İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesinde Görülen Haksız Fiilden Kaynaklanan Trafik Kazası Sonucu Araç Hasar, Değer Kaybı ve Mahrumiyet Tazminat Davası.
Özet: Bu dava, 10.04.2023 tarihli bir trafik kazasında davacının aracında meydana gelen hasarlar, değer kaybı ve araç mahrumiyeti bedellerinin haksız fiil sorumluluğu gereğince tazmini talepli olup; davacı, kaza tespit tutanağına dayanarak davalı sürücünün tam kusurlu olduğunu ve zararlarının ödenmesiyle birlikte davalı malvarlığı üzerine ihtiyati haciz konulmasını talep ederken, davalı şirket ise taraf ehliyeti bulunmadığını, asıl kusurun davacıda olduğunu, davacının zararını ve davalının kusurunu somut belgelerle kanıtlayamadığını ileri sürerek davanın reddi ile ilgili sigorta şirketlerinin sorgulanmasını istemektedir.

T.C. İstanbul Anadolu 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
: ████████KARAR NO
: ████████DAVA
: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)DAVA TARİHİ
: █████/2024KARAR TARİHİ
: █████/2025Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9.maddesine göre Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan bağımsız ve tarafsız ------. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasında yapılan yargılama sonucunda dosya incelendi.GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/DAVA/TALEP;Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;10.04.2023 günü saat 18.20 sıralarında sürücü ---- sevk ve idaresindeki ---- plakalı aracı ile ----- ilçesi ----- üzerinde seyir halindeyken davalı ----- sevk ve idaresinde olan ----- plaka nolu araç ile müvekkil araca çarptığını, ----- plakalı aracın çarpmasıyla çift taraflı maddi hasarlı tarafik kazası meydana geldiğini, ekte sunulan kaza tespit tutanağı da Mahkemece incelendiğinde işbu kaza anlatıldığı şekilde olduğu görüleceğini, kaza tespit tutanağından da anlaşılacağı üzere, bu kazanın meydana gelmesinde davalı ----- gerekli özveriyi gösteremediğini, dikkatsiz ve tedbirsizce davranışları nedeniyle tam ve tek kusurlu bulunduğunu, kaza neticesinde davacının --- plakalı aracın muhtelif yerleri tamamen hasarlandığını,----plakalı aracın sahibi -----. ile davacı arasında alacağın temlik sözleşmesi imzalanmış olup bu kapsamda alacak davacıya devredildiğini, işbu alacağın temlik sözleşmesi neticesinde bu davayı açma zarureti hasıl olduğunu, araç hasarlarının onarımında öncelikle orijinal parça kullanımı şartı düzenlemesi mevcut olduğunu, işbu sebepten dolayı öncelikle davacının araçta değişmesi gereken parçaların tespit edilmesini, tespit edildikten sonra bu parçaların orjinal parça ile mi değiştirilip değiştirilmediğinin tespit edilmesini talep ettiklerini, kaza sonucunda davacının aracı hasara uğramış olup söz konusu hasar bedeli, hasar sonucunda ortaya çıkan reel değer kaybı bedeli ve davacının işbu kaza sebebiyle aracını kullanamadığı gün sayısınca uğramış olduğu hak mahrumiyet bedeli ortaya çıktığını, davacının uğradığı zararın tazmin edilmesi ve alacağımızın semeresiz kalmaması için trafik kazasına sebebiyet veren ----- plakalı aracın tescil kaydına ve davalı ------adına bulunan taşınır ve taşınmazlar ve 3. Kişilerdeki hak ve alacakları üzerine İİK 257 vd. maddeleri gereğince İhtiyati Haciz konulmasını talep etme zorunluluğu hasıl olduğunu, arz ve izah olunan sebeplerle mahkemece resen gözününe alınacak sebeplerle davanın kabulü ile, davalılar adına başkaca taşınır ve taşınmaz olması durumunda taşınırların tescil kaydına, taşınmazların ise tapu kayıtlarına ve 3. Kişilerdeki hak ve alacaklarına ihtiyati haciz şerhi konulmasına, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla, davacının aracında meydana gelen hasara ilişkin olarak şimdilik 2.000,00 TL, değer kaybına ilişkin olarak, araç mahrumiyet zararı için şimdilik 1.000TL, ekspertiz ücretinin alacağımızın haksız fiilin meydana geldiği tarihten itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine, davalının dava açılmasına sebebiyet vermesinden dolayı HMK gereğince disiplin para cezasına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP /TALEP
:Davalı-----. Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalı şirket taraf ehliyeti olmadığından ve usulen reddi gerekli olup davacı tarafça tarihli kazada müvekkil şirketin maliki olduğu ----- plakalı aracın tam kusurlu olduğu iddia edilmiş ise de anılan iddiayı reddettiklerini, aksine davacı şirkete ait ----- plakalı araç sürücüsü anılan kazada tam kusurlu olduğunu, kaza tespit tutanağı ise uzman kişilerce düzenlenen bir rapor niteliğini haiz olmadığını, her ne kadar davacı hasar, araç değer kaybı ve araç mahrumiyet bedeli taleplerini belirsiz alacak davasına konu ederek talepte bulunmuş ise de; 6098 sayılı TBK 50 maddesi uyarınca davacı, zararını ve zarar verenin kusurunu ispatla yükümlü olduğunu, buna göre, davacı tarafın anılan zararlarını ve davalı şirkete ait aracın kusurunu somut bilgi ve belgelere dayalı şekilde ortaya koyması usulü bir gereklilik olduğunu, buna karşın davacı tarafça taleplerine konu zararı ve varsa bu zararın doğumunda davalı şirketin kusurunu ispatlayamaya elverişli herhangi bir bilgi ve belgeyi dava dosyasına sunmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte, bir an için davacı şirketin anılan alacak kalemlerine hak kazandığı düşünülse bile, davacı şirketçe belirtilen faiz başlangıç tarihine ve avans faizi talebine itiraz ettiklerini, kazaya karışan ----- plakalı araçları kaza tarihi itibari ile sigortalayan şirketlerin mahkemece sorgulanmasını, ilgili sigorta şirketlerine anılan kazaya ilişkin taraflara herhangi bir ödeme yapılıp yapılmadığının sorulmasını ve huzurdaki davanın ihbar edilmesini talep ettiklerini, davacı şirketin yukarıda açıklanan sebeplerle yasal koşulları oluşmayan ihtiyati haciz isteminin reddine karar verilmesini, huzurdaki davanın ve yasal koşulları oluşmayan ihtiyati haciz istemlerinin ayrı ayrı reddine karar verilmesini, kazaya karışan ----plakalı araçları kaza tarihi itibari ile sigortalayan şirketlerin Mahkemenizce sorgulanmasını, ilgili sigorta şirketlerine anılan kazaya ilişkin taraflara herhangi bir ödeme yapılıp yapılmadığının sorulmasını ve huzurdaki davanın ihbar edilmesini, yargılama giderleri ile yasal vekâlet ücretinin davacı şirket üzerinde bırakılmasını beyan ve talep etmiştir.Davalı----- vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı taraf davalının %100 kusurlu olduğunu ileri sürmüş ise de, bu konuda henüz yeterli inceleme ve değerlendirme yapılmadığını, kaza mahallinde tutulan trafik kazası tespit tutanağına dayanılarak bu değerlendirme yapılmış olup; yapılmış bir keşif incelemesi bulunmadığını, davacı tarafından davalı aleyhine açılan dava tamamen haksız ve hukuka aykırı bir dava olduğunu, meydana gelen hasar ve oluşan değer kaybı gerekçesiyle talep edilen tazminatın dava tarihinden önce Zorunlu Mali Mesuliyet Sigorta Poliçesi ile sigortalanan aracın sigorta şirketi tarafından karşılanması talep edilmesi gerektiğini, davacının tazminat talebi içinde yer alan araç mahrumiyet bedeli, değer kaybı ve araç hasar bedeline ilişkin tazminat talebi sigorta şirketince karşılanması gerekirken davacı tarafça davalı aleyhine niyetli ve haksız olarak açılmış olan davanın reddi gerektiğini, davacı taraf, dava dilekçesi ile maddi tazminat talep ettiğini, ancak gerçek anlamda maddi zararların nelerden ibaret olduğuna, aracın hasarı sebebi ile ne kadar ödeme yapıldığına, aracın kaza sonrasında ne kadar değer kaybettiğine ve araçtan mahrum olduğu süre içinde maddi olarak ne kadar zarara uğradığına dair herhangi delil ya da belge sunulamadığını, davacı davasını belirsiz alacak davası olarak açtığını, buna rağmen kaza tarihinden itibaren faiz istediğini, faizin dava tarihinden itibaren hükmedilmesi gerektiğini, ayrıca avans faiz talep edilmesi de hukuka aykırı olup yasal faiz verilmesi gerektiğini, arz ve izah edilen cevaplar ve Mahkemece re'sen gözetilecek diğer nedenler ışığında, davanın reddine; aleyhe hüküm verilmesi durumunda dava tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile müvekkile ödenmesine karar verilmesini beyan ve talep etmiştir.DELİLLER
: Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Son Tutanağı, Nüfus Kaydı, Ticaret Sicil Kaydı, ---- Noterler Birliği Trafik Tescil Kayıtları, Maddi Hasarlı Trafik Kazası Tespit Tutanağı, Temlik Sözleşmesi, Kaza Fotoğrafı, Ekspertiz Raporu, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi Kayıtları, Bilirkişi raporu , Dosyadaki Diğer Bilgi ve Belgeler.İDDİA VE SAVUNMA KAPSAMINDA UYUŞMAZLIĞIN NİTELİĞİ, VAKIA VE DELİLLERİN TARTIŞILIP DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE SONUÇLARI:Dava, haksız fiil niteliğindeki maddi hasarlı trafik kazası nedeniyle dava dışı alacaığı temlik eden şirketin maliki/işleteni olduğu hususi nitelikteki aracında meydana gelen hasara bağlı olarak oluşan hasar onarım bedeli, değer kaybı ve ikame araç bedelinden teşekkül eden zararlarının temlik sözleşmesi kapsamında; 2918 sayılı KTK'nin 85/son, 91 ve 86/1, 88/1 maddeleri gereğince zarar veren aracın malik/işleteni olan davalı şirket ve 6098 Sayılı TBK'nin 49 vd maddeleri gereğince haksız fiil sorumlusu davalı sürücü tarafından tazmin edilmesi istemine ilişkin HMK'nin 107.mddesi gereğince açılmış belirsiz alacak davasıdır.6102 sayılı TTK'nin 4/2 maddesi yollamasıyla davanın niteliğine ve değerine göre 6100 Sayılı HMK'nin 316 ilâ 322 maddelerinde düzenlenen basit yargılama usulüne tabi işbu asıl davada mahkememizce dilekçeler aşaması tamamlanmış ve usulüne uygun olarak yapılan davet sonucunda duruşma açılarak öncelikle resen gözetilmesi gereken HMK'nin 114.maddesinde sayılan genel dava şartlarının incelenmesi ve değerlendirilmesine müteakip ön inceleme duruşması icra edilmiş, uyuşmazlık belirlenmiş ve sigorta yönünden ihtiyari olarak gidildiği anlaşılan arabuluculuk sürecinden sonuç alınamadığı anlaşılmakla sebep, süreç ve sonuçları açıklarak tercihen taraflara uyuşmazlığı sulh yoluyla çözmeleri konusunda teşvik ve teklif edilmesine karşın duruşmada hazır bulunan davacı vekilinin beyanına göre tarafların sulh yoluyla çözümü tercih etmediklerinin anlaşılması üzerine tahkikata geçilerek tahkikat işlemlerine başlanmış ve sürdürülmüştür. Ne var ki tahkikat tamamlanmadan davanın her aşamasında resen gözetilmesi gereken dava şartı yokluğu tespit edilerek aşağıdaki şekilde karar verilmesi gerekmiştir.Yapılan yargılama, yukarıda alıntılanan yasal düzenlemeler ve toplanan delillere göre somut olaya bakıldığında; davacı şirketin davaya esas maddi hasarlı trafik kazasından kaynaklan zarara ilişkin olarak zarar -----plakalı hususi nitelikteki aracın malik-işleteni olan ----- ile yaptığı █████/2023 tarihli satın alma sözleşmesi başlıklı belge ile temlik aldığı ve davanın işbu temlik sözleşmesine dayandığı tartışmasızdır. Davalı şirketin kazaya sebebiyet verdiği ileri sürülen ----- plakalı kamyonet niteliğindeki aracın malik-işleteni diğer davalı şahsında sürücüsü olduğu hususları bedihidir. Anılan temlik sözleşmesine göre davacı şirketin temlik aldığı miktarlar hasar için 5.000,00 TL, değer kaybı için 5.000,00 TL ve hak mahrumiyeti (ikame araç) için 2.500,00 TL olarak açıkça yazılmıştır. Davacı dava dilekçesinde ise davanın HMK'nin 107.maddesi kapsamında belirsiz alacak davası olarak açıldığını beyan ederek hasar onarım için 2.000,00 TL, değer kaybı için 500,00 TL ve ikame araç bedeli için 1.000,00 TL olmak üzere tamamen farklı rakamlara yer vermiştir. Bilindiği üzere alacağın temliki müessesesi Borçlar Kanununun 183 ila 194. maddelerinde düzenlenmiştir. Bir tanımlama yapmak gerekirse; alacağın temliki, alacaklı ile onu devralan üçüncü şahıs arasında borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın yapılabilen ve sadece kazandırıcı bir tasarruf işlemi niteliğini taşıyan şekle bağlı bir akittir. Ayrıca alacağın temlikini düzenleyen 183. maddede alacağın kaynağına yönelik bir sınırlama da getirilmemiştir. Borçlar Kanununun 184. maddesi hükmüne göre temlik sözleşmesi temlik edenle temlik alan arasında yazılı olarak yapılabilir. Bir başka ifade ile yasa koyucu 184. maddede açıkça yazılı şekil şartı getirmiş, resmi şekil şartı aramamıştır. Ne var ki, alacağın temlikinde aranan yazılı şekil temlik sözleşmesinin resmi şekilde yapılmasına engel de yoktur. Buna göre taraflar arasındaki adi yazılı temlik sözleşmesinin geçerli olduğu ancak temlik sözleşmesinde temlik alınan alacaktan fazlasının talep edilmesine yasal bir olanak da bulunmamaktadır. Öyleyse somut olayda temlik sözleşmesine konu borcun kaynağı haksız fiil niteliğindeki trafik kazasından kaynaklanmakla birlikte sözleşmede hiçbir kayıt ve sınırlama yapılmadan temlik alınan alacak kalemleri ve miktarları tek tek ve açıkça gösterilmiştir. Şu halde davacının temlik alınan ve miktarları açık seçik belli olan alacak kalemlerine ilişkin kısmi dava açma hakkı olduğu halde işin niteliği gereği bilirkişi raporunda belirlendiği ve kısmen talep artırım işlemi yapıldığı üzere zararın temlik alınan miktarları aşacağı düşüncesiyle belirsiz alacak davasına konu edilmesinde hukuki yararı bulunmadığı sonuç ve kanaati hasıl olmuştur. Zira bilindiği üzere 6100 sayılı Kanun'un 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davası, davacının dava açtığı anda miktar veya değerini tam ve kesin olarak belirleyemediği alacağının tümünün hüküm altına alınması amacıyla açtığı bir dava türüdür (-----Belirsiz alacak davası açılmak suretiyle davacıya hem maddi hukuka hem de usul hukukuna ilişkin pek çok imkân tanınmaktadır. Söz konusu imkânlar dikkate alındığında davacı ile davalı arasındaki dengenin, davacı lehine bozulduğu görülmektedir. Özellikle usul hukukuna ilişkin sonuçları göz önünde bulundurulduğunda, belirsiz alacak davasının silahların eşitliği ilkesi ile çeliştiği de söylenebilir (------Bu nedenle belirsiz alacak davasının talep sonucunu tam ve kesin olarak belirleyemeyenlere (rakamlandıramayanlara) tanınmış, istisnai bir dava türü olduğu kabul edilir. Belirsiz alacak davası, sadece davanın açıldığı anda alacağının miktarının kesin olarak belirlenmesinin imkânsız veya bunun davacıdan beklenemeyecek olması durumunda açılabilir. Bunun dışındaki hiçbir neden belirsiz alacak davasının açılmasına imkân tanımamaktadır (------) Dava şartı, mahkemenin davanın esası hakkında inceleme yapabilmesi ve esasa ilişkin bir hüküm verebilmesi için gerekli şart olarak tanımlanmaktadır Hukuki yarar da açıkça 6100 sayılı Kanun'un 114/1-(h) hükmünde genel dava şartları arasında sayılmıştır. Hukuki yarar, dava ikamesiyle mahkemeye yöneltilen talebin esası hakkında incelemede bulunulabilmesi ve esasa ilişkin karar verilebilmesi için varlığı aranan olumlu bir dava şartı olarak kabul edilmektedir (------). Dava hakkı, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 36. maddesi gereğince herkese tanınmış anayasal temel bir haktır. Bununla birlikte dava hakkına sahip olmak, davada hukuki yararın varlığını göstermez. Zira bir dava şartı olarak hukuki yararın varlığını kabul etmek için davacının, mevcut hukuki durumunu değiştirecek ve iyileştirecek bir hükme ihtiyaç duyması gerekir (------. Davacının bu ihtiyacı kişisel, güncel ve hukuki nitelikte olmalıdır. Hukuki yararı dava şartı olarak düzenleyen 6100 sayılı Kanun'un 114. maddesinin gerekçesinde de bu husus açıkça vurgulanmıştır. Dava açmakta hukuki yararı olmayan bir kişi dava hakkına dayanarak dava açabilirse de dava, esastan incelenmeden reddedilir. Böylelikle hukuki yarar, haksız dava açmak suretiyle dava hakkının kötüye kullanılmasına karşı bir güvence oluşturmaktadır. Dava hakkının hiçbir ölçü ve sınırlama olmaksızın kullanılması kabul edilemez. Yargıtay da eskiden beri hukuki yararın dava şartı olduğunu kabul etmekte ve bir kişinin dava hakkına sahip olmasının dava açabilmesi için yeterli olmadığını, ayrıca o kişinin o davayı açmakta hukuki yararının bulunması gerektiğini ifade etmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.05.2001 tarihli ve ---- Esas, ------ Karar sayılı kararında bu husus şu şekilde vurgulanmıştır: " … Bir kişinin dava hakkına sahip olması, dava açabilmesi için yeterli değildir. Davanın dinlenebilmesi (esasına girebilmesi) için gerekli, şartlardan birisi ve en önemlisi, davacının o davayı açmakta hukuki yararının bulunmasıdır. O kişinin dava açmakta korunmaya değer bir hukuki yararı yoksa, davanın bu yönden esasa girilmeden reddi gerekir. Çünkü hukuki yarar dava şartıdır ve mahkeme dava şartlarını kendiliğinden (re'sen) incelenmekle görevlidir. …" (Aynı yöndeki diğer bir karar için bkz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 15.11.2006 tarihli ve ---- Esas, ------- Karar sayılı kararı).6100 sayılı Kanun’un 107. maddesinde talep sonucunu belirleyemeyen alacaklı bakımından bu dava türünde hukuki korunma ihtiyacı, özel bir dava şartı (genel dava şartı olan hukuki yarardan farklı şekilde özel bir hukuki yarar) olarak kabul edilmiştir. Maddenin gerekçesinde bu durum "… Alacaklarının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü, her davada arandığı gibi, burada da hukukî yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukukî yararın bulunduğundan söz edilemez. ..." şeklinde ifade edilmiştir. Kanun koyucunun alacaklının bu dava türünde hukuki korunma ihtiyacını hukuki yarar olarak değerlendirdiği, hiçbir duraksamaya yer vermeyecek kadar açık ve nettir. Buna göre sadece talep sonucunu belirleyemeyen kişinin bu dava türünde korunma ihtiyacından ve dolayısıyla hukuki yararından söz edilebilir. Başka bir anlatımla talep sonucunu belirleyebilen kişinin, bu dava türünde korunma ihtiyacı bulunmadığından, böyle bir dava açmakta hukuki yararı yoktur. Nitekim 6100 sayılı Kanun’un 107/1 hükmüne göre davanın koşullarından biri olarak davacı "hukuki ilişkiyi … belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir." Doktrinde de Türk hukukunda mehaz İsviçre hukukundan farklı olarak, belirsiz alacak davası açan davacının hukuki ilişkiyi göstermesinin zorunlu kılınmasının, belirli alacaklar için de belirsiz alacak davası açılmasının engellenmesi amacını taşıdığı ifade edilmektedir (--). Davacının hukuki ilişkiyi ortaya koyması, belirsiz alacak davası açmasında hukuki yararının bulunup bulunmadığını belirler. Çünkü alacağın miktarı belirli ise veya belirlenebilir nitelikte ise davacının belirsiz alacak davası açmasında hukuki yararı bulunmamaktadır. Eda davalarında hukuki yararın varlığı asıldır. Ancak şüphe hâlinde eda davalarında da hukuki yararın mevcut olup olmadığı inceleme konusu yapılır. -----. Belirtelim ki 107. maddede belirsiz alacak davası açan alacaklının hukuki ilişkiyi belirtmek zorunda olmasının açıkça düzenlenmesi, bu davada davacının dava açtığı anda hukuki yararının bulunup bulunmadığının mahkemece özel olarak incelenmesi gerektiğini göstermektedir. Belirsiz alacak davasında davacının hukuki ilişkiyi belirtmesi, gerçekten dava açtığı anda alacağın miktarının belirli veya belirlenebilir olup olmadığının tespitini sağlamaktadır. Hâkim, talebin miktarının belirlenmesinin imkânsız veya davacıdan beklenemez olduğunu ancak davacının dava dilekçesinde ortaya koyacağı hukuki ilişkiye göre tespit edebilecektir. Bu nedenle belirsiz alacak davası bir eda davası olmasına rağmen bu davada hukuki yararın varlığı asıl olarak kabul edilemez. Mahkeme, özel olarak davacının belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığını incelemek zorundadır. Sonuç olarak belirsiz alacak davası için aranan hukuki yarar, eda davalarında aranan hukuki yarardan farklıdır. Kuşkusuz alacaklının belirsiz alacak davası açmak için eda davalarında aranan genel hukuki yararının varlığı kabul edilebilir. Ancak belirsiz alacak davası için davacının eda davaları için gerekli hukuki yararından farklı olarak bu dava türüne özgü yukarıda açıklanan özel hukuki yararı bulunmalıdır. Nitekim benzer durum tespit davaları için de söz konusu olup kanun koyucu eda davaları için aranan hukuki yarardan farklı olarak tespit davalarının özelliği gereği güncel hukuki yararı özel olarak belirtmiştir (Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK), ----- Gazete -----, (04.02.2011), Kanun No. ---, md.106, f.2). Bu da göstermektedir ki kanun koyucu özel durumlar için hak aramak bakımından, bazı özel dava şartlarının gerçekleşmesini aramaktadır. Kanun koyucunun öngördüğü özel dava şartlarını göz ardı edip mahkemeye erişim hakkını belirlemek doğru değildir; aksinin kabulü kanun koyucunun iradesine aykırı olacaktır. Mahkemeye yöneltilmiş bir talepte, hukuki yararın varlığından söz edilebilmesi için, iddia düzeyinde de olsa bir sübjektif hakkın varlığı yanında, buna ilişkin mahkemeye müracaatın hukuki himaye için yeterli ve başvurulan yolun gerekli olması gerekir. Belirsiz alacak davasının açıldığı durumda, bir hak mevcut olduğu gibi nihai tahlilde bir eda davası olması dolayısıyla cebri icraya elverişli bir hüküm ortaya çıkacağı için başvurulan yolun yeterli olduğu söylenebilir. Ancak belirsiz alacak davası açılmasının gerekli olarak değerlendirilebilmesi için davacının talep sonucunu rakamsal olarak ifade edemiyor (veya etmesinin imkânsız) olması gerekir. Dava açtığı tarihte talep sonucunu belirleyebilen davacının, belirsiz alacak davası açması gerekli değildir ve bu nedenle belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararı yoktur. Belirtilmelidir ki salt eda davası niteliğinden hareketle belirsiz alacak davası açan kişinin hukuki yararının mevcut olduğunun kabulü de davanın türüne uygun düşmemektedir. Çünkü genel bir kabul ile eda davalarında hukuki yararın daima mevcut olduğu şeklinde bir sonuca varılamaz. Örneğin, ilâm niteliğinde bir belgeye sahip bulunan kimsenin, belgeye konu alacağı için bir eda davası açması hâlinde, bu davanın da yine hukuki yarar yokluğundan reddi gerekir. Zira kişinin bu yola başvurması gerekli değildir. Görüldüğü üzere salt bir eda talebi de hukuki yararın mevcudiyeti için yeterli olmaz. 6100 sayılı Kanun’un 114. maddesinde dava şartları belirtilmiş olup bunların arasında hukuki yarar da sayılmıştır. Aynı Kanun’un 115. maddesine göre sonradan tamamlanması mümkün olmayan dava şartlarının eksikliği hâlinde, davacıya herhangi bir süre verilmeden, davanın usulden reddine karar verilir. Hukuki yarar; eksikliği belirli bir süre verilerek tamamlanabilecek, giderilebilecek bir dava şartı değildir. Davacının yararı kural olarak davanın açıldığı tarihte var olmalıdır. Aksi takdirde, davacının açmış olduğu dava kabule şayan değildir ve hukuki yarar yokluğu nedeniyle esası incelenmeksizin davanın reddedilmesi gerekir. Çünkü dava şartları davanın açıldığı ana göre belirlenir. Hukuki yarar da kanunda dava şartı olarak düzenlendiğine göre hukuki yararın varlığı davanın başında öncelikle incelenecektir. Hukuki yarar eksikliğinin sonradan tamamlanamayacak bir dava şartı olduğu Yargıtayın çok eski yıllara dayanan yerleşik bir uygulamasıdır. (Yargıtay ----- Hukuk Dairesi, 11.10.2001 tarihli ve ---- Esas, ----- Karar; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 31.03.2004 tarihli ve --- Esas, ---- Karar; Yargıtay -----. Hukuk Dairesi, 04.02.2002 tarihli ve --- Esas, ---- Karar; Yargıtay -----. Hukuk Dairesi, 31.12.1979 tarihli ve ----- Esas, --- Karar; Yargıtay ------. Hukuk Dairesi, 01.12.1997 tarihli ve ---- Esas,-----Karar sayılı kararları). Ayrıca belirtelim ki dava türü değiştirilerek de hukuki yarar şartı tamamlanamaz. Zaten Kanun’da da dava şartı eksikliğinin tamamlanması genel bir ilke olmayıp "… dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise ..." süre verilmesi öngörülmüştür ki Yargıtayın yerleşik uygulaması hukuki yararın bu kapsamda olmadığı yönündedir. Keza yine doktrinde de görüşler bu yöndedir (------). Belirli bir alacak ancak tam eda davası şeklinde mahkemeye getirilirse dava açılmasında hukuki yarar olduğu kabul edilebilir. Mahkeme, kanunun öngördüğü koşulları taşımayan ve kendisinin de bu koşulların davacı tarafından tamamlanmasını temin ederek yargılamaya devam etme yetkisinin olmadığı bir davada, yargılama yaparak talebi esastan karara bağlayamaz. Bir başka deyişle mahkeme, kendisine kanunun öngördüğü şekilde yöneltilmeyen bir hukuki koruma talebinin gereğini, her hâlükârda uyuşmazlığın esası hakkında hüküm verecek şekilde yerine getirmek yükümlüğü altında olamaz. Önemli olan davacının tam eda davası açmasında hukuki yararının bulunması değil, belirli bir alacak için belirsiz alacak davası açmasında hukuki yararının bulunmamasıdır. Tam eda davası açılmasında hukuki yarar olsa bile, dava bu şekilde açılmamışsa mahkeme davacıya talebini ve davasını tam eda davasına dönüştürmesi için süre veremez -----Bu açıklamalar ışığında tekrar somut olaya döndüğümüzde davacının temlik sözleşmesinde açıkça belirlenen miktarları ya tam eda davasına ya da kısmi davaya konu etmesi gerekirken belirsiz alacak davası olarak açma hakkı bulunmadığı halde bu şekilde işbu davayı açtığı anlaşılmıştır. Binaenaleyh; gerçekleşen bu durumun dava şartı olduğu ve dava şartı eksikliğinin giderilmesinin de mümkün olmadığı sonuç ve kanaatiyle 6100 Sayılı HMK'nin 114/1-h maddesi gereğince 'davacının belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararının bulunmaması nedeniyle; Davanın 6100 Sayılı HMK'nin 115/2.maddesine göre dava şartı yokluğundan usulden reddine, karar verilerek, 6100 Sayılı HMK'nin 297/2 maddeleri gereğince aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. (AY.138/1,HMK,105,107,109,114,115)6100 Sayılı HMK'nin 332/1 maddesine göre, 323. maddesinde sayılan yargılama giderlerinden aynı yasanın 326/1. maddesi gereğince tamamından davacı taraf sorumlu tutulmuştur. Ayrıca bu kapsamda Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliğinin 26/2. Maddeleri gözetilerek dava öncesi Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen arabuluculuk ücretinin de, davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına da karar verilmek suretiyle, 6100 Sayılı HMK'nin 297/2 maddesi gereğince aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir.HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-) 6100 Sayılı HMK'nin 114/1-h maddesi gereğince 'davacının belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararının bulunmaması nedeniyle; Davanın 6100 Sayılı HMK'nin 115/2.maddesine göre DAVA ŞARTI YOKLUĞUNDAN USULDEN REDDİNE,2-)Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL karar ve ilam harcından; peşin alınan 427,60 TL harç ile tamamlama harcı olarak yatırılan 39,28 TL harcın mahsubuyla bakiye 148,52 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,3-)Arabuluculuk Kanununun 18/A-(13) maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği’nin 26/2. Maddeleri ile AÜT uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,4-)Davalılar kendilerini ayrı birer vekille temsil ettirdiğinden, Avukatlık Kanunu'nun 164/5 maddesine göre davalı vekilleri için; karar tarihinde yürürlükte bulunan HMK'nin 323/1-ğ , Avukatlık Kanunu'nun 169 ve A.A.Ü.T.'nin 1. maddeleri 3/2,7/2, 13/2 madderi gereğince A.A.Ü.T. ekinin III.Kısım uyarınca hesap ve takdir edilen 5.800,00 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara müştereken (1/2) verilmesine,5-)Davalılar tarafından vekille temsilleri dışında (HMK'nin 323/1/ğ) yapılmış başka bir yargılama gideri bulunmadığından işbu hususta karar verilmesine yer olmadığına,6-)6100 sayılı HMK'nin 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra kullanılmayan avansın yatırana iadesine, ( Yazı İşleri Müdürü tarafından Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 207/1 maddesi gereğince resen işlem yapılmasına, ) Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalılar vekillerinin yokluğunda ; 6100 sayılı HMK'nin 341/1, 342, 343, 344 ve 345/1 maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde istinaf harç ve giderleri yatırılmak suretiyle mahkememize veya başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçeyle ---- Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf Kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.