaratan ek raporun gereken özen ve dikkat gösterilmeden hazırlandığının açıkça ortada olduğunu; bilirkişi heyeti tarafından, 04.02.2018 tarihli 10.000,00 USD tutarlı ödemenin değerlendirilmediğini ve hesaplamalarında göz ardı edildiğini; bilirkişilerin, iş kusuruna ilişkin Belen&Partners'tan alınan eksper raporunu göz ardı ettiklerini; bilirkişi heyetinde yer alan inşaat mühendisi ve kauçuk pist uzmanının alanına giren konularda hiçbir inceleme yapılmadığını ve bu alanlarda tespit yer almadığını; dava konusu eser sözleşmesinin götürü bedelli olarak akdedildiğini, ek raporda bu hususun tespit edilmesine karşın gerekçeli kararda bu hususa yer verilmediğini; Yargıtay'ın içtihatları uyarınca götürü bedelli eser sözleşmelerinde fiziki oran yönteminin uygulanması gerektiğini, gerekçeli kararda bu hususa yer verilmediğini, fiziki oranın hesaplanmadığını; davacı yüklenici tarafından keşide edilen ve haksız ücret talebi içeren ihtarnamenin sözleşmeyi haksız fesih niteliğinde olduğunu, mahkemece yapılan "ihtarın sonuçsuz kaldığı" değerlendirmesinin bu sebeple hatalı olduğunu; dava konusu sözleşme bakımından mücbir sebep şartlarının oluşmadığını; mücbir sebep iddiasını kabul etmemekle beraber, davacı tarafın sözleşme kapsamında süre uzatım talebinde bulunmadığını, bu hususun bilirkişi ek raporunda da tespit edildiğini; gerekçeli kararda sözleşmenin feshinin kabul edildiğini, mahkemece sözleşme dışı unsur olan faturalar üzerinden hesaplamaya gidildiğini, oysa sözleşmenin feshinin ileriye etkili olarak hüküm ve sonuç doğurmayı sağladığını; davacı tarafından teslim edilen malların ayıplı olduğu dosya kapsamındaki eksper raporu ile sabit olduğunu, ürünlerde sonradan ortaya çıkan ayıp söz konusu olduğunu, mahkemenin faturalara süresinde itiraz edilmediğinden ayıp itirazının dikkate alınmayacağına ilişkin hükmünün eksik incelemenin sonucu olduğunu; davacının edimini gereği gibi ifa etmediğini, malların tesliminde geciktiğini; mahkemece dosyada mübrez dekontlu 10.000,00 USD ödemenin dikkate alınmadığını; bu nedenlerle ilk derece mahkemesince verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine kara verilmesini talep etmiştir.İNCELEME VE GEREKÇEDava, hukuki niteliği itibariyle ticari satım (kısmen eser) ilişkisinden kaynaklı faturaya dayalı alacağın tahsili amacıyla başlatılmış olan ilamsız icra takibine yönelik itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali talebine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Dosya kapsamından; davalının ... ...'da yapılacak olan Özel Kuvvetler Komutanlığı... Kışlası 1. Etap Proje inşaat işini üstlendiği; taraflar arasında münakit 16.11.2018 tarihli sözleşme uyarınca davalının, bu işin ... ve kauçuk malzemesi alımı ve uygulamasına ilişkin kısmını davacıya verdiği; satım ve eser sözleşmesi niteliğini haiz bu sözleşmenin 250.000,00 USD üzerinden götürü bedel olarak akdedildiği; davacı tarafın malzemelerin tedariği kapsamında davalı tarafa malzemeleri teslim ettiği, bu kapsamda davacının 20.12.2018 tarihli 305.250,42 USD, 02.01.2019 tarihli 3,54 USD, 22.01.2019 tarihli 5.604,88 USD olmak üzere 3 adet irsaliyeli fatura düzenlediği, uyuşmazlığın bu hukuki ilişkiden ve faturalardan kaynaklandığı anlaşılmıştır.Mahkemenin 14.04.2022 tarihli tensip zaptında, davanın niteliğinden dolayı yazılı yargılama usulünün uygulanacağına karar verilmiştir. O hâlde yazılı yargılama usulü için HMK'da öngörülen aşamalara değinmekte yarar bulunmaktadır.Yazılı yargılama usulü, HMK'nın 118 ilâ 186. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Kanun'un sistematiğinde bu yargılama usulü için çeşitli aşamalar öngörülmüştür. Bunlar: Dilekçeler teatisi, ön inceleme, tahkikat, sözlü yargılama ve hüküm olmak üzere toplam beş adet aşamadır.HMK'nın yazılı yargılama usulünü düzenleyen son maddesi olan 186. maddesinde, sözlü yargılama aşamasını düzenlemektedir. Bu madde "Mahkeme, tahkikatın bittiğini tefhim ettikten sonra aynı duruşmada sözlü yargılama aşamasına geçer. Bu durumda taraflardan birinin talebi üzerine duruşma iki haftadan az olmamak üzere ertelenir. Hazır bulunsun veya bulunmasın sözlü yargılama için taraflara ayrıca davetiye gönderilmez." hükmünü amirdir. Kanun'un lafzından da açıkça görüleceği üzere, tahkikatın bittiğinin tefhimini müteakip şayet taraflardan birinin talebi varsa, duruşmanın iki haftadan az olmamak üzere ertelenmesi zorunludur. Kanun koyucu bu konuda herhangi bir istisna getirmediği gibi hâkime takdir yetkisi de vermemiştir. Bu hükme riayet edilmeksizin sözlü yargılamaya devam edilmesi ve hüküm kurulması, adil yargılanma hakkı ile onun bir unsuru olan hukuki dinlenilme hakkının ihlaline yol açar. Bu durum ise mahkemece verilen hükmü usul yönünden hukuka aykırı hâle getirir. Nitekim Yargıtay 7. HD'nin 07.11.2023 tarihli █████████ E. █████████ K. sayılı emsal ilamında da vurgulandığı üzere, yerleşik içtihat da bu yöndedir.Bu açıklamalar ışığında davalı vekilinin HMK'nın 186.maddesi kapsamında ileri sürdüğü istinaf sebebinin incelenmesinde;Mahkemece yapılan yargılamanın 4. celsesinde; sözlü yargılama aşamasına geçilmeden önce davalı tarafça HMK'nın 186.maddesi uyarınca süre talebinde bulunulmuş olup bu talebin mahkemece "...Dosya incelendi. Dosyada geçen celse sözlü yargılama yapılmasına yönelik ara karar oluşturulduğu anlaşılmakla, sözlü yargılama yapılması için geçen yeterli sürenin de bulunduğu dikkate alınarak, yeniden süre verilmesine ilişkin talebin reddine karar verilmekle... " denmek suretiyle sözlü yargılama için duruşmanın ertelenmesi talebinde bulunduğu anlaşılmıştır.Mahkemenin yukarıda alıntılanan kararında atıfta bulunduğu yargılamanın 3. celsesine ilişkin duruşma zaptı incelendiğinde; 3. celsede dosyanın ek rapor alınmak üzere tekrardan bilirkişiye tevdi olduğu ve yargılamanın halen tahkikat aşamasında bulunduğu anlaşılmıştır. Her ne kadar bu celsedeki 8 no'lu ara kararda Mahkeme "...Gerekirse yargılamaya HMK 186.mad.ger. Gelecek celse sözlü yargılamaya geçileceği taraf vekillerine ayrı ayrı ihtarına, (ihtar edildi)..." ihtarında bulunmuşsa da bu ihtar hukuken herhangi bir değer taşımamaktadır. Bir başka deyişle, mahkemece yapılan bu ihtar sözlü yargılama için süre verilmemesini hukuken meşru bir zemine oturtmayacaktır. Çünkü, o arar karar tarihi itibariyle yargılama, tahkikat aşamasındadır. HMK'nın 186. maddesi, ancak tahkikatın bittiği tefhim edildikten sonra dikkate alınabilecek bir hükümdür. Tahkikat daha devam ederken, peşin olarak sözlü yargılama savunması için süre verilmesi usule aykırı olmuştur.Mahkemece yapılan bu usul hatası ve özellikle davalı tarafa sözlü yargılama yapma imkânı usulünce sağlanmadan karar verilmiş olması, davalının Anayasa ile güvence altına alınmış olan adil yargılanma hakkını ve onun bir unsuru olup HMK'nın 27. maddesinde düzenlenmiş olan hukuki dinlenilme hakkını ihlal eder niteliktedir. Bu nedenle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılması zorunluluk olup, esasa dair istinaf nedenleri bu nedenle incelenememiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 hükmü uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, esasa dair istinaf nedenleri incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.KARAR
:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davalı tarafça yatırılan istinaf peşin karar harçlarının, talepleri hâlinde, ilk derece mahkemesince davalıya iadesine,4-Kaldırılan kararın icrasıyla ilgili olarak İİK'nın 36. maddesi uyarınca yatırılan teminatların, yatıran taraflara iadesine, 5-Davalı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, yeniden verilecek hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair;HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 13.11.2025KANUN YOLU
:HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca karar kesindir.