İşçilik alacakları davasında feragatin hata, hile veya ikrah ile iptali talebinin ispat yükü ve şarta bağlı feragatin geçersizliği üzerine Yargıtayın değerlendirmesi.
Özet: Yüksek Mahkeme, işçilik alacakları davasında davacının sunduğu, hata, hile veya ikrah yoluyla geçersizliği kanıtlanamayan feragat dilekçelerinin kesin hüküm niteliği taşıdığını ve şarta bağlı olmadığı açık olan bu feragatler nedeniyle davanın reddedilmesi gerekirken alacakların hüküm altına alınmasının hatalı olduğunu belirterek yerel mahkeme kararını bozmuş; ayrıca mahkeme kararının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun gerektirdiği usul hükümlerine uygun düzenlenmediğine dikkat çekmiştir.

MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
DAVA
:Davacı, kıdem ve ihbar tazminatı, ücret, bayram alacağı, hafta tatili alacağı, yıllık ücretli izin ile manevi tazminat alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.Yerel mahkeme, isteği hüküm altına almıştır.Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:Y A R G I T A Y K A R A R IA) Davacı İsteminin Özeti
:Davacı, feragatin iptali ile kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti, ücret, fazla çalışma, genel tatil ücreti ve manevi tazminat alacaklarının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.B) Davalı Cevabının Özeti
:Davalı, davanın reddini istemiştir.C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti
:Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.D) Temyiz
:Kararı davalı temyiz etmiştir.E) Gerekçe
:1. Bir davada taraflar; tasarruf ilkesinin doğal sonucu olarak, dava konusu üzerinde serbestçe tasarrufta bulunma haklarına sahiptirler. Bu hak nedeniyle açtıkları bir davaya son vermeleride mümkündür. Bu da üç şekilde olabilir ki; bunlar: Feragat, kabul ve sulhtür.Kural olarak feragattan dönülemez; ancak davacının, feragatinin bir maddi hukuk işlemi olması bakımından Borçlar Kanununun 23. ve devamı maddeleri uyarınca hata, hile ve ikraha dayalı olduğunu ileri sürmesi imkan dahilindedir.Bu hususu bir iptal davası, yani feragatin feshi davası olarak açabileceği gibi, davacı aynı dava içinde de feragatinin; hata hile ve ikrah nedeniyle geçersiz olduğunu savunabilir. Bir başka anlatımla ayrıca dava açma zorunluluğu yoktur. ( Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. baskı, Cilt:IV, Sayfa:3645 vd. )Feragatin içeriği olan maddi hukuk işlemine karşı, usul hukuku kurallarına göre yargılamanın iadesi yoluna başvurulamaz ise de olayımızda olduğu gibi hata, hile veya ikrah nedeniyle feragatin feshi (iptali ) için dava açılabilir.Davacı 11.01.2005 tarihinde davadan ve tüm alacaklarından feragat ettiğine dair dilekçe vermiştir. Kimlik tespiti yapılmıştır. Davacı vekili feragatin işe alınacağı vaadi ile verildiğini ancak işe alınmadığını savunmuştur. Mahkemece, davacının tekrar yurtdışında çalışmak üzere gönderileceği vaadi üzerine davadan vazgeçtiğini, ancak şirket müdürünün sakın gelmesin diye haber göndermesi nedeniyle feragatinden geri döndüğünü savunması karşısında yargılamaya devam edilmiştir.Davacı bu sefer "22.04.2005 tarihinde █████████ E. sayılı dosyadan feragat ediyorum. Daha önceki feragat dilekçemi kabul ve tekrar ederim." Yazılı 2. Bir feragat dilekçesi vermiştir. 26.04.2005 tarihli duruşmada tekrar işe alındığı için dilekçeyi verdiğini, işçilik haklarını almadığını davadan feragat ettiğini belirtmiştir.Mahkemece feragat nedeniyle 26.04.2005 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir.Davacının 22.07.2005 tarihli feragatin feshi dilekçesi ile dava yeniden görülmüş, feragatin şarta bağlı olması nedeniyle geçersiz olduğu gerekçesiyle alacaklar hüküm altına alınmıştır.Davacının feragat dilekçesinden şarta bağlı olduğuna ilişkin bir ibare yoktur. Davacı feragatin iptali hususunda tanık dinletmiş ise de, dinlenilen tanıkların davacının iddialarını kanıtlar nitelikte doğrudan görgüye dayalı olmadığı, davacıdan aktarılan bilgilere dayalı olduğu görülmüştür. Feragat yapıldığı anda kesin hükmün sonuçlarını doğurur. Davanın reddi yerine, şarta bağlı yapılmadığı açık olan ve irade fesadı altında verildiği ispatlanamayan feragat dilekçelerinin geçersiz olduğu kabul edilerek alacakların hüküm altına alınması hatalıdır.2. Kabule göre;Mahkemece yapılan yargılama sonunda 12.11.2009 tarihli son duruşmada kısa karar"1-Davacının hak etmiş olduğu alacakların davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine manevi tazminat yönünden unsurları oluşmadığından ve ücret talebi sübut bulmadığnıdan reddine" şeklinde açıklanmıştır.1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 388 nci maddesi uyarınca, mahkeme kararlarının;Karar aşağıdaki hususları kapsar
:1. Kararı veren mahkeme ile hakim veya hakimlerin ve tutanak katibinin ad ve soyadları ve sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa kararın hangi sıfatla verildiği,2. Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adresleri,3. İki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, ihtilaflı konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışması ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarda bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep,4. Hüküm sonucu ile varsa kanun yolu ve süresi,5. Kararın verildiği tarih ve hakim veya hakimlerin ve tutanak katibinin imzaları,Hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.Bu yasal şekil yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, hükmün infazında zorluklara ve tereddütlere, yargılamanın ve davaların gereksiz yere uzamasına, davanın tarafı bulunan kişi ve kurumların mağduriyetlerine sebebiyet verecek ve kamu düzeni ve barışını olumsuz yönde etkileyecektir. (Hukuk Genel Kurulu - ███████-778 E, ████████ K, Dairemizin 01.04.2008 gün ve ██████████ Esas, █████████ Karar sayılı ilamı).Somut olayda, davacının birden fazla talebi olduğu halde hüküm “1-Davacının hak etmiş olduğu alacakların davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine manevi tazminat yönünden unsurları oluşmadığından ve ücret talebi sübut bulmadığından reddine” şeklinde açıklanmıştır.Bu şekilde kurulan ve açıklanan hükümde taraflara yüklenen hak ve borçların açık ve şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde belirtilmediği ortadadır.Açıklanan hüküm sonucunda davacının hangi taleplerinin ne oranda kabul ve reddedildiği, yargılama giderlerinin (masraf ve vekalet ücretleri) ne şekilde hüküm altına alındığı Yasanın emredici hükmüne rağmen açıkça belirtilmemiştir.Bu nedenlerle 1086 sayılı yasanın 388. maddesinde belirtilen zorunlu unsurların hiç birisini taşımadığı anlaşılan hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.F) Sonuç
:Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 22.05.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.