İşçilik alacakları davasında, iş sözleşmesi veya bordrolarda gerçeği yansıtmayan ücretin tespiti, ispatı ve işverenin belge düzenleme zorunluluğunun esasları.
Özet: Bu içtihat, kıdem ve ihbar tazminatı ile diğer işçilik alacakları davasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusundaki uyuşmazlığa odaklanarak, ücretin tespiti noktasında genel olarak ispat yükünün işçide olmakla birlikte, işverenin 4857 sayılı İş Kanununun 8. ve 37. maddeleri uyarınca çalışma koşullarını ve ücret detaylarını belirten belge düzenleme yükümlülüğünün önemini vurgulamaktadır; kararda, iş sözleşmesinde veya bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı durumlarda işçinin kıdemi, meslek unvanı, yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal ücretler gibi unsurlar dikkate alınarak gerçek ücretin resen tespit edilmesi gerektiği belirtilmiştir.

MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
DAVA
:Taraflar arasındaki, kıdem ve ihbar tazminatı, izin, fazla çalışma ile bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi taraflar avukatınca istenilmesi ve davacı avukatı tarafından duruşma talep edilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 22.05.2012 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacı adına Avukat ... geldi. Karşı taraf adına kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi. gereği konuşulup düşünüldü:Y A R G I T A Y K A R A R I1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.2- Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.4857 sayılı İş Kanununda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir.4857 sayılı Yasanın 8 inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37 nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. (Yargıtay 9.HD. 23.9.20 08... /27217 E, ██████████ K.).Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanmış olması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8 inci ve 37 nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenmiş olup olmamasının da araştırılması gerekir.Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.Somut olayda dosya içeriğine göre davacı işçi, İstanbul Bebek’te bulunan balık restoranında 5 yıla yakın süreyle garsonluk yapmıştır. Davacı işçi bahşişler dahil haftalık ücretinin 800,00 TL ile 1000,00 TL arasında olduğunu ileri sürmüş, davalı işveren imzalı bordrolara dayanarak asgari ücret ödendiğini savunmuştur. Bilirkişi raporunda iddiaya göre haftalık 800,00 TL net (aylık 3.200,00 TL) ve asgari ücrete (562,50 TL bürüt) göre hesaplamaya gidilmiştir. Mahkemece, asgari ücretin esas alındığı seçeneğe göre isteklerin kısmen kabulüne karar verilmiştir.İşyerinin özelliğine göre sabit ücret ve bahşiş ile çalışan kıdemli bir garsonun asgari ücret alması hayatın olağan akışına aykırıdır. Davalı tanığı da aylık ücretin 850.00 TL ile 950.00 TL arasında değiştiğini belirtmiştir. Bu durumda son ücretin 562,50 TL bürüt olarak kabulü hatalıdır. Öte yandan aylık asgari ücretin içinde fazla çalışma ücretlerinin zamsız kısmının yer aldığı kabul edilerek fazla çalışma hesabının % 50 zam kısmına göre belirlenmesi ede kabul şekli itibarıyla doğru değildir.Mahkemece, işyerinin özellikleri işçinin çalışma süreleri ve unvanı belirtilerek sabit ücret ve bahşişler dahil olmak üzere ne kadar ücret alabileceği ilgili meslek kuruluşlarından araştırılmalı ve alınacak olan cevaplar dosya içeriği ile yeniden bir değerlendirmeye tabi tutularak karar verilmelidir. Gerekirse bilirkişiden ek hesap raporu alınarak sonuca gidilmelidir. Ücretin tespiti konusunda eksik incelemeyle karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.Sonuç
: Temyiz olunan kararın yukarda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, Davacı yararına takdir edilen 900.00 TL.duruşma avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 22.05.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.