Yargıtay 6. Ceza Dairesi, nitelikli yağma suçunda mağdur beyanlarındaki çelişkiler nedeniyle şüphe oluşması üzerine "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi gereği istinaf kararını bozdu.
Özet: Sanık hakkında nitelikli yağma suçundan verilen mahkumiyet kararının istinaf mahkemesince onanması üzerine yapılan temyiz incelemesinde, Yargıtay, mağdurun çelişkili beyanları, sanığın tutarlı savunması ve dosyadaki diğer deliller ışığında yağma iddiasının şüphede kaldığı, eylemin kasten yaralama suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ve "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi uyarınca kesin ve açık ispat olmaması nedeniyle hükmün bozulmasına karar vermiştir.

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI
: █████████ E., ████████ K.SUÇ
: Nitelikli yağmaHÜKÜM
: İstinaf başvurusunun esastan reddi kararıTEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ
: Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanmasıYapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:I. HUKUKİ SÜREÇA. İlk DereceGaziantep 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 13.04.2021 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile sanık hakkında nitelikli yağma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 149/1-d-h, 168/3, 53. maddeleri 5 yıl 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına karar verilmiştir.B. İstinafGazinatep Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin, 01.06.2023 tarihli ve █████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 280/1-a. maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.II. TEMYİZSanığın eyleminin doğru olarak belirlenmediğine, tanığın dinlenilmeden karar verildiğine, somut olayda yağma suçunun işlenmesini gerektirir bir durumun olmadığına, değer azlığı hükümleri uygulanması gerektiğine, mahkûmiyet için yeterli delilin bulunmadığına, suçun unsurunun oluşmadığına, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.B. Değerlendirme ve GerekçeDiğer temyiz itirazları yerine görülmemiştir.Ancak;Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; "Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir." Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) anlaşılmıştır.Somut olaya gelince; mağdurun aşamalarda değişerek gelişen ve bir ölçüde kendi içerisinde çelişen beyanı, sanığın olayın en başından itibaren tutarlı savunması, alınan adli muayene raporu, olayın kolluğa intikal ediliş şekli ve tüm dosya kapsamı dikkate alındığında yağma iddiasının şüphede kaldığı, hal böyle olunca sanık ile mağdur arasında bir sebeple çıkan tartışmanın büyümesi üzerine sanığın mağdura yönelik eylemlerinin kasten yaralama suçu kapsamında kaldığı gözetilmeden yazılı şekilde nitelikli yağma suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.III. KARARGerekçe bölümünde açıklanan nedenle, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye aykırı olarak BOZULMASINA,Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Gaziantep 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,15.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.