Antalya Bölge Adliye Mahkemesinin, eğitim hizmeti veren limited şirkette ortaklar arası mali usulsüzlük ve şirket zararı iddiaları üzerine ortaklıktan çıkarılma davası istinaf kararı.
Özet: Limited şirketin iki ortağından birinin, diğer ortağın şirkete zarar veren eylemlerde bulunduğunu, asılsız şikayetlerle denetimlere yol açtığını ve çalışanları keyfi olarak işten çıkardığını iddia ederek ortaklıktan çıkarılmasını, paylarının kendisine devredilmesini ve yetkilerinin kısıtlanmasını talep ettiği; davalı ortağın ise şirketin yüksek vergi ve SGK borçlarının, açıklanamayan para çekişlerinin ve çalışmayan kişilerin SGKlı gösterilmesinin davacının kötü yönetiminden kaynaklandığını savunarak davanın reddini istediği, her iki ortağın da birbirini şirketi zarara uğratmakla suçladığı bir uyuşmazlıktır.

T.C.

ANTALYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
16. HUKUK DAİRESİ
KARAR TARİHİ
:█████/2025
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
:Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
KARAR TARİHİ
:█████/2025
DAVANIN KONUSU
:Limited Şirket Ortaklığından Çıkarılma
GEREKÇELİ KARAR
YAZIM TARİHİ
:█████/2025
İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.
Üye hakimin görüşü değerlendirildi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ
:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalı ... ... ile beraber ... ni kurduğunu, her ikisinin de şirkette %50 pay shibi ve münferiden yetkili müdür ayrıca davacının müdürler kurulu başkanı olduğunu, bahse konu şirketin kendi bünyesi altında Antalya ... Anadolu Lisesi olarak eğitim hizmeti verdiğini, bir süredir ortaklar arasında sorunlar olduğunu, davacının eğitimci olmasına karşın davalının eğitimci olmadığını, bu nedenle de okulda aktif rol almak istemediğini, ancak davalının bir yıldır oğlunun okul bünyesinde fahiş bir maaş ile çalışmasını talep ettiğini, oğlunun eğitimci olmaması ve okul bünyesinde talep edilen ücretle çalışmasının mümkün olmaması nedeni ile davacıya husumet beslemeye başladığını, bunun sonucunda da okula ve şirkete zarar verici pek çok davranış sergilediğini, okulu Milli Eğitim Bakanlığına, SGK‘ya CİMER’e asılsız iddialar ile şikayet ettiğini, okul bünyesinde geçmiş tarihlerde çalışmış olan öğretmenlere, müdürlere müdür yardımcılarına ulaşarak okulu, şirketi karalamaları şikayet etmeleri yönünde telkinlerde bulunduğunu, bunun sonucunda da okula sayısız kez müfettiş geldiğini, soruşturmalar sonucunda isnat edilen fiillerin mesnetsiz olduğunun anlaşıldığını, bu iddialardan sonuç alamayan davalının salt okul ve şirketi zarara sokmak maksadı ile iki kez tüm öğretmenleri işten çıkardığını, neticeten davalı ile davacının ortak olmasında hukuken bir fayda bulunmadığını ve aynı zamanda da davalının bahse konu şirkette ortak olmasının ne yazık ki şirketin hem maddi hem manevi olarak zarara uğraması sonucunu doğurduğunu beyanla ... ortaklarından ...’nın şirket ortaklığından çıkarılmasına, ...’nın paylarının diğer ortak ...a devredilmesine, şirketin dava süresi boyunca daha fazla zarara uğramaması için tedbiren dava süresince ...’nın münferit yetkilerinin kısıtlanarak işçi çıkarmasının engellenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ
:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; tarafların kurduğu okulun 2019-2020 sezonunda eğitim ve öğretime başladığını, tarafların ortaklık anlaşmasına göre her ay gelir gider konusunda görüşmeler yapılarak, hesaplar kontrol edilecek mali tabloların değerlendirileceğini, ancak yapılan anlaşmaların hiç bir zaman uygulamaya geçmediğini, davalının okulun müdürü olarak ne bir öğrencinin ne de bir öğretmenin okula alınması konusunda karar mercii olmadığını, davalının 2022 yılında 4 Nisan tarihinde ise maliye icra servis biriminden bir memur tarafından arandığını ve bu arama ile okulun 1.970.000 TL civarında vergi borcu, 1.000.000 civarında da ssk borcu olduğunu öğrendiğini, davalının bu bilgi üzerine mali müşavirleri ...' ın yanına giderek okulun kuruluşundan bugüne dek banka hesaplarının incelenmek istediğini, bu inceleme sonunda ise davacının uhdesinde okula ait paralar olduğunu, ayrıca yine çekilen ve nerelere harcandığı belli olmayan paraların olduğunu öğrendiğini, bu kapsamda gerek SGK İl Müdürlüğünden gerekse de Vergi Dairesinden şirketin borçlarının istenmesini talep ettiklerini, davalının bu hususların hiç birisinde bir dahli olmadığı gibi haberinin de ancak bu aşamadan sonra olduğunu, bugün ise bu borçlar kapatılmadığı gibi artarak devam ettiğini, şuan borç miktarının 4.000.000 civarında olduğu, bunların tek müsebbibinin davacı olduğunu, zira okulu yönetenin davacı olduğunu, davacının okulda çalışmayan öğretmenleri dahi okulda çalıştı diye SGK lı gösterdiğini, davacı tarafından fiilen başka okulda çalışan bazı öğretmenlerin dahi dava konusu okulda çalışıyor gösterildiğini, hatta eşi ...'ı dahi okul ile ilgisi olmamasına rağmen okulda çalışıyor gösterdiğini, tüm bu usulsüzlükleri yapanın davacı iken davalının haklarının kısıtlanmasının hakkaniyetli olmadığını, davalının artık işlerde bir sıkıntı olduğunu ve bu sıkıntıların bir müdür ve ortak olarak kendisine de yansıyacağını düşündüğü için davacıya Antalya 5. Noterliği 18.07.2022 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesini keşide ettiğini, davacının da bu ihtarnameye Antalya 22. Noterliği 18.08.2022 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile cevap verdiğini, ancak verdiği cevaplarda davalının sorduğu konulara bir açıklık getiremediğini, beyanla davanın öncelikle ... yönünden usulden ve davacılar yönünden de esastan reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yan üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
:
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "... TTK 616/1-h hükmünde bir ortağın şirketten çıkarılması için mahkemeden istemde bulunulması hususunun genel kurulun devredilmez yetkileri arasında sayıldığı, yine aynı Yasa'nın 621/1-h hükmünde bir ortağın haklı sebepler dolayısıyla şirketten çıkarılması için mahkemeye başvurulması ve bir ortağın şirket sözleşmesinde öngörülen sebepten dolayı şirketten çıkarılması için genel kurulda temsil edilen oyların en az 2/3'ünün ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunması halinde karar alınabileceğinin düzenlendiği, bu vasıftaki şirket genel kurul kararının çıkarma davası için aranan özel dava şartı olduğu, dava şirket tarafından açıldığından davacının taraf sıfatının (aktif husumet ehliyeti) bulunduğu, ancak iki ortaklı davacı şirkette ortakların %50'şer oranında pay sahibi oldukları, davadan önce davalı ortağın şirketten çıkarılması için genel kurulda bir karar alınmadığı, her ne kadar genel kurul kararı tamamlanabilir nitelikte ise de somut olayda ortaklık pay durumu ve ortak sayısı itibariyle Yasa'da aranan nitelikte karar nisabını içerir genel kurul kararının alınması mümkün olmadığından dava şartının gerçekleşmediği görülmekle.." şeklindeki gerekçe ile davanın genel kurul kararı dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
:
Karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; şirketin % 50 hisseye sahip münferit yetkili iki ortaktan meydana geldiğini, bu durumda TTK'da belirtilmiş olan nitelikli çoğunluğun sağlanmasının ihtimal dahilinde olmadığını, zira zaten iki ortağın bulunduğunu ve bu iki ortağın ortaklıktan çıkma çıkarılma konusunda mutabık olması halinde işbu davaya gerek kalmayacağını, davada hukuki yararın bulunmayacağını, bu nedenle mahkemece TTK ilgili maddesinde ortaklıktan çıkarılması için aranan şekli şartın aranmasının hukukun özüne aykırılık teşkil edeceğini, TTK gereği ortaklardan birinin çıkarma davası açma hakkının, ölçüsüz bir biçimde sınırlandırıldığını, müvekkilinin bu davayı açmakta haklı olduğunun kabul edilmesi gerektiğini, bilirkişi raporunun yüzeysel olduğunu beyan ederek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE
:
Dava, limited şirket ortağının TTK'nın 640/3 hükmü uyarınca ortaklıktan çıkarılması istemine ilişkindir.
6102 sayılı TTK'nın 640. maddesinin 1. fıkrası şirket sözleşmesinde, bir ortağın genel kurul kararı ile şirketten çıkarılabileceği sebeplerin öngörülebileceğini düzenlemiş olup, maddenin 3. fıkrasında şirketin istemi üzerine ortağın mahkeme kararı ile haklı sebebe dayanılarak şirketten çıkarılması hali saklı tutulmuştur. Maddenin birinci fıkrası uyarınca, şirket sözleşmesinde bir ortağın ortaklıktan çıkarılması için sebepler öngörülmüş ise, şirket genel kurul kararı ilgili ortak ortaklıktan çıkarılabilir. TTK'nın 640/1. maddesi uyarınca, şirket sözleşmesinde bir ortağın ortaklıktan çıkarılması için sebepler öngörülmemiş ve ortağın şirketten çıkarılmasına mesnet durum, vakıa esas sözleşemede öngörülen hallerden birinin kapsamına girmiyor ise, ilgili ortağın ortaklıktan çıkarılması mahkeme kararı ile mümkündür. TTK'nın 640/3. maddesine uyarınca, şirketin istemi üzerine bir ortağın haklı sebeple ortaklıktan çıkarılmasına karar verilebilmesi için öncelikle şirket genel kurulunun bu yönde bir karar alması gerekir. Zira Kanun'un 616/1-h ve 621/1-h maddelerinden böyle bir kararın alınması gerektiği açıkça anlaşılmaktadır. Ayrıca TTK 616/1-h maddesi bir ortağın şirketten çıkarılması için mahkemeden istemde bulunulması hali şirket genel kurulunun devredilemez yetkilerinden biri olup, bir ortağın haklı sebeple limited şirket ortaklığından çıkarılması için genel kurul kararı alınmadan açılan davalarda eksikliğin giderilmesi için mahkemece şirkete verilen kesin süreye rağmen eksiklik giderilmez ise davanın usulden reddine karar verilmesi gerekir.
Ortağın haklı sebeplere dayalı olarak çıkarılması için açılacak dava öncesinde şirket tarafından öncelikle şirket genel kurulunda bu yönde karar alınması hususu 6102 sayılı Kanun'un 621/1-h maddesinde emredici şekilde düzenlenmiştir. Bu nitelikteki bir karar kanun koyucu tarafından önemli kararlar arasında sayılmış olup kararın alınabilmesi için Kanun'un 621 inci maddesinde ağırlaştırılmış nisaplar öngörülmüştür. Buna göre haklı sebeplerle çıkarma davası açılması için şirket genel kurulunda geçerli bir karar alınabilmesi, temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunmasına bağlıdır. Bu yeter sayı koşulu sağlanmayan genel kurul kararları yok hükmünde olup böyle bir karara dayalı olarak açılan çıkarma davasının da dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilir. Zira bu vasıftaki şirket genel kurul kararı, 6100 sayılı Kanun'un 114/2 nci maddesi anlamında çıkarma davası için aranan özel dava şartı niteliğindedir. Bu sebeple mahkemece yargılanmanın her aşamasında resen gözetilecek hususlardan biridir (Çamoğlu, Ersin; Limited Ortaklıklar Hukukunun Temel Esasları, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2023, s. 86; Şenocak, Kemal/Yasan, Mustafa; Şirketler Hukuku Şerhi, Cilt 4, Seçkin yayınevi, Ankara 2022, s. 4988; Dinç, Serhan; Limited Şirketlerde Genel Kurulun Devredilmez Yetkileri, Seçkin yayınevi, Ankara 2022, 209; Bilgili, Fatih/Demirkapı, Fatih, Şirketler Hukuku Dersleri, Şubat 2018, s. 500).
Somut uyuşmazlıkta, haklı sebeplerle çıkarma davası açılması için şirket genel kurulunda geçerli bir karar alınmadığı ve pay durumu ve ortak sayısı itibariyle böyle bir kararın alınmasının da hukuken imkan dahilinde olmadığı, iki ortaklı limited şirketlerde ortaklardan sadece birinin iştiraki ile toplanan genel kurulda kanunda aranan nitelikte çoğunluğun sağlanamayacak olması karşısında mezkur kararın da yok hükmünde olacağı anlaşılmaktadır (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, █████████ Esas, █████████ Karar; █████████ Esas, ████████ Karar; █████████ Esas, █████████ Karar; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, ███████-63 Esas, ████████ Karar).
Davacı vekili, istinaf dilekçesinde, ortakların davada taraf olduklarını ve bu nedenle, karar alınmasının gerekmediğini ileri sürmüş ise de bahsedilen husus, temelde, limited şirketteki tüm ortakların davada taraf olması halinde ayrıca tüzel kişiliğin de hasım gösterilmemesinin sonuca etkili bulunmadığı ve taraf teşkilinin sağlandığı, şirketin davada temsil edildiği hususundaki Yargıtay kabulü olmakla (Aynı yönde Yargıtay 11.Hukuk Dairesi, ██████████ Esas, █████████ Karar), benzer bir durum somut uyuşmazlıkta mevcut değildir. Somut uyuşmazlıkta, davacı taraf zaten şirkettir ancak ortaklıktan çıkarılma için kanunen gereken genel kurul kararı şartı mevcut değildir. Bu nedenle, benzer hususlar söz konusu olmamakla, davacı tarafın bu yöne ilişkin istinaf sebebi yerinde değildir.
Ayrıca, davacı vekili, ortaklıktan çıkarma için aranan nisabın, iki ortaklı limited şirketler için imkansız bir nisap olduğunu ileri sürerek, söz konusu ağırlaştırılmış nisabın üçten az ortaklı limited şirketler için kabul edilmesi gerektiğini istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür. Ancak, 6102 sayılı TTK da çıkarma kararı için öngörülen nisapta artık ortak sayısı dikkate alınmadığından, yasa koyucu, söz konusu ağırlaştırılmış nisabı, bir sermaye şirketi olan limited şirketler için bilinçli şekilde düzenlediğinden bu nisabın sağlanmasının mümkün olmadığı yönündeki istinaf sebebi de yerinde değildir (Kendigelen, Abuzer/Kırca, İsmail; Şirketler Hukuku, C III, Onikilevha yayınları, İstanbul 2022, s. 232, 233).
Yukarıdaki açıklamalar ışığında, HMK'nın 359/3 maddesi uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, HMK'nın 355/1 maddesi gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, haklı sebeplerle çıkarma davası açılması için şirket genel kurulunda geçerli bir karar alınmasının gerekmesine ve pay durumu ve ortak sayısı itibariyle böyle bir kararın somut uyuşmazlıkta alınmasının da hukuken imkan dahilinde olmamasına, iki ortaklı limited şirketlerde ortaklardan sadece birinin iştiraki ile toplanan genel kurulda kanunda aranan nitelikte çoğunluğun sağlanamayacak olması nedeniyle alınacak bir kararın da yok hükmünde olacağının açık olmasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM
:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı vekilinin ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının mahsubu ile başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
3-Davacının istinaf başvurusu nedeniyle yaptığı yargılama masraflarının kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
4-Kullanılmayan istinaf gider avansının 6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince ilgilisine İADESİNE,
5-İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
6-Kararın Dairemizce taraflara TEBLİĞİNE,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, Dairemiz kararının tebliğinden itibaren İKİ HAFTA içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
...

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!