İşçi ücret, ikramiye ve tediye farkı alacakları davasında, gerçek ücretin tespiti, ispat yükü, işverenin belge düzenleme yükümlülüğü ve emsal ücret araştırması yoluyla gizlenen ücretin ortaya çıkarılmasına ilişkin Yargıtay kararı.
Özet: Yargıtay, ücret, ikramiye ve tediye farkı alacakları talepli davada, iş sözleşmesinde ücretin belirtilmediği hallerde işçinin kişisel özellikleri, kıdemi, mesleki unvanı, işin niteliği, emsal ücretler gibi unsurların dikkate alınarak ücretin tespit edilmesi gerektiğini vurgulamıştır; ayrıca, işverenin 4857 sayılı İş Kanununun 8 ve 37. maddeleri gereği işçiye çalışma koşullarını ve ücret detaylarını içeren belge verme yükümlülüğünün ispat yükünde önemli rol oynadığını, kayıtlardaki ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi durumunda ise sendikalardan emsal ücret araştırması, tanık beyanları ve tüm delillerin birlikte değerlendirilerek gerçek ücretin belirlenmesi gerektiğini ifade etmiştir.

MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
DAVA
:Davacı, ücret, ikramiye ve tediye farkı alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:Y A R G I T A Y K A R A R I1. Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.2. Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.4857 sayılı İş Kanununda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir.Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler.İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemesi, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit edilmelidir. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir.4857 sayılı Yasanın 8 inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur.Aynı yasanın 37 nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücretinoktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. (Yargıtay 9.HD. 23.9.20 08... /27217 E, ██████████ K.).Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur.Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8 inci ve 37 nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir.Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmemesi ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemesi, işçinin ücret, sigorta primi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır.Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenip, düzenlenmediğinin de araştırılması gerekir.Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir.Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır.İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.Somut olayda; 1984 yılında davalı işyerinde çalışmaya başlayan ve taraf Orman İşçileri Sendikasına üye olduğunu idda eden davacı bu sendika ile imzalanan ve 01.01.1997-31.12.2004 tarihinde iş yerinde yürülükte olan dört TİS nin zamlarının kendisine eksik uygulandığını, 01.01.2005 tarihinden sonra da bu TİS hükümleri hizmet akti olarak devam ettiği halde..dönem artışlarının eksik ve geç yatırıldığını belirterek fark ücret buna bağlı olarak fark ikramiye ve ilave tediye isteklerinde bulunmuştur.Davalı işveren zamanaşımı definde bulunarak eksik ödenmiş bir alacak olmadığını savunmuştur.Mahkemece; bilirkişi raporuna itibar edilerek davacının fark alacakları ücret ve ikramiye için TİS deki temerrüt, ilave tediye için dava ve ıslah tarihlerinden itibaren faiziyle birlikte hüküm altına alınmıştır.Sicil dosyasından; davacının ilkokul mezunu mevsimlik işçi olarak 13.01.1989 tarihinde işe girdiği, 1994 yılına kadar yılda 43-212 gün arası çalıştığı, kıdem tazminatını da 1994 yılında işten ayrıldığı, beş yıl aradan sonra 05.11.1999 tarihinde yeniden aynı işe girdiği, mevsimlik işçi olarak çalıştıktan sonra da 2001 yılında daimi kadroya geçerek yılın tüm süresinde çalışmaya başladığı anlaşılmaktadır.Dosyada davacının yeniden işe girdiği 1999 yılına ait sendika üye kaydı bulunmamaktadır.İlk bilirkişi raporunda 1984 yılında işe girdiği, girdiğinden itibaren dayanışma aidatı ödeyerek TİS den yararlandığı belirtilmiştir.Dosyada dayanışma aidatı ödeyerek TİS den yaralanma isteğine ilişkin dilekçede bulunmamaktadır.Öncelikle davacının 05.11.1999 olan giriş tarihinde TİS den yaralanma durumu tereddüde yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulmalıdır.Bundan sonra 05.11.1999 olan giriş tarihindeki ücreti tesbit edilmelidir. Hukuk Genel Kurulunun benzer olayda verdiği 11.11.2009 gün ve 2009/9-438 Esas. ████████ sayılı karara göre bu ücreti de zaman zaman Bakanlıkça müktesep hak sayılmamak üzere verilen ücretten değil sendika üyeliğinin işverene bildirildiği veya dayanışma aidatı dilekçesinin işverene verildiği tarihteki TİS Ek 1/b cetvele göre belirlenmelidir. Daha sonra bu tarihte işyerinde yürülükte olan TİS nin 40.maddesinde belirtilen tarihten itibaren TİS zamları uygulanmaldır.Öte yandan, davacı 02.02.2001 tarihine kadar mevsimlik işçi olarak çalıştığından TİS nin 33.maddesinde sadece daimi işçiler için öngörülen kıdem terfi zammından bu tarihe kadar davacının yararlanması mümkün değildir, TİS zamları uygulanırken bu husus da göz ardı edilmemelidir.Diğer taraftan bilirkişi raporunda, dosyada zaten bulunan TİS lerin maddelerini yazmakdan ziyade; davalının ödediği miktar ile bir fark doğduğunda bunun nedeninin TİS nin hangi maddesinden kaynaklandığının denetlenebilir şekilde açıklanması gerekmektir.01.01.2005 sonrası davalı genelgelerine uygun hesap yapması yönünden uygun olan ancak ilk hesaplamaya esas alınan ücret miktarı ve tarihi yönünden yukarıda belirtilen esaslara uygun olmayan, esasen belirtilen bu konuda birbiriyle de çelişen bilirkişi raporuna itibar edilerek sonuca gidilmesi hatalıdır.SONUÇ
: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, 14.05.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.