Anonim şirket genel kurulunda yönetim kurulu üyesinin kendi ibrası için oy kullanmasının TTK 436ya aykırılığı nedeniyle ilgili kararın yok hükmünde olduğu tespitine yönelik Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi istinaf incelemesi.
Özet: Davacı, davalı anonim şirketin genel kurul toplantısına davet usulsüzlükleri, mali belgelerin incelemeye sunulmaması, yasal haklarının ihlal edilmesi ve şirket aktiflerinin muvazaalı devri iddialarıyla genel kurul kararlarının iptalini talep etmiş; ilk derece mahkemesi ise, genel kurulun 5 numaralı kararında yönetim kurulu üyesinin kendi ibrası için oy kullanmasının Türk Ticaret Kanununun 436. maddesindeki oy kullanma yasağına aykırı olduğunu belirterek, bu kararın yok hükmünde olduğuna hükmetmiş, davanın kısmen kabulüne ve diğer taleplerin reddine karar vermiştir.

T.C.
KAYSERİBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ6. HUKUK DAİRESİDOSYA NO
: █████████KARAR NO
: █████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AB Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ
: KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ
: █████/2025NUMARASI
: ████████ E. - ████████ K.DAVANIN KONUSU
:Anonim Şirket Genel Kurul Kararının İptali İstemliİSTİNAF KARAR TARİHİ
: █████/2025KARAR YAZIM TARİHİ
: █████/2025KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin istinafa konu edilen █████/2025 tarih ve ████████ E - ████████ K kararına karşı süresi içinde taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede;TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
:Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin davalı şirketin temsil yetkisi olmayan ortağı olduğunu, müvekkiline gönderilen genel kurul toplantısına davet mektubunun, yasaya aykırı şekilde toplantı gününden 10 gün önce yapılması, davet kağıdında inceleme için hazır bulunacağı belirtilmesine rağmen finansal tablolar, konsolide finansal tablolar, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu, denetleme raporları ve yönetim kurulunun kar dağıtım önerisi hakkındaki bilgi ve belgelerin incelenebilmesi için genel kurul toplantısından önce hazır edilmemesi, müvekkilinin genel kurul toplantısından önce anılan bilgi ve belgeleri inceleyemediğini, dolayısıyla müvekkilinin bilgi alma, inceleme ve denetleme hakkı ve bu inceleme sonucunda kullanacağı oy hakkı vs. İlgili yasal haklarının ihlal edildiğini, genel kurul toplantı gününde toplantıya kimsenin katılmadığını video kaydı ile kayıt altına aldıktan sonra davalı şirket yetkilisinin ve muhasebecisinin toplantı saatinden sonra ellerinde belgelerle ilgili adrese gelip toplantı tutanağını müvekkiline imzalatmaya çalıştığını, müvekkilinin imzadan imtina etmesi ve genel kurul toplantısının ertelenmesi talebi ile muhalefetine ilişkin itirazlarının toplantı tutanağına geçirilmediğini, davalı şirket yetkilisi ...'in davalı şirkete ait olan önemli miktardaki aktiflerinin herhangi bir genel kurul kararı olmaksızın değerinin çok altında, müvekkilinin bilgisi ve haberi olmaksızın, kendi çekirdek ailesine ve çekirdek ailesine ait şirketlere muvazaalı olarak devrettiğini, █████/2023 tarihli genel kurul toplantısının ve toplantıda alındığı iddia edilen sözde tüm kararların iptaline/butlanına karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu edilen ve iptali istenen genel kurulun usulüne uygun olarak yapıldığını, davacının toplantıya çağrıya ilişkin itirazlarının haksız olduğunu ve karara bir etkisinin bulunmadığını, ayrıca her ne kadar davacı tarafça finansal tablolar, konsolide finansal tablolar, yönetim kurulu yıllık faaliyet raporları, denetleme raporları ve kar dağıtım önerisine ilişkin bilgi ve belgelerin kendisi tarafından inceletilmediği, incelemey hazır edilmediği iddiasında bulunmuşsa da, şirket muhasebecisi ... tarafından bu belglerin toplantı öncesinde de hazır edildiğini, incelenmesi için davacıya bizzat muhasebeci tarafından teslim edildiğini, dolayısıyla davacının iddialarının asılsız olduğunu, ayrıca davacının genel kurul kararlarında muhalefet şerhinin bulunmadığını, davacının şirketin zararına hareket ettiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
:İlk Derece Mahkeme kararında; "...davaya konu genel kurul toplantısının 5. Maddesinde "5- Yapılan oylama sonucunda yönetim kurulu üyeleri toplantıya katılanların oybirliği ibra edildiler." şeklinde olup yapılan oylama ile şirket ortağı ...'in kendi ibrası için oy kullandığı, bu şekilde ibrasını sağladığı anlaşılmakla oylamada izlenen bu yöntem ile anılan 6102 sayılı TTK’nin 436. maddesinde düzenlenen oy kullanma yasağına aykırı davranılmıştır. Bu şekilde yöneticinin ibrasına ilişkin olarak alınan karar, karar nisabı bulunmadığından yoklukla maluldür.( Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin █████████ E. ████████ Karar sayılı ilamı da benzer mahiyettedir.) Bu itibarla, yok hükmünde olan yönetim kurulu üyesinin ibrasına ilişkin kararlara karşı ortaklar muhalefet şerhi koymamış olsalar bile bu kararlara karşı dava açabilirler. Bu nedenle yönetim kurulu üyesinin ibrasına ilişkin olarak alınan 5 nolu kararın yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmiştir. Davanın kısmen kabulü ile davalı şirketin █████/2023 tarihinde olağan genel kurul toplantısında alınan 5 nolu kararın yok hükmünde olduğunun tespitine, fazlaya yönelik talebin reddine,..." şeklinde karar verilmiştir.Bu karara karşı taraflarca yasal süresinde istinafa başvurulmuştur.İSTİNAF SEBEPLERİ
:Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Dosya kapsamında yer alan tüm yazılı ve sözlü beyanlarını aynen tekrarla; yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılmasını talep ettiklerini, her ne kadar pompa üzerinde yer alan tarih ve saatin kesin bir şekilde doğru veriler yansıtmadığı ve denetiminin mümkün olmadığı tespit edilmişse de; davaya konu genel kurul toplantı gününde ve saatinde davacı müvekkili tarafından çekilen video kaydının hangi tarihte ve hangi saatte alındığının kolaylıkla anlaşıldığını, nitekim bu hususa ilişkin ekran görüntüsü ve CD kaydı yerel mahkeme dosyasına sunulduğunu, kaldı ki, ekran görüntüsünde cep telefona ait saat ve tarihin de açıkça göründüğü, cep telefonunun saat ve tarih kısmı ile pompa üzerine yer alan saat ve tarih kısmının birbiriyle uyuştuğunun ispatlandığını, yerel mahkemece cep telefonunda yer alan saat ve tarih ile pompada yer alan saat ve tarihin karşılaştırılmamasının yerinde olmadığını, davacı müvekkilinin, genel kurul toplantısının yapılacağı █████/2023 tarihinde video kaydını çektiği, söz konusu kaydının ise saat 11:18'de cep telefonuna kaydettiğinin kolaylıkla anlaşıldığını, cep telefondaki tarih ve saat kısmında oynama yapılamayacağının da dikkate alındığında, yerel mahkemenin gerekçesinin yerinde olmadığı, genel kurul toplantısının yapılacağı tarih ve saatte, davacı müvekkili haricinde herhangi bir kişinin toplantı adresine gelmediğinin ispatlandığının, dolayısıyla anılan tarihte genel kurul toplantısının aslında yapılmadığının somut şekilde ortaya konulduğunun anlaşıldığını, yerel mahkemece cep telefonu üzerinde herhangi bir inceleme yapılmaksızın karar verilmesinin yerinde olmadığını, bu yöndeki taleplerinin gerekçesiz şekilde reddedildiğini, yerel mahkeme kararının bu yönüyle eksik ve hatalı olduğunu, yerel mahkemece, şirket ortağı ...'in toplantı saatinden sonra geldiği kabul edilse dahi nihayetinde her iki ortağın toplantı yerinde hazır olduğunun tarafların da kabulünde olduğu gerekçesinin de yerinde olmadığını zira, şirket ortağı ...'in, ilanda belirtilen saatte toplantı yerinde hazır olmadığını, sonrasında davacı müvekkilinin video kaydı alınmasından sonra çalışanların haber vermesi üzerine, daha öncesinde hazırlanan genel kurul tutanakları ile birlikte toplantı adresine geldiğini, öncesinde hazırlanan ve alınan kararların öncesinde yazılı bulunduğu belgelerle davacı müvekkilinin bulunduğu toplantı adresine gelmesi, toplantı için hazır olunduğu anlamına gelmediğini, aksi durumda toplantı saatinin ilanda belirtilmesinin bir anlamı ve öneminin kalmayacağını, genel kurul toplantısına çağrı usulünde aykırılığın, genel kurul kararlarını tek başına sakatlayan bir hal olmadığı belirtilmiş olsa da; gerek dava dilekçesinde gerekse de dosya kapsamındaki tüm beyanlarında tek gerekçenin davet usulüne aykırılık olmadığı, diğer usul ve yasaya aykırılıklar ile birlikte genel kurul toplantısına çağrı şeklinin de usulüne göre yapılmadığı belirtildiğini, diğer gerekçelerle bir bütün olarak dikkate alınmasının talep edildiğini, davalının, genel kurul toplantısına çağrıyı usulüne göre yapmadığını, 10 gün öncesinde davet yaptığını, toplantıdan önce hazır bulundurulması gereken evrakları hazır bulundurmadığını, söz konusu evrakların davacı müvekkili tarafından incelenmesini sağlamadığını ve dolayısıyla davacı müvekkilinin şirket hakkında bilgi sahibi olmasını engellediğini ve toplantı saatinden çok sonra toplantı adresine, toplantıdan önce hazırlandığı sabit olan bir kısım tutanaklar ile geldiğini, bir bütün olarak değerlendirildiğinde, çağrı koşullarına uyulmadığı ve bu durumun genel kurulda alınan kararlarda etkili olduğunun sabit olduğunu, kaldı ki, toplantıdan önce hazır bulundurulması gereken TTK m.437/1 hükmünde belirtilen evrakların hazır bulundurulmadığına dair bir delil bulunmadığı tespitine katılmalarının mümkün olmadığını, TTK m.437/1 hükmünde belirtilen evrakların, genel kurul toplantısından en az on beş gün önce hazır bulundurması gereken tarafın davalı şirket olduğunu, yine söz konusu evrakların ve bu evrakların hazır edildiğine dair bilgi ve belgeler de davalı şirket bünyesinde olduğunu, eş anlatımla, TTK m.437/1 hükmünde sayılan evraklar ve bu evrakların genel kurul toplantısından önce incelenmek üzere hazır edildiğine dair bilgi ve belgeler davacı müvekkilinin elinde bulunmadığını, davacı müvekkilinin elinde olması mümkün olmayan evrakların, bilgi ve belgelerin ispatının davacı müvekkiline üzerinde bırakılmasının hukuka ve hakkaniyete açıkça aykırı olduğunu, yerel mahkemece, HMK m.219/1 hükmünün ilk cümlesinde yer alan "Taraflar, kendilerinin veya karşı tarafın delil olarak dayandıkları ve ellerinde bulunan tüm belgeleri mahkemeye ibraz etmek zorundadırlar." hükmü dikkate alınarak, TTK m.437 hükmündeki evrakları ve bu evrakların toplantı gününden en az on beş gün önce ilan edildiğine dair belgelerin ibrazını istemesi ve buna göre inceleme yapılması gerekmekte iken, sadece davacı müvekkili tarafından ispat yükümlülüğünün yerine getirilmediğine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, yine davacı müvekkilinin, kendisine usul ve yasaya aykırı olarak tebliğ edilen genel kurul toplantısında davet mektubundan sonra, TTK m.437/1 hükmünde ve davet mektubunda yer alan ilgili bilgi ve belgelerin incelemeye hazır olmadığını, söz konusu bilgi ve belgeleri incelemek istediğini belirttiğini, bu yönde davalı şirkete yazılı talepte bulunduğunu, söz konusu yazılı talep dilekçesi ve tebliğ mazbatasının dosyaya sunulduğunu, ancak davacı müvekkilininin işbu talebi hiçbir haklı sebep/gerekçe gösterilmeksizin yerine getirilmediğini, işbu durumun dosya kapsamı ile ispatlandığını, davacı müvekkilinin TTK m.437 kapsamında düzenlenen bilgi alma ve inceleme hakkının ihlal edildiğini ve buna bağlı olarak şirketin mali yapısı ile ilgili müvekkilinin herhangi bir bilgi sahibi olmasını da engellediğini, yine bilgi alma ve inceleme hakkını kullanamayan, şirketin mali yapısı hakkında bilgi sahibi olmayan davacı müvekkilinin sağlıklı şekilde oy kullanması da engellendiğini, bu durumun da usul ve yasaya aykırı olduğunu, yerel mahkemece davacı müvekkilin Bakanlık temsilcisini çağrılması yönünde talebini ispatlayamadığına karar verilmesinin yerinde olmadığını, yerel mahkemece davacı müvekkilinin yazmış olduğu ve davalı şirkete tebliğ edilen dilekçenin göz ardı edilmesi ve sadece toplantı tutanağının imzalanmadığının dikkate alınmasının hukuka aykırı olduğunu, zira, davalı şirket yetkilisinin bir kısım muvazaalı devirlerinden dolayı davacı müvekkili ile davalı şirket yetkilisi olan abisi ... arasında uyuşmazlık bulunduğundan, davacı müvekkili ...'in, davalı şirket yetkilisinin genel kurul toplantı saatinden çok sonra gelerek, daha önce hazırlanmış olan genel kurul tutanağını imzalamayı reddettiğini, hiçbir şekilde finansal tablolar, mali yapılar, yönetim kurulu yıllık faaliyet raporu vs. hususlar okunmaksızın ve müzakere edilmeksizin genel kurul toplantı tutanağının önceden hazırlanması ve imzalatılmak istenmesinin müvekkili tarafından kabul edilmediğini ve imzalanmadığını, kaldı ki, davacı müvekkiline imzalanmak istenen tutanakta Bakanlık temsilcisi talebine ilişkin herhangi bir bilgilendirme bulunmadığını, bilgilendirme yazılmasına dair davacı müvekkilinin talebinin de haksız şekilde geri çevrildiğini, bu durumda müvekkilinin muhalefetini tutanağa geçirtmesinin de engellendiğini, tüm bu hususların yerel mahkemece dikkate alınmadığını, eksik ve hatalı inceleme yapılarak dosya bir bütün olarak değerlendirilmediğini, yerel mahkeme kararının bu yönüyle de yerinde olmadığını ileri sürerek istinaf başvurularının kabulüne, Kayseri 2. Asliye Ticaret Hukuk Mahkemesi'nin █████/2025 tarih ve ████████ E., ████████ K. sayılı kısmen ret kararının usul ve yasaya aykırı olması nedeniyle ortadan kaldırılmasına, dava dilekçesinde belirtmiş oldukları tüm genel kurul kararlarının iptaline, duruşma taleplerinin kabulüne, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekilince sunulan istinaf başvuru dilekçesi ve istinafa cevap dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemece verilen kararda, davaya konu genel kurul toplantısının 5. maddesine ilişkin olarak; "5- Yapılan oylama sonucunda yönetim kurulu üyeleri toplantıya katılanların oybirliği ile ibra edildiler." şeklindeki karar yönünden, yönetim kurulu üyesi ...’in kendi ibrasına ilişkin oylamaya katıldığı, bu şekilde ibrasını sağladığı kabul edildiğini, mahkemenin bu hususu 6102 sayılı TTK’nin 436. maddesinde düzenlenen oy kullanma yasağına aykırılık olarak değerlendirdiğini, karar nisabı bulunmadığından bahisle söz konusu 5 no’lu kararın yok hükmünde olduğunun tespitine hükmettiğini, bu tespitin usul ve yasaya aykırı olduğunu, kabul etmediklerini, davanın kısmen kabulüne dair bu hükmün hatalı olup, 5 no’lu gündem maddesine ilişkin olarak verilen “yok hükmünde olduğunun tespiti” yönündeki kararı kabul etmediklerini, yerel mahkemece diğer hususlar konusunda verilen red kararının yerinde olduğunu, davanın kısmen kabulüne dair verilen kararın hatalı olduğunu ileri sürerek istinaf başvurularının kabulü ile, Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ████████ Esas, ████████ Karar numaralı kısmen kabul kararının kaldırılmasına, davanın tümden reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa bırakılmasına, davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:H.M.K 355. Maddesi gereğince inceleme Kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmıştır.Dava, anonim şirket genel kurul kararının iptali istemine ilişkindir.Davacı dava dilekçesinde davalı şirket yönetim kurulunca alınan █████/2023 tarihli karar uyarınca, █████/2023 tarihinde saat 11:00'da Genel Kurul Toplantısının yapılmasına karar verildiğini ancak söz konusu genel kurul toplantısına ilişkin davet mektubunun yukarıda anılan TTK m.414/1 hükmüne aykırı olarak, toplantı gününden 10(on) gün önce, yani █████/2023 tarihinde kendisine tebliğ edildiğini, bunun üzerine Genel kurul toplantısının yapılacağı █████/2023 tarihinde saat 11.00'da toplantının yapılacağı adreste hazır bulunduğunu, toplantının saatinde yapılmadığını, saatinden 1-2 saat sonra davalı şirket yetkilisi ..., yanında dava dışı ...'in muhasebecesi ... ve şirket muhasebecisi ..., davet kağıdında belirtilen toplantı adresine gelerek elinde bulunan kağıtları kendisinden imzalamalarını istediklerini kendisinin imzalamadığını ... tarafından kendisine █████/202 tarihli ayrıntılı bilanço başlıklı belge verildiğini belirterek davalı şirketin faaliyet raporunun, genel kurul öncesinde hazır edilmediğini finansal tabloların genel kurul öncesinde ortakların incelenmesine sunulmadığı faaliyet raporları ile finansal tabloların içeriği hakkında gerçek anlamda bilgi verilmesi ve müzakere yapılmasının söz konusu olmadığı, şeklen müzakere ve onay yapıldığı, toplantıya çağrıda yasal gerekliliklere uyulmadığı, olağanüstü genel kurulda bakanlık temsilcisinin bulunmadığı gibi iddiaları ileri sürerek, anılan (niza konusu edilen) kararların iptalini istemiştir.Davalı genel kurula çağrının usulüne uygun olduğunu davacının toplantı sırasında, █████/2023 tarihli toplantının yapılmaması için olay çıkardığını hatta toplantının yapılmaması için emniyet müdürlüğüne asılsız suç ihbarında bulunduğunu toplantı yerine polislerin geldiğini olay mahalline gelen polislerin herhangi bir suç unsuru tespit etmemeleri üzerine davacının zorlamasına rağmen genel kurul toplantısı usulüne uygun olarak yapıldığını, davacının iptal davası açabilmesi için, söz konusu karara olumsuz oy vermesi ve muhalefetini toplantı tutanağına geçirmesi gerektiğini davacının bunlardan hiç birini yapmadığını, kötü niyetli şeklide şirketin zararına olacak şekilde davalar açtığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.Hukukî işlem, bir veya birden çok kişinin hukuk düzeninin öngördüğü sınırlar içinde gerektiğinde diğer unsurlarla birlikte hukukî sonuçlar doğurmaya yönelik irade açıklamasından oluşan hukukî bir olgudur. İrade açıklamasının yönelmiş olduğu hukukî sonuç, bir hakkın veya hukukî ilişkinin kurulmasından, değiştirilmesinden, devredilmesinden veya ortadan kaldırılmasından ibaret olabilir. Bir hukukî işlemin meydana gelmesi, hüküm ve sonuçlarını doğurabilmesi, birden çok kişinin irade beyanına bağlı ise bu hukukî işlemlere iki veya çok taraflı hukukî işlem denir. Çok taraflı hukukî işlemler, sözleşme ve karar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Karar, aynı gruba dâhil kişilerin ortak bir iş veya amaca ilişkin olarak başkana yöneltilmiş irade beyanıdır. Dolayısıyla hukukî işlemlerin hükümsüzlük hâlleri “karar” için de geçerlidir. Dolayısıyla karar şeklindeki bir hukukî işlemin hükümsüz olması, onun yöneldiği hukukî sonucu gerçekleştirme gücünün olmadığı anlamına gelmektedir.Sermaye şirketlerinde genel kurul kararlarının doğrudan veya dolaylı etkilerini gösterebilmeleri her şeyden önce hukuk kurallarına aykırı bulunmamalarına, hukuken mevcut ve geçerli olmalarına bağlıdır. Kararların mevcudiyet ve geçerlilik şartları, kanun koyucu tarafından şirketin, azınlığın, şirket alacaklılarının ve müstakbel pay sahiplerinin hak ve çıkarları ile kamu düzeninin diğer gerekleri göz önünde bulundurulmak suretiyle çeşitli kanun hükümleriyle tespit edilmiştir. Meydana gelişi veya içeriği bakımından bu hükümlere ve bunların ışığında düzenlenmiş olan şirket esas sözleşmesine aykırı bulunan kararlar hukuken hükümsüz olurlar. Genel kurul kararlarında bu hükümsüzlük, ihlâl edilen hukuk kuralının niteliğine göre iptal edilebilirlik, butlan veya yokluk olarak karşımıza çıkmaktadır.Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden iptal edilebilirlik anonim şirketlere yönelik olarak somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı Kanun'un 381 inci maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. 6762 sayılı Kanun'un 381 inci maddesi gereğince kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açılabilecektir. İptal davasına konu bir genel kurul kararı, şekil veya içeriği bakımından sakat olsa bile iptaline dair hüküm kesinleşinceye kadar geçerli bir karar olarak kabul edilir. Süresinde ve usulüne uygun olarak açılan bir iptal davasında verilen iptal kararı kesinleşirse, bu karar geçmişe etkili olarak hüküm doğurur. Kararın alınmasından itibaren üç ay içinde dava açılmazsa veya açılan dava reddedilirse söz konusu aykırılık ve bu nedenle kararın iptal edilebilirliği artık ileri sürülemez.Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden butlan, 6762 sayılı Kanun'da ayrıca düzenlenmemiştir. Ancak 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 20 nci maddesinde düzenlenen butlan yaptırımı, genel kurul kararlarının butlanı hakkında da uygulanmaktadır. Bu itibarla emredici hukuk kurallarına, ahlaka aykırı veya imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılmaktadır. Öte yandan 6102 Kanun'un 447 nci maddesi ile genel kurul kararlarının butlanı açıkça düzenlenmiştir. Buna göre genel kurulun, özellikle pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran, pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran, anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararları batıldır. 6102 sayılı Kanun'un 447 nci maddesinde genel bir düzenleme yapılmamış, sadece örnek niteliğinde butlan sebepleri sayılmakla yetinilmiştir. Dolayısıyla 6102 sayılı Kanun'un 447 nci maddesinde sayılmayan durumlarda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 27 nci maddesi uygulanacak, emredici hukuk kurallarına, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılacaktır.Batıl bir hukukî işlem, unsurları itibariyle şeklen ve fiilen mevcut olmakla birlikte, konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hukukî hüküm ve sonuçları daha başlangıçtan itibaren kesin olarak hükümsüzdür. Bu kesin hükümsüzlük kural olarak düzeltilemez nitelikte olup hukukî yararı bulunan herkes tarafından bir süre ile sınırlı olmaksızın ileri sürülebilir. Mahkemeye sunulmuş olan olaylardan anlaşılmak koşuluyla hâkim tarafından resen göz önünde tutulur.Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden olan yokluk, ne 6762 sayılı Kanun'da ne de 6102 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Yokluk yaptırımının kanunlarda düzenlenmemiş olması, yokluk yaptırımının hukukî işlem niteliğinde olan genel kurul kararları hakkında uygulanamayacağı anlamına gelmemektedir. Bir hukukî işlem, meydana gelişi bakımından emredici hukuk kurallarına aykırı ise o işlem yok hükmündedir. Meydana gelişe ilişkin olan emredici hukuk kuralları, hukukî işlemin unsurlarını oluşturan, onun mevcudiyet şartlarını belirleyen kurucu-şekli nitelikteki hükümlerdir. İçeriğe ilişkin emredici hukuk kurallarına aykırılık hâlinde butlan söz konusu olup hukukî işlem şeklen mevcut olmakla birlikte konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hüküm ve sonuçları, daha başlangıçtan itibaren hiç kimseye karşı meydana gelmez. Kurucu-şekli nitelikteki emredici hukuk kurallara aykırılık hâlinde ise yokluk söz konusu olup kurucu unsurların veya kanuni şeklin eksikliği sebebiyle hukukî işlem şeklen meydana gelememektedir. Dolayısıyla butlanda hukukî işlemin meydana gelmesi için gerekli olan içerik unsurları vardır; fakat hukuk düzeni bu içerik bakımından amaçlanan sonuçların meydana gelmesini kesinlikle reddetmektedir. Yoklukta ise hukukî işlem için gerekli olan içerik şekli bakımdan dahi meydana gelmiş değildir (Tekinay, S. Sulhi/Akman, Servet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 1993, s. 378).Görüldüğü üzere yokluk ve butlan arasında, sebepleri yönünden bir farklılık olmakla birlikte ayrıca bu iki kavrama bağlanan hukukî sonuçlar da, sınırlı da olsa, farklıdır. Bu farklardan birisi hukukî tahvil müessesesidir. Hukuken yok olan bir işleme hiçbir sonuç bağlanması mümkün değilken şeklen mevcut ancak batıl olan hukukî işleme hukukî tahvil yoluyla bir hukukî sonuç bağlanması mümkündür. Yokluk ile butlan arasındaki en önemli fark ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun(4721 sayılı Kanun) ikinci maddesi gereğince hakkın kötüye kullanılması yasağı bağlamında ortaya çıkar. Butlan durumunda şekli anlamda bir genel kurul kararı mevcut olduğundan bu kararı ve butlan sebeplerini bilen bir kişinin aradan uzun bir süre geçtikten sonra dava veya itiraz yoluyla genel kurul kararının butlanına dayanması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olabilir. Hâkim butlanın ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı veya hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığını her olayda re’sen ve ahval ve şartların heyeti umumiyesini göz önünde tutarak serbestçe takdir edecektir (Moroğlu, Erdoğan: Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, İstanbul 2017, s. 194). Oysa yokluk durumunda, ortada şekli bakımdan dahi bir genel kurul kararı bulunmadığından bunun yokluğunun tespit edilmesinin istenmesi hiçbir şekilde hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilemeyecektir (Moroğlu, s. 37).Yokluğun bir hukukî işlemin kurucu unsurlarındaki eksikliği ifade etmesinden hareketle genel kurul kararlarının yokluğunun tespitine karar verilmesi için öncelikle kurucu unsurlarının neler olduğunun belirlenmesi gerekir. Genel kurul kararlarının kurucu unsurları “genel kurul” ve “karar”dır. Dolayısıyla bir genel kurul, kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde toplanmış veya kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde karar almışsa, alınan bu karar yoklukla maluldür. Örneğin usulüne uygun çağrı yapılmadan toplanan genel kurullarda alınan kararlar, toplantı ve karar nisaplarına riayet edilmeksizin alınan kararlar, Bakanlık temsilcisinin bulunması gerektiği hâllerde temsilci olmaksızın gerçekleştirilen toplantılarda alınan kararlar, hakkında hiç oylama yapılmadığı hâlde yapılmış gibi gösterilen kararlar kurucu-şekli unsurları eksik olduğundan yoklukla malul kararlardır.Anonim ve limited şirket genel kurul toplantıları, davetin belli bir prosedüre tâbi tutulup tutulmadığına göre çağrılı ve çağrısız genel kurul toplantısı şeklinde ikiye ayrılır. Hem 6762 sayılı Kanun'da hem de 6102 sayılı Kanun'da anonim ve limited şirketin genel kurul toplantılarına ortakları davet belli başlı kurallara bağlanmıştır. Kanun koyucu genel kurul toplantılarına davet şekillerinin az ortaklı şirketler açısından pratik olmayacağı düşüncesiyle her iki kanunda da çağrısız genel kurul toplantısını düzenleme ihtiyacını hissetmiştir. Çağrısız genel kurulu düzenleyen 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 416 ncı maddesi "(1) Bütün payların sahipleri veya temsilcileri, aralarından biri itirazda bulunmadığı takdirde, genel kurula katılmaya ve genel kurul toplantılarının yapılmasına ilişkin hükümler saklı kalmak şartıyla, çağrıya ilişkin usule uyulmaksızın, genel kurul olarak toplanabilir ve bu toplantı nisabı varolduğu sürece karar alabilirler. (2) Çağrısız toplanan genel kurulda, gündeme oybirliği ile madde eklenebilir; aksine esas sözleşme hükmü geçersizdir." şeklindedir. Bu hükümden anlaşılacağı üzere bir çağrısız genel kurulun var olabilmesi için tüm pay sahiplerinin ya da temsilcilerinin toplantıda hazır bulunmaları ile herhangi bir pay sahibinin toplantıya itiraz etmemesi gerekmektedir.” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre limited şirketlerde çağrısız genel kurul toplantısının yapılabilmesi için bütün pay sahipleri veya temsilcilerinin toplantıda hazır bulunması ve hiçbirinin toplantıya itirazda bulunmaması gerekir. Buradaki itiraz, doğrudan yapılacak olan çağrısız genel kurul toplantısına veya karar alınmasına ilişkin olmalıdır. Görüldüğü üzere çağrısız genel kurul toplantısı için toplantı yetersayısı bütün pay sahipleri veya temsilcilerinin hazır bulunması şeklinde belirlenmiştir. Dolayısıyla çağrısız genel kurul toplantısına bütün pay sahiplerinin veya temsilcilerinin hazır bulunması ve hiçbirinin toplantıya itirazda bulunmaması, çağrısız genel kurul toplantısında alınacak kararların kurucu unsurunu teşkil etmektedir. Herhangi bir pay sahibinin veya temsilcisinin toplantıda hazır bulunmaması ya da toplantıya itiraz etmesi hâlinde çağrısız genel kurul mevcut olmadığı için alınan kararlar yoklukla malûldür(Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.03.2022 tarihli, ███████-701 E., ████████ K. Sayılı ilamı). (Yargıtay 11 HD █████████ Esas █████████ Karar sayılı ilamından)Şirket ortağı olan davacı ve dava dışı ...'in █████/2023 tarihinde saat 11:00'da yapılması kararlaştırılan genel kurul toplantısı için bir araya geldikleri, davacıya bilançonun verildiği davacının tutanağı imzalamadığı iddia savunma ve tanık beyanları ile sabittir.6102 sayılı TTK'nun 409. maddesi gereğince anonim şirketler her faaliyet döneminin sonundan itibaren 3 ay içinde olağan genel kurul kurulunu toplaması gerekir. Gerektiği takdirde genel kurul olağanüstü toplantıya da çağrılabilirTTK'nın 437/1. maddesinde, finansal tablolar, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu ve diğer mali belgelerin genel kurul toplantısından en az 15 gün önce şirketin merkez ve şubelerinde pay sahiplerinin incelenmesine hazır bulundurulacağı, pay sahibinin gideri şirkete ait olmak üzere gelir tablosuyla bilançonun bir suretini isteyebilir hükmü yer almaktadır.Davacı ortağın, şirket merkezine giderek söz konusu rapor ve tabloları incelemek isteyip, bu isteğinde reddedildiğine veya engellendiğine ilişkin bir iddia veya delil sunulmamakla da davacının bu husustaki iddiaları subut bulmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi gerekçesi yerindedir.(Yargıtay 11. Hukuk Dairesi █████████ Esas █████████ Karar)6102 sayılı Kanun'un 422 nci maddesinin birinci fıkrası ve Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul ve Esasları İle Bu Toplantılarda Bulunacak Balanlık Temsilcileri Hakkında Yönetmeliğinin 32 nci maddesi gereğince Bakanlık Temsilcisinin toplantıda bulunmasının zorunlu olup yönetmeliğin 32. Maddesi incelendiğinde;(1) Aşağıda sayılan genel kurul toplantılarında ve bunların ertelenmesi halinde yapılacak ikinci toplantılarda Bakanlık temsilcisinin bulunması zorunludur:a) Kuruluş ve esas sözleşme değişikliği işlemleri Bakanlık iznine tabi olan şirketlerin bütün genel kurul toplantılarında, diğer şirketlerde ise gündeminde, sermayenin arttırılması veya azaltılması, kayıtlı sermaye sistemine geçilmesi ve kayıtlı sermaye sisteminden çıkılması, kayıtlı sermaye tavanının arttırılması veya faaliyet konusunun değiştirilmesine ilişkin esas sözleşme değişikliği ile birleşme, bölünme veya tür değişikliği konuları bulunan genel kurul toplantılarında.b) Genel kurula elektronik ortamda katılım sistemini uygulayan şirketlerin genel kurul toplantılarında.c) Yurt dışında yapılacak bütün genel kurul toplantılarında.ç) Yurt dışında yapılacak imtiyazlı pay sahipleri özel kurul toplantılarında.(2) Birinci fıkrada sayılanların dışındaki genel kurul toplantılarında (Ek ibare:RG-9/███████-31269) , kuruluş ve esas sözleşme değişikliği işlemleri Bakanlık iznine tabi olan şirketler hariç olmak üzere tek pay sahipli şirketlerin genel kurul toplantılarında ve imtiyazlı pay sahipleri özel kurullarında Bakanlık temsilcisinin bulunması zorunlu değildir. Ancak genel kurulu toplantıya çağıranların talep etmeleri ve bu taleplerin görevlendirme makamınca uygun görülmesi halinde Bakanlık temsilcisi görevlendirilir.(3) Bakanlık temsilcisi bulunması zorunlu olmayan toplantılar için, çağrı yapanlar dışındakilerin Bakanlık temsilcisi görevlendirilmesine ilişkin görevlendirme makamına doğrudan yapacakları başvurular dikkate alınmaz. Ancak sermayenin en az onda birini oluşturan pay sahipleri tarafından gerekçeleri de bildirilmek suretiyle Bakanlık temsilcisi görevlendirilmesine dair talep, görevlendirme makamının değerlendirilmesine sunulmak üzere şirkete yapılır. Toplantıya çağıranlar tarafından bu talebin görevlendirme makamına iletilmesi zorunludur.(4) Birinci fıkrada belirtilen toplantılar ile ikinci ve üçüncü fıkralar uyarınca Bakanlık temsilcisi görevlendirilen toplantılarda, Bakanlık temsilcisinin yokluğunda alınan kararlar geçerli değildir.(5) Şirket genel kurullarında Bakanlık temsilcisi olarak görevlendirilenler, görevlendiren makam tarafından ilgili ticaret sicili müdürlüğüne bildirilir. "şeklindedir.Davaya konu edilen toplantının gündemi nazara alındığında da, "bakanlık temsilcisi" bulundurma zorunluluğu olmadığı anlaşılmaktadır.Bununla birlikte 22.12.2022 tarihli Genel Kurul toplantısına ...'in katıldığı ...'in aynı zamanda yönetim kurulu üyesi başkanı olduğu anlaşılmaktadır. TTK'nın 436/2 maddesinde; " Şirket yönetim kurulu üyeleriyle yönetimde görevli imza yetkisini haiz kişiler, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamaz." denilmektedir.Anonim şirket genel kurulunda alınan en önemli kararlar arasında ‘ibra kararı’ yer almaktadır. İbra, mevzuatımızda tanımlanmış değildir. Doktrine paralel olarak Dairemiz kararlarında da ibra, yönetim ve denetim kurulunun faaliyetlerinden dolayı, genel kurulun o yıla ilişkin olarak tazminat talebi hakkı bulunmadığı yönünde menfi bir borç ikrarı olarak nitelendirilmektedir. TTK'nın 436. maddesi uyarınca, şirket yönetim kurulu üyeleriyle yönetimde görevli imza yetkisini haiz kişiler, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamazlar. Şayet oy kullanmaları vuku bulmuş ise, bu halde oyların sonuca etkisi dikkate alınmalıdır.Somut olayda, davalı şirketin 2 ortağı bulunduğu, davaya konu genel kurul toplantısına aynı zamanda şirket yönetim kurulu başkanı ve üyesi olan davacının katıldığı ve yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin (5) numaralı karar alınırken TTK'nın 436/(2). maddesine aykırı olarak kendi ibralarında oy kullandığı, bu oylar çıkartıldığında geriye ibrayı sağlayacak hiçbir oyun kalmadığı, bu nedenle anılan kararın yoklukla malul olduğu anlaşılmış olup, bu durum süreye bağlı olmadan ileri sürülmesi mümkün olduğundan mahkemece, kararın yoklukla malul olduğuna hükmedilmesi isabetlidir (Yargıtay 11 Hukuk Dairesinin █████████ Esas █████████ Karar, █████████ E. -█████████ karar sayılı ilamı)Tüm bu açıklamalar ışığında; mahkemece yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya uygun olup istinaf eden tarafların yukarıda yazılı istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar vermek gerekmiştir.HÜKÜM
: Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin istinafa konu edilen █████/2025 tarih ve ████████ E - ████████ K sayılı nihai kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşılmakla tarafların istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,2-Alınması gerekli olan 615,40 TL istinaf karar ve ilam harcı istinaf eden davacı tarafça peşin yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-Alınması gerekli olan 615,40 TL istinaf karar ve ilam harcı istinaf eden davalı tarafça peşin yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,4- İstinaf başvurusunda bulunan taraflarca yapılan istinaf yargılama giderlerinin ve istinaf kanun yoluna başvurma harcının kendileri üzerinde bırakılmasına,5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme ile HMK 361/1 uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.█████/2025