İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen menfi tespit davasında, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan borca rehin açığı sonrası uygulanan fahiş faiz oranının yasal sınırlara indirilmesi talep edildi.
Özet: Bu menfi tespit davasında davacı, bankadan kullandığı ve ipotekli taşınmazın satışına rağmen kalan kredi borcu için, alacağı devralan şirket tarafından başlatılan icra takibinde uygulanan %67,2 oranındaki fahiş faizin yasalara aykırı olduğunu ileri sürerek, faizlerin yasal sınırlara çekilip borcun yeniden hesaplanmasını talep etmiştir; davalı taraf ise uygulanan faiz oranlarının yasal ve sözleşmeye uygun olduğunu, ticari kredi niteliği taşıyan borç için bankaların faiz oranını serbestçe belirleyebileceğini savunarak davanın reddini istemiş, mahkeme ise taraflar arasındaki borç durumunun ve faiz hesaplamalarının hukuka uygunluğunu belirlemek amacıyla konuyu bankacılık ve finans uzmanı bir bilirkişiye tevdi etmiştir.

T.C.
İSTANBUL6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİESAS NO
: ███████ EsasKARAR NO
: ████████DAVA
: Menfi TespitDAVA TARİHİ
: █████/2024KARAR TARİHİ
: █████/2025Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit davasının yapılan açık yargılaması sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:DAVA
: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ile ... arasında,16.12.2016 tarihli Genel Kredi sözleşmesi akdedilmiş, bir süre davacı tarafından kredi geri ödemeleri yerine getirilmiş, ancak davacının düştüğü ekonomik darlıklar sebebi ile kalan kısmın ödenemediği, bunun üzerine ilgili banka tarafından davacı hakkında, ... 10.İcra Dairesinin ... E sayılı takip dosyası ile icra takibi başlatıldığı ve davacının kredi karşılığı ipotekli taşınmazı satılarak borcun bir kısmı karşılanmadığı, dosyada asıl borca uygulanan faiz oranı, davacıya gönderilen İcra Emri’nde belli olmadığı, davacının bilgisizliğinden kaynaklı olarak kesinleştirilmek sureti ile dosyadan satış işlemi gerçekleştirildiği, davacının kullanmış olduğu kredi ana parası ve kredi sözleşmesinde belirlenen kredi faiz oranına (2.80) göre takip yapılmış olsa idi davacının ödemiş olduğu bir kısım kredi taksitleri ve taşınmazın satışından elde edilen miktar ile toplam kredi borçunun kapanmış olmasının gerektiği, kalan 202.703,21 TL’lik borç yönünden ... 10. İcra Müdürlüğünden ... tarihli Rehin Açığı Belgesi alındığı ve bilahare bu alacak ... Şirketi’ne devredilmiş ve devralan ...Anonim Şirketi tarafından davacı hakkında 28.12.2023 tarihinde ... 25. İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı icra takibi başlatıldığı, başlatılan icra takibinde asıl alacak kalemi olan 202.703,21 TL’ye, satış tarihi olan 22.01.2020 tarihi’nden itibaren %67,2 yıllık faiz uygulanmak sureti ile oluşan 414.994,00 TL faiz alacağı ile birlikte toplam borç miktarı 617.697,21 TL olarak hesaplandığı, uygulanan bu faiz oranı yasal olmayıp, fahiş derecede ve piyasa koşullarının oldukça üzerinde haksız uygulandığı, 4822 Sayılı yasa ile değişik 6502 sayılı TKHK.’un 5. Maddesi gereği. ”satıcı veya sağlayıcının tüketici ile müzakere etmeden tek taraflı olarak sözleşmeye koyduğu, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde iyi niyet kurallarına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme koşulları haksız şattır” denildiği, aynı şekilde taraflar cezanın miktarını tayin etmekte serbest iseler de, BK.182/son maddesi hükmüne göre hakim, fahiş gördüğü cezaları kendiliğinden indirebilir dediği, davalı tek taraflı matbu evrakla davacı bilgisizliğinden yararlanmak sureti ile sözleşme imzalatıldığı, bu sözleşme dayatma şeklinde olduğu için içinde var olan faiz oranı da tüketiciye bilgi verilmeden imzalatıldığı için geçersiz olduğu bildirilerek, akdedilen 16.12.1016 tarihli Genel Kredi Sözleşmesinden doğan borç için talep edilen ... 10.İcra Dairesi ... E sayılı dosyasına konu Ana paraya uygulanan fahiş faiz miktarı ve hem de İstanbul 25.İcra Müdürlüğü... E. sayılı dosyasında talep edilen % 67.2 fahiş faiz oranının yasal faiz oranına indirilmesi ve ... 10.İcra Dairesi ...E sayılı dosyasında ana para borcuna uygulanan faiz miktarının tespiti ile yasal oranların üzerinde olması halinde borç miktarından tenzili ile yeniden hesaplanmasına, yargılama giderleri ile karşı vekalet ücretinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesi istenmiştir.CEVAP
:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava konusu alacağın icra takibinin davalı ... A.Ş tarafından temlik eden ... A.Ş'den temlik alındığı, kısmi menfi tespit davası açılamayacağı, uyuşmazlığa konu alacak ticari kredi ve ipotek borcundan kaynaklanan bir borç niteliğinde olduğu, alınan rehin açığı belgesine istinaden başlatılan takipte faiz talebi yargı kararları uyarınca işletildiği, özel kanun hükmündeki 5411 sayılı bankacılık kanunu bankalara, kredilerde faiz oranını serbestçe belirleme yetkisi verdiği, icra takibinde kesinleşen faizin uygulaması gerektiği, borçluya uygulanan faizin kanunun ve sözleşmenin bir gereği olduğu, davalı şirket aleyhine vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiği bildirilerek, davanın reddine karar verilmesi istenmiştir.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
: Dava, menfi tespit istemine ilişkindir.Dosyada tarafların bildirdiği belgeler, ... 25. İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyası, ... 10.İcra Dairesi ...E sayılı dosyası, Genel Kredi Sözleşmesi, ipotek belgesi, Resmi Senet fotokopileri ve bilirkişi raporu delil olarak değerlendirilmiştir.Uyuşmazlığın niteliği ile HMK'nın 200.maddesi uyarınca taraf vekillerinin tanık dinletme taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.HMK'nın 266/1. maddesi gereği dosyanın bankacılık ve finans uzmanı bir bilirkişiye tevdi ile taraflar arasında akdedilen kredi sözleşmeleri ve diğer sözleşmeler sebebiyle davacının davalıdan alacağının bulunup bulunmadığı, bulunuyor ise ferileriyle birlikte miktarının belirlenmesi ile dava türünün menfi tespit olduğu gözetilerek davacının dava konusu icra takibi sebebiyle kısmen dahi olsa borçlu olmadığının tespit edilmesi halinde borçlu olunamayan miktarın tüm ferileriyle birlikte tespiti hususunda hazırlanan █████/2025 tarihli bilirkişi raporunda; dava dışı ...A.Ş. ile davacı asıl borçlu ... arasında 16.12.2016 tarih ve 200.000,00 TL. kredi limitli ile 12.01.2018 tarih ve 300.000,00 TL. limitli Genel Kredi Sözleşmeleri imzalanmış olduğu, taraflar arasında imzalanmış 16.12.2016 ve 12.01.2018 arihli GKS.lerin “Faiz, Komisyon, Masraf, Ücret, Vergi, Resim, Harç Ve Fonlar” başlıklı 12. Maddesi altı 12.2. Fıkrası ile; Banka bu sözleşme gereğince müşterinin temerrüde düşmesi halinde temerrüde düşülen borç için temerrüdün gerçekleştiği tarihte yukarıda şekilde hesaplanacak akdi faiz oranının 2 katı oranında temerrüt faizi işler." Hükmü mevcut olup, bu hükme uygun olarak GKS.lere göre temerrüt faiz oranının ne şekilde ve hangi oranda belirleneceği taraflarca kabul edilmiş olduğu Ki davacı tarafından kullanılmış Taksitli Ticari Kredi Ödeme Planının aylık % 2,80 yıllık %33,60 akdi faiz oranı ile hazırlanmış ve de davacı tarafından kabul ile kredi kullanılmış olduğundan ödeme planı ve taksit tutarları ile tarafların kabulünde olan yıllık %33,60 akdi faiz oranının 2 katı yıllık %67.20 teremerrüt faiz oranının sözleşmeye, TBK. 8. Ve 120. Maddeleri, Bankacılık Kanınu 144. Maddelerine ve de T.C. Merkez Bankası 2020/3. S. Tebliği 4. Maddesine uygun bulunduğu, davacı Sultan Çoruhlu'nun alacak temliki almış olan ...Yönetim A.ş. ne 28.12.2023 takip tarihi itibariyle ... 25. İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı takip talebi içeriği gibi; 202.703,21 TL rehin açığı belgesi (İstenen %67, 20 Yıllık Diğer), 414.994,00 TL. satış sonrası işleyen faiz olmak üzere toplam 617.697,21-TL. borçlu bulunduğu tespit edilmekte olup, takip 28.12.2023 tarihinden itibaren, 202.703,21 TL asıl alacak üzerinden yıllık %67,20 oranı temerrüt faizi ve %5 BSMV uygulaması gerektiği bildirilmiştir.Davacı tarafından varlığı inkâr edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının tespiti için açılan davaya menfî (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, İstanbul 2013, s. 346). Menfî tespit davası 2004 sayılı İİK'nın 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere menfi tespit davasında amaç bir hukukî ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitidir.Menfi tespit davası, maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233).Ayrıca, adi senette borçlu olarak gözüken kimse, senet altındaki imzanın kendisine ait olmadığının ve dolayısıyla, senet borçlusu konumunda bulunmadığının tespiti amacıyla, cebri icra tehdidi ile karşı karşıya ise, icra takibinin yapılmasından önce; süresi içinde ödeme emrine karşı imzaya itirazda bulunmayı ihmal etmiş ve takip kesinleşmişse, takibe başlanılmasından sonraki evrede sahtelik davası açabilir, böyle bir sahtelik davası hukukî niteliği itibariyle 2004 sayılı İİK 72’de düzenlenmiş olan menfi tespit davasıdır (Tanrıver, S.: Medenî Usul Hukuku, C.1, Ankara 2016, s. 844-845).TMK'nın 6. maddesine göre "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." HMK'nun 190. maddesi gereğince de, "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir."Menfi tespit davalarında da, HMK'nın ispata ilişkin genel kuralları geçerlidir. Bu davalarda davacı taraf, borçlu olmadığını iddia ettiğine göre, olumsuz bir durumun ispatı mümkün olmadığından, kural olarak ispat yükü alacaklıya aittir. Fakat davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı HMK m. 190; 4721 sayılı TMK m. 6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru, El Kitabı, s. 370 ilâ 372). 6100 sayılı HMK'nın 209. maddesi uyarınca; adi bir senetteki yazı veya imza inkâr edildiğinde, bu konuda bir karar verilinceye kadar, o senet herhangi bir işleme esas alınamaz. Öte yandan, sözleşmedeki imzanın borçluya ait olduğunu ispat külfeti bunu iddia eden alacaklıya aittir. (Yargıtay HGK'nın █████/2006 tarih ve... E.,... K. sayılı ilamı). Başka bir ifade ile, menfi tespit davasında hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü alacaklıdadır. Bununla beraber, yukarıda izah edildiği üzere davacının iddiasına göre ispat yükünün yer değiştirmesi de mümkündür. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel ilişkiden doğan talep hakkına ise bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır. (HGK'nun ... Esas ... Karar... Esas... Karar sayılı ilamları) Bu nedenle kambiyo senetleri hakkında açılan menfi tespit davalarında, senedin dayanağı olduğu ileri sürülen hukuki ilişki ile senet metnindeki borç sebebi karşılaştırılarak, ispat yükünün kime düşeceği belirlenir.Bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi kambiyo senedi alacağı da kural olarak uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illi ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukuki işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemektedir. İşte bu gaye bir kambiyo senedinde mündemiç hakkın doğumu ve devri açısından hukuki sebebi teşkil eder. Kambiyo senedi düzenlenmesi dolayısıyla ortaya çıkan ilişki “kambiyo ilişkisi” ismiyle anılmaktadır. Kambiyo senedi vermek suretiyle borç altına giren borçlu “kambiyo taahhüdü”nde bulunmuş olur. Kambiyo ilişkisinin altında esas itibariyle bir asıl /temel borç ilişkisi vardır. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır.Kambiyo senedinin bir illete bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü kambiyo senedinin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (TMK m. 6 m.). İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir.Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle ortadan kalktığını ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkâr ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle sona erdiğini ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir. Menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira davacı borçlu, senedin varlığını kabul etmekle birlikte bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir. (Yargıtay HGK'nun ...E-... K sayılı kararı)Tüm bu genel açıklamalar dikkate alınarak iş bu davada ispat yükü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı tarafta olup davalı alacaklı ... 25. İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı takip dosyasındaki borcun sebebi olan 16.12.2016 ve 12.01.2018 tarihli genel kredi sözleşmelerine dayalı alacağının varlığını ispatla mükelleftir. Taraflarca ileri sürülen deliller toplanmış ve 16.12.2016 ve 12.01.2018 tarihli genel kredi sözleşmeleri sebebiyle alacağın bulunduğu ve faiz oranın fahiş olmadığı iddiasına ilişkin olarak yapılan inceleme neticesinde; dava dışı ... A.Ş. ile davacı asıl borçlu ... arasında 16.12.2016 tarih ve 200.000,00 TL. kredi limitli ile 12.01.2018 tarih ve 300.000,00 TL. limitli genel kredi sözleşmelerinin imzalandığı, taraflar arasında imzalanmış 16.12.2016 ve 12.01.2018 arihli sözlşemelerin “Faiz, Komisyon, Masraf, Ücret, Vergi, Resim, Harç Ve Fonlar” başlıklı 12. Maddesi altı 12.2. Fıkrası ile; banka bu sözleşme gereğince müşterinin temerrüde düşmesi halinde temerrüde düşülen borç için temerrüdün gerçekleştiği tarihte yukarıda şekilde hesaplanacak akdi faiz oranının iki katı oranında temerrüt faizi işler." hükmü mevcut olup, bu hükme uygun olarak GKS.lere göre temerrüt faiz oranının ne şekilde ve hangi oranda belirleneceği taraflarca kabul edildiği ki davacı tarafından kullanılmış taksitli ticari kredi ödeme planının aylık % 2,80 yıllık %33,60 akdi faiz oranı ile hazırlanmış ve de davacı tarafından kabul ile kredi kullanılmış olduğundan ödeme planı ve taksit tutarları ile tarafların kabulünde olan yıllık %33,60 akdi faiz oranının iki katı olan yıllık %67.20 teremerrüt faiz oranının sözleşmeye, TBK. 8. Ve 120. Maddeleri, Bankacılık Kanınu 144. Maddelerine ve T.C. Merkez Bankası 2020/3. S. Tebliği 4. Maddesine uygun bulunduğu, davacı ...'nun alacak temliki almış olan ... A.Ş. ne 28.12.2023 takip tarihi itibariyle ... 25. İcra Müdürlüğü'nün ...E. sayılı takip talebi içeriği gibi; 202.703,21 TL rehin açığı belgesi (İstenen %67, 20 Yıllık Diğer), 414.994,00 TL. satış sonrası işleyen faiz olmak üzere toplam 617.697,21-TL. borçlu bulunduğu tespit edilmekte olup, takip 28.12.2023 tarihinden itibaren, 202.703,21 TL asıl alacak üzerinden yıllık %67,20 oranı temerrüt faizi ve %5 BSMV uygulaması gerektiği ve takip tarihi itibarıyla davacının davalıya 202.703,21 TL rehin açığı belgesi (İstenen %67, 20 Yıllık Diğer), 414.994,00 TL. satış sonrası işleyen faiz olmak üzere toplam 617.697,21-TL. borçlu durumda olduğu, davacının borçlu olmadığı savının aksine davalının davacıdan takip tarihi itibarıyla; 202.703,21 TL rehin açığı belgesi (İstenen %67, 20 Yıllık Diğer), 414.994,00 TL. satış sonrası işleyen faiz olmak üzere toplam 617.697,21-TL alacak talep edilebileceği kanaatiyle █████/2025 tarihli bilirkişi raporunun usul ve yasaya uygun olması ile hüküm kurmaya elverişli ve gerekçeli olması sebepleriyle bilirkişi raporuna karşı itirazların reddi ile tekrar bilirkişi raporu alınması taleplerinin reddine, karar verilmekle davalı alacaklı tarafça alacak iddiası ispat edilmiş olmasına karşın davacı borçlu tarafça aksi(faiz oranının fahiş belirlendiği vakıası) ispat edilemediğinden davanın reddine karar verilmiştir.Davalı tarafın kötüniyet tazminatı talebi yönünden ise İİK'nın 72/4. maddesi uyarınca tazminata hükmedilebilmesi için davanın alacaklı konumunda olan davalı lehine reddine karar verilmiş olması ve dosya kapsamında ihtiyati tedbir kararı verilmiş olması gerekmektedir. Davanın reddine karar verilmiş ise de dosya kapsamında ihtiyati tedbir kararı ile takibin durdurulmasına karar verilmediğinden yasal koşullarının oluşmaması nedeniyle davalının kötü niyet tazminat talebinin İİK'nın 72/4. maddesi gereği reddine dair karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki gibi hüküm tesis edilmiştir.HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda izah olunduğu üzere;1-Davanın REDDİNE,2-Davalının kötüniyet tazminatı talebinin yasal koşulları oluşmadığından REDDİNE,3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 1.306,67-TL peşin harcın mahsubu ile artan 691,27-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,5-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden reddedilen miktar üzerinden, karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T.'deki esaslara göre belirlenen 45.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,6-... Arabuluculuk Bürosu tarafından ileride haksız çıkacak taraftan alınmak üzere suçüstü ödeneğinden karşılanan 2.080,00-TL arabuluculuk tarife bedelinin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, buna ilişkin harç tahsil müzekkeresi yazılmasına,7-Artan gider/delil avansından artan avans olması halinde, hüküm kesinleştiğinde ve talep edildiğinde yatırana iadesine,Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemeleri nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi.█████/2025Katip¸e-imzalıdırHakim¸e-imzalıdır*Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.*