Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, menopozlu kadın kaşın gözün oynuyor ifadesinin kamu görevlisine hakaret suçunun unsurlarını oluşturup oluşturmadığına dair yerel mahkeme direnmesi üzerine verdiği ilke kararı.
Özet: Kamu görevlisine yönelik hakaret suçundan mahkûm edilen sanık hakkında, Yargıtayın sarf edilen "menopozlu kadın kaşın gözün oynuyor" gibi sözlerin hakaret suçunun unsurlarını taşımadığı ve rahatsız edici ancak kaba ifadeler olduğu gerekçesiyle verilen bozma kararına karşın yerel mahkeme direnerek önceki hükmünü sürdürmüştür. Bu direnme üzerine Ceza Genel Kuruluna taşınan uyuşmazlık, sanığa isnat edilen ifadelerin mağdurun onur, şeref ve saygınlığını rencide edecek nitelikte bir hakaret teşkil edip etmediği ve verilen cezadaki usuli hataların varlığı üzerine odaklanmaktadır.
Ceza Genel Kurulu         ████████ E.  ,  ████████ K.
    "İçtihat Metni"

    KARARI VEREN
    YARGITAY DAİRESİ
    : 4. Ceza Dairesi
    MAHKEMESİ
    :Asliye Ceza
    SAYISI
    : 28-175
    I. HUKUKÎ SÜREÇ
    Kamu görevlisine hakaret suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125/1-3a ve 53/1. maddeleri uyarınca 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin İstanbul 37. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 26.02.2015 tarihli ve 339-92 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 18. Ceza Dairesince 12.11.2019 tarih ve 2631-16047 sayı ile; "1- Sanığın, mağdura yönelttiği 'menopozlu kadın kaşın gözün oynuyor' şeklindeki sözlerinin mağdurun onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici, kaba, nezaket dışı sözler niteliğinde olduğu ve hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, kanuni olmayan ve yerinde görülmeyen gerekçeyle hakaret suçundan mahkûmiyet kararı verilmesi,
    2- Kabule göre de;
    a) Her ne kadar TCK'nın 125/3. maddesinde cezanın alt sınırının 1 yıldan az olamayacağı düzenlenmiş ise de, bu düzenlemenin temel cezanın adli para cezası olarak seçilmesine engel olmayacağı göz önünde bulundurulmadan ve yeterli gerekçe gösterilmeden temel ceza olarak hapis cezası tercih edilmesi,
    b) Gerekçe gösterilmeksizin TCK'nın 51. maddesi kapsamında erteleme hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı hususunda kanuni dayanakları da gösterilerek olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi,
    c) TCK'nın 53/1-b maddesinde yer alan hak yoksunluğunun uygulanma olanağının ortadan kalkmış olması," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Yerel Mahkeme ise 17.09.2020 tarih ve 28-175 sayı ile bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.
    Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25.06.2021 tarihli ve 98511 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 25.04.2024 tarih ve 30888-5411 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır.
    II. UYUŞMAZLIK KONUSU
    Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
    III. OLAY VE OLGULAR
    İncelenen dosya kapsamından;
    Mağdur ile tanıklar ..., ... ve ... tarafından imzalanan 14.08.2014 tarihli tutanağın; "14.08.2014 tarihinde Kadın Doğum Osmaniye polikliniğinde çalışmaktaydım. Öğlen yemeğe çıkmıştım. Tam 12 de çıkamamıştım, bir hastaya rapor yazdığım için biraz geç çıkmak zorunda kaldım. Geldiğimde kapının önünde bekleyen hasta yoktu. Saat 13.30'a gelmekteydi. İçeriye girdiğimde Asis.Dr. ... bir hastayla görüşmekteydi. Sizin görmenizi isteyen bir hasta vardı. Sizi bekledi dedi. Ben de kapının önünde başka hasta yok dedim. İçerideki hasta çıkınca tekrar baktık kimse yoktu. Gelir nasıl olsa diye düşündük. Az sonra hasta ... ... geldi. Buyurun oturun dedim. Ne şikayeti olduğunu sordum, bir önceki doktor ultrasonografi yapılmasını önerdiğini söyledi. Bir önceki muayenesine baktım ne amaçla ultrasonografi istendiğini anlamak için tanı vajinit olarak yazıyordu. Vajinitte ultrason gerekmediği gibi muayene yaparken her hastaya vajinal usg yaptığımızdan sonradan çağrılmasının not edilmeyip hastaya söylenen bir nedeni olup olmadığını anlamak istedim. İlk geliş nedeniniz neydi, neden ultrasona çağrıldın bir kist bir şey mi tespit edildi, adet sonrası mı diye sordum. Ben ne bileyim uygun gördüler diye yanıt verdi o zaman geçin muayene odasına bakalım dedim. Kendisi bana saygısızlık yapıp beni sıkıştırıyorsunuz sorularla yüzünüz gözünüz oynuyor diye yanıt verdi. Ben normal konuşuyorum, şikayetini anlamaya ne bakacağımı anlamaya çalışıyorum dedim. Bu arada açık kapıdan eşi içeri girdi ne oluyor diye sordu ben de eşinize şikayetiniz neydi neden ultrason istendi diye soruyorum, eşiniz bana reaksiyon gösteriyor yanıt tam vermiyor dedim. Bunun üzerine eşi ürolojiye gittik ürolog istedi dedi. Ben de bak eşin yanıt verdi senin bunu söylemeni istiyordum dedim. İçeri geçin bakalım dedim. Muayene odasına bir iki adım attı, sonra tekrar döndü ben muayene olmak istemiyorum yürü diye kocasına seslendi. Eşi sinirlendi, masamı yumruklamaya hakaret etmeye başladı. Hakaret ederek karı koca çıktılar. Yanımda ... bey, onun ilgilendiği hasta ve ... hanım olmasa kocası masa yerine beni de yumruklayabilirdi." şeklinde olduğu,
    Kovuşturma evresinde mağdurun 22.01.2020 tarihli dilekçesi ile şikâyetinden vazgeçtiği,
    Anlaşılmıştır.
    Mağdur; kadın doğum uzmanı olduğunu ve 1992 yılından itibaren İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesinde çalıştığını, olay günü çok sayıda hasta randevusu olduğu için ancak saat 12.30'da yemeğe çıkabildiğini ve saat 13.30'a doğru hemen görev yerine döndüğünü, yardımcı görevlinin bir hastanın geldiğini söylediğini ancak odaya girerken kapıda bekleyen kimsenin olmadığını, az sonra sanığın eşinin geldiğini ve içeri girdiğini, sanığın ise kapının önünde olduğunu, sanığın eşine şikâyetini sorduğunu, şikâyetini söylemek yerine "Bana ultrason gerekli." dediğini, "Ultrason ne yönlü gerekli?" diye sorduğunda "Bana ne soruyorsunuz, beni ne sıkıştırıyorsunuz, ultrason gerekli." diye cevap verdiğini, "Sistemimizde ultrason gerekir yazmak için ön tanıyı vermemiz lazım, onun için size soru soruyorum." dediğini, ayrıca adet döneminde rahim örtüsü kalın olduğundan ultrason yönünden önce adet görüp görmediğini de sorduğunda "Ne gereği var?" şeklinde aksi bir cevap verdiğini, bu sırada kapıdaki açıklık nedeniyle konuşulanı duyan sanığın içeri girdiğini ve "Ne oluyor?" gibi bir laf söylediğini, eşinin sorduğu suallere aksi cevap verdiğini, neden ultrason gerekli olduğunu anlaması gerektiğini söylemesi üzerine sanığın "Biz ürolojiye gittik, üroloji gönderdi." dediğini, bunun üzerine sanığın eşine dönüp "Eşiniz bilgi verdi, geçin kapalı bölmeye, muayene masasına." dediğini ancak sanığın eşinin muayene olmak istemediğini söyleyip odadan çıktığını, sanığın da öfkelenip "Allah kahretsin siz ne biçim doktorsunuz." diyerek masasını yumrukladığını,
    Tanık ... ...; olay günü hastaneye kadın doğum bölümüne muayene olmak için gittiğini, doktor olan mağdurun muayene etmek istediğini, kendisinin panik atak olduğu için karşılıklı bir yanlış anlaşılmanın meydana geldiğini, ses üzerine eşi olan sanığın içeri girdiğini, kendisini korumak adına masaya elini vurduğunu, başkaca bir durum olmadığını,
    Tanık ...; mağdurun yanında asistan doktor olarak görev yaptığını, olay sırasında odada olduğunu, mağdur ile sanığın eşi arasındaki konuşmaları duyan sanığın içeri girip masaya vurduğunu ve "Doktor musun nesin, adam gibi hasta bakın, kaşın gözün ayrı oynuyor." dediğini,
    Tanık ...; hizmetli personel olduğunu, hastaların muayenesi sırasında onlara yardımcı olmak için odada bulunduğu sırada, konuşmaları duyan sanığın içeri girip ne olduğunu sorduğunu, sanığın eşinin muayene olmak istemediğini söyleyerek muayene odasından çıkması üzerine de sanığın masaya bir kaç kez vurduğunu ve yüksek sesle "Menopozlu kadın kaşı gözü ayrı oynuyor, niye buraya oturtmuşlar." dediğini,
    Tanık ...; hastanede ebe olarak çalıştığını ve olay sırasında yan odada olduğunu, bir bağırma sesi duyması üzerine koridora çıktığını, sanığın bağırarak "Menopozlu kadın, yüzünüz gözünüz oynuyor." şeklinde sözler söyleyerek, koridorda yürüdüğünü gördüğünü,
    İfade etmişlerdir.
    Sanık; olay günü eşi olan tanık ... muayene odasındayken içeriden tartışma sesleri duyduğunu, içeri girip mağdura eşinin üzerine fazla gitmemesini sadece muayene için hareket etmesini söylediğini, bu sırada eşinin muayene olmaktan vazgeçtiğini, tansiyonunun düştüğünü ve ellerini masanın üzerine koyduğunu, mağdurun bunu tepki olarak anladığını, kendi kendisine "Lanet olsun!" dediğini, ağzından başka kelime de çıkmış olabileceğini, hatırlayamadığını, daha sonra mağdurun yanına giderek kendisinden özür dilediğini, mağdurun da özrünü kabul ettiğini savunmuştur.
    IV. GEREKÇE
    A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar
    TCK’nın "Hakaret" başlıklı 125. maddesi şöyledir;
    "(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.
    (2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.
    (3) Hakaret suçunun;
    a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
    b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
    c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,
    İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz
    (4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.
    (5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır."
    Norm ile 765 sayılı TCK'dan farklı olarak hakaret ve sövme ayrımı kaldırılmış, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek hakaret suçunu oluşturan seçimlik hareketler olarak belirlenmiştir. Doktrin de aynı görüştedir (Mahmut Koca- İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 430).
    Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir.
    Eleştiri ise herhangi bir kişiyi, eseri, olayı veya konuyu enine, boyuna, derinlemesine her yönüyle incelemek, belli kriterlere göre ölçmek, değerlendirmek, doğru ve yanlış yanlarını sergilemek amacıyla ortaya konulan görüş ve düşüncelerdir. Genelde beğenmemek, kusur bulmak olarak kabul görmekte ise de, eleştirinin bir amacının da konuyu anlaşılır kılmak, sonuç çıkarmak ve toplumu yönlendirmek olduğunda kuşku yoktur.
    Her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.
    Kamu görevlilerinin, görevlerini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemeyi ve saygınlıklarına zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı saldırılara karşı korunmaları zorunlu olmakla birlikte, demokratik bir hukuk devletinde, kamu görevini üstlenenleri denetlemek, faaliyetlerini değerlendirmek ve eleştirmek de kaynağını Anayasadan alan düşünceyi açıklama özgürlüğünün sonucudur. Eleştirinin sert bir üslupla yapılması, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgu ise de, eleştiri yapılırken görüş açıklama niteliğinde bulunmayan, küçültücü, aşağılayıcı ifadeler kullanılmamalı, düşünceyi açıklama sınırları içinde kalınmalıdır.
    İHAM’a göre, öncelikle ifadelerin bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu belirlenmelidir. Zira olgu isnadı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecektir. Yargılamaya konu olan ifadeler eğer bir değer yargısı içermekte ve somut bir olgu isnadından bahsedilemeyecekse, değer yargılarını destekleyecek yeterli bir altyapının mevcut olup olmadığı İHAM tarafından göz önünde bulundurulmaktadır. Zira değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Öte yandan, hiçbir veriye dayanmayan ve hiçbir altyapısı bulunmayan bir değer yargısı İHAM tarafından da ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kabul görmemektedir (İHAM'ın 12.07.2001 tarihli ve ████████ başvuru sayılı Feldek/Slovakya ve 06.10.2009 tarihli ve ████████ başvuru sayılı Kuliś ve Różycki/Polonya kararları).
    Olgu isnadı içeren ifadeler konusunda ise en azından ilk bakışta güvenilir görünen delil sunulması gerektiği kabul edilmektedir. Elbette ki, bu deliller sunulamadığı takdirde, İHAM (18.02.2014 tarihli ve ████████ başvuru sayılı Jalbă/Romanya kararı) iddiaların gerçekliğinin kanıtlanmasını beklemektedir.
    Netice itibarıyla, tipik fiil kapsamında değerlendirilebilecek olsa da; her somut olay özelinde, mağdurun ve sanığın görev, sıfat ve konumları da nazara alınmak suretiyle TCK'nın 26/1. maddesine istinad eden, ifade özgürlüğü hakkı kapsamında bir hukuka uygunluk sebebinin bulunup bulunmadığı değerlendirmesi yapılmalı, sonucuna göre de, mağdurun şeref ve saygınlığını koruma hakkı ile sanığın ifade özgürlüğü hakkı arasında adil bir dengenin kurulması gerektiği gözetilmelidir.
    B. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme
    Mağdurun İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesinde kadın doğum uzmanı olarak görev yaptığı, muayene olmak için müracaat eden tanık ...'e şikâyetini sorduğunda, adı geçenin önceki doktorun ultrason istediğini söylediği, mağdurun ne amaçla ultrason istendiğini anlamak amacıyla sorduğu sorulara da çekingen davranarak yeterli cevap veremediği, bu sırada koridorda bekleyen ve içerideki konuşma seslerini duyan sanığın odaya girerek "Ne oluyor?" diye sorduğu, mağdurun durumu izah etmesi üzerine "Üroloğa gittik, ürolog istedi." dediği, ancak tanığın artık muayene olmak istemediğini söyleyip odadan dışarı çıkmak istemesi üzerine sinirlenen sanığın mağdura hitaben "Menopozlu kadın, kaşın gözün oynuyor." demek suretiyle hakaret suçunu işlediği kabul olunan olayda; suça konu ifadeler nezaket dışı, kaba, rahatsız edici ve ağır eleştiri niteliğinde ise de fiil isnadına dayanmayan bir değer yargısı niteliğinde olması, mağdurun onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelik içermemesi ve sövme fiilini de oluşturmaması nedenleriyle sanığa isnat edilen hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, İlk Derece Mahkemesinin direnme kararına konu hükmündeki gerekçelerinin isabetli olmadığına ve mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu ...; "Maddi vakıanın kabulüne ilişkin vicdani kanaatini, doğrudan muhatap olduğu takdirî deliller ve dosya kapsamına uygun, ilgili, özgün ve yeterli gerekçelere dayandıran Yerel Mahkemenin müsnet kamu görevlisine hakaret suçunun unsurlarının oluştuğu yönündeki takdir ve değerlendirmelerinde bir isabetsizlik bulunmadığından Sayın Çoğunluğun görüşüne muhalifim." görüşüyle,
    Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi Dr. ...; "Olay günü görev başında bulanan mağdur doktorun, sanığı ve eşini tanımazken, hasta olarak kendisine başvurup, ultrason incelemesi yapılmasını isteyen hasta ...'in sorularına yanıt verememesi üzerine oluşan iletişim sorunlu ortama hasta mahremiyetine riayet etmeden giren ...'in eşi sanık ...'ın kendiliğinden konuşmalara dahil olarak ürolojinin ultrason incelemesi istediğini de belirterek, hasta olan eşinin yanıtlayamadığı sorulara cevap verip ortamda bulunmaya devam ettiği sırada, görev başında orta yaşlarda olan mağdur doktora sesini yükselterek, elini masaya vurarak 'kaşın gözün oynuyor, menopozlu kadın' demek suretiyle içinde bulunduğu çalışma ortamında çalışan ve bekleyen başka insanların duyabileceği şekilde bağırdığı sabittir.
    Olayda Özel Daire mağdurenin fiziki ve biyolojik yaşam döngüsünün söylemesinin hakaret suçunu oluşturmayacağı gerekçesiyle bozma kararı vermiştir. Oysa olay sırasında sanığın yaptığı yüksek sesle ve elini masaya vurarak 'menopozlu kadın, kaşın gözün ayrı oynuyor' demesi şeklinde vücut bulan eyleminde, mağdurun insani olarak onur, şeref ve yaptığı göreve ilişkin saygınlığının rencide edilmesi kastının varlığı tartışmasızdır. İçinde yaşadığımız toplumun örf, adet ve kabulleri gereği hiçbir kadına menopozlu ya da mensturalli denilemez. Çünkü bu durum Türk örf ve adetleriyle bağdaşmayacağı gibi kadınların toplumdaki saygınlığının korunması için bu tür hitaplara izin verilemez. Görev başında işini yapan bir doktorun biyolojik durumu hiç kimseyi ilgilendirmeyeceği gibi yüksek sesle söylenmesindeki özel kastının incitmek, aşağılamak, rencide etmek olduğu tartışmasızdır.
    Bu gerekçelerle ilk derece mahkemesinin direnme kararının yerinde olduğu ve onanması gerektiği görüşünde olduğumdan bozma yolundaki sayın çoğunluğun görüşüne iştirak etmiyorum." gerekçesiyle,
    Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi de; direnme kararına konu Yerel Mahkeme hükmünün gerekçesinin isabetli olduğu düşüncesiyle,
    Karşı oy kullanmışlardır.
    V. KARAR
    Açıklanan nedenlerle;
    1- İstanbul 37. Asliye Ceza Mahkemesinin 17.09.2020 tarihli ve 28-175 sayılı direnme kararına konu hükmün gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA,
    2- Söz konusu hükmün, sanığa isnat edilen hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
    3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.10.2025 tarihinde yapılan birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından 15.10.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

    Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
    Üye olmak için tıkla!