İşçi alacakları davasında Yargıtay 9. Hukuk Dairesi kararı: Ücretin ispatı, işverenin 4857 sayılı Kanundan doğan belge düzenleme ve ücret hesap pusulası verme yükümlülüklerinin önemi.
Özet: Yargıtay, işçi ve işveren arasındaki ücret miktarı uyuşmazlığında, ispat yükünün genellikle işçide olmasına rağmen, İş Kanununun 8. ve 37. maddeleri uyarınca işverenin çalışma koşullarını ve ücret ödemelerini gösteren belge verme yükümlülüğünün kritik olduğunu, bu belgelerin ücretin ispatı noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliği taşıdığını, bunların düzenlenmemesinin işçinin yasal güvencelerini zedeleyebileceğini ve bu hususların delillerin değerlendirilmesinde titizlikle incelenmesi gerektiğini belirtmiştir.
9. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  ██████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ

DAVA
:Davacı, kıdem, ihbar tazminatı, ücret, yıllık izin, fazla çalışma ve genel tatil alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti
Davacı, davalı işyerinde 6 yıl 11... gün süreyle şase,dingil, damper ve makas ustası olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı tarafından sözlü olarak haklı bir neden olmaksızın feshedildiğini, 5 aylık ücretinin ödenmediğini belirterek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret, yıllık izin, fazla çalışma ve genel tatil alacaklarının tahsilini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti
Davalı ise, davacının iş yerine gelmemesi nedeniyle işbaşı yapması için ihtar çekildiğini, davacının buna rağmen işbaşı yapmadığını, davacının işi terk ettiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
C)Yerel Mahkeme Kararının Özeti
Mahkemece toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ancak davacının ücret alacağı hususunda hüküm kurulmamıştır.
D)Temyiz
Kararı davacı ve davalı taraf temyiz etmiştir.
E) Gerekçe
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalının tüm, davacının ise aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununda 32 inci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.
İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir.
4857 sayılı Yasanın 8 inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37 nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. (Yargıtay 9.HD. 23.09.20 08... /27217 E, ██████████ K.).
Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanmış olması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8 inci ve 37 nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenmiş olup olmamasının da araştırılması gerekir.
Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut olayda davacı en son ücretinin 1.200 TL olduğunu iddia etmiştir.
Davalı ise davacının ücret alacağının olmadığını savunmuş olup davacının aldığı ücret miktarı konusunda beyanda bulunmamıştır.
Dinlenen davacı tanığı ücret hususunda beyanda bulunmamış, dinlenen davalı tanıklarından ikisinin asgari ücret aldıklarını ancak fazla mesai yapılması halinde aylık 800-1200 TL arası ücret aldıklarını beyan etmişlerdir.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda alacak hesaplamaları asgari ücrete göre yapılmış olup, Mahkemece, bu hesaplamalar hükme esas alınmıştır.
Ancak Mahkemece eksik inceleme ile hüküm kurulmuştur.
Şöyle ki; dosya içerisinde bulunan 2006 yılına ait Ocak-Aralık ayları arası bordrolar imzasız olup, asgari ücret üzerinden ücret tahakkuk ettirildiği görülmüştür.
Yine dosyada yer alan SSK dönem bordrolarında da işyerinde çalışan tüm işçilerin asgari ücret üzerinden ücret tahakkuku yapıldığı görülmüştür.
Taraflar arasında ücret hususu uyuşmazlık konusu olup mahkemece emsal ücret araştırması yapılmamıştır.
Hal böyle olunca gerçek ücretin tespiti önem kazanmakta olup işçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Mahkemece yapılacak olan iş yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca emsal ücret araştırması yaptırılarak davacının gerçek ücretinin tespiti ve bu ücrete göre yeniden bilirkişi hesaplaması yaptırılarak hüküm altına alınan ve alınacak olan alacakların hesaplattırılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ile karar verilmesi hatalıdır.
3- Davacı, ücret alacağı talep etmiş olup mahkemece bu talep yönünden olumlu ya da olumsuz herhangi bir karar verilmemesi ayrı bir bozma nedenidir.
SONUÇ
: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 09.05.2012 tarihinde karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!