Gebelik takibi ve doğum sonrası yenidoğanın kalp anomalisi gibi sağlık sorunlarının teşhis ve tedavisindeki iddia edilen hastane kusuru nedeniyle açılan tazminat davası.
Özet: Bu dava, davacının gebelik takipleri ve doğumunun gerçekleştiği hastaneye karşı açılan, yenidoğan bebeğinde kalp deliği ve beslenme sorunları gibi ciddi sağlık problemleri ortaya çıkmasına rağmen hastanenin hatalı teşhis, yanlış takip ve tedavi süreçleri ile ağır kusurlu olduğunu iddia ederek maddi ve manevi tazminat talep ettiği bir uyuşmazlıktır; davalı hastane ise gerekli özeni gösterdiğini, davacının gebelik takiplerini aksattığını ve önerilen testleri yaptırmadığını savunurken, ilk derece mahkemesinin dayandığı bilirkişi raporu, bazı anomalilerin rutin taramalarda tespit edilemeyebileceğini ve davacının düzensiz gebelik takipleri olduğunu belirtmektedir.

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 57. Hukuk Dairesi
SAYISI
: █████████ E., ████████ K.İLK DERECE MAHKEMESİ
: İstanbul Anadolu 2. Tüketici MahkemesiSAYISI
: █████████ E., ████████ K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacı vekili; müvekkilinin gebelik sürecinde takip ve kontrol işlemlerini davalı şirkete ait hastanede yaptırdığını ve 25.10.2014 tarihinde aynı hastanede ..'yi dünyaya getirdiğini, müvekkilinin hamilelik döneminde test ve muayene işlemlerini imkanı oranında aynı hastanede yaptırdığını, hamilelik döneminde, hastane doktorlarının her şeyin yolunda gittiğini belirttiklerini, doğumdan sonra solunum sıkıntısı ve inleme üzerine bebeğin davalı hastanenin yenidoğan yoğun bakım servisine yatırılıp yaklaşık 6 gün küvezde kaldığını, sonrasında bebeğe yenidoğanın geçici takipnesi (çocuğun hızlı nefes alıp vermesi) tanısı konulduğunu, davalı hastanenin çocuk kısmında görevli doktorlarca durumun normal olduğunun söylendiğini, yoğun bakım ünitesinde iken yanlış ilaç yazılıp bu damlanın da 2 gün boyunca kullanıldığını, bebeğin morarması üzerine bu kez tekrar hastaneye getirildiğini, müvekkilinin bebeğin zayıfladığını doktoruna ilettiğini, ancak davalı hastanedeki doktorlarca herşeyin normal olduğu belirtilip bebeğin hastaneden taburcu edildiğini, müvekkilinin bir süre sonra bebeğin aşısını yaptırmak üzere sağlık ocağına götürdüğünü, sağlık ocağındaki görevlilerce çok zayıf olduğu ve çok hasta görüldüğü söylenerek aşı yapılamayacağı belirtilip bebeğin Devlet hastanesine götürülmesinin söylendiğini, müvekkilinin de bebeğini acilen Devlet Hastanesine götürdüğünü, burada gerekli müdahalelerin yapıldığını ve inleme sebebinin “kalpteki delik'' olduğu, bununla birlikte bebekte beslenme sorunu olduğu ve yutkunamama sorunu olduğunun tespit edildiğini, bebeğin dava dışı hastanede hortumla beslenmeye başlandığını, bu arada bebeğin çocuk cerrahisinden alınarak, çocuk sağlığı ve hastalıkları servisine sevk edildiğini, ayrıca gözünde rahatsızlık olduğunun da belirlendiğini, bebeğin 24.02.2015 tarihine kadar hastanede yattığını ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere müvekkilinin bebeğine konulan yanlış teşhis ve yapılan yanlış takip ve tedavi işlemleri ve doğum ile birlikte davalı hastanenin kast derecesindeki ağır kusuru ve haksız fiili sebebiyle çalışma gücünün azalması ya da yitirilmesinden, maluliyetten doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından,güç kaybından doğan zararlar nedeniyle küçük ..için şimdilik 500,00 TL maddi tazminat, müvekkilinin yaptığı hastahane içi veya haricindeki harcamalar için şimdilik 500,00 TL ile davacı anne ve küçük .. için 75.000,00'er TL manevi tazminat olmak üzere toplam 151.000,00 TL'nin haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.II. CEVAPDavalı vekili; müvekkili hastane yetkililerince gereken özen ve dikkat yükümlüğünün eksiksiz yerine getirildiğini, müvekkiline kusur yüklenemeyeceğini, davacının gebelik dönemini ihmal ettiğini, test ve muayene işlemlerini müvekkili hastanede yaptırdığı iddiasının da yerinde olmadığını, ekonomik gerekçelerle test ve muayene işlemlerini genel hastanede yaptırmak isteyip, istenen hiçbir tahlil ve testi yaptırıp getirmediğini, süreci takip eden dava dışı doktorun istenen test ve tahlilleri yaptırmadığı gerekçesiyle davacıyı sürekli ikaz ettiğini, ancak davacının bu ikazları dikkate almadığını, yine küçüğün 3 gün küvezde kaldığını, yenidoğanın geçici taşipnamesi tanısı konmasının olumsuz bir durum olmadığını, zira sezaryenle doğan bebeklerde taşipnamenin sık görülen bir durum olduğunu, doğumdan sonra yaşanan kilo kaybı ve belirtilen diğer rahatsızlık iddialarının da anormal bir durum olduğunu göstermediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; alınan ATK raporunda 35... günlük ağrılı gebelik ile başvuran davacının 25.10.2014 tarihinde sezaryen ile bir erkek bebek dünyaya getirdiği, sezaryen sonrası bilateral tüp ligasyonu operasyonu gerçekleştirildiği, bebekte gelişen yenidoğan geçici taşipnesi nedeniyle yenidoğan yoğun bakım ünitesine yatırılmasının ve burada uygulanan takip ve tedavilerin uygun olduğu, bebekte tespit edilen bulguların bebeğin antenatal takiplerinde rutin obstetrik USG ile tespit edilemeyebileceği, bu gibi anomalilerin ikinci düzey tarama USG ve gerek duyulduğunda fetal ekokardiyografi ile tespit edilebileceği ve kişinin gebelik takiplerinde düzensiz başvurularda bulunduğu, önerilen rutin testler ve ikinci düzey tarama testlerini yaptırmadığının kayıtlı olduğu, bu nedenle gebelik takiplerini yapan, doğum ve doğum sonrası süreçte tedavilerine katılan sağlık personeline atfı kabil kusur bulunmadığının belirtildiği, davacı itirazları sonrasında alınan bilirkişi heyet raporunda ise yenidoğan yoğun bakıma yatış ve takibinde şikayete konu olan morbiditeye ait olabilecek herhangi bir hekim hatası, ihmal veya yanlış uygulama olmadığının tespit edildiği, her iki rapor ile davalının kusurlu olmadığı belirlendiğinden maddi tazminat isteminin reddi gerektiği, davacının manevi tazminat istemi yönünden ise, davalının kusurlu olmadığı anlaşılmakla manevi tazminat isteminin de yerinde bulunmadığı gerekçesiyle, davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.IV. İSTİNAFBölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; İlk Derece Mahkemesince alınan ATK raporu ve bilirkişi heyet raporu hükme esas alınarak yapılan değerlendirmede bir isabetsizlik bulunmadığı, dosyada alınan ATK raporu ve bilirkişi heyeti raporlarında davacının hamileliği sürecinde davalı hastane tarafından istenilen tahlil ve tetkiklerin bir çoğunun davacı tarafından yaptırılmadığı tespit edildiğinden dosyada alınan raporlara üstünlük tanındığı ve hastanece istenilen tetkik ve tahliller davacı tarafından yaptırılmadığından hastanenin teşhis ,tespit ve tedavi yapmadığı iddiasının ispatlanamadığı, yine davacının üniversite bilirkişi heyetinden alınan 08.01.2021 tarihli raporda "kromozom tetkiki,ve genetik bölümünün son raporunun dosyada olmadığı, nöroloji bölümüne ait motor geriliğin nedenine ilişkin kesin bir tanının dosyada olmadığı, ayrıca yine raporun 2. sayfasında, Genetik Çocuk Nörolojisi, ve Beyin Cerrahisi Bölümlerinin oluşan motor geriliğin nedenine ilişkin bir mütalaa alınmasının aydınlatıcı olacağı"nın tespit edildiğini, eksiklikler Mahkemece giderilmeden karar verildiğini iddia etmişse de; raporun incelenmesinde küçükte saptanan bulguların değişik sistemleri tutan anomaliler olduğu, genetik olarak bazı sendromlar üzerinde durulduğu, kromozom tetkiki ve genetik bölümün son raporunun dosyada bulunmadığı ve orta derece motor gerilik saptanırken bunun nedenine yönelik kesin bir tanının dosyada bulunmadığı tespitine yer verildiği, raporda belirtilen eksikliklerin küçükte saptanan anomalilerin genetik olarak tespitine yönelik eksiklikler olduğu bu hususların küçükteki anomalilerin tespiti için gerekli olduğu ancak davalı hastane ve/veya hastane çalışanı hekimlerin kusur sorumluluğu yönünden tespitinin gerekli olmadığı, Adli Tıp Kurumu raporu ve bilirkişi heyet raporunun denetlenebilir ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, her hangi bir hekim hatası,ihmal veya yanlış uygulama olmadığı görüşlerini kesin ve kuşkuya bırakmayacak şekilde tespit ettiği anlaşılmakla söz konusu raporlara dayanılarak hüküm kurulmasında isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.V. TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavacı vekili; müvekkilinin çocuğunun doğumdan sonra solunum sıkıntısı ve inleme üzerine davalı hastanenin yeni doğan bakım servisine yatırıldığını, 6 gün küvezde kaldığını, sonrasında yenidoğan'ın geçici takipnesi tanısının kolunulduğunu, 6 gün boyunca annenin sütü olmasına rağmen mama ile beslendiğini, küçüğe yoğun bakım ünitesinde yanlış ilaç (damla) reçeteye yazıldığını, müvekkilinin bu damlayı yaklaşık 2 gün boyunca kullandığını, bebeğin morarması üzerine bu kez tekrar hastaneye getirildiğini, çocuk doktoru .. .. "büyük çocuklara yazılan ilacın verildiğini" söyleyerek tekrar yeniden yoğun bakım servisinden ilaç yazdırmasını söylediğini, müvekkilinin küçüğün zayıfladığını doktoruna ilettiğini, ancak doktor ve hastane ilgili ünitesi, herşeyin normal olduğunu, hiçbir aksiliğin olmadığını söyleyerek ve bu şekilde anneyi teskin ederek, hastaneden taburcu ettiklerini, herşey normal denerek taburcu edildikten sonra, müvekkilinin, çocuğu evine götürdüklerini, çocuğun doğumdan sonra yaklaşık 400 gram kilo kaybettiğini, davacı annenin, bebeğin ,sürekli “başını arkaya attığını” fark ettiğini, müvekkilinin, bebeğin beslenemediğini de fark ettiğini, bebeğin anne sütü almadığını, annenin ilk muayenesine kadar çocuğu (tahminen 10 gün) bu şekilde beslemeye çalıştığını, hastaneye kontrole gittiklerinde müvekkilinin bebeğin durumunu aynı şekilde anlatmış ve kontrol eden doktorun, bebeğin durumunun normal olduğunu söylediğini, hiçbir teşhis, takip ve tedavi yapılmaksızın bebeğin tekrar taburcu edildiğini, müvekkilinin bir süre sonra bebeği sağlık ocağına götürdüğünü, buradaki görevlinin çocuğun çok zayıf olduğunu, aşı yapamayacağını, acilen bir devlet hastanesine götürmesi gerektiğini söylediğini, müvekkilinin bebeği acilen .. .. Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürdüğünü, hastanede müdahale yapıldığını, bebeğin kalbinde delik olduğunu, çocukta beslenme sorunu olduğunu, yutkunamadığının tespit edildiğini, tedaviyi yapan doktorların davalı hastanenin teşhis ve tedavi ile ilgili büyük hata yaptığını ve sorumluluklarının olduğunu ve hatta şikayet etmesini söylediğini, çocuğun hastane tarafından hortumla beslenmeye başlandığını, bebeğin çocuk cerrahisinden alınarak, çocuk sağlığı ve hastalıkları servisine sevk edildiğini, yatışa karar verildiğini, dosyaya sunulan epikrizde çocuğun genel durumunun kötü bilincinin kapalı olduğu tespit edildiğini, ayrıca çocuğun başını iyi tutamaması üzerine yapılan test sonrasında kafatasında kitle izlendiğini, sol böbrek renal pelviste 5,6 mm ektazinin mevcut olduğunun tespit edildiğini, midesinin ameliyata alındığını, beslenme sorununun araştırıldığını, davalı hastanenin .. .. Hastanesindeki teşhis, tedavi ve müdahalerinin hiçbirisi yapmadığını, bebekteki durumları tespit edemediklerini, müvekkilinin hastane hakkında .. Bakanlığı .. .. Müdürlüğüne şikayette bulunduğunu, hastane mesul müdürünün uyarıldığını, Hasta Hakları Yönetmeliğinin 11. maddesi uyarınca modern tıbbi bilgi ve ve teknolojinin gereklerine uygun olarak teşhis konulmasını, tedavisinin yapılmasını ve bakımını istem hakkına sahip olduğunu, dosyaya sunulan 08.01.2021 tarihli üniversite heyet raporunu kabul etmemekle birlikte raporun 2. sayfasında "kromozom tetkiki,ve genetik bölümünün son raporunun dosyada olmadığı, nöroloji bölümüne ait motor geriliğin nedenine ilişkin kesin bir tanının dosyada olmadığı , ayrıca yine raporun 2. Sayfasında , Genetik Çocuk Nörolojisi,ve Beyin Cerrahisi Bölümlerinin oluşan motor geriliğin nedenine ilişkin bir mütalaa alınmasının aydınlatıcı olacağı" tespit edildiğini, Mahkemece eksiklikler giderilmeden karar verildiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.B. Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlık, davalı hastanenin özen yükümlülüğüne aykırı davranması iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.Temyizen incelenen karardaki gerekçeye, dosya kapsamında alınan ATK raporu ile davacı itirazları üzerine alınan bilirkişi heyet raporu ile küçükte saptanan bulguların değişik sistemleri tutan anomaliler olduğu, genetik olarak bazı sendromlar üzerinde durulduğu, kromozom tetkiki ve genetik bölümün son raporunun dosyada bulunmadığı ve orta derece motor gerilik saptanırken bunun nedenine yönelik kesin bir tanının dosyada bulunmadığı tespitine yer verilmesine, raporda belirtilen eksikliklerin küçükte saptanan anomalilerin genetik olarak tespitine yönelik eksiklikler olup bu hususların küçükteki anomalilerin tespiti için gerekli olmasına, ancak davalı hastane ve hastane çalışanı hekimlerin kusur sorumluluğu yönünden tespitinin gerekli olmamasına, hükme esas alınan ATK raporu ile bilirkişi heyet raporunun taraf ve yargı denetimine elverişli olup hükme esas alınmasında bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanmasına karar verilmiştir.VI. KARARAçıklanan sebeplerle;Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,Davacı taraf harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,22.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.