Nitelikli dolandırıcılık suçundan yargılanan sanıklara, kanunda öngörülen cezanın alt sınırının beş yıldan fazla olması sebebiyle müdafi atanmaması adil yargılanma hakkı ihlali sayılmıştır.
Özet: Bilişim sistemleri ve banka aracılığıyla dolandırıcılık suçundan yargılanan sanıklar hakkında ilk derece mahkemesince verilen mahkumiyet hükümlerinin istinaf yoluyla onanmasına rağmen, temyiz incelemesinde, suçun nitelikli halinin gerektirdiği cezanın alt sınırının beş yıldan fazla olması sebebiyle kanunen zorunlu olan müdafi atanmaksızın yargılama yapılması ve sanıkların savunmalarının alınmaması adil yargılanma hakkına aykırılık teşkil etmiştir; bu hukuka kesin aykırılık hali nedeniyle bölge adliye mahkemesinin istinaf başvurularının esastan reddine dair kararı bozulmuş, dosyanın müdafi atanarak sanıkların hukuki durumlarının yeniden değerlendirilmesi amacıyla ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

MAHKEMESİ
:Ceza DairesiSAYISI
: █████████ E. █████████ K.SUÇ
: Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılıkHÜKÜM
: İstinaf başvurularının esastan reddiTEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ
: Bozmaİlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:I. HUKUKÎ SÜREÇA. Alaşehir Ağır Ceza Mahkemesinin, 26.04.2022 tarihli ve ███████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile; sanıklar ..., ...(...) ve ... hakkında bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 37/1, 158/1-f-son, 158/3, 52/2-4, 53. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 6 yıl 9 ay hapis ve 2.240,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.B. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin, 07.03.2023 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanık ... ve müdafii, sanık ... ... ve müdafii ile sanık ...'ın istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.II.TEMYİZ SEBEPLERİ1. Sanıklar ... ve ...(...) müdafiinin temyiz isteği; şahsi cezasızlık ve mahkumiyet ilkelerinin ihlal edildiğine, suçun nitelikli halinin oluşmadığına, çelişkili ifadelere itibar edilerek sanıkların mahkumiyetine karar verilmesinin hatalı olduğuna, mahkumiyetlerini gerektirir somut delillerin mevcut olmadığına, takdiri indirim sebeplerinin uygulanmamasının hatalı olduğuna ilişkindir.2. Sanık ...'ın temyiz isteği; suçsuz olduğuna, fazla ceza tayin edildiğine, etkin pişmanlıktan yararlandırılması ve lehe hükümlerin uygulanması gerektiğine ilişkindir.III. GEREKÇEYargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.05.2022 tarihli ve 2022/2-155 Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile herhangi bir takdir hakkı kullanılmaksızın artırım yapılmasını zorunlu kılan suçun nitelikli hâlleri nedeniyle yapılan yargılamalarda, cezanın alt sınırının beş yıldan fazla olması halinde adil ve etkin yargılanma hakkı kapsamında, sanıklara istemi olup olmadığına bakılmaksızın 5271 sayılı Kanun'un 150/3 maddesi uyarınca müdafi atanması gerektiğine karar verilmiştir.Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sanıklar ..., ... (...) ve ...'ın yargılama aşamasında kendilerinin seçtiği bir müdafinin bulunmadığı gibi 5271 sayılı Kanun'un 156 ncı maddesi gereğince de Yerel Mahkemece resen bir müdafii tayin edilmediği anlaşılmakla, sanıklara isnat edilen üç veya daha fazla kişi ile birlikte nitelikli dolandırıcılık suçu bakımından, 5237 sayılı Kanun'un 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi ve son cümlesi uyarınca dört yıldan on yıla kadar hapis cezası öngörüldüğü, suçun üç veya daha fazla kişi ile birlikte işlenmesi nedeniyle aynı Kanun’un 158 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre herhangi bir takdir hakkı kullanılmaksızın yarı oranda artırım yapılmasının zorunlu olduğu, bu kapsamda, üç veya daha fazla kişi ile birlikte nitelikli dolandırıcılık suçu bakımından Kanunda öngörülen cezanın alt sınırının beş yıldan fazla olması dikkate alındığında adil ve etkin yargılanma hakkı kapsamında, istemi olup olmadığına bakılmaksızın 5271 sayılı Kanun'un 150 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca sanıklar ..., ... (...) ve ...'a ayrı ayrı müdafi atanıp savunmaları alındıktan sonra tüm delillerin birlikte değerlendirilerek sanıkların hukuki durumlarının ve haklarında 5237 sayılı Kanun'un 158 üncü maddesinin üçüncü maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tayin ve takdirinde zorunluluk bulunmasının göz ardı edilmesi, 5271 sayılı Kanun’un 289/1-h. maddesi kapsamında hukuka kesin aykırılık hâli olarak saptanmıştır.IV. KARARGerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin, 07.03.2023 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince sair yönleri incelenmeksizin, Tebliğname’ye uygun olarak, Yargıtay üyesi ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla BOZULMASINA,Bozma kararının, temyiz dışı sanık ...'ya 5271 sayılı Kanun'un 306. maddesi gereğince SİRAYETİNE,Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca Alaşehir Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.09.2025 tarihinde karar verildi.Karşı Görüş
:Sanıklar hakkında TCK' nin 158/1-f-son 158/3maddeleri uyarınca kurulan mahkumiyet hükmünün anılan maddede öngörülen cezanın alt sınırına göre CMK' nın 150/3 maddesi uyarınca sanığa zorunlu müdafii atanması gerektiğine ilişkin sayın çoğunluğun bozma kararına iştirak etmek mümkün bulunmamıştır, zira;Sayın çoğunluğun temel hapis cezasının 5 yıldan fazla öngörülmediği suç tiplerine ilişkin olarak artırım maddelerinin CMK' nin 150/3 maddesinin tatbikinde nazara alınması gerektiğine ilişkin kararı yalnızca CMK' nin 150/3 maddesinde belirlenen zorunlu müdafilik müessesesini değil, doğrudan mahkemenin kanuna uygun teşekkülünü de etkileyen bir karar olması nedeniyle hukuka kesin aykırılık halleri başlıklı CMK'nin 289/1-e maddesiyle de ilgilidir. Bu bağlamda çok Türk Ceza Muhakemesi hukukunun en temel konularından birine doğrudan etki eden bir karar olduğunu ifade etmenin zannımca mübalağalı olduğu söylenemeyecektir.Zorunlu müdafii atanmasına ilişkin mevzut kronolojik olarak ele alındığında 5271 sayılı ceza Muhakemeleri Kanunun 150/3 maddesi kanunlaştığı ilk metni ile üst sınırı en az 5 yıl hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmadaikinci fıkra hükmü uygulanır" şeklinde iken 5561 sayılı kanunun 21. Maddesi ile yapılan değişiklikle alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır şeklindeki değişiklikle zorunlu müdafi atanmasına ilişkin suçlarda 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlar ibaresinin alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlar olarak değiştirilmesini müteakip o tarihte terör davalarına bakmakla görevli Yargıtay yüksek 9. Ceza dairesi değişikliğe kadar TCK'nin 3 14... sayılı Kanunun 5 maddesi kapsamında silahlı terör örgütü üyeliği suçlarında değişliklik öncesi zorunlu müdafi atanması yönünde bozma kararları verirken değişiklikten sonra 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cesası ile birkikte 3713 sayılı kanunun 5 maddesi ile 1/2 oranında artırım yapılması kanuni zorunluluk olan silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlarında zorunlu müdafi atanması gerekmediğine karar vermiştir. Anılan uygulama 2016 yılı sonrasına kadar devam etmiş daha sonra yine örğüt suçlarına bakmakla görevlendirilen kapatılan Yargıtay yüksek 16 Ceza Dairesi 2017 yılında önce sanık istemese bile tutuklu yargılamada müdafi zorunluluğu nedeniyle çok fazla sayıda bozma kararları vermiş akabinde de bu uygulamasından vazgeçerek CMK' nin 150/3 maddesi kapsamında zorunlu müdafii atanmasında artırım maddelerininde gözetilmesi gerektiğine ilişkin yine çok fazla sayıda silahlı örgüt üyesi olma suçuna ilişkin bozma kararları vermiştir. Yargıtay Kapatılan 16. Ceza Dairesi kararları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.11.2016 tarih ve 950-436 esas ve karar sayılı kararı ile zorunlu müdafi atanmasına gerek olmadığına ilişkin kararına rağmen bu karar sonrası dönemde başlamış ve devam etmiştir. Alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektirmeyen suçlar yönünden artırım maddelerinin CMK' nin 150/3 maddesi yönünden nazara alınması gerektiğine ilişkin bozma kararları ve aynı zamanda tutuklu yargılamada talep olmasa dahi müdafi bulundurulması zorunluluğuna ilişkin bozma kararları doğrudan Yargıtay Ceza Genel Kurulunda tartışılmış Yargıtay yüksek Ceza Genel Kurulunun 03 12.2020 gün ve ███████-270 esas, ████████ karar; 05.11.2020 gün ve ███████-1 53... /446 Karar; 19.11.2020 gün ve ███████-4 41... /468 Karar sayılı kararları ile CMK' nın 150/3 maddesi uygulamasında yalnızca temel cezanın alt sınırının 5 yıldan fazla hapis cesası gerektiği bu nedenle cezanın artırım maddelerinin bu madde uygulamasında nazara alınamayacağına ilişkin 2016 yılındaki karar sonrası üç yeni karar ortaya çıkmıştır. Buna rağmen 2021 yılında Ceza Genel Kurulu başkanın görev süresinin bitimi ve yeni Ceza Genel Kurulu başkanı seçimi sonrasında 5560 sayılı kanunun kabul edildiği 6.12.2006 tarihinden itibaren süregelen istikrarlı uygulama herhangi kanun değişikliği olmadan ve anılan aynı mahiyetteki dört Ceza Genel Kurulu kararının varlığına rağmen aksi yöndeki 2021 yılındaki ceza artırım maddelerinin de nazara alınması gerektiği yönündeki karar ortaya çıkmış ve istikrarlı uygulama ortadan kalkmıştır.Şunu ifade etmek gerekir ki hukuki güvenlik ve istikrar yönünden herhangi bir kanun değişikliği olmadan ve içtihatlar akla, mantığa, hukukun genel ilkeleri ve hayat tecrübelerine aykırı olmadıkça kısaca ve özetle haklı ve gerekli bir neden olmaksızın hukuki güvenlik ve istikrar yönünden değişmemesinde yarar vardır . Bu içtihatların canlı ve gerektiğinde değişken olma gerekliliğine zarar vermeyecektir.Gelinen aşama itibarıyla en temel hukuki konulardan birini teşkil eden somut olayda birbiri ile tenakuz halinde birden çok Ceza Genel Kurulu kararının var olması nedeniyle içtihatların yeniden istikrar kazanması ancak ve ancak konunun Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunda ele alınması ve oradan çıkacak içtihadı birleştirme kararının varlığı hukuki ihtilafın giderilmesinin tek yoludur. Acilen içtihadı birleştirme kararı alınmalıdır zira yukarıda da belirtildiği üzere CMK' nin 150/3 maddesi zorunlu müdafilik kurumunu düzenlemekle birlikte zorunlu müdafinin bulunması gereken davalarda buna yer verilmemesi doğrudan CMK' nın 1 88... /1-e maddesinde düzenlenen muhakeme kişileri yöünden mahkemenin kanuna uygun teşekkülü müessesini etkileyecektir ki bu durum hukuka kesin aykırılık hallerinden biri olup her aşamada yani olağan ve olağanüstü kanun yollarına mutlak nazara alınması gereken hallerden biridir. Öyleki 2006 yılından bu yana zorunlu müdafiin yer almadığı tüm davalarda mahkeme kanuna uygun teşekkül etmediğinden olağan üstü kanun yolu olan ysargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz yoluna başvurmasını gündeme getirecektir. Zira CMK2nın 188 maddesinde yazılı müdafin duruşmayı mazeretsiz terk etmesi istisnası haricinde zorunlu müdafiin bulunmadığı bir davada mahkemenin duruşmada bulunması gerekli kişiler yönünden kanuna uygun teşekkül ettiğini söylemek mümkün değildir ve CMK nın 289/1-e maddesine göre kesin hukuka aykırılık hali vardır ve süreye bakılmaksızın itiraz kanun yoluna gidilmesi gereklidir. Bize göre bu durum içtihat değişikliğinin ötesindedir.Yukarıda açıklanan nedenlerle neticeten 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Kanun'un 06.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Kanun'un 21 inci maddesi ile yapılan değişiklik ile 150 inci maddesinin üçüncü fıkrası “Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır." şeklindeki düzenleme ve Yargıtay özel dairelerinin yukarıda belirtilen istikrarlı uygulamaları ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.11.2016 tarih ve 950-436; 06.12.2016 tarih ve 939-465 sayılı, 03.12.2020 tarihli, ███████-270 Esas ve ████████ Karar sayılı, 05.11.2020 tarihli, ███████-153 Esas ve ████████ Karar sayılı, 19.11.2020 tarihli, ███████-441 Esas ve ████████ Karar sayılı “zorunlu müdafi görevlendirilmesinde yalnızca temel cezanın dikkate alınacağı” yönündeki 2021 yılına kadar istikrarla devam eden kararları dikkate alındığında şüpheli veya sanık için zorunlu müdafi görevlendirilmesinin, temel ceza yönünden alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmalarla sınırlandırıldığı ve artırım maddelerinin nazara alınamayacağı görüşüyle sayın çoğunluğun bu yöndeki bozma kararına katılmak mümkün bulunmamıştır.