İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde, taraflar arasındaki ticari kumaş satışından kaynaklanan 626.175 TLlik ödenmemiş fatura alacağının tahsili için açılan itirazın iptali davası.
Özet: Davacı, ticari anlaşma ve kumaş satışından kaynaklanan 626.175 TL fatura alacağı için başlattığı icra takibine davalının haksız itiraz etmesi üzerine, itirazın iptali ile takibin devamını ve icra inkar tazminatı ödenmesini talep etmiş, davalı davaya cevap vermezken, vergi dairesi kayıtları ve mali müşavir bilirkişi raporuyla davacı tarafından davalı adına birçok fatura düzenlendiği ve takibe konu 626.175 TL alacağın mevcut olduğu tespit edilmiştir.

T.C.
İZMİR3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİESAS NO
: ████████ EsasKARAR NO
: ████████DAVA
: İtirazın İptaliDAVA TARİHİ
: █████/2024KARAR TARİHİ
: █████/2025Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali davasının yapılan açık yargılaması sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:DAVA
: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı tarafından İzmir ... İcra Dairesi'nin... E. Sayılı dosyası ile Davalı aleyhine 626.175,00 TL bedelli fatura alacağına ilişkin takip başlatıldığını, Davalının itiraz etmesi neticesinde takibin durdurulduğunu, Davacı şirket ile Davalı arasında sözlü ticari anlaşma gereği Davalının ticari işlerinde kullanılmak üzere 4.950 metre Siyah ... Kumaş alımı gerçekleştirildiği ve bu minvalde 26.01.2024 tarihli 626.175,00 TL bedelli fatura tanzim edildiği, davacı şirket tarafından faturaya konu ürünlerin tesliminin yerine getirildiğini ancak davalının fatura bedelini ödemekten imtina ettiğini, Davalı yanın, davacı şirket tarafından kesilen fatura da dikkate alındığı takdirde hizmet karşılığı bedeli ödemediğinin açıkça sabit olduğunu, davalı yanın yaptığı itirazın haksız olduğunu, davacı şirketin davalı yanın yapmış olduğu itiraz nedeniyle vermiş olduğu hizmet bedellerinin karşılığını alamayarak haksız yere zor durumda kaldığını, anlatılan nedenlerle yapılmış olan itirazın iptali ile takibin 626.175,00 TL olarak işletilecek avans faiziyle birlikte devamına, Davalı tarafın %20’den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, Yargılama masrafları ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesinin talep edildiği görülmüştür.CEVAP
: Davalı tarafın davaya cevap vermediği anlaşılmıştır.DELİLLER
:Konak Vergi Dairesine, Kordon Vergi Dairesine yazılan yazı cevapları, █████/2025 tarihli rapor dosyamız arasındadır.İzmir ... İcra Müdürlüğün... esas sayılı dosyasının incelemesinde; mahkememiz davacısı tarafından davalı aleyhine 626.175,00 TL toplam alacağın tahsili bakımından ilamsız takip başlatıldığı, takip dayanağının fatura olduğu, borca itiraz üzerine takibin durduğu anlaşılmaktadır.Davacının bağlı bulunduğu Konak Vergi Dairesinin 28.03.2025 tarihli yazısına göre; ilgili kuruma ... vergi kimlik numarası ile kayıtlı mükellef ... Teks.ve Deri A.Ş.nin 2024/1 ve 2024/2 dönemlerine ait karşılaştırmalı Ba-Bs formlarının yazı ekinde gönderildiği, söz konusu Bs formlarının incelenmesi sonucu 2024/1 döneminde davacı tarafından davalı adına tanzim edilmiş 5 adet KDV hariç 2.189.500.TL bedelli belgenin kayıtlara intikal ettirildiği görülmüştür.Davacının bağlı bulunduğu Kordon Vergi Dairesinin 13.01.2025 tarihli yazısına göre; ilgili kuruma ... vergi kimlik numarası ile kayıtlı mükellef ... Reklam Prom.Hizm.ve Dij.Bas.Ltd.Şti.nin 2024 yılına ait karşılaştırmalı Ba-Bs formlarının yazı ekinde gönderildiği, söz konusu Ba formlarının incelenmesi sonucu 2024 döneminde davacı tarafından davalı adına tanzim edilmiş 5 adet KDV hariç 2.189.500.TL bedelli belgenin kayıtlara intikal ettirildiği görülmüştür.Davalıya ticari defter ve belgelerini ibrazı yahut yerlerini bildirmek üzere meşruhatlı davetiye çıkarılmış ise de davalı defter ve belgelerini mahkemeye ibraz etmemiştir.Mali müşavir bilirkişiden tarafından davacının ibraz ettiği ticari defter ve belgeler incelenmek suretiyle hazırlanan █████/2025 tarihli raporda özetle; taraflar arasında 2024 yılında başlayıp sona eren mal alım satımına dayılı bir ticari çalışmanın mevcut olduğu, bu kapsamda davacı tarafından davalı yan adına detayları flash bellek içerisinde sunulan Yevmiye-Kebir defterleri kapsamında 5 adet KDV dahil toplamda 2.420.275.TL'lik (takibe konu fatura da dahil) muhtelif emtia faturalarının elektronik ortamda e- fatura şeklinde tanzim edilerek davalı yana tebliğ edildiği, bu faturalara ve içeriğine yönelik olarak davalı tarafından davacı yana elektronik veya yazılı belge kapsamında yapılan herhangi bir itirazın olmadığı veya davalı tarafından takibe konu faturanın da yer aldığı 5 adet faturaya yönelik tanzim edilen iade faturasının da mevcut olmadığı, davacının flash bellek ortamında sunmuş olduğu yasal defterleri kapsamında, davalı tarafından davacı yana yevmiye defterinin 62 ve 70 maddelerinde muhasebeleştirilen 750.000.TL'lık çekin davacıya tevdi edildiği ancak bu çek bedelinin karşılıksız kalması üzerine bu tutarın davalı borcuna intikal ettirildiği, mevcut haliyle davacının davalıdan davalı adına tanzim ettiği 5 adet fatura tutarı olan 2.420.275.TL tutarında alacaklı olduğu ancak davacının alacaklı olduğu fatura bedellerinden 626.175.TL'lık fatura bedeli yönünden takibe giriştiği dikkate alındığında davacının davalıdan takip ve dava tarihi itibarıyla talep doğrultusunda 626.175.TL tutarında alacaklı olduğu şeklinde görüş ve kanaat bildirilmiştir.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
:Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda; tarafların iddia ve savunmaları, deliller ve tüm dosya kapsamına göre;Dava, ticari satımdan kaynaklanan alacağın tahsili istemi ile başlatılan icra takibinde vaki itirazın iptali ile takibin devamına ilişkindir.Taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu hususların; dosya tarafları arasında davacının iddia ettiği gibi davalıya kumaş satımı sebebiyle ticari bir münasebet kurulup kurulmadığı, kurulmuş ise ilişkinin kayıtlara yansıma şekli ile davacı tarafından düzenlenen faturanın ya da içeriği ürünlerin davalıya tebliğ yada tesliminin sübuta erip ermediği, davalı yanca iş bu ilişki sebebiyle takip konusu faturadan kaynaklı ödeme yapılıp yapılmadığı, fatura iadesi olup olmadığı dolayısıyla davalı yan itirazının haklılık teşkil edip etmediği hususlarının tespiti ile değerlendirilmesine yönelik isteminin yanı sıra davacı tarafça talep edilen icra inkar tazminatının yasal koşularının somut olayda bulunup bulunmadığına dair itirazın iptali davası olduğu anlaşılmıştır.İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre;i) İlamsız takip yapılmış olması,ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi,iii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir.Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve ... E., ... K.; 25.11.2020 tarihli ve... E., ...K. sayılı kararlarında da değinilmiştir.Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; 6100 sayılı HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir.Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir.Eldeki davada, uyuşmazlığın her iki tarafı tacir olup, uyuşmazlık konusu iş her iki tarafın da ticarî işletmesi ile ilgilidir. Bu nedenle fatura, faturaların delil olma niteliği üzerinde de durmakta yarar vardır.Fatura 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) tanımlanmamıştır.Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesinde "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" hükmünü haizdir.Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 Sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve... E., ...K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 21. maddesine göre; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdî bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdî ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir. Bu nedenle, bir satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır.Tek başına fatura düzenlenmesi akdî ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticari defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdî ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticarî defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. ...'nin 09.10.2025 tarihli ve ... E., ... K. sayılı kararı).Davanın açıldığı tarihte ve yargılama sırasında yürürlükte bulunan HMK’nın “Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi;“(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır.” şeklindedir.7251 sayılı Kanunu’nun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile 6100 sayılı Kanun’un 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir; “Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.06.2021 tarihli ve... E.,... K. sayılı kararı).Bu genel açıklamalar çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde; çıkarılan usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen davalının ticari defter ve belgelerini ibraz etmemesi ve ibraz etmemesine ilişkin geçerli bir mazeret sunmaması nedeniyle ticari defter ve belgeleri ibrazdan kaçınmış ve usulüne uygun olarak tutulmuş diğer tarafın ticari defterlerinin içeriğini kabul etmiş sayıldığı, bunun aksine davacının ticari defter ve belgelerini mahkemeye ibraz ettiği, davacının, dava ve takip konusu alacağı usulüne uygun olarak tutulmuş ticari defter ve belgelerine eksiksiz olarak kaydettiği, takip konusu fatura da dahil olmak üzere taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklı davacının düzenlemiş olduğu faturaların davalıya yana tebliğ edildiği, faturalara yönelik olarak davalının yasal süre içerisinde fatura içeriğine itiraz etmediği, davalının ayrıca ilgili fatura dönemine ilişkin takip konusu fatura da dahil olmak üzere 5 adet faturayı Form-BA ile bağlı olduğu vergi dairesine bildirdiği, alacağın kısmen yahut tamamen ödenmediği, davacının ticari defter ve belgelerinde ödemeye ilişkin herhangi bir kayıt bulunmadığı, taraflar arasında fatura düzenlenmesi ve tebliği suretiyle akdi ilişkinin mevcut olduğu, davacının faturaya dayalı borç tutarının tahsili istemiyle başlatmış olduğu icra takibinin yerinde olduğu anlaşılmaktadır.Açıklanan nedenlerle; davalının haksız olarak borca itiraz ettiği ve hakkında başlatılan icra takibinin durduğu anlaşılmakla, davanın kabulü ile itirazın iptaline, takibin devamına karar verilmiştir.Davacı ayrıca %20'den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatı talebinde bulunmuştur.Yargıtay Daireleri ile Hukuk Genel Kurulunun istikrar kazanmış uygulamalarına göre; itirazın iptali davalarında İİK’nın 67/2. maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinin bulunması, borçlunun süresi içerisinde ödeme emrine itiraz etmesi, alacaklının bir yıl içinde itirazın iptali davasını açması ve davasında haklı çıkarak icra inkâr tazminatı talep etmiş olması gereklidir. Burada, borçlu itirazının kötü niyetle yapılmış olması ve alacağın bir belgeye bağlanmış bulunması koşulları aranmaz.Bu yasal koşullar yanında, takibe konu alacağın likit olması da zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut ise ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. Diğer bir anlatımla, icra inkâr tazminatı, alacaklının genel mahkemede açtığı itirazın iptali davası sonucunda borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmesi durumunda alacaklı yararına hükmolunan icra hukukuna özgü bir tazminattır. Borçlunun ne kadar borçlu olduğunun saptanması ve itirazında haklı olup olmadığının belirlenmesi ön koşuldur. Borçlunun ödeme emrine karşı itirazın yapıldığı andaki durumu itibariyle haksızlığı saptanacak ancak haklı çıkma durumuna uygun alacak miktarı esas alınarak alacaklı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilmesi gerekecektir. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 14.07.2010 tarihli ve ...E., ... K.; 23.09.2020 tarihli ve... E., ... K.; 26.02.2020 tarihli ve ... E., ... K. sayılı kararlarında da vurgulanmıştır (Yargıtay HGK 03.06.2021 tarih, ... Esas, ... Karar).Davacı satıcının borcun konusunu oluşturan mal tedariki nedeniyle düzenlediği faturaya davalı alıcının itiraz etmediği, aksine faturayı benimseyerek ilgili fatura dönemine ilişkin takip konusu fatura da dahil olmak üzere 5 adet faturayı Form-BA ile bağlı olduğu vergi dairesine bildirdiği, malî yönden yapılan bildirim yasal defterlerdeki kayıtları yansıtmakta olup davalının borcunu kabul ettiği anlaşılmaktadır. Bu durumda takip ve dava konusu alacak miktarı davalı borçlu tarafından bilindiğinden, “likit” yani muayyen ve belirlenebilir nitelikte olduğu gibi, davalının icra takibine itirazının da haksız olduğu gözetildiğinde, icra inkâr tazminatının yasal koşullarının oluştuğu (Benzer yönde Yargıtay HGK'nun 03.06.2021 tarih, ... Esas,... Karar sayılı kararı) anlaşılmakla davacının icra inkar tazminatı talebinin kabulüne karar verilmiştir.Davalı vekili karar celsesi öncesi dosyaya vekâletname ve beyan dilekçesi sunarak tarafların sulh olduğunu ileri sürmüş ve sulh ve ibra protokolünün tasdiksiz bir suretini ve ayrıca çekle yapılan ödemelere ilişkin 5 adet çek suretini UYAP ortamından dosyaya sunmuş, sunmuş olduğu sulh ve ibra protokolü çerçevesinde konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesinin talep etmiştir. Sunulan sulh ve ibra protokolü duruşmada hazır bulunan davacı vekiline elden tebliğ edilmiş, davacı vekili sunulan sulh ve ibra protokolünü kabul etmemiş ve müvekkil şirketin açık talimatı ile böyle bir sulh ve ibra protokolünün imzalanmadığını, sunulan belgenin ve altındaki imzanın sahte olabileceğinin müvekkili tarafından duruşma sırasında kendisine ... üzerinden bildirildiğini beyan etmiştir.6100 sayılı HMK'nın 313. maddesine göre “Sulh, görülmekte olan bir davada, tarafların aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla, mahkeme huzurunda yapmış oldukları bir sözleşmedir. Sulh, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri uyuşmazlıkları konu alan davalarda yapılabilir. Dava konusunun dışında kalan hususlar da sulhun kapsamına dâhil edilebilir. Sulh, şarta bağlı olarak da yapılabilir.”HMK'nın 313/1 maddesine göre; sulh, görülmekte olan bir davada, taraflar aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla, mahkeme huzurunda yapmış oldukları bir sözleşmedir. Mahkeme dışı sulh ise, borçlar hukukunun konusu olduğundan düzenleme dışı bırakılmıştır. Madde gerekçesinde, taraflardan birinin, mahkeme dışı sulh sözleşmesi yapıldığı ve bu sözleşmeye uygun mahkemece bir karar verilmesi gerektiği yolundaki iddia ve talebinin, diğer tarafın kabulüne bağlı olduğu belirtilmiştir. HMK'nın 154/3-ç maddesinde, beyanda bulunana okunmak ve imzası alınmak kaydıyla sulh müzakereleri sonucunun tutunağa yazılmasının zorunlu olduğu belirtilmiştir. Kanun'un öngördüğü bu şekil sulh için geçerlilik şartıdır. Taraflar, mahkeme dışında yaptıkları sulh sözleşmesini mahkemeye vererek, buna göre davada sulh olduklarını bildirirlerse mahkemece sulh sözleşmesinin mahkemeye verildiğinin tutanağa yazılıp, sözleşme okunduktan sonra tutanağın taraflara veya vekillerine imza ettirilmesi gerekir. Bu şekilde mahkeme dışı sulh mahkeme içi sulhe dönüşür. Mahkeme, taraflar sulha göre karar verilmesini isterlerse, sulh sözleşmesine göre karar verir.HMK'nın 315. maddesinde ise “Sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Mahkeme, taraflar sulhe göre karar verilmesini isterlerse, sulh sözleşmesine göre; sulhe göre karar verilmesini istemezlerse, karar verilmesine yer olmadığına karar verir.” düzenlemesine yer verilmiştir.Sulhe ilişkin olarak Yargıtay 10. HD’nin vermiş olduğu 20.05.2025 T,... E., ... K. sayılı kararında şu ilke ve esaslara değinilmiştir:1.Sulh sözleşmesi ile taraflar birbirinden karşılıklı olarak ödünlerde (tavizlerde, fedakârlıklarda) bulunarak aralarında mevcut bir hukuki ilişki üzerindeki anlaşmazlığa veya tereddüt (kararsızlık) hâline son veren ve tam iki taraf borç yükleyen bir sözleşmedir (...; Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, C. 1, İstanbul, 1988, s. 14).2.Uygulamada ve teoride kabul edilmekle birlikte 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda yer almayan sulh, ilk defa HMK ile düzenlenmiş ve HMK’nın 313 üncü maddesinde bir kurum olarak yer almıştır. Anılan maddede sulh; “görülmekte olan bir davada, tarafların aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla, mahkeme huzurunda yapmış oldukları bir sözleşme” olarak tanımlanmıştır (HMK m. 313/1).3.Hemen belirtilmelidir ki tarafların aralarındaki uyuşmazlığı anlaşarak gidermesi anlamına gelen sulh sözleşmesinin kurulması için tıpkı diğer sözleşmelerde olduğu gibi karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları, yani icap (öneri) ve kabul bulunmalıdır. Bu icap ve kabul açık olabileceği gibi zımni (örtülü) de olabilir. Bu sözleşme ile taraflar dava konusu uyuşmazlığa bir fedakârlık ve özveri göstererek son verirler. Genellikle, davacı talep sonucunun bir bölümünden feragat ederek ve davalı da davacının talep sonucunun kalan bölümünü kabul etmek suretiyle sulh sözleşmesi hukuken vücut bulur. En önemlisi bunun sonucunda uyuşmazlık ortadan kaldırılmış sayılır. Bu nedenle sadece tarafların üzerinde tasarruf yetkisine sahip oldukları davalar bakımından söz konusu olur.4.Sulh yapılması kural olarak şekle tabi değildir. Ancak HMK’nın 154/3-ç maddesinde mahkeme huzurunda yapılan sulhler için bir geçerlilik şartı öngörülmüştür. Buna göre, taraflar mahkeme huzurunda sulh olmak istediklerini bildirdikleri taktirde, bu sözlü beyanlarının tutanağa geçirilerek sulh olan taraflara okunması ve imzalattırılması gerekmektedir. Sulhun yazılı olarak yapılması hâlinde ise tarafların bu konudaki beyanlarını içeren dilekçelerinin tutanağa yazılarak eklenmesi gerekir (HMK m. 154/4). Bu hükümden hareketle sulhun tutanağa geçirilmesinin, taraflara okunmasının, onların onayının alınmasının ve (varsa) itirazlarının da tutanağa geçirilmesinin sulhun sonuç doğurabilmesi için zorunlu şartlar olduğu söylenebilir (Kuru, Baki; Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. IV, İstanbul, 2001, s. 3753).5.Sulhun şekli konusunda üzerinde durulması gereken bir başka husus da mahkeme dışında yapılmış olan sulh sözleşmesinin mahkeme içi sulhe dönüşebilmesi için mahkemeye verilmesi ve mahkeme tarafından tutanağa geçirilmesi, duruşmada taraflara okunması, okunduğunun da duruşma tutanağına yazılması ve ondan sonra tutanağın taraflarca imzalanması gerekmektedir. Burada sulh sözleşmesinin içeriğinin ayrıca duruşma tutanağına geçirilmesine de gerek yoktur. Çünkü duruşma tutanağına eklenen belgeler de tutanak hükmündedir (Tanrıver, Süha; İlâmlı İcra Takibinin Dayanakları ve İcranın İadesi, Ankara, 1996, s. 90).6.Sulhun etkisi HMK’nın 315. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Şu hâlde mahkeme içi sulh, mahkeme tarafından bir hüküm verilmesine gerek olmaksızın davayı sona erdirir. Tarafların sulh yapmaları durumunda mahkeme sulh sözleşmesine göre karar verecek; taraflar sulhe göre karar verilmesini istemezlerse “karar verilmesine yer olmadığına” karar vermek suretiyle yargılamaya son verecektir. Diğer bir deyişle, mahkeme içi sulh davayı kendiliğinden sona erdirdiğinden mahkemenin bu sonucun ortaya çıkmasını sağlamak için ayrıca bir hüküm vermesine de gerek yoktur. Zira sulhun temel işlevi hükmün tamamlayıcısı olmak değil; hüküm yerine geçmektir. Dolayısıyla sulhun bizzat kendisinin ayrıca bir mahkeme hükmü verilmesine gerek olmaksızın doğrudan doğruya davayı sona erdirmesi doğaldır. Bu bakımdan mahkemenin vereceği “esas hakkında karar verilmesine yer olmadığı kararı” davanın sulh nedeniyle konusuz kaldığını tespit ve tevsikten öte bir anlam taşımayacaktır (Tanrıver, s. 97).Somut olayda davalı veya vekili yargılamanın önceki safahatına katılmamış, davaya cevap vermemiş, bilirkişi raporuna itiraz etmemiş ancak tahkikatın sona erdirilerek hüküm verileceği celse davalı vekili duruşmaya katılmış ve tarafların mahkeme dışı sulh olduklarını ve sulhe göre karar verilmesini talep etmiştir. Elbette yargılamanın her aşamasında, hükmün kesinleşmesine kadar tarafların sulh olmalarına hukuki bir engel yoktur. Ancak mahkeme dışı sulhun mahkeme içi sulhe dönüşebilmesi ve mahkemenin bu sözleşmeye uygun karar verilebilmesi için 313. maddenin gerekçesinde de ifade edildiği üzere, bu sözleşmeye uygun mahkemece bir karar verilmesi gerektiği yolundaki iddia ve talebin, diğer tarafça kabul edilmiş olmasına bağlıdır.Mahkeme dışı sulhe ilişkin olarak Yargıtay 19. ...’nin 08.10.2025 T.,... E., ... K. sayılı kararı şu yöndedir:“Diğer yandan ifade etmek gerekir ki sulh, bir sözleşme olarak mahkeme dışında da yapılabilir. Mahkeme dışı sulh, diğer sözleşmeler gibi tamamen maddi hukuk hükümlerine tâbidir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 313. maddesinin gerekçesine göre; mahkeme dışı sulh, borçlar hukuku konusu olduğundan düzenleme dışı bırakılmıştır. Bir diğer ifade ile 6100 sayılı Kanun'da sadece mahkeme huzurunda yapılan sulh düzenlenmiştir (Baki Kuru, Medenî Usul Hukuku El Kitabı, Cilt II, Ankara, Birinci Baskı, 2020, s.1104; aynı yönde bkz. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesi, 01.06.2015 tarihli ve ... Esas,... Karar sayılı karar). Nitekim Kanun'un 313. maddesinin birinci fıkrasında da sulh, görülmekte olan bir davada, tarafların mahkeme huzurunda yapmış oldukları bir sözleşme olarak ifade edilmiştir. Dolayısıyla Kanun'un 315. maddesi gereği kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğuran sulh, mahkeme huzurunda yapılan sulhtur. Şu hâlde mahkeme dışı sulh, mahkeme içi sulhe dönüşmedikçe kesin hüküm etkisi yaratmaz (..., "Sulh", Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 1, Yıl 1943, Sayı 2, 200-209, s.209; ..., "Mahkeme Dışında Yapılan Sulh ve Yargılamaya Etkisi", İstanbul Hukuk Mecmuası, Cilt 77, Yıl 2019, Sayı 2, 503-521, s. 515).”HMK'nın ilgili hükümleri, Yargıtay'ın yukarıda değinilen ilke kararları doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde; mahkeme dışı sulh sözleşmesinin mahkemece tasdik edilebilmesi ve hükme esas alınabilmesi için tarafların karşılıklı olarak sulh olduklarını, mahkeme huzurunda yazılı yahut sözlü beyanları ile teyit etmeleri gerektiği, davacının söz konusu sulh ve ibra protokolünü kabul etmemesi nedeniyle mahkeme dışı sulh sözleşmesinin mahkeme içi sulh sözleşmesi gibi hüküm ve sonuç doğurabilmesinin mümkün olmadığı, mahkeme içi sulhe dönüşmedikçe kesin hüküm etkisi yaratmayacağı, borçlar hukukunun konusunu oluşturan sulh ve ibra protokolünün hükme esas alınamayacağı sonucuna varılmış; tarafların sulh olduklarına ilişkin davalı vekilinin beyanına itibar edilmemiştir.HÜKÜM
: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;1-Davanın KABULÜ ile, Davacının davalı hakkında başlatmış olduğu İzmir ...İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosya kapsamında davalı borçlunun yapmış olduğu İTİRAZIN İPTALİNE, takibin devamına,2-Davacının icra inkar tazminatının kabulü ile, alacağın (626.175,00-TL) %20'si tutarında olmak üzere 125.235,00-TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,3-Alınması gereken harç 42.774,01-TL olup, peşin alınan 7.562,64-TL'nin mahsubu ile bakiye 35.211,37-TL karar ve ilâm harcının davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,4-Davacı tarafça yapılan ilk dava açma gideri 8.051,04-TL, posta ve tebligat masrafı 65,00-TL bilirkişi ücreti 5.000,00-TL olmak üzere toplam 13.116,04-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT 13/1 gereğince taktir olunan 97.926,25-TL nispi vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,6-Taraflarca yatırılan gider avansından yargılama sırasında yapılan masraflar ile karar tebliğ giderlerinden geriye kalan avansın karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,7-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına, lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,8-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-11-13. maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.600,00-TL arabuluculuk ücretinin (yargılama gideri) davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,Dair, davacı vekili ve davalı vekilinin yüzüne karşı, kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize ve bulunulan yer Asliye Hukuk (Ticaret) mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İzmir BAM nezdinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. █████/2025Katip ...¸Hakim ...¸