Avukatlık hizmet sözleşmesi ile başlayan ilişkinin 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında iş sözleşmesi niteliği taşıyıp taşımadığının "bağımlılık" unsuru temelinde incelenmesi.
Özet: Bir avukatın kıdem tazminatı ve diğer işçilik alacakları taleplerine ilişkin davada, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında iş sözleşmesi mi yoksa vekalet sözleşmesi mi olduğu uyuşmazlığını ele alan bu karar, iş sözleşmesinin temel unsuru olan "bağımlılık" kavramını, işverenin talimatlarına uyma, işin denetimi, işin yapıldığı yer, malzeme temini ve ücretlendirme gibi yardımcı olgular ışığında, eser ve vekalet sözleşmelerinden ayrımını yaparak detaylıca incelemektedir.

MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
DAVA
:Davacı, kıdem tazminatı, kıdem tazminatı farkı, kötüniyet tazminatı, lojman tazminatı, yıllık izin ile hizmet ödülü alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:Y A R G I T A Y K A R A R IA) Davacı İsteminin Özeti
:Davacı, 22.05.1985 tarihli avukatlık hizmet sözleşmesi ile avukat olarak işe başladığını ve 01.02.1994 tarihine kadar bu sözleşmenin yürürlükte kaldığını, davacıya kadrolu hukuk müşavirliği görevinin teklif edildiğini denetim kurulunun 08.02.1994 günlü kararıyla davacının 01.02.1994 tarihinden itibaren norm kadroda hukuk kadrosuna atanmasına karar verilip davacıya lojman tahsil edileceği vaadinde bulunduğu halde davacıya bu hakkın tanınmadığını ve 31.03.2008 tarihinde iş aktinin haksız olarak feshedildiğini, 22.05.1985-01.02.1994 arası dönem için kıdem tazminatının ödenmediğini, izinlerinin kullandırılmadığını ileri sürerek kıdem tazminatı ve diğer işçilik alacaklarını istemiştir.B) Davalı Cevabının Özeti
:Davalı, davacıyla kurum arasında 01.02.1994 tarihinden önce hizmet ilişkisi bulunmadığını yapılan sözleşmenin avukatlık sözleşmesi olduğunu, davacının vekalet görevini avukatlık ofisinde yürüttüğünü, ücretlerinin serbest meslek makbuzu karşılığı ödendiğini, bağımlılık unsurunun bulunmadığını, davacının davalının çalışma saatlerine uyum sağlayamadığını, mesai saatleri içerisinde işyerinde bulunmadığını, bu nedenle iş akdinin feshedildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti
:Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının işyerinde hizmet akti ile çalıştığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.D) Temyiz
:Kararı taraflar temyiz etmiştir.E) Gerekçe
:Taraflar arasındaki uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve bu bağlamda iş mahkemesinin görevi noktasında toplanmaktadır.4857 sayılı İş Kanununun 8 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca “İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. Ücret, iş görme (emek) ve bağımlılık iş sözleşmesinin belirleyici unsurlarıdır.İş sözleşmesini eser ve vekâlet sözleşmelerinden ayırt eden en önemli kıstas bağımlılık unsurudur. Her üç sözleşmede iş görme edimini yerine getirenin iş görülen kişiye (işveren-eser sahibi veya temsil edilen) karşı ekonomik bağlılığı vardır. Ancak, iş sözleşmesinde işçi, belirli veya belirsiz süreli olarak işveren için çalışır. Vekâlette ise vekilin belli bir zamana bağlı olarak çalışması söz konusu değildir. Vekil kural olarak uzmanlığı bakımından iş sahibinin talimatları ile bağlı değildir. İş sözleşmesinin varlığı, ücretin ödenmesini gerektirir. Oysa vekâlet için ücret zorunlu bir unsur değildir. Vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümlerde, iş sözleşmesinin aksine sosyal nitelikte edimlere ve koruma yükümlülüklerine rastlanmaz. Bağımsız olarak iş gören, bu nedenle faaliyetini sürdüreceği zamanı belirlemede kısmen de olsa serbestliğe sahip olan, bütün zamanını tek bir müvekkile hasretmek zorunda olmayan vekil, farklı kişilerle ayrı vekâlet sözleşmeleri yapabilmekte ve bu şekilde ekonomik olarak tek bir işveren bağlı olmaktan kurtulmaktadır.İş sözleşmesini belirleyen başka bir kriter hukukî-kişisel bağımlılıktır.Gerçek anlamda hukukî bağımlılık, işçinin işin yürütümüne ve işyerindeki davranışlarına ilişkin talimatlara uyma yükümlülüğünü üstlenmesi ile doğar. İşçi, edimini işverenin karar ve talimatları çerçevesinde yerine getirmek durumundadır. İşçinin bu anlamda işverene karşı kişisel bağımlılığı da bulunmaktadır.İş sözleşmesinde bağımlılık unsurunun içeriğini işverenin talimatlarına göre hareket etmek ve iş sürecinin ve sonuçlarının işveren tarafından denetlenmesi oluşturmaktadır. İşin işverene ait işyerinde görülmesi, malzemenin işveren tarafından sağlanması, iş görenin işin görülme tarzı bakımından iş sahibinden talimat alması, işin iş sahibi veya bir yardımcısı tarafından kontrol edilmesi, bir sermaye koymadan ve kendine ait bir organizasyonu olmadan faaliyet göstermesi, ücretin ödenme şekli kişisel bağımlılığın tespitinde dikkate alınacak yardımcı olgulardır. Sayılan bu belirtilerin hiçbiri tek başına kesin bir ölçü teşkil etmez. İşçinin, işverenin belirlediği koşullarda çalışırken, kendi yaratıcı gücünü kullanması, işverenin isteği doğrultusunda işin yapılması için serbest hareket etmesi, bu bağımlılık ilişkisini ortadan kaldırmaz. Çalışanın işyerinde kullanılan üretim araçlarına sahip olup olmaması, kâr ve zarara katılıp katılmaması, karar verme özgürlüğüne sahip olup olmaması bağımlılık unsuru açısından önemlidir.Yukarda sayılan ölçütler dışında, bağımsız çalışan kişiyle işçiyi birbirinden ayıran önemli diğer bir kriter, işin yönetim ve denetiminin kime ait olduğudur. İşçi, işverenin yönetim ve denetim sorumluluğu altında bulunan bir organizasyon içinde yer alır. Çalışma saatleri ve işin yapılacağı yer işverence belirlenir. İş araçları ve dokümantasyonu genelde işverence sağlanır. Bu konudaki alt bir kriter ise çalışanın kendisi, başkası ya da bir hizmet organizasyonu kapsamında iş yapması olgusudur. İşçinin işveren tarafından önceden belirlenen amaca uyma yükümlülüğü varken, bağımsız çalışan açısından böyle bir zorunluluk bulunmamaktadır.İşçinin önceden iş koşullarını ve işin yapılması sırasında kullanılacak araçları seçme yetkisi ya da işin yapılacağı yer ve zamanı belirleme serbestisi yoktur. Çalışan kişi işin yürütümünü kendi organize etse dahi, üzerinde iş sahibinin belirli ölçüde kontrol ve denetimi söz konusuysa, iş sahibine bilgi ve hesap verme yükümlülüğü varsa, doğrudan iş sahibinin otoritesi altında olmasa da bağımlı çalışan olduğu kabul edilebilir. Çalışanın işini kaybetme riski olmaksızın verilen görevi reddetme hakkına sahip olması (ki bu iş görme borcunun bir ifadesidir) durumunda, çalışan kişinin “bağımsız çalışan” olduğu kabul edilmelidir.Vekilin dilediği zaman sözleşmeyi sona erdirme hakkı, işverene karşı mutlak olmamakla birlikte bir ölçüde bağımsızlığını ortaya koymaktadır. Oysa işçi, işin gerçekleştirilmesi yönünden amaca uygun olmadığını düşündüğü bir talimatı, işverenin ısrarı karşısında yerine getirmek zorundadır.Çalışanın münhasıran aynı iş sahibi için çalışması da, tek başına yeterli olmasa da aralarında bağımlılık ilişkisi bulunduğuna kanıt oluşturabilir.Kural olarak işçi sayılan kişinin kendi işçileri ve müşterileri bulunmaz. Bu kapsamda dikkate alınabilecek bir ölçüt de, münhasıran bir iş sahibi için çalışan kişinin, ücreti kendisi tarafından ödenen yardımcı eleman çalıştırıp çalıştırmadığı, işin görülmesinde ondan yaralanıp yararlanmadığıdır. Bu durumun varlığı çalışma ilişkisinin bağımsız olduğunu gösterir.Avukat ile yapılan sözleşmede takip edilen dava ve icra dosyaları sebebiyle aylık sabit ücret ödeneceğinin öngörülmesi, taraflar arasındaki ilişkiye iş ilişkisi niteliğini tek başına kazandırmaz (Yargıtay 9.HD. 13.7.2009 gün, 2008/ 876E, ██████████ K.).5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1 inci maddesinde iş mahkemelerinin görevi, “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi” olarak belirlenmiş olmakla, işçi sıfatını taşımayan kişinin talepleriyle ilgili davanın, iş mahkemesi yerine genel görevli mahkemelerde görülmesi gerekir.Somut olayda, davacı iş sözleşmesi ile davalı yanında çalıştığını ileri sürmüş, davalı aralarındaki ilişkinin vekalet akti olduğunu savunmuştur.Mahkemece yukarıdaki esaslar doğrultusunda davacının çalışmasının iş sözleşmesine ya da vekalet aktine dayanıp dayanmadığının saptanması gerekirken eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.F) Sonuç
:Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 09.05.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.