Oğul tarafından babasına karşı adi ortaklık ve müşterek yatırımlar iddiasıyla açılan tapu iptal ve tescil davasında kesinlik kararının kaldırılması.
Özet: Davacı, babasıyla 15 yıl süresince büyükbaş hayvancılık işi yürüttüklerini ve emeklilik ikramiyesi ile birikimlerini birleştirerek davalı adına taşınmazlar aldıklarını iddia ederek, aralarındaki adi ortaklığın tasfiyesiyle payının ödenmesini, bu ortaklık kapsamında üzerinde yatırım yaptığı taşınmazdaki değer arttırıcı harcamaların bedelini ve söz konusu taşınmazın tapu kaydının kendi adına tescilini talep etmiş; ilk derece mahkemesi bu talepleri ayırarak yargılamış, ancak bölge adliye mahkemesinin miktar nedeniyle kesinlik kararı, davadaki ortaklık ilişkisi iddiasının niteliği gereği Yargıtay tarafından kesin olmadığına hükmedilerek temyiz yolu açılmıştır.

MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI
: █████████ E., █████████ K.İLK DERECE MAHKEMESİ
: Mustafakemalpaşa 1. Asliye Hukuk MahkemesiSAYISI
: ████████ E., ████████ K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı ile bu kararın temyiz edilmesi üzerine verilen 25.12.2024 tarihli ek karar davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın miktar itibariyle kesin olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin temyiz talebinin reddine dair ek karar verilmişse de, davanın niteliği ve davacının davalı ile arasında ortaklık ilişkisinin bulunduğu yönündeki iddiası nazara alındığında verilen kararın kesin nitelikte olmayacağı anlaşılmakla, Bölge Adliye Mahkemesince verilen 25.12.2024 tarihli ek kararının kaldırılmasına, davacı vekilinin temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacı vekili; müvekkilinin davalının oğlu olduğunu, davalının emekli ikramiyesi olarak aldığı 22.875,00 TL ile büyükbaş hayvancılık yaptıkları için birikimlerini birleştirerek 2003 yılında .. İli .. İlçesi .. Mahallesinde davalı adına kayıtlı taşınmazların alındığını, bu taşınmazlardan başka da .. İlçesinde gerçekleşen çalışmalarıyla elde edilen yatırımlar ile de taşınmazlar alındığını, davalı adına taşınır ve taşınmaz mallar bulunduğunu, .. İlçesi, .. mahallesinde kain 207 parsel üzerindeki taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tescilini talep ettiklerini, davalının müvekkilinden vekaletname aldığını, bu vekaletname ile bazı işlemler yaptığını, müvekkili ile davalı arasında 15 yıl süreyle bu şekilde adi ortaklık ilişkisi bulunduğunu, davalının oğlu olan müvekkiline sadece bir miktar giysi ve sosyal harcamalarını kısmen karşılayacak şekilde harçlık verdiğini, davalının eşinin vefatından sonra işlerin müvekkili ve eşi tarafından yapıldığını, .. mahallesinde kain 207 parsel sayılı taşınmaza müvekkilini davalının yerleştirdiğini, sonrasında ise davalının el atmanın önlenmesi ve ecrimisil talebiyle Mustafakemalpaşa 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde ████████ E. sayılı davayı açtığını, müvekkilinin davaya konu eve 45.000,00 TL harcama yaptığını ileri sürerek; müvekkilinin dava konusu 207 parseldeki binaya 2017 Ağustos ayında ve devam eden tarihlerde yaptığı değer arttırıcı ve kalıcı inşaat işleri sebebiyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, 25.000,00 TL muhdesat bedelinin işlemiş ve işleyecek yasal faiziyle davalıdan tahsiline, taraflar arasındaki ortaklığın 2017 Mayıs ayında sona ermesi sebebiyle ortaklığın tasfiyesi ile müvekkilinin tasfiye payına ilişkin olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, 25.000,00 TL'nin işlemiş ve işleyecek yasal faizleriyle davalıdan tahsiline, davaya konu 207 parsel sayılı taşınmaz yönünden fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 50.000,00 TL harca esas değer gösterilerek davalı adına olan tapusunun iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep etmiş; Mahkemece 31.05.2021 tarihli celsede davacının 3 talebinin ayrı davalara konu olduğu gerekçesiyle tefriki ile ayrı ayrı esaslara kaydına karar verilmiş; tapu iptal tescil yönündeki talebin eldeki esasa kaydedilip yargılama yapıldığı görülmüştür.II. CEVAPDavalı vekili; taraflar arasında ortaklık ilişkisi bulunmadığını, zira tarafların baba oğul olduğunu, davacının tapu iptali ve tescil talebinin yerinde olmadığını, müvekkilinin davacıya taşınmaz devredeceği yönünde bir vaadinin bulunmadığını, davacının aynı taşınmaza yönelik katkı payı alacağı davası da açtığını, davacının mülkiyet iddiası gerçek olsa idi katkı payına ilişkin dava açmaması gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının Mahkemenin █████████ E. sayılı dosyası ile dava konusu taşınmaza yapılan giderlerin bedelini talep ettiği, davalı ile yapılan hayvancılık faaliyetinin adi ortaklık olduğundan bahisle tasfiyesini talep ettiği ve dava konusu taşınmazın adi ortaklığın tasfiyesi ve dava konusu taşınmazın davalı tarafından mülkiyetinin devredileceğine ilişkin vaadi nedeniyle, dava konusu taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptalini talep ettiği anlaşılmakla, davaların birleştirilmesi başlıklı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (6100 sayılı Kanun) 166/4 maddesindeki davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması veya biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek olması halinde davaların arasında bağlantı var sayılacağı hükmü uyarınca, adi ortaklığın tasfiyesi ile tapu iptali ve tescil talebinin aynı davada ileri sürülemeyeceği, ayrıca adi ortaklığın tasfiyesi için █████████ E. sayılı dosyada adi ortaklığın tasfiye edilmesi sonucu bedel talep edilmesi ve tapu iptali ve tescil talebinin aynı zamanda davalı tarafından davaya konu taşınmazın davacıya vaat edildiğinin iddia edilmesi karşısında davanın tapu iptal ve tescil talebi yönünden tefrikine karar verilmesi gerektiği, tapu iptali ve tescil talebine dayanak gösterilen adi ortaklığın tasfiyesi ve taşınmazın mülkiyetinin devredileceğinin vaadine ilişkin yapılan değerlendirmede ise, davacı tarafından taraflar arasında adi ortaklık olduğunun iddia edildiği ve adi ortaklığın tasfiyesinin talep edildiği, bu tasfiye sonucu belirlenecek bedelin ödenmesinin talep edildiği, bu kapsamda belirlenecek bedel için ödeme talep edilmesinin yanında dava konusu taşınmazın mülkiyetinin talep edilemeyeceği, yine dava konusu taşınmazın mülkiyetinin devrinin davalı tarafından vaat edilmiş olduğunun iddia edildiği, ancak davalı tarafından böyle bir vaadin olduğu hususunun davacı tarafça ispat edilemediği gibi, böyle bir vaadin bulunması halinde dahi bunun bağışlama vaadi olarak değerlendirilmesi gerektiği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda (6098 sayılı Kanun) bağışlama sözü vermenin yazılı şekil şartına bağlandığı, bir taşınmazın bağışlanması vaadinin ise resmi şekilde yapılmasının geçerlilik şartı olduğu, dolayısıyla davacının davaya konu taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına kayıt ve tesciline ilişkin talebinin hukuki dayanağı bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.IV. İSTİNAFBölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen tarihli kararıyla; uyuşmazlığın tapu iptali ve tescil istemine ilişkin olduğu, dava konusu 207 parsel sayılı kargir, 1 katlı ahır, samanlık ve bakımevi vasıflı taşınmazın, 12.12.2002 tarihli satış işlemi nedeni ile davalı adına kayıtlı olduğu, davacının dava konusu taşınmazı davalının kendisine vereceğini taahhüt ve vaad ettiğini ileri sürerek tapu iptal tescil talebinde bulunmakta ise de, 6098 sayılı Kanunun 288. maddesi uyarınca taşınmaz bağışlama vaadinin resmi şekilde yapılması gerektiği, sözlü olarak yapılamayacağı, davacı adi ortaklığın tasfiyesi nedeni ile alacak ve taşınmaza yönelik değer arttırıcı işlem yapılması nedeni ile alacak taleplerinin bu dava ile ilintili olduğunu, tefrik edilmemesi veya onların sonucunun beklenmesi gerektiğini ileri sürmüşse de; tapu iptali ve tescil talebindeki iddianın, adi ortaklık tasfiyesinden kaynaklı alacak ve taşınmaza değer arttırıcı işlem yapılmasından kaynaklı alacak davalarındaki iddialarla ilgisinin bulunmadığı, tapu iptali ve tescil talebinin davalının dosyaya konu taşınmazı davacıya bedelsiz vereceğini vaad ve taahhüt etmesine dayanıldığı görüldüğünden dosyaların tefrik edilmesinin ve sonuçlarının bekletici mesele yapılmamasının yerinde bulunduğu, bu itibarla İlk Derece Mahkemesince esas yönünden verilen karar yerinde ise de, kamu düzenine yönelik olarak yapılan incelemede davanın reddine karar verilmesi halinde, kararın verildiği tarihte geçerli olan tarifeye göre maktu harç tahsili gerekirken, nispi harç tahsiline karar verilmesi yerinde olmadığından davacı vekilinin istinaf talebinin kamu düzeni yönünden kabulü gerektiği, karara karşı sadece davacı tarafça istinaf yoluna başvurulduğundan, davacı aleyhine hükmedilen vekalet ücretinde 2024 yılı AAÜT hükümleri gereğince hesaplanan vekalet ücretinin İlk Derece Mahkemesince hüküm altına alınan 33.063,87 TL'den daha fazla (56.260,28 TL) olduğu görüldüğünden kazanılmış hak gereğince vekalet ücretinin aynı şekilde bırakıldığı gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kamu düzenine yönelik kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.V. TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavacı vekili; dava dilekçesindeki taleplerini belirsiz alacak olarak açtıklarını, Derece Mahkemelerince hatalı değerlendirme yapıldığını, öncelikle muhtesat ve mülkiyet iddiaları sebebiyle █████████.E. ve bilhassa adi ortaklığın tasfiyesine dair ████████.E. sayılı dosyaların sonucunun kesinleşmesinin bekletici mesele yapılması gerektiği belirtilmesine rağmen bu taleplerinin reddedildiğini, 3 ayrı dava oluşacak şekilde tefrik kararı verilmesinin hatalı olduğunu, zira üç ayrı talebin birbiri ile ilintili olduğunu, eldeki davadaki taleplerinin aslen adi ortaklığın Mahkeme tarafından tasfiyesi olduğunu, ortaklığın malvarlığı tespit edilmeden ve tasfiye yapılmadan karar verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.B. Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlık, adi ortaklık sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.1. 6100 sayılı Kanunun ikinci bölümü yargılamaya hakim olan ilkeleri düzenlemektedir. Kanun'un 31. maddesi hakimin davayı aydınlatma ödevini, 33. maddesi ise hukukun uygulanması ilkelerini düzenlemektedir. Hukuk yargılamasında maddi vakıaları ileri sürmek yükümlülüğü taraflara, hukuki nitelendirme ve davayı aydınlatma yükümlülüğü ise Kanunun 31... . maddeleri uyarınca hakime aittir.Aynı Kanunun 166. maddesi ise şu şekildedir;“(1) Aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış davalar, aralarında bağlantı bulunması durumunda, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden ilk davanın açıldığı mahkemede birleştirilebilir. Birleştirme kararı, ikinci davanın açıldığı mahkemece verilir ve bu karar, diğer mahkemeyi bağlar.(2) Davalar, ayrı yargı çevrelerinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış ise bağlantı sebebiyle birleştirme ikinci davanın açıldığı mahkemeden talep edilebilir. Birinci davanın açıldığı mahkeme, talebin kabulü ile davaların birleştirilmesine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren, bununla bağlıdır.(3) Birleştirme kararı, derhâl ilk davanın açıldığı mahkemeye bildirilir.(4) Davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda, bağlantı var sayılır...” düzenlemesine yer verilmiştir.Davaların birleştirilmesi ve ayrılması müessesesinin temelinde usul ekonomisi ilkesi yatar. 6100 sayılı Kanunun 30. maddesinde düzenlenen usul ekonomisi ilkesi, Anayasal dayanağı olan bir ilke olup, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 141. maddesinin dördüncü bendinde, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğuna açıkça işaret edilmiştir.Öte yandan 6100 sayılı Kanunun 166. maddesinde; aralarında bağlantı bulunan, daha açık anlatımla aynı veya benzer sebeplerden doğmuş yahut biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek mahiyette olduğu, davaların aynı sıfat ve düzeydeki mahkemelerde açılmış olmak kaydıyla davanın her aşamasında birleştirilebileceği hüküm altına alınmıştır. Birleştirilen davalarda tek bir yargılama yapılır ve ortak deliller tek bir kez toplanır. Bunun sonucunda Mahkeme uyuşmazlığın bütün taraf1arının menfaatini aynı yargılama içerisinde görme, değerlendirme ve uyuşmazlığı bu çerçevede çözme imkanına sahip olur. Bu da hukuk güvenliğinin korunması ve çelişkili kararların önüne geçilmesine hizmet eder.Yukarıdaki açıklamalara göre, somut olayda; davacı tarafça, davalı olan babası ile aralarında adi ortaklık ilişkisi bulunduğu belirtilerek muhdesat bedeli, tapu iptali ve tescil ve tasfiye payına ilişkin talepte bulunulmakla, hukuki nitelendirme yukarıda belirtildiği üzere hâkime ait olduğundan, eldeki uyuşmazlığın çözümü noktasında İlk Derece Mahkemesince söz konusu 3 talebin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği ve aralarında ilinti bulunmadığı yönünde değerlendirme yapılarak ve eldeki uyuşmazlığın çözümüne ilişkin hatalı şekilde bağışlama taahhüdüne ilişkin hukuki değerlendirmede bulunularak verilen tefrik kararları yerinde olmadığı gibi, İlk Derece Mahkemesince yapılan söz konusu değerlendirmenin yerinde bulunduğuna yönelik Bölge Adliye Mahkemesi kararı da usul ve kanuna aykırıdır.Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesince; davacının dava dilekçesine konu ettiği her 3 talebin hukuken davalı babası ile aralarında var olduğunu iddia ettiği ortaklık iddiasına dayandığından verilen tefrik kararlarının hatalı olduğu nazara alınarak, taraflar arasında ortaklık ilişkisi bulunup bulunmadığının belirlenmesi, ortaklık ilişkisinin olduğu tespit edilirse davacının ortaklığa konu olduğunu iddia ettiği dava konusu 207 parseldeki taşınmaz ve diğer tüm taşınır ve taşınmaz malvarlıklarının da hep beraber değerlendirilmesi suretiyle çözüme kavuşturulabileceği dikkate alınarak sonucuna uygun şekilde hüküm tesisi yoluna gidilmesi gerekirken, açıklanan hususların göz ardı edilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.2. Bozma sebebine göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.VI. KARARAçıklanan sebeplerle;1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 373/1 maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA,2. Davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine,Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine01.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.